İlginç bir şiir, ben en çok şu bölüme takıldım. Hatta bir kaç defa okudum, yorumlamaya çalıştım. Çok derin anlamlar içeriyor bence bu bölüm...
Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada
Subutay;184618 wrote:İlginç bir şiir, ben en çok şu bölüme takıldım. Hatta bir kaç defa okudum, yorumlamaya çalıştım. Çok derin anlamlar içeriyor bence bu bölüm...
Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada
Sustum!
Ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
kendimle konuşuyorum şimdi yalnız...
yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime
kimse duymuyor
sustum!
sustu dudağımdaki şarkı, gözlerimdeki şiir
yaraları yalayan rüzgar
sokaklarında kahrolduğum şehir
gözlerim konuşuyor yalnız
sustum!
bin ah sürüp dudaklarıma
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
sustu benimle deniz,
sustu deli dalgalar, sustu martılar...
umutlarımı sarıp rüzgarlara
uzaklara savuruyorum her gece
yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne
Sustum!
tuz basıp yaralarıma!
sustum
içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi
yaslanıp yalnızlığın duvarına
gül döküp kalabalıklara
kimsesiz geziyorum gönül ülkemi her gece
kimse bilmiyor..
kimse görmüyor
sustum!
sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak
acılar konuşuyor şimdi yalnız
yaralı gönlümün sızıları konuşuyor
tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir
atıyorum uçurumlardan
kimse hissetmiyor...
sustum!
saçlarını kokluyorum rüzgarların
dudaklarından öpüyorum hayatı
içimde incecik bir sevgi ürperiyor
sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme
gelmiyor beklediğim bahar
yaralar merhem tutmuyor
gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara
mendil silmiyor
yağmur dinmiyor
sevdiğim bilmiyor..
sustum!
sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu zaman
sustum
yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata
kimse anlamıyor...
sustum!
ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat
kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi
yaralar merhem tutmuyor
geceler avutmuyor
ben sustum
acılarım konuşuyor yalnız...
ben sustum!
susmuyor yüreğimi kavuran kasırga
pencereme vuran yağmur damlaları
susmuyor her gece dışarda inleyen rüzgar
gelmiyor bahar
kuşlar sevinmiyor
yıldızlar küs
ay üzgün
güneş doğmuyor
acılar dinmiyor
içimde binlerce şiir kanıyor her gece
kimse bilmiyor...
sustum!
sustu benimle sarı sabır, sustu hasret,
sustu hayat
sustu zaman
acılar konuşuyor yalnız
acılarım konuşuyor
kimse duymuyor...
duymuyor...
duymuyor...
duymu...
duy...
böyle siliniyor hatıralar,önce yüreğin kopuyor sonra mantığın,ağır ağır ilerliyor gizli bir hastalık gibi,sarıyor dörtyanını yaşamışlığının,eskitmişliğin kadar yıllarını,dökemediğin gözyaşlarında boğuyor,bir gece yarısı operasyonunda kaybediyorsun geriye kalanını,önce tek tek sonra tümü. Ilkinde eskiyor simalar,alışır olana dek albümlerde zamana daimi galipsin ta ki resimlerin büyümediğini anlayana dek! Böyle işte,önce resimler kayboluyor gözlerinden,dudağından isimler,derin karadeliğine çekiyor zaman,sonra yüreğinden hisler;her bir damarı tırnaklayarak terkediyor seni. şimdi kayboldu resmin...
Gözlerin değse gözlerime, başım eğilir benim
Bakamam gözlerinin derin perdelerinden içeriye
Uzatsan ellerini tutamam heyecanımdan
Öyle dona kalırım ellerinin boşluğu arasında
Biraz daha yaklaşsan tutuşurum aşkın firakıyla
Ve dokunsan yanarım kor bir alev gibi derinden
Ne olur nasılsın deme sevgilim!
Dilim iyiyim deme refleksini gösteremeyecek
Sadece sus ve kalbimin ritmi daha da artmadan dur
orada
Biliyorum sıkılacaksın her zamanki gibi
suskunluğumdan
Yine çekip gideceksin çok uzaklara
Yamalı yüreğimin çukuruna düşeceğim gidişinle
Gitme kal deme cesaretini de bulamayacağım
kendimde
Utancımdan başım önümde, kısılır dudaklarım
Ve gidişini seyredeceğim gözlerimin taşkın tavlıyla
Kalırsan yanarım, gidersen üşürüm ben
Ateşle buzun arasında ki boşluktayım şu anda
Ne git demeye, nede kal demeye varamaz
dudaklarım
Biliyorum sen her zamanki gibi gideceksin!
Sana dur deme kadehinden bir yudum umut
yudumlayamayacağım
Yine boynumdaki utangaçlığın kolyesini
düşüremeyeceğim
Ardından yürüdüğün kaldırımlarda izini takip
edeceğim
Gidişe attığın her adımda üşüyeceğim
Yaklaştığım her adımdaysa yanacağım
Ne git, nede gitme
Bırak kalayım ortasında bu aşkın
Dokunsan yanarım, gidersen üşürüm ben
Suskunluğun misafiri olmaktan haz alıyor yüreğim!
Musalla taşındaki cesedin suskunluğu kadar suskunum
Konuşmalara küstüm! Gemilerim artık kendime yol alıyor.
Her zaman her yerde her istenileni anlatamıyorum.
Kime, neyi, nasıl ispatlayacaksın! o halde suskunluğun elini tutuyorum.
Merhem tutmaz öyle yaralarım var ki! Konuşamıyorum…
İçime atıp susuyorum.
Kurşun geçmez şartlanmış beyinlere söz geçiremiyorum.
Sayfalarca susuyorum.
Kelimelerimin dinlenmeye en çok muhtaç olduğu anlarda,
Beni anlayacak bana derman olacak birini aradığımda,
O çok (boş) konuşanlar kaçıyor.
Sokağımın gece yarısı suskunluğa terk edildiği gibi,
Bende yüreğimi suskunluğun kucağına bırakıyorum
Konuştuğum zaman mahkûm,
Sustuğum zaman zanlı muamelesi görüyorum.
Ne yapacaksın, kime gideceksin…
Anlamsız konuşmalardan kendime sığınıyorum
Zor olanı tercih ettim sustum…
Boğazıma dizilmiş sözcükleri söylemeden, haykıramadan, içime atarak…
Bir bilseler susan birinin gözlerinde çuvallar dolusu kelime olduğunu,
Ve yine bir bilseler söz tükenmişse en güzel cevabın susmak olduğunu…
Tarif edemediğim acıları,
Hayal kırıklıklarımı susuşlarımla örtüyorum.
Yüreğimin en ücra köşelerine inen zehirli oklardan
Canım çok yandı!
Konuşursam;
Kırmaktan, kırılmaktan
Gözyaşlarımı tutamamaktan
Kelimeleri yan yana getirememekten
Yaralı kelimeler sunmaktan korkuyorum.
Geri alınmayacak kelimeler adına; ağzımın sürgüsünü çektim!
Şuan boğazımda düğümlenen kelimeleri çarmıha germekle meşgulüm
Sustum…
Ben sustukça suskunluğumun üstüne düşman gibi sözcükler yağsa da
İncitseler de beni, artık vakit susma vaktidir
Korkup kaçtı,
Suçunu kabul etti,
Haksız olduğunu kabullendi diyecekler…
Desinler… Dudağım mühürlü!
Duygularım susuşlarımda saklı kalacak.
Yıllardır biriktirdiğim hiç kullanılmamış kelimelerimi
Devren satılığa çıkarıyorum. İlan verdim!
Alan olmazsa kalbimin morgunda biriktireceğim
Sahi, her susan haksız mıdır?
Belki de her Suskunluğun arka planında ciltler dolusu anlamlar vardır.
Kim bilir!
Ve bir gün Söylenmemiş cümlelerimi zulama koyup gideceğim bu şehirden
Varsın kaçtı desinler…
Susacağım!
Derin denizleri her rüzgâr dalgalandıramaz…
Bigün gelir "ne var ,ne yok?" dersen..
Sana aynı şeylerden bahsederim yine..
Balkonuma konan sabah kuşlarından ve onlarla paylaştığım kahvaltımdan..
Sıcak ekmek kokusunun peşine nasıl takıldığımdan..
Avuçlarımda sakladığım oksitlenmiş yalnızlıklardan..
Arka ceplerimde biriktirdiğim küçük mutluluklarımdan..
Güneşin kızıllığından..
Yağmurun denizle dansından..
Düşlerimin hala bütün başkentlere yabancı olduğundan..
Ne kadar çok düşten düşürüldüğümden ve dizlerime yaptığım ilkyardımlardan..
Değişmedi çok şey..
Korkuyorum yine gökgürültüsünden..
Yine kitaplar alıyorum yaşlı amcadan..
Montumu şişiren o tatlı rüzgara yüz vermiyorum..
Hala mızıka çalıyorum aklıma geldikçe sevdiklerimi uğurladığım o kaygan yüzey..
Ve biliyor musun?
Hala gitmeleri düşündükçe kuzey iklimleri düşüyo tenime..
Bilirsin olur olmaz yere üşümelerim var benim..
Aynıyım..
Kelimelerden cümleler kurma yeteneğim olduğunu düşünüyorlar hala..
Yine en çok dolaylı tümleçleri seviyorum...
Onları bi öznenin etrafında dolaylayıp dolaylayıp saçma bi yükleme bağlamayı..
Konuşuyorum yine zaman zaman uykularımda..
Çakıl taşlarından,ağustos böceklerinden, düşler ülkesindeki ırmaklardan,kırlangıç öykülerinden söz ediyorum…
Değişmedim sanırım...
Kumdan kalelerde,
Dev puzzle larda,
uçurtma bayramlarında hala aklım ve fikrim..
Bütün başkentlerden sürgün uzaklarda..
Hani o en uzaklarda..
En... en uzaklarda...
Bu gün 9 asker kardeşimizin şehit olduğunu üzüntüyle haberlerden duymuş bulunuyoruz. Şehidlerimizin ruhu şad olsun. Allah yakınlarının yardımcısı olsun. Bu şiir de tüm şehit çocuğu olan kardeşlerimize ithaf olsun...
GECE DEĞİL, GÜNÜN EVVELİ
Ey şehit oğlu! Dökülmesin gözünden yaş Eğilmesin vücudundaki o asil baş Senin baban bir yiğitti kardaş…
Ey şehit oğlu! Bir aslan misali atıldı baban Bakmadı bile kimdi gelen karşıdan Bir kurşun düştü sonra yükselip arştan Vakit tamam oldu kardaş, anlaşılan Vuslat vakti; beraberdir şimdi Can ile Canan…
Ey şehit oğlu! O sarıldığın tabutun al bayrağında Babanın da izi var her noktasında Rastlarsan bir gün bu vatan toprağında Bölmek umudu ile hainlik amacında Ben de olsam vur kardaş, bakma gözün yaşına…
Ey şehit oğlu! Görseydi baban ağladığını, utanırdı inan Çalış, didin vatan için; değişti zaman Hiçbir yurttaşın daha çekmeden aman Sen olacaksın kardaş, bu yurda sahip çıkan…
Ey şehit oğlu! Karanlık deyip aldanma, o ufukta baktığın Günün evvelidir, o gecedir sandığın…
Göklerden düşerken nasıl bir damla Üşüyüp kar tanesine dönüşüyorsa Ve nasıl dönerek yere düşüyorsa Tıpkı ben de öyle düşeceğim; Ve buza keseceğim zamanla
Anlatacak derdim yok kimselere Giden gitti mihnetim yok ellere
Üşüyecek bedenim tıpkı kar tanesi gibi Bir buz parçasına dönüşeceğim Can veren bir hayvanın sesi gibi Acı çeke çeke yok olacak yüreğim; Geceye yıldırım düşmesi gibi
Bir lahza görünecek ve gideceğim Hiç kimseye mihnet etmeyeceğim
Ben;dili lal,gözü kör ben sağır deli Ben gölgesi kendinden ağır deli Ben;aynada kendine söver deli Ben zincire bağlanmaya değer deli; Sanırım sonum aynen böyle olacak
Bir gün aklımdan feragat edeceğim İşte o zaman rahat edeceğim
Bu oyunu burda bitiren ben oluyorum...
Başlatan sen olana kadar !!
Ama sen geldiğinde bu oyunun çoktan, çoktan bittiğini anlamış olacaksın...
Sen yine her zaman ki gibi geç kalacaksın benim hayallerimi süslemeye !!!
Düşlerimde ağlayan cocuga üzülmek için senelerin geçmesini bekleyeceğim ben...
Sen de anlayacaksın eninde sonunda...
Ama unutma geç kalacaksın !!!
Susuyorum !!
Bir ölü gibi, bir dilsiz gibi, bir taş gibi, bir kaya gibi, bir su gibi, bir dağ gibi
Susuyorum !!
Ve bir çöl gibi !
SANA
Susuyorum !
Acıyorum!
Hem kendime..! Hem yıllarıma..! Hem yaşlarıma..!
Hem yaşadıklarıma..! Hem yaşayamadıklarıma..! Hem hatalarıma,
Sana acıyorum !!
NOT: Bu şiiri Ahmet Kaya'dan şarkı olarak dinlemenizi öneririm...
KENDİNE BENİM İÇİN BİR GÜL VER
(Sensizlikle flört etmeyi sen değil, sensizlik bilir; sesi ses, sessizliği sensizlik bilir…)
Korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin ellerinden tut. Çok ağrımış kendinin, siyah ve ayaz kendinin. Hep avuttuğum düşler için bana bir gül ver...
Bak, Palandöken dağlarında karlar erimiş, teknelerle kol kola bir bahar sulara inmiş; dağlar için, sular için bana bir gül ver. Bir gül ver söküldüğüm günler için.
Tutunca kendimin ellerinden, pusulasız gemilerde yatmak; yaşlı ve şefkatli bir azizenin koynunda sabaha dek kıpırtısız susmak geliyor…
Sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden, ömrümün içinden akmak geliyor...
(Sessizlik sensizliği ezbere bilir; sensizlik her şeyi bilir...)
Korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin ellerinden tut; sonra bana aşkı öğretmeyen kendimin ellerinden...
Bak, yıllarım sırılsıklam/ yağmurlar giymiş, günlerin avlusuna yeni yeni çocuklar inmiş; dağlar için, sular için bana bir gül ver. Avuttuğum düşler için bana bir gül; bir gül pusulasız gemiler, sökülmüş günler için...
(Ben bütün yeşillerimi inatçı ayazlara çaldırdım; sen kendinin ellerinden tut ve kendine benim için bir gül ver.)
Kendine bir gül(ü)ver...
NOT: Bu şiiri Onur Akın'ın sesinden şarkı olarak dinleyin derim.. Çok yoğunum bu günlerde. Görüşmek üzere. Selametle...
Başucumda kitaplarım Bir musallat yalnızlığım Sükûtlar hep arkadaşım Gecenin ortasındayım Ve Ay'ın en hüzünlü yüzü Düşerken pencereme...
Yağmurlar yağıyor Buharlaştı pencerenin camı Bir ney sesi vardı gökyüzünde Yıldızlar üşüyordu Gece dilsiz, ben hissizdim…
Bir kanun sesinin inceliğinde hilal Ben ise gecenin en derininde Duyan yok, evren sanki lal Üşüyorum, üşüyorum sezilmeyenlerde…
Yuvası bilinmeyen bir kuş kadar yalnız Bir heykel gibi ortasındayım gecenin Kanatlarım uçmak için halsiz Tenim uyuyan bir bebek gibi sakin Rüzgâr cellât kadar insafsız Tıkır tıkır yağıyor yağmur, nazenin…