Anket kafa kafaya gidiyor, Nizip'te ne de çok duyarlı insan varmış. Şaşırdım valla.
Anket
#226578
#226579
#226651
#226681
#226692
#226696
#226698
#226703
#226704
O zaman sen doğrusunu anlat da anlayalım.
#226707
İslam; ilk insan ve ilk peygamberle başlayarak binlerce yıllık bir süreçte son peygamber Hz. Muhammed (S.A.V)’in şahsında tüm insanlığa indirilen K. Kerim ile tamamlanan, tevhid esaslı bir dindir. Yahudilik ve Hıristiyanlık ise aslında birer İslam peygamberi olan Hz. Musa (a.s), Hz. Davud (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’dan sonra gelen muharref kültürün öncüleri din adamlarının, kendilerine emanet olarak verilen, korumakla yükümlü oldukları (Bakara 63,93; Al-i İmran187),İslam dininin esaslarını içeren (Bakara 83; Beyyine 4,5), Allah’ın indirdiği Tevrat’ı,Zebur’uve İncil’i menfaatleri istikametinde değiştirmeleri sonucunda oluşturdukları ve şirk temelinde yapılandırdıkları batıl dinlerdir .(Bakara 79,116; Maide 72,73; Tevbe 30,31)
Tevrat, Zebur ve İncil’in orjinal metinleri her ne kadar tahrifatçılar tarafından büyük ölçüde değiştirilmişse de bu durum daha önce indirilmiş ilahi kitapların ortak mesajını içinde barındıran, kapsayıcı ve tasdikleyici nitelikte olan (Al-İmran 3; Bakara 89,91; Ahkaf 12, 29, 30;
Fatır 31), Allah’ın indirmiş olduğu ve koruması altına aldığı son kitap Kur’an (Hicr 9) ile sona ermiştir. Çünkü Kur’an, bu kitaplardaki ayetlerin bazen mesajlarını (Bakara 83), bazen de birebir orijinal metinlerini aktarmıştır (Fetih 29; Maide 32, 44, 45, 46). Yani Tevrat, Zebur ve İncil’in hükümlerini ve ortak mesajlarını kaynağından öğrenmek isteyen kişi mutlaka Kur’an’ı okumalıdır. Bunun yanında Kur’an, hangi gerekçelerle, hangi ayetlerin nasıl ve kimler tarafından değiştirildiğini de detaylı olarak ele alır (Al-i İmran 23, 24, 75, 78; Nisa 46; Maide13, 14, 18, 70). Daha sonra meydan okuma (Bakara 23, 24; Enbiya 24) ve lanetleşme de (Al-i İmran 61) dahil olmak üzere çeşitli tartışma metotlarını kullanarak ehli kitabın ortaya attığı tüm gerekçeleri delilleriyle birlikte çürütür.(Al-i İmran 65, 66, 67; Zuhruf 81; Enbiya 22)
K. Kerim; kitap ehlinin gerçekleri bile bile nasıl çarpıttıklarını (Al-i İmran 78; Maide 60, 65), Allah’a ve peygamberlerine nasıl iftira attıklarını (Maide 116-118; En’am 91; Tevbe 30, 31; Hud 18,19; Saf 7) Allah’ın yetkilerini nasıl kendilerinde gördüklerini ve sözde yetkilerle insanların üzerinde nasıl dini, siyasi, sosyal ve ekonomik (Maide 62, 63; Tevbe 31, 34, 35) hâkimiyet kurduklarını tüm boyutlarıyla ortaya koyduktan sonra müslümanların nasıl bir tavır sergilemesi gerektiğini söyler. (Bakara 109; Al-i İmran 64; Maide 48-52, 67, 75; Ankebut 46, Ahkaf10)
Apaçık gerçekler karşısında inat eden ve zorbalık yapanların psikolojik tahlilini (Al-i İmran 120; Yunus 36; Kasas 50) yaparak sadece dilleriyle söylediklerini değil kalplerinde sakladıkları asıl gerçekleri de gözler önüne serer (Al-i İmran 69-71, 75, 78; Nisa 155; Bakara 146; En’am 20). Böyle davrandıkları sürece dünyada ve ahirette başlarına ne tür felaketler geleceği de hatırlatılarak (Al-i İmran 112, Maide 64, Al-i İmran 22,77; Bakara 174, 175) doğru davranmaya çağrılır.(Nisa 47, 48, 170-172; Bakara 41, 42; Al-i İmran 64, 98-99; Nisa 171-172; Maide 75-77) Ayrıca içlerinden, apaçık gerçekler karşısında kendini değiştirmeye meyilli olan, ayetlere teslim olan ve nihayet mü’min olma şerefine erişen bir grubun varlığı da belirtilerek aslında kendi aralarında da mutlak bir ittifakın olmadığı vurgulanır. (Al-i İmran 113-115; Maide 69, 82-86; Kasas 51-53.)
Kur’an aslında diğer ilahi kitapları ve peygamberleri reddetmek bir tarafa onlara imanı, mü’minlerin iman şartı olarak belirlemiş ve kendi bünyesinde koruyarak evrensel bir boyuta taşımıştır (Bakara 4; Al-i İmran 84). Bu nedenle Kur’an, sadece Hz. Muhammed (S.A.V)’den bahsetmez. Başta Hz. Musa(a.s) ve Hz. İsa (a.s) ayrıntılı olmak üzere yirmiye yakın İsrailoğullarına gönderilen peygamberi konu edinir; hayatlarını, mücadelelerini, mesajlarını mü’minlere aktararak örnek almalarını ister. (En’am 90)
Dolayısıyla Kur’an’ı okuyan ve ona iman eden bir kişi daha önce indirilmiş ilahi kitapları da indirildiği şekliyle tanımış ve onlara iman etmiş olur. Kur’an, Yahudi ve Hıristiyanlara çağrı yaparak dürüst davranmaları gerektiğini (Maide 116-118), apaçık gerçekleri saklamamaları gerektiğini aksi takdirde kendilerini destekleyen kitaba ve peygambere inanmamaları neticesinde herhangi bir temel üzerinde olamayacaklarını açıkça söyler (Maide 68; Beyyine 4,5). Bu nedenle Yahudi ve Hıristiyanların kendi kitaplarında ve inançlarında samimi olduklarının tek göstergesi Kur’an’a ve Resulullah (S.A.V)’a iman edip müslüman olmalarıdır (Bakara 41,42; Hud 17; Saf 6; Maide 52, 111; Cuma 5). Üstelik kendi kitapları ve peygamberleri de zaten kendilerine böyle yapmalarını emretmektedir. (Tevrat, Tesniye 18:18-19.), (Tevrat, Tesniye 33:2), (Tevrat, Mezmurlar 45/1,17), (Tevrat, Haggay 2:7), (İncil, Yuhanna 16/7,13), (İncil, Yuhanna 14/16), (İncil, Yuhanna 14/30)
EHLİ KİTABIN KORUMASI GEREKEN EMANET: ALLAH’IN KİTABI
Bakara 63. Sizden kesin söz almıştık. Tur dağını yükselterek tepenize dikmiştik. “Allah’a karşı gelmekten sakınanlardan olabilmeniz için, size verdiğimiz Kitâb’a kuvvetle sarılın, onda bulunanları hatırda tutun” demiştik.
Bakara 93. Sizden kesin söz almış ve Tur’u tepenize dikmiştik,”Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve dinleyin” demiştik. “İşittik ve karşı geldik” dediler de inkârları yüzünden buzağı sevgisi kalplerine sindirildi. De ki, “Eğer inanmışsanız, imanınız size ne kötü şey emrediyor?”
Âl-i İmrân 187. Allah, Kitap verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz, diye ahid almıştı. Onlar ise, onu arkalarına atıp az bir değere değiştiler. Alış verişleri ne kötüdür!
İLAHİ KİTAPLARDAKİ İSLAM ESASLARI
Bakara 83. İsrâîloğullarından, “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel güzel konuşun, namazı kılın, zekâtı verin” diye söz almıştık. Sonra siz pek azınız müstesna, döndünüz. Sizler zaten döneksiniz.
Beyyine 4. Ama kendilerine Kitâb verilenler, onlara apaçık belge geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Beyyine 5. Oysa onlar, doğruya yönelerek, dini yalnız Allah’a has kılarak O’na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur.
EMANETE İHANET VE İMANA ŞİRK BULAŞTIRMA
Bakara 79. Yazıklar olsun, Kitabı elleriyle yazıp, sonra da onu az bir değere satmak için, “Bu Allah katındandır” diyenlere! Yazık ellerinin yazdıklarına! Yazık kazandıklarına!
Bakara 116. “Allah oğul edindi” dediler; haşa, oysa, göklerde ve yerde olanlar O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmişlerdir.
Mâide 72. Andolsun ki, “Allah ancak Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kâfir oldular. Oysa Mesih, “Ey İsrâîloğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin; kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur” dedi.
Mâide 73. Andolsun ki, “Allah üçten biridir” diyenler kâfir olmuştur; oysa tanrı ancak bir tek Tanrı’dır. Dediklerinden vazgeçmezlerse, andolsun onlardan inkâr edenler elem verici bir azaba uğrayacaktır.
Tevbe 30. Yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur” dediler; Hristiyanlar, “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, daha önce inkâr edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin! Nasıl da uyduruyorlar;
Tevbe 31. Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Tanrı’dan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.
Daha detayını mail adresine attım orada devamını okuyabilirsin.
#226733
#226752
#226785
#226799
#226800
#226804
#226807
#226810
-Mâide 72. Andolsun ki, “Allah ancak Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kâfir oldular. Oysa Mesih, “Ey İsrâîloğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin; kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur” dedi.
-Mâide 73. Andolsun ki, “Allah üçten biridir” diyenler kâfir olmuştur; oysa tanrı ancak bir tek Tanrı’dır. Dediklerinden vazgeçmezlerse, andolsun onlardan inkâr edenler elem verici bir azaba uğrayacaktır.
-Tevbe 30. Yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur” dediler; Hristiyanlar, “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, daha önce inkâr edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin! Nasıl da uyduruyorlar;
-Tevbe 31. Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Tanrı’dan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.
Haa kilisenin durumu hakkında benim fikrimi soruyorsan ben ibadete açılmasını istemem,restore edilsin müze olsun derim.Çünkü içinde Allaha şirk koşulan bir yerin açılmasını arzu edemem.
#226839
[FONT="]Müslüman aileden doğmayan insanlar şanssız mı?[/FONT]
[FONT="] Soru: Bizler elhamdülillah Müslüman aileden doğduk ve bu nedenle İslam’ı kabul etmiş durumdayız. Peki, Müslüman olmayarak dünyaya gelen insanlara bu bir haksızlık olmuyor mu?[/FONT]
[FONT="] Cevap: [/FONT]
[FONT="]Hayır, onlara bir haksızlık olmuyor. Onlar bizim sorumlu olduğumuz birçok şeyden sorumlu değiller. Onların sorumlu oldukları şeyler; Allah’a ortak koşmamak ve insan fıtratının iyi gördüğü şeyleri yapmak, kötü gördüğü şeyleri de yapmamaktır. Ancak bir peygamberden öğrenilebilecek şeylerden sorumlu değillerdir. Kendilerine bir peygamber tebliği ulaştığında ise o peygambere uymak zorundadırlar.[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
#226841
#226843
#226859
#226861
#226885
#226894
-Mâide 72. Andolsun ki, “Allah ancak Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kâfir oldular. Oysa Mesih, “Ey İsrâîloğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin; kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur” dedi.
-Mâide 73. Andolsun ki, “Allah üçten biridir” diyenler kâfir olmuştur; oysa tanrı ancak bir tek Tanrı’dır. Dediklerinden vazgeçmezlerse, andolsun onlardan inkâr edenler elem verici bir azaba uğrayacaktır.
-Tevbe 30. Yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur” dediler; Hristiyanlar, “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, daha önce inkâr edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin! Nasıl da uyduruyorlar;
-Tevbe 31. Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Tanrı’dan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.
Ayetler gayet net ve açık bunu okudum ama anlamadım demek bilmiyorum nasıl olur.Şimdi kilise restore edilsin, ibadete açılsın, millet gitsin kilisede ayin yapsın, bu benim hiç umurumda değil. Elbette diğer inanç sahipleri bir yerde ayin yapacaklar ama ben Allah için böyle bir şeye alet olmak istemem, eğer onların bir ibadet yerine ihtiyaçları varsa bunu onlar yapsın onlar restore etsin onlar ön ayak olsun biz niçin alet olalım.Şimdi hrıstiyanlar bir kilise açtıda biz yokmu dedik.yani konuya farklı bakış açılarıyla bakıyoruz.Bu benim kendi görüşüm ve sadece beni bağlar bu bir fetva değil bağlayıcı hüküm değil. Haa kilisenin durumu hakkında benim fikrimi soruyorsan ben ibadete açılmasını istemem,restore edilsin müze olsun derim.
Fevkani Kilisesi'nin akıbeti ne olsun?
Görüntülenme: …
Bunca zamandır sadece 24 kişi anketa katılmış. Neden bukadar az şaşırdım !
Nizipte bir kiliseye ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Ancak; Nevşehir de ilk hiristiyanların yaşam alanlarını görünce çok etkilenmiştim. Nizipteki kilise onların anısına, müze olarak değerlendirilebilir. Kilise özelliğini bozmadan tabi.
kuranı iyi okursanız camiler,kiliseler ve havraların içerisinde ALLAH'ın adının anıldığı mescidler olduğu hususu yazar. yanlış mı acaba. yanılıyorsam düzeltin. yahudi ve hiristiyanların durumu da gayet açıktır. müşrik olarak değil ehli kitap olarak anılırlar. tüm yahudi ve hristiyanlar müşriktir diyemeyiz. ehli kitabın ibadeti müslümanlar tarafından engellenmez. ben nizipte hristiyan vatandaşlarımızın bulunduğunu tahmin ediyordum . ancak bilmiyordum. niçin bu hristiyanlar kendisini ortaya açık etmiyor da sessizce antepe ibadet için gidiyor. beyler. kilise onarılır inşallah. başka müze yerimiz olmadığı için müze olarak kullanılsın. ancak ibadet ihtiyacı var ise ibadete de açılabilir.hatayda, mardinde var. bir çok şehirde var. Nizipte de olabilir.korkmasın kimse , müslümanım deyip camiye gitmeyenler, avrupada hristiyanlara bakıp camiye yöneliyor. din, dil,renk ve ırk 'a evet. bunların milliyetçiliğine hayır. diyorum.
Bencede restore edilip hem ibadete hem turuzime açılmalı zeugma için gelen turisti nizipin içine çekmek için yararlı olur
hem turizme açılmalı hemde ibadete buranın bir ibadethane olduğu unutulmamalı bize yapılmasını istemediğimiz şeyi biz başkasına yapmamalıyız neolur çan çalarsa ben istanbulda bir yanda çan çalarken bir yandan ezan okunduğunu çok duydum camiye namaza giden hiçbir müslüman kardeşiminde bundan rahatsızlığını hissetmedim eğerki turizme kazandırılacaksa özünü amacını yitirmemeli oradada allahın adı anılıyor unutulmamalı
Ne şekilde olursa olsun ne amaçla olursa olsun bu klisenin acil olarak restore edilmesi gerekiyor, kilisenin bulunduğu yer çok bakımsız neredeyse çöplük haline gelmiş.
Sevgili arkadaşım şu bizim okuyup anlamadığımız ama sizin anladığın (kuranı iyi okursanız camiler,kiliseler ve havraların içerisinde ALLAH'ın adının anıldığı mescidler olduğu hususu yazar. yanlış mı acaba)Ayeti neresi bir söylersen bizde bir bakalım nasıl gözümüzden kaçmış.Onların ehli kitap olarak anılması müşrik olmadıkları anlamına gelmez. Yahudi ve hristiyan inancını içinde olan ve onun gereklerini yerine getiren herkes müşriktir ve şirk koşmaktadırlar.İyi niyet gösterisininde bir sınırı olmalı diye dşünüyorum, lütfen anlamadan dinlemeden sorup soruşturmadan yazı yazmayalım çünkü bilen var bilmeyen var bu siteyi her gün onlarca kişi takip ediyor.Selam ve dua ile.kılıçbalığı;226681 wrote:kuranı iyi okursanız camiler,kiliseler ve havraların içerisinde ALLAH'ın adının anıldığı mescidler olduğu hususu yazar. yanlış mı acaba. yanılıyorsam düzeltin. yahudi ve hiristiyanların durumu da gayet açıktır. müşrik olarak değil ehli kitap olarak anılırlar. tüm yahudi ve hristiyanlar müşriktir diyemeyiz. ehli kitabın ibadeti müslümanlar tarafından engellenmez. ben nizipte hristiyan vatandaşlarımızın bulunduğunu tahmin ediyordum . ancak bilmiyordum. niçin bu hristiyanlar kendisini ortaya açık etmiyor da sessizce antepe ibadet için gidiyor. beyler. kilise onarılır inşallah. başka müze yerimiz olmadığı için müze olarak kullanılsın. ancak ibadet ihtiyacı var ise ibadete de açılabilir.hatayda, mardinde var. bir çok şehirde var. Nizipte de olabilir.korkmasın kimse , müslümanım deyip camiye gitmeyenler, avrupada hristiyanlara bakıp camiye yöneliyor. din, dil,renk ve ırk 'a evet. bunların milliyetçiliğine hayır. diyorum.
M.ENES;226703 wrote:Sevgili arkadaşım şu bizim okuyup anlamadığımız ama sizin anladığın (kuranı iyi okursanız camiler,kiliseler ve havraların içerisinde ALLAH'ın adının anıldığı mescidler olduğu hususu yazar. yanlış mı acaba)Ayeti neresi bir söylersen bizde bir bakalım nasıl gözümüzden kaçmış.Onların ehli kitap olarak anılması müşrik olmadıkları anlamına gelmez. Yahudi ve hristiyan inancını içinde olan ve onun gereklerini yerine getiren herkes müşriktir ve şirk koşmaktadırlar.İyi niyet gösterisininde bir sınırı olmalı diye dşünüyorum, lütfen anlamadan dinlemeden sorup soruşturmadan yazı yazmayalım çünkü bilen var bilmeyen var bu siteyi her gün onlarca kişi takip ediyor.Selam ve dua ile.
O zaman sen doğrusunu anlat da anlayalım.
Kur’an-ı Kerim Işığında Ehl-i Kitabın Durumumüslüm akpek;226704 wrote:O zaman sen doğrusunu anlat da anlayalım.
İslam; ilk insan ve ilk peygamberle başlayarak binlerce yıllık bir süreçte son peygamber Hz. Muhammed (S.A.V)’in şahsında tüm insanlığa indirilen K. Kerim ile tamamlanan, tevhid esaslı bir dindir. Yahudilik ve Hıristiyanlık ise aslında birer İslam peygamberi olan Hz. Musa (a.s), Hz. Davud (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’dan sonra gelen muharref kültürün öncüleri din adamlarının, kendilerine emanet olarak verilen, korumakla yükümlü oldukları (Bakara 63,93; Al-i İmran187),İslam dininin esaslarını içeren (Bakara 83; Beyyine 4,5), Allah’ın indirdiği Tevrat’ı,Zebur’uve İncil’i menfaatleri istikametinde değiştirmeleri sonucunda oluşturdukları ve şirk temelinde yapılandırdıkları batıl dinlerdir .(Bakara 79,116; Maide 72,73; Tevbe 30,31)
Tevrat, Zebur ve İncil’in orjinal metinleri her ne kadar tahrifatçılar tarafından büyük ölçüde değiştirilmişse de bu durum daha önce indirilmiş ilahi kitapların ortak mesajını içinde barındıran, kapsayıcı ve tasdikleyici nitelikte olan (Al-İmran 3; Bakara 89,91; Ahkaf 12, 29, 30;
Fatır 31), Allah’ın indirmiş olduğu ve koruması altına aldığı son kitap Kur’an (Hicr 9) ile sona ermiştir. Çünkü Kur’an, bu kitaplardaki ayetlerin bazen mesajlarını (Bakara 83), bazen de birebir orijinal metinlerini aktarmıştır (Fetih 29; Maide 32, 44, 45, 46). Yani Tevrat, Zebur ve İncil’in hükümlerini ve ortak mesajlarını kaynağından öğrenmek isteyen kişi mutlaka Kur’an’ı okumalıdır. Bunun yanında Kur’an, hangi gerekçelerle, hangi ayetlerin nasıl ve kimler tarafından değiştirildiğini de detaylı olarak ele alır (Al-i İmran 23, 24, 75, 78; Nisa 46; Maide13, 14, 18, 70). Daha sonra meydan okuma (Bakara 23, 24; Enbiya 24) ve lanetleşme de (Al-i İmran 61) dahil olmak üzere çeşitli tartışma metotlarını kullanarak ehli kitabın ortaya attığı tüm gerekçeleri delilleriyle birlikte çürütür.(Al-i İmran 65, 66, 67; Zuhruf 81; Enbiya 22)
K. Kerim; kitap ehlinin gerçekleri bile bile nasıl çarpıttıklarını (Al-i İmran 78; Maide 60, 65), Allah’a ve peygamberlerine nasıl iftira attıklarını (Maide 116-118; En’am 91; Tevbe 30, 31; Hud 18,19; Saf 7) Allah’ın yetkilerini nasıl kendilerinde gördüklerini ve sözde yetkilerle insanların üzerinde nasıl dini, siyasi, sosyal ve ekonomik (Maide 62, 63; Tevbe 31, 34, 35) hâkimiyet kurduklarını tüm boyutlarıyla ortaya koyduktan sonra müslümanların nasıl bir tavır sergilemesi gerektiğini söyler. (Bakara 109; Al-i İmran 64; Maide 48-52, 67, 75; Ankebut 46, Ahkaf10)
Apaçık gerçekler karşısında inat eden ve zorbalık yapanların psikolojik tahlilini (Al-i İmran 120; Yunus 36; Kasas 50) yaparak sadece dilleriyle söylediklerini değil kalplerinde sakladıkları asıl gerçekleri de gözler önüne serer (Al-i İmran 69-71, 75, 78; Nisa 155; Bakara 146; En’am 20). Böyle davrandıkları sürece dünyada ve ahirette başlarına ne tür felaketler geleceği de hatırlatılarak (Al-i İmran 112, Maide 64, Al-i İmran 22,77; Bakara 174, 175) doğru davranmaya çağrılır.(Nisa 47, 48, 170-172; Bakara 41, 42; Al-i İmran 64, 98-99; Nisa 171-172; Maide 75-77) Ayrıca içlerinden, apaçık gerçekler karşısında kendini değiştirmeye meyilli olan, ayetlere teslim olan ve nihayet mü’min olma şerefine erişen bir grubun varlığı da belirtilerek aslında kendi aralarında da mutlak bir ittifakın olmadığı vurgulanır. (Al-i İmran 113-115; Maide 69, 82-86; Kasas 51-53.)
Kur’an aslında diğer ilahi kitapları ve peygamberleri reddetmek bir tarafa onlara imanı, mü’minlerin iman şartı olarak belirlemiş ve kendi bünyesinde koruyarak evrensel bir boyuta taşımıştır (Bakara 4; Al-i İmran 84). Bu nedenle Kur’an, sadece Hz. Muhammed (S.A.V)’den bahsetmez. Başta Hz. Musa(a.s) ve Hz. İsa (a.s) ayrıntılı olmak üzere yirmiye yakın İsrailoğullarına gönderilen peygamberi konu edinir; hayatlarını, mücadelelerini, mesajlarını mü’minlere aktararak örnek almalarını ister. (En’am 90)
Dolayısıyla Kur’an’ı okuyan ve ona iman eden bir kişi daha önce indirilmiş ilahi kitapları da indirildiği şekliyle tanımış ve onlara iman etmiş olur. Kur’an, Yahudi ve Hıristiyanlara çağrı yaparak dürüst davranmaları gerektiğini (Maide 116-118), apaçık gerçekleri saklamamaları gerektiğini aksi takdirde kendilerini destekleyen kitaba ve peygambere inanmamaları neticesinde herhangi bir temel üzerinde olamayacaklarını açıkça söyler (Maide 68; Beyyine 4,5). Bu nedenle Yahudi ve Hıristiyanların kendi kitaplarında ve inançlarında samimi olduklarının tek göstergesi Kur’an’a ve Resulullah (S.A.V)’a iman edip müslüman olmalarıdır (Bakara 41,42; Hud 17; Saf 6; Maide 52, 111; Cuma 5). Üstelik kendi kitapları ve peygamberleri de zaten kendilerine böyle yapmalarını emretmektedir. (Tevrat, Tesniye 18:18-19.), (Tevrat, Tesniye 33:2), (Tevrat, Mezmurlar 45/1,17), (Tevrat, Haggay 2:7), (İncil, Yuhanna 16/7,13), (İncil, Yuhanna 14/16), (İncil, Yuhanna 14/30)
EHLİ KİTABIN KORUMASI GEREKEN EMANET: ALLAH’IN KİTABI
Bakara 63. Sizden kesin söz almıştık. Tur dağını yükselterek tepenize dikmiştik. “Allah’a karşı gelmekten sakınanlardan olabilmeniz için, size verdiğimiz Kitâb’a kuvvetle sarılın, onda bulunanları hatırda tutun” demiştik.
Bakara 93. Sizden kesin söz almış ve Tur’u tepenize dikmiştik,”Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve dinleyin” demiştik. “İşittik ve karşı geldik” dediler de inkârları yüzünden buzağı sevgisi kalplerine sindirildi. De ki, “Eğer inanmışsanız, imanınız size ne kötü şey emrediyor?”
Âl-i İmrân 187. Allah, Kitap verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz, diye ahid almıştı. Onlar ise, onu arkalarına atıp az bir değere değiştiler. Alış verişleri ne kötüdür!
İLAHİ KİTAPLARDAKİ İSLAM ESASLARI
Bakara 83. İsrâîloğullarından, “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel güzel konuşun, namazı kılın, zekâtı verin” diye söz almıştık. Sonra siz pek azınız müstesna, döndünüz. Sizler zaten döneksiniz.
Beyyine 4. Ama kendilerine Kitâb verilenler, onlara apaçık belge geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Beyyine 5. Oysa onlar, doğruya yönelerek, dini yalnız Allah’a has kılarak O’na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur.
EMANETE İHANET VE İMANA ŞİRK BULAŞTIRMA
Bakara 79. Yazıklar olsun, Kitabı elleriyle yazıp, sonra da onu az bir değere satmak için, “Bu Allah katındandır” diyenlere! Yazık ellerinin yazdıklarına! Yazık kazandıklarına!
Bakara 116. “Allah oğul edindi” dediler; haşa, oysa, göklerde ve yerde olanlar O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmişlerdir.
Mâide 72. Andolsun ki, “Allah ancak Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kâfir oldular. Oysa Mesih, “Ey İsrâîloğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin; kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur” dedi.
Mâide 73. Andolsun ki, “Allah üçten biridir” diyenler kâfir olmuştur; oysa tanrı ancak bir tek Tanrı’dır. Dediklerinden vazgeçmezlerse, andolsun onlardan inkâr edenler elem verici bir azaba uğrayacaktır.
Tevbe 30. Yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur” dediler; Hristiyanlar, “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, daha önce inkâr edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin! Nasıl da uyduruyorlar;
Tevbe 31. Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Tanrı’dan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.
Daha detayını mail adresine attım orada devamını okuyabilirsin.
Çocuklugumdan beri orası kendi haline terkedilmiş cocuklugumda giderdim orayada tasdan başka bişi yoktu şimdi hala öylemi bilmiyorum.Acaba 88'den öncede mi böyleydi...
وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Ve men yebtegi gayrel islâmi dînen fe len yukbele minh(minhu), ve huve fîl âhireti minel hâsirîn(hâsirîne).
Diyanet İşleri: Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.Ali İmran 85 ayet.
Bunu ben demiyorum. Şanı yüce Allah azze ve cele Hz. kuranda söylüyor.
Ve men yebtegi gayrel islâmi dînen fe len yukbele minh(minhu), ve huve fîl âhireti minel hâsirîn(hâsirîne).
Diyanet İşleri: Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.Ali İmran 85 ayet.
Bunu ben demiyorum. Şanı yüce Allah azze ve cele Hz. kuranda söylüyor.
Abi ama Habeşistan Kralı Necaşi'nin yaptığı iyiliği unutmayın. O da bir Hristiyan'dı...
M.ENES;226752 wrote:وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Ve men yebtegi gayrel islâmi dînen fe len yukbele minh(minhu), ve huve fîl âhireti minel hâsirîn(hâsirîne).
Diyanet İşleri: Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.Ali İmran 85 ayet.
Bunu ben demiyorum. Şanı yüce Allah azze ve cele Hz. kuranda söylüyor.
Ortalık biraz karışmışa benziyor. :)
Bende bir iki satırz yazıym.
M.ENES abimin söylemek istediğişey; Din tekdir. İslam'dan başka din yoktur. Ayet-i kerime ile sabittir.
Kuran-ı kerimde Rabbimiz. ''Kim, İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.Al-i İmran 85''
''Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır.Al-i İmran 19'' buyurulmuştur.
İmam-ı Rabbani hz. İki dini tasdik eden kimse şirk etmiş sayılır. buyurmuştur.
İslamın gelmesiyle diğer dinlerin hükmü kaldırılmıştır.
Bende bir iki satırz yazıym.
M.ENES abimin söylemek istediğişey; Din tekdir. İslam'dan başka din yoktur. Ayet-i kerime ile sabittir.
Kuran-ı kerimde Rabbimiz. ''Kim, İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.Al-i İmran 85''
''Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır.Al-i İmran 19'' buyurulmuştur.
İmam-ı Rabbani hz. İki dini tasdik eden kimse şirk etmiş sayılır. buyurmuştur.
İslamın gelmesiyle diğer dinlerin hükmü kaldırılmıştır.
CAMİ CEMAATİ ERMENİ KİLİSESİNİ ONARMAK İSTEDİ

23 Mart 2010 Salı
SÖZDE Ermeni soykırımı karar tasarılarının bazı ülkelerde kabul edilmesinin tepkileri sürerken; Malatya'da, Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği, 250 yıllık Ermeni Taşhoron Kilisesi'nin restorasyonu için Kültür ve Turizm Bakanlığı'na başvurdu.
Malatya'da Çavuşoğlu Mahallesinde bulunan Ermeni kilisesi yıllardır harap durumda. Kilisenin restorasyonu için harekete geçen Çarmuzu Mahallesi'nde bulunan Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği 2008 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı'na başvurarak onarımı dernek olarak üstlenmek istediklerini belirttiler. Bakanlıkla yapılan görüşmeden sonra çalışmalara hız veren Dernek yönetimi, resmi işlemelerin ardından çalışmaya başlayacak.
Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Latif Yıldırım, 2008 yılında başlayarak Başbakanlık, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Patrikhaneyle yazışmalarda bulunduklarını belirterek, "Aldığımız olumlu cevaptan sonra çalışmalara başladık. Bu tarihi eseri Malatya'ya tekrar kazandırmak istiyoruz" dedi. Yıldırım, Çavuşoğlu Mahallesinde yıllar önce Ermeni vatandaşlarının oturduklarını ve ibadethanelerinin atıl durumda olmasından dolayı rahatsızlık duyduklarını belirterek "İslam dini hoşgörü dinidir. Bizler de cami cemaati olarak Kilise ve Mezarlığının onarımı için cami cemaati ile karar aldık. Bu kararı aldığımızdan dolayı çok olumlu tepkiler aldık" diye konuştu.
Kiliseyi restore etme kararını Çarmuzu Mahallesi'nde bulunan Tepebaşı Camii'nin yapımı sırasından aldıklarını ifade eden Yıldırım, "Çarmuzu Tepebaşı camimizin onarımını yapıyorduk hayırsever bir iş adamımızın yardımı ile camimiz yapıldı. Dernek yönetimindeki arkadaşlarla başka ne yapabiliriz diye düşündüğümüzde mahallemizde tarihi Taşhoran kilisesi ve Ermeni mezarlığını atıl durumda olduğunu, bunun içinde yardım toplayabileceğimizi konuştuk. Bu konuyu çevremizdekilerle paylaştığımızda olumlu cevap aldık. Biz de 2008 yılında Başbakanlık ve Kültür Bakanlığına yazı yazdık ardından İstanbul'da bulunan Ermeni Patrikhanesi ve Ermeni işadamlarıyla görüştük. Onlar da aldığımız karardan dolayı çok mutlu oldular ve destek sözü verdiler" dedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın geçen yıl programına aldığı ancak ödenek sıkıntısı nedeniyle restorasyonuna başlanmayan Ermeni Kilisesinin onarımı için dernek olarak girişimde bulunduklarını söyleyen Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Latif Yıldırım, "Kültür Bakanlığı ile görüşmemizden sonra restorasyon işini Bakanlık 2009 yıllı programına aldı. Ancak ödenek sıkıntısından dolayı biz de Kilise ve Mezarlığın restorasyon masraflarını Derneğimizin karşılayacağını söyledik" diye konuştu.
18'inci yüzyıldan kalma Ermeni Kilisesinin bulunduğu Çavuşoğlu mahallesi sakinleri ise atıl haldeki kilisenin biran önce onarılarak açılmasını istiyor. Uzun yıllardır boş duran kilisenin restorasyonunun yapılarak hizmete açılmasını isteyen mahalleli şu sıralar gündemde olan Sözde Ermeni Soykırımı tasarısına da bu şekilde en güzel cevabın verileceğini söyledi.
Kilisenin bulunduğu Çavuşoğlu Mahallesinde, bir dönem, öldürülen Agos Gazetesi Genel Yayın Müdürü Hrant Dink'in de yaşadığı biliniyor.
Mikail PELİT/MALATYA - DHA
23 Mart 2010 Salı
SÖZDE Ermeni soykırımı karar tasarılarının bazı ülkelerde kabul edilmesinin tepkileri sürerken; Malatya'da, Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği, 250 yıllık Ermeni Taşhoron Kilisesi'nin restorasyonu için Kültür ve Turizm Bakanlığı'na başvurdu.
Malatya'da Çavuşoğlu Mahallesinde bulunan Ermeni kilisesi yıllardır harap durumda. Kilisenin restorasyonu için harekete geçen Çarmuzu Mahallesi'nde bulunan Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği 2008 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı'na başvurarak onarımı dernek olarak üstlenmek istediklerini belirttiler. Bakanlıkla yapılan görüşmeden sonra çalışmalara hız veren Dernek yönetimi, resmi işlemelerin ardından çalışmaya başlayacak.
Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Latif Yıldırım, 2008 yılında başlayarak Başbakanlık, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Patrikhaneyle yazışmalarda bulunduklarını belirterek, "Aldığımız olumlu cevaptan sonra çalışmalara başladık. Bu tarihi eseri Malatya'ya tekrar kazandırmak istiyoruz" dedi. Yıldırım, Çavuşoğlu Mahallesinde yıllar önce Ermeni vatandaşlarının oturduklarını ve ibadethanelerinin atıl durumda olmasından dolayı rahatsızlık duyduklarını belirterek "İslam dini hoşgörü dinidir. Bizler de cami cemaati olarak Kilise ve Mezarlığının onarımı için cami cemaati ile karar aldık. Bu kararı aldığımızdan dolayı çok olumlu tepkiler aldık" diye konuştu.
Kiliseyi restore etme kararını Çarmuzu Mahallesi'nde bulunan Tepebaşı Camii'nin yapımı sırasından aldıklarını ifade eden Yıldırım, "Çarmuzu Tepebaşı camimizin onarımını yapıyorduk hayırsever bir iş adamımızın yardımı ile camimiz yapıldı. Dernek yönetimindeki arkadaşlarla başka ne yapabiliriz diye düşündüğümüzde mahallemizde tarihi Taşhoran kilisesi ve Ermeni mezarlığını atıl durumda olduğunu, bunun içinde yardım toplayabileceğimizi konuştuk. Bu konuyu çevremizdekilerle paylaştığımızda olumlu cevap aldık. Biz de 2008 yılında Başbakanlık ve Kültür Bakanlığına yazı yazdık ardından İstanbul'da bulunan Ermeni Patrikhanesi ve Ermeni işadamlarıyla görüştük. Onlar da aldığımız karardan dolayı çok mutlu oldular ve destek sözü verdiler" dedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın geçen yıl programına aldığı ancak ödenek sıkıntısı nedeniyle restorasyonuna başlanmayan Ermeni Kilisesinin onarımı için dernek olarak girişimde bulunduklarını söyleyen Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Latif Yıldırım, "Kültür Bakanlığı ile görüşmemizden sonra restorasyon işini Bakanlık 2009 yıllı programına aldı. Ancak ödenek sıkıntısından dolayı biz de Kilise ve Mezarlığın restorasyon masraflarını Derneğimizin karşılayacağını söyledik" diye konuştu.
18'inci yüzyıldan kalma Ermeni Kilisesinin bulunduğu Çavuşoğlu mahallesi sakinleri ise atıl haldeki kilisenin biran önce onarılarak açılmasını istiyor. Uzun yıllardır boş duran kilisenin restorasyonunun yapılarak hizmete açılmasını isteyen mahalleli şu sıralar gündemde olan Sözde Ermeni Soykırımı tasarısına da bu şekilde en güzel cevabın verileceğini söyledi.
Kilisenin bulunduğu Çavuşoğlu Mahallesinde, bir dönem, öldürülen Agos Gazetesi Genel Yayın Müdürü Hrant Dink'in de yaşadığı biliniyor.
Mikail PELİT/MALATYA - DHA
helal olsun malatyaya umarım bu birilerine kapak olmuştur onlar kim derseniz onlar kendilerini biliyo cahillikten bi türlü kurtulamadık hadi nizip sıra sendeSubutay;226800 wrote:CAMİ CEMAATİ ERMENİ KİLİSESİNİ ONARMAK İSTEDİ
23 Mart 2010 Salı
SÖZDE Ermeni soykırımı karar tasarılarının bazı ülkelerde kabul edilmesinin tepkileri sürerken; Malatya'da, Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği, 250 yıllık Ermeni Taşhoron Kilisesi'nin restorasyonu için Kültür ve Turizm Bakanlığı'na başvurdu.
Malatya'da Çavuşoğlu Mahallesinde bulunan Ermeni kilisesi yıllardır harap durumda. Kilisenin restorasyonu için harekete geçen Çarmuzu Mahallesi'nde bulunan Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği 2008 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı'na başvurarak onarımı dernek olarak üstlenmek istediklerini belirttiler. Bakanlıkla yapılan görüşmeden sonra çalışmalara hız veren Dernek yönetimi, resmi işlemelerin ardından çalışmaya başlayacak.
Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Latif Yıldırım, 2008 yılında başlayarak Başbakanlık, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Patrikhaneyle yazışmalarda bulunduklarını belirterek, "Aldığımız olumlu cevaptan sonra çalışmalara başladık. Bu tarihi eseri Malatya'ya tekrar kazandırmak istiyoruz" dedi. Yıldırım, Çavuşoğlu Mahallesinde yıllar önce Ermeni vatandaşlarının oturduklarını ve ibadethanelerinin atıl durumda olmasından dolayı rahatsızlık duyduklarını belirterek "İslam dini hoşgörü dinidir. Bizler de cami cemaati olarak Kilise ve Mezarlığının onarımı için cami cemaati ile karar aldık. Bu kararı aldığımızdan dolayı çok olumlu tepkiler aldık" diye konuştu.
Kiliseyi restore etme kararını Çarmuzu Mahallesi'nde bulunan Tepebaşı Camii'nin yapımı sırasından aldıklarını ifade eden Yıldırım, "Çarmuzu Tepebaşı camimizin onarımını yapıyorduk hayırsever bir iş adamımızın yardımı ile camimiz yapıldı. Dernek yönetimindeki arkadaşlarla başka ne yapabiliriz diye düşündüğümüzde mahallemizde tarihi Taşhoran kilisesi ve Ermeni mezarlığını atıl durumda olduğunu, bunun içinde yardım toplayabileceğimizi konuştuk. Bu konuyu çevremizdekilerle paylaştığımızda olumlu cevap aldık. Biz de 2008 yılında Başbakanlık ve Kültür Bakanlığına yazı yazdık ardından İstanbul'da bulunan Ermeni Patrikhanesi ve Ermeni işadamlarıyla görüştük. Onlar da aldığımız karardan dolayı çok mutlu oldular ve destek sözü verdiler" dedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın geçen yıl programına aldığı ancak ödenek sıkıntısı nedeniyle restorasyonuna başlanmayan Ermeni Kilisesinin onarımı için dernek olarak girişimde bulunduklarını söyleyen Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Latif Yıldırım, "Kültür Bakanlığı ile görüşmemizden sonra restorasyon işini Bakanlık 2009 yıllı programına aldı. Ancak ödenek sıkıntısından dolayı biz de Kilise ve Mezarlığın restorasyon masraflarını Derneğimizin karşılayacağını söyledik" diye konuştu.
18'inci yüzyıldan kalma Ermeni Kilisesinin bulunduğu Çavuşoğlu mahallesi sakinleri ise atıl haldeki kilisenin biran önce onarılarak açılmasını istiyor. Uzun yıllardır boş duran kilisenin restorasyonunun yapılarak hizmete açılmasını isteyen mahalleli şu sıralar gündemde olan Sözde Ermeni Soykırımı tasarısına da bu şekilde en güzel cevabın verileceğini söyledi.
Kilisenin bulunduğu Çavuşoğlu Mahallesinde, bir dönem, öldürülen Agos Gazetesi Genel Yayın Müdürü Hrant Dink'in de yaşadığı biliniyor.
Mikail PELİT/MALATYA - DHA
Nizip müftülüğü açsın bir kampanya, bak nasıl destek gelecek, neden olmasın Malatya yapıyorsa bizde yapabiliriz.
Yahu fatih o zaman daha İslamiyet yeni gelmişti ve kralın islamın geldiğinden haberi bile yoktu, yanlış hatırlamıyorsam kralın müslüman olduğu rivayet edilir.Subutay;226785 wrote:Abi ama Habeşistan Kralı Necaşi'nin yaptığı iyiliği unutmayın. O da bir Hristiyan'dı...
Sayın Müslüm abi sen de herzaman ki gibi ya safa yatıyorsun yada bir türlü anlamak istemiyorsun.Mesele gavuru kabul edip etmeme meselesi değil ki.Elbette dünyada milyarın üstünde hristiyan olan insan var onlarla komşuluk ilişkilerimiz, ticari ilişkilerimiz var hatta biz onlardan kız bile alabiliriz.Onların kestiği hayvanı yeriz yemeklerini yeriz bu başka bir şey. Kur-an'da şanı yüce Allah c.c kim islamın dışında bir dinle gelirse kendisinden kabul edilmeyecektir buyuruyor. Şimdi Allah c.c hükmünü koyduktan sonra sana bana ne düşer sevgili abicim.Din hususunda otorite olanlar ehli kitabın şirke düştüğünü söylüyor zaten,karşı tezin varsa söyle, bizi ikna et, bizde varsa hatamızdan döneriz yani. Ayetlere tekrar bir daha bak istersen.Ben başka şey söylüyorum siz fatihle başka şey söylüyorsunuz.müslüm akpek;226795 wrote:Gavuru kabul etme ama ayağındaki don bile onun sayesinde imal ediliyor buna ne buyurulur.
-Mâide 72. Andolsun ki, “Allah ancak Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kâfir oldular. Oysa Mesih, “Ey İsrâîloğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin; kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur” dedi.
-Mâide 73. Andolsun ki, “Allah üçten biridir” diyenler kâfir olmuştur; oysa tanrı ancak bir tek Tanrı’dır. Dediklerinden vazgeçmezlerse, andolsun onlardan inkâr edenler elem verici bir azaba uğrayacaktır.
-Tevbe 30. Yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur” dediler; Hristiyanlar, “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, daha önce inkâr edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin! Nasıl da uyduruyorlar;
-Tevbe 31. Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Tanrı’dan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.
Haa kilisenin durumu hakkında benim fikrimi soruyorsan ben ibadete açılmasını istemem,restore edilsin müze olsun derim.Çünkü içinde Allaha şirk koşulan bir yerin açılmasını arzu edemem.
Eğer buda seni kesmesse başka diyeceğim yoktur.müslüm akpek;226837 wrote:Tamam öyle olsun.
[FONT="]Müslüman aileden doğmayan insanlar şanssız mı?[/FONT]
[FONT="] Soru: Bizler elhamdülillah Müslüman aileden doğduk ve bu nedenle İslam’ı kabul etmiş durumdayız. Peki, Müslüman olmayarak dünyaya gelen insanlara bu bir haksızlık olmuyor mu?[/FONT]
[FONT="] Cevap: [/FONT]
[FONT="]Hayır, onlara bir haksızlık olmuyor. Onlar bizim sorumlu olduğumuz birçok şeyden sorumlu değiller. Onların sorumlu oldukları şeyler; Allah’a ortak koşmamak ve insan fıtratının iyi gördüğü şeyleri yapmak, kötü gördüğü şeyleri de yapmamaktır. Ancak bir peygamberden öğrenilebilecek şeylerden sorumlu değillerdir. Kendilerine bir peygamber tebliği ulaştığında ise o peygambere uymak zorundadırlar.[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
Kur’ân tebliğ edilmemiş bir kişinin Allah’a karşı sorumluluğu nedir?
Soru: Kendisine Kur'ân tebliğ edilmemiş bir kişinin Allah'a karşı sorumluluğu nedir?
Cevap:
Bu kişinin sorumluluğu, Allah’a ortak koşmamak ve bildiği doğruları yapmaktır.
Her insan, yaptığı gözlemlerle Allah’ın varlığını ve birliğini, gözüyle görmüş ve eliyle tutmuş gibi kavrar ve bunu Allah’a karşı itiraf eder. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Rabbin, Âdemoğullarından, onların bellerinden nesillerini aldığında onları kendilerine karşı şahit tutarak; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi. Onlar da: “Evet Rabbimizsin. Biz buna şahidiz.” dediler. Artık Kıyamet günü “biz bunun farkında değildik” diyemezsiniz.
Şunu da diyemezsiniz: “Önceden ortak koşanlar babalarımızdı. Biz onlardan sonra gelen nesildik. O batıla sapanların işlediklerinden ötürü bizi yok mu edeceksin?”
İşte o belgeleri böyle açık açık anlatırız. Belki dönerler.” (A’raf, 7/172-174)
Âdemoğullarının “bellerinden nesillerinin alınması”, nesli devam ettirecek tohumun alınmasıdır. Kişi onunla erginlik çağına girer ve çocuğu olacak yaşa gelir. İnsan, çocukken Allah’ı aramaya başlar. Bu konuda çevresini soru yağmuruna tutar. Sonunda Allah’ın var ve bir olduğunu tam olarak kavrar. Karşısına çıkan delillerle sanki Allah ona, “Ben senin rabbin değil miyim?” diye sorar. O da tam bir kararlılıkla “Evet, Rabbimsin, ben buna şahitlik ediyorum” der. Kişi çevresini gözledikçe benzer durumlar tekrarlanır. Bu sebeple her insan, Allah’ın var ve bir olduğunu, her şeyi ona borçlu olduğunu kabul eder ve ona kul olması gerektiğini anlar.
Bundan sonra insan, ya doğrudan ya da dolaylı olarak Allah’a kulluk eder. Kendine bir peygamber tebliği ulaşmamış olan kişinin doğrudan kulluğu, Allah’ın koyduğu doğa kanunlarına yani evrensel nitelik kazanmış doğrulara (marufa) uygun hareket etmesi olur. İşte bunlar doğru yolda olanlardır.
Bazıları da kendi doğrularına göre hareket eder; kendi çıkarlarını öne alır ve çoğunlukla atalarının yolundan giderler. Akıllarına yatmasa da ona karşı çıkmazlar.
Kâinat, Allah’ın yarattığı kitap; Peygamberlerin getirdikleri ise onun indirdiği kitaplardır. Evrensel değerler ve bilim Allah’ın yarattığı kitaptan alınır. İndirdiği kitaplarda da bunların kanun ve kuralları saklıdır. Kur’an, Allah’ın kitaplarının son nüshasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Ya Muhammed, seninle o gerçeği (Kur’ân’ı), müjdeci ve uyarıcı olasın diye gönderdik. Her ümmetin geçmişinde bir uyarıcı, kesin vardır.” (Fâtır, 35/24)
Her millete elçi gönderildiğine göre mevcut dinlerden her birinin temelinde bir elçinin tebliğini bulmak mümkündür. Ama insanlar, peygamberlerin hemen ardından o dini kendilerine uydurmayı başarmışlardır. Önce din adamları kadrosu oluşmuş, sonra Allah’tan önce kayıtsız şartsız boyun eğilecek ruhani varlıklar oluşturulmuştur. Din adamları ise hem kendilerini kutsallaştırmak hem de isteklerini Allah’ın isteği gibi göstermek için bu varlıkları Allah’ın yanında itibarlı göstermiş ve Allah’a onlar aracılığı ile ulaşılması gerektiğini söylemişlerdir.
Bu iddiaların sağlam bir dayanağı olamaz. İnsanlar, doğru olduğu için değil, çevrelerinin ve geleneğin etkisi ile bu inançlara bağlanırlar. Böylece Allah ile ilişkileri bozulur. Hürriyetlerini bu kişi ve kuruluşlara satmış olurlar. Önce onların, sonra Allah’ın kulu olurlar. Böylece Allah’a ortak koşar şirke düşerler. Hiç kimse, Allah’a ortak saydığı varlıklar için haklı bir gerekçe bulamayacağından Ahirette şu sözü söyleyemeyecektir:
“Önceden ortak koşanlar babalarımızdı. Biz ise onlardan sonra gelen bir nesil idik. Şimdi o batıla sapanların işlediklerinden ötürü bizi yok mu edeceksin.” (A’râf, 7/173)
Peygamberler insanlara “Allah’tan başkasına ibadet etmemelerini” söylemişlerdir. Allah’tan başkasına ibadet, ondan başkasına kul ve köle olmak demektir. Bu da hürriyeti yok eder.
Dinin özü imandır. İmanın temeli de onu içten kabul etmek, yani kalp ile tasdiktir. Kalpteki tasdiki bir o kişi, bir de Allah bilir. Orası insanın en hür olduğu yerdir. Bu sebeple hiç kimse bir inancı kabule veya inkâra zorlanamaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Dinde zorlama olmaz; doğru ile eğri birbirinden iyice ayrılmıştır. Kim azgınları tanımaz da Allah’a inanırsa kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara, 2/256)
İşte kendine bir elçinin tebliği ulaşmamış kimsenin temel görevi, Allah’tan başkasına kul olmaya karşı direnmektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah şirki bağışlamaz, onun dışında kalanı bağışlanmayı hak eden için bağışlar.” (Nisâ, 4/48)
Allah’ın varlığının ve birliğinin delili her yerde sayısız miktarda olduğu halde ortak koşulanlarla ilgili bir delil yoktur. Bu sebeple aklını kullanan hiç kimse şirk batağına düşmez. Aklını kullanmayan, en iyi İslami eğitimi de görse şirk pisliğinden kurtulamaz. Çünkü “(Allah) o pisliği aklını kullanmayanların üstüne bırakır.” (Yunus, 10/100) Bu sebeple insana tebliğ ulaşsın veya ulaşmasın, onun bağışlanmayacak günahı, şirk günahıdır.
Soru: Kendisine Kur'ân tebliğ edilmemiş bir kişinin Allah'a karşı sorumluluğu nedir?
Cevap:
Bu kişinin sorumluluğu, Allah’a ortak koşmamak ve bildiği doğruları yapmaktır.
Her insan, yaptığı gözlemlerle Allah’ın varlığını ve birliğini, gözüyle görmüş ve eliyle tutmuş gibi kavrar ve bunu Allah’a karşı itiraf eder. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Rabbin, Âdemoğullarından, onların bellerinden nesillerini aldığında onları kendilerine karşı şahit tutarak; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi. Onlar da: “Evet Rabbimizsin. Biz buna şahidiz.” dediler. Artık Kıyamet günü “biz bunun farkında değildik” diyemezsiniz.
Şunu da diyemezsiniz: “Önceden ortak koşanlar babalarımızdı. Biz onlardan sonra gelen nesildik. O batıla sapanların işlediklerinden ötürü bizi yok mu edeceksin?”
İşte o belgeleri böyle açık açık anlatırız. Belki dönerler.” (A’raf, 7/172-174)
Âdemoğullarının “bellerinden nesillerinin alınması”, nesli devam ettirecek tohumun alınmasıdır. Kişi onunla erginlik çağına girer ve çocuğu olacak yaşa gelir. İnsan, çocukken Allah’ı aramaya başlar. Bu konuda çevresini soru yağmuruna tutar. Sonunda Allah’ın var ve bir olduğunu tam olarak kavrar. Karşısına çıkan delillerle sanki Allah ona, “Ben senin rabbin değil miyim?” diye sorar. O da tam bir kararlılıkla “Evet, Rabbimsin, ben buna şahitlik ediyorum” der. Kişi çevresini gözledikçe benzer durumlar tekrarlanır. Bu sebeple her insan, Allah’ın var ve bir olduğunu, her şeyi ona borçlu olduğunu kabul eder ve ona kul olması gerektiğini anlar.
Bundan sonra insan, ya doğrudan ya da dolaylı olarak Allah’a kulluk eder. Kendine bir peygamber tebliği ulaşmamış olan kişinin doğrudan kulluğu, Allah’ın koyduğu doğa kanunlarına yani evrensel nitelik kazanmış doğrulara (marufa) uygun hareket etmesi olur. İşte bunlar doğru yolda olanlardır.
Bazıları da kendi doğrularına göre hareket eder; kendi çıkarlarını öne alır ve çoğunlukla atalarının yolundan giderler. Akıllarına yatmasa da ona karşı çıkmazlar.
Kâinat, Allah’ın yarattığı kitap; Peygamberlerin getirdikleri ise onun indirdiği kitaplardır. Evrensel değerler ve bilim Allah’ın yarattığı kitaptan alınır. İndirdiği kitaplarda da bunların kanun ve kuralları saklıdır. Kur’an, Allah’ın kitaplarının son nüshasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Ya Muhammed, seninle o gerçeği (Kur’ân’ı), müjdeci ve uyarıcı olasın diye gönderdik. Her ümmetin geçmişinde bir uyarıcı, kesin vardır.” (Fâtır, 35/24)
Her millete elçi gönderildiğine göre mevcut dinlerden her birinin temelinde bir elçinin tebliğini bulmak mümkündür. Ama insanlar, peygamberlerin hemen ardından o dini kendilerine uydurmayı başarmışlardır. Önce din adamları kadrosu oluşmuş, sonra Allah’tan önce kayıtsız şartsız boyun eğilecek ruhani varlıklar oluşturulmuştur. Din adamları ise hem kendilerini kutsallaştırmak hem de isteklerini Allah’ın isteği gibi göstermek için bu varlıkları Allah’ın yanında itibarlı göstermiş ve Allah’a onlar aracılığı ile ulaşılması gerektiğini söylemişlerdir.
Bu iddiaların sağlam bir dayanağı olamaz. İnsanlar, doğru olduğu için değil, çevrelerinin ve geleneğin etkisi ile bu inançlara bağlanırlar. Böylece Allah ile ilişkileri bozulur. Hürriyetlerini bu kişi ve kuruluşlara satmış olurlar. Önce onların, sonra Allah’ın kulu olurlar. Böylece Allah’a ortak koşar şirke düşerler. Hiç kimse, Allah’a ortak saydığı varlıklar için haklı bir gerekçe bulamayacağından Ahirette şu sözü söyleyemeyecektir:
“Önceden ortak koşanlar babalarımızdı. Biz ise onlardan sonra gelen bir nesil idik. Şimdi o batıla sapanların işlediklerinden ötürü bizi yok mu edeceksin.” (A’râf, 7/173)
Peygamberler insanlara “Allah’tan başkasına ibadet etmemelerini” söylemişlerdir. Allah’tan başkasına ibadet, ondan başkasına kul ve köle olmak demektir. Bu da hürriyeti yok eder.
Dinin özü imandır. İmanın temeli de onu içten kabul etmek, yani kalp ile tasdiktir. Kalpteki tasdiki bir o kişi, bir de Allah bilir. Orası insanın en hür olduğu yerdir. Bu sebeple hiç kimse bir inancı kabule veya inkâra zorlanamaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Dinde zorlama olmaz; doğru ile eğri birbirinden iyice ayrılmıştır. Kim azgınları tanımaz da Allah’a inanırsa kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara, 2/256)
İşte kendine bir elçinin tebliği ulaşmamış kimsenin temel görevi, Allah’tan başkasına kul olmaya karşı direnmektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah şirki bağışlamaz, onun dışında kalanı bağışlanmayı hak eden için bağışlar.” (Nisâ, 4/48)
Allah’ın varlığının ve birliğinin delili her yerde sayısız miktarda olduğu halde ortak koşulanlarla ilgili bir delil yoktur. Bu sebeple aklını kullanan hiç kimse şirk batağına düşmez. Aklını kullanmayan, en iyi İslami eğitimi de görse şirk pisliğinden kurtulamaz. Çünkü “(Allah) o pisliği aklını kullanmayanların üstüne bırakır.” (Yunus, 10/100) Bu sebeple insana tebliğ ulaşsın veya ulaşmasın, onun bağışlanmayacak günahı, şirk günahıdır.
Alllah'a şirk koşulan yere karşı çıkmak cahillikse EVET BEN CAHİLİM .belemir;226804 wrote:helal olsun malatyaya umarım bu birilerine kapak olmuştur onlar kim derseniz onlar kendilerini biliyo cahillikten bi türlü kurtulamadık hadi nizip sıra sende
Mahmut Abi, Habeş Kralı himayesine aldığı Müslüman'ları hemen almadı. Önce kendi ağızlarından dinlerini dinledi. Çağrı filmini izlerseniz bu olay çok müstesna bir şekilde anlatılmıştır.
Ya sevgili Mahmut,Allah'a şirk koşan müslüman yokmuşta,müslüman olmayanların hepsinin de Allah'a şirk koştuğu gibi bir durum ortaya koymuşsun.
Asırlardır Anadolu topraklarında olan,ibadetler yapılan ve tarihe ışık tutan bir kilisenin,şirk merkeziymiş gibi gösterilmesi,ne acıdır.
İslamın gelmesi ile diğer dinlerin geçerliliğini yitirmesi bize göre doğru olabilir...ancak yer yüzündeki,hırıstiyan,ortadoks,protesyan,musevi ve diğer din mensubu olan insanların sayısı ve inancını da hesaba katmak zorundayız.
Aynı coğrafya içerisinde özgürce asırlardır yaşayan Anadolu insanının inancı doğrultusunda,ne yapacağının,nasıl düşüneceğinin kararını vermek bizlere düşmez,Her insan kendi inancını,kendi ibadetini nasıl yaşamak istiyorsa yapabilmelidir.Burada bizlere düşen,herkese saygılı olmaktır.
Kilise restore edilmeli,ibadete açılmalı ve turizmin hizmetine girmesi gerekmektedir.
Hepinize sevgiler
Asırlardır Anadolu topraklarında olan,ibadetler yapılan ve tarihe ışık tutan bir kilisenin,şirk merkeziymiş gibi gösterilmesi,ne acıdır.
İslamın gelmesi ile diğer dinlerin geçerliliğini yitirmesi bize göre doğru olabilir...ancak yer yüzündeki,hırıstiyan,ortadoks,protesyan,musevi ve diğer din mensubu olan insanların sayısı ve inancını da hesaba katmak zorundayız.
Aynı coğrafya içerisinde özgürce asırlardır yaşayan Anadolu insanının inancı doğrultusunda,ne yapacağının,nasıl düşüneceğinin kararını vermek bizlere düşmez,Her insan kendi inancını,kendi ibadetini nasıl yaşamak istiyorsa yapabilmelidir.Burada bizlere düşen,herkese saygılı olmaktır.
Kilise restore edilmeli,ibadete açılmalı ve turizmin hizmetine girmesi gerekmektedir.
Hepinize sevgiler
evet gerçekten tespitiniz doğru şimdi bütün malatyalılarda gavur bütün malatyalılarda hıristiyan çünkü allaha şirk koşulduğunu iddia ttiğiniz yeri restore edip turizme ve ibadete açıyorlar üstelik bunu yapan cami yapan yaşatan derneğiM.ENES;226843 wrote:Alllah'a şirk koşulan yere karşı çıkmak cahillikse EVET BEN CAHİLİM .
Sevgili abim güzel hoş konuşmuşsun ama kusura bakmassan biraz boş konuşmuşsun.Niçin dersen inanç ile ilgili konularda konuşurken içinden geldiği gibi iyi niyetle konuşamassın bunda bir ölçü olmalı.Nedir bu ölçü? Kur-an ve sünnet, hristiyanlarla yahudilerin şirke düştüğünü ben söylemiyorum, Allahu teala kur-an'da bizzat kendisi söylüyor.Bir kez daha bak bakalım ayetlere sonra fikir beyan etmeye çalışalım...:)vedatakkas;226861 wrote:Ya sevgili Mahmut,Allah'a şirk koşan müslüman yokmuşta,müslüman olmayanların hepsinin de Allah'a şirk koştuğu gibi bir durum ortaya koymuşsun.
Asırlardır Anadolu topraklarında olan,ibadetler yapılan ve tarihe ışık tutan bir kilisenin,şirk merkeziymiş gibi gösterilmesi,ne acıdır.
İslamın gelmesi ile diğer dinlerin geçerliliğini yitirmesi bize göre doğru olabilir...ancak yer yüzündeki,hırıstiyan,ortadoks,protesyan,musevi ve diğer din mensubu olan insanların sayısı ve inancını da hesaba katmak zorundayız.
Aynı coğrafya içerisinde özgürce asırlardır yaşayan Anadolu insanının inancı doğrultusunda,ne yapacağının,nasıl düşüneceğinin kararını vermek bizlere düşmez,Her insan kendi inancını,kendi ibadetini nasıl yaşamak istiyorsa yapabilmelidir.Burada bizlere düşen,herkese saygılı olmaktır.
Kilise restore edilmeli,ibadete açılmalı ve turizmin hizmetine girmesi gerekmektedir.
Hepinize sevgiler
-Mâide 72. Andolsun ki, “Allah ancak Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kâfir oldular. Oysa Mesih, “Ey İsrâîloğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin; kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur” dedi.
-Mâide 73. Andolsun ki, “Allah üçten biridir” diyenler kâfir olmuştur; oysa tanrı ancak bir tek Tanrı’dır. Dediklerinden vazgeçmezlerse, andolsun onlardan inkâr edenler elem verici bir azaba uğrayacaktır.
-Tevbe 30. Yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur” dediler; Hristiyanlar, “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, daha önce inkâr edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin! Nasıl da uyduruyorlar;
-Tevbe 31. Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Tanrı’dan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.
Ayetler gayet net ve açık bunu okudum ama anlamadım demek bilmiyorum nasıl olur.Şimdi kilise restore edilsin, ibadete açılsın, millet gitsin kilisede ayin yapsın, bu benim hiç umurumda değil. Elbette diğer inanç sahipleri bir yerde ayin yapacaklar ama ben Allah için böyle bir şeye alet olmak istemem, eğer onların bir ibadet yerine ihtiyaçları varsa bunu onlar yapsın onlar restore etsin onlar ön ayak olsun biz niçin alet olalım.Şimdi hrıstiyanlar bir kilise açtıda biz yokmu dedik.yani konuya farklı bakış açılarıyla bakıyoruz.Bu benim kendi görüşüm ve sadece beni bağlar bu bir fetva değil bağlayıcı hüküm değil. Haa kilisenin durumu hakkında benim fikrimi soruyorsan ben ibadete açılmasını istemem,restore edilsin müze olsun derim.
Sevgili belemir, bir kilisenin onarım işini cami yaşatma derneğinin cemaati tarafından yapılması o işin doğru bir iş olduğu anlamına gelmez.Sonra benim yazımda bütün malatyanın gavur yada hrıstiyan olduğunu nasıl çıkardın hayret ettim.Sonra Allaha şirk koşulduğunu iddia ettiğiniz yer demişsiniz,bunu ben söylemiyorum bunu bütün bu dinleri gönderen ve bu dinin sahibi Allahu teala kur-an'da kendisi söylüyor bak yukarıda Vedat abiye kırmızı yazılarla Kur-an'dan ayetler aktardım bir kez daha okuyun ondan sonra konuşalım.Ben şahsım adına kilisenin restore edilmesi ve müze olmasını isterim.Kilisenin restore edilip ibadete açılmasına vesile olmak istemem.Allah c.c Hz. onlar için koyduğu hüküm ortada ben daha bunun üstüne ne söyleyebilirim ki. Bundan onların hepsini öldürelim yaşam haklarını ellerinden alalım gibi bir yorum çıkmaz elbette yine Kur-an onlarla olan ilişkilerimizin de sınırını belirlemiş.Bundan sonraki yazılarımıza nefsimizle değilde daha bilimsel bir düşünceyle anlatırsak birbirimizi kırmamış oluruz. Hepinizi selamların en iyisiyle selamlıyorum.:)belemir;226885 wrote:evet gerçekten tespitiniz doğru şimdi bütün malatyalılarda gavur bütün malatyalılarda hıristiyan çünkü allaha şirk koşulduğunu iddia ttiğiniz yeri restore edip turizme ve ibadete açıyorlar üstelik bunu yapan cami yapan yaşatan derneği
Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.