Geleneklerimiz Anılarımız

Anam Zalımdı Kardaşım !!! Vurdu mu Ciğerim sallanırdı

coskun Üye
Üyelik: 2005-08-18 Herkese açık mesaj: 1.551
#91396
Heç unutmam biz küçükken inşaat teli ve tuman lastiğinin içinden çıkardığımız ince lastiklerle çatal (sapan) yapardık. Tabi bu çatalın mermisi de tel olurdu. Don lastiğinin dış kabını jiletle dikkatlice soyar içinden lastikleri ele bir özenle çıkarırdık ki deme gitsin. Bazen hastanenin çöpünü karıştırırdık serum lastiği bulmak için. Pek çıkmazdı ama nadiren elimize geçerdi. Kaç çocuk gitmişsek ona göre pay eder, pay yetmezse uzunlamasına cinetle keserdik. Sonra saatlerce teli 1-2 cm uzunluğunda keser , “V” şekline getirirdik. Evden pense getiren olmuşsa düğün bayram ederdik. Bu teller yüzünden pantolumuzun cebi parça parça olurdu. Ara sıra tel cebimizde kalırdı, fıkara anam legende aspap yıkarken eline batardı. Tabi o da “uyy!!! kırgım gire yavrum içinize de kalmayasınız” diye beddua ederdi. J Aslında çamaşırın üstünden kalkabilse yiyeceğim köteği hesap edemem ama şükür genelde bu şekil atlatırdık durumu. Çocukluk aklı işte, bu çatalla sağa sola nişan alır telleri fırlatırdık. Telin yanı sıra portakan kabığınıda ince ince kesip kullandığımız çok olmuştu. Mubarek degdigi yeri kabar kabar yakardı. Bir gün nasıl oldusa oldu attığım tel komşumuzun oğlunun gözüne isabet etmiş, gözüne derken çocuk gözünü kapatmış alt kabağına batmış. Tel kabakta sallaniy oğlan kıyamat kopariy! Tabi ben hemen eve kaçıp kapıyı kapattım somyenin altına saklandım ama ne çare komşu kadın çocuğun elinden tutmuş kapıya dağvaya geliy. Haho…. L - Kele bacım şu oğlunu temme et yoksa cücük gibi kellesini koparırım haa!!! Hele şu oğlanın gözüne bak ne hala gelmiş. (tel halen sallanmaktadır) Ya kabağına değil de ışığına şiklense ben nederdim. *Bir an için kellesi kopan güvercinler gözümün önüne gelmişti.* N Anam kadından yidiği fırçanın da hıncıyla ele bir dayak attı ki tarih yazmamıştır. Allah sizi inandırsın ağlamaktan nefesim kesildi. Vurdu mu sümsürük 5 metre öte fırlardı. Resmi aç “Anam zalımdı kardaşım. Vurdu mu ciğerim sallanırdı. “
****************************
Tabi oyun oynarken mevsimine göre oynardık. Futbol mevsimi, cıncıklı gülle mevsimi, kazoz kapağı mevsimi, güş-çelik çomak mevsimi vs. Sezon : Cıncıklı gülle sezonu. Benle abim eyi gülle oynardık. Hele “çirtikli” de bizi utan (yenen) olmazdı. Neyse uzun lafın kısası güllelerimiz arttıkça artı. Elimize bir iki çorak geçirip onda biriktirmeye başladık ama çoraplar “cırrtt” diye yırtılmasın mı. Ne yapak ne edek. Abim dedikine “şu sülehyede saklıyak”. O sülehyeyi rehmetli dedem hacden getirmişti. Ne kullanılır ne edilir vitrinde dururdu. Gümüş kaplama. Biz kalktık gülleleri onun içine doldurduk. Tam silme ağzına kadar gülle dolu. İşte bizim hazinemiz. ;) Birgün okul dağılmış eve geliyoruz baktım bizim kapının önü uşak dolu. Yaklaştık ilk gördüğüme “le oğlun ne yapisiniz burda” dedim. “Anan sizin gülleleri sokağa septi onları toplik” demesin mi? Aha evim başıma çöktü. Çöktü ama “niye bele ettin ana” diyemezik ki. Yoksa kötek hesapsız. Meğer evin içinde dolaşırken yerde duran bir gülleye ayaklamış o da topuğuna denk gelmiş o acıyla sülehyedeki gülleleri sokağa sepmiş. Canı saolsun gene utarık.
****************************
Mahlenin uşakları olarak bir “ok” yapma sevdası almıştıki bizi akıllara zarar. Ok ama yaysız, Nasıl mı yapardık? Anlatayım; Luzum olacak alet edevat: Bir parça defter kağıdı, 4 adet kibrit çöpü, bir adet dikiş iğnesi ve bir karış ip. Kağıdı 10 cm ebadında kare yapar, katlar, çarpar, böler 4 uçlu bir yıldız haline getirirdik. Sonra bu kağıdın dört kenarına kibrit çöplerini tutturur, bu kibritlerin arasına da iğneyi yerleştirir, ipliklele de sıkıca bağlardık. Evimizin önünde kerpiçten yapılı bir ev vardı, Baydın (Bahattin) amminin evi. Duvarları çamur ve saman karışımından sıvanmış, bir köşesine de 2 metrekarelik küçük bir düğen yapmış, ihtiyarda bir babası var, ara sıra açar kısmetini arardı. Ufak tefek, cıncık, boncuk, cıncıklı şeker, sumak ekşisi, leblebi ekşisi felan satardı. Kapısı ise gayet köhne ve tahtadan. İşte bizim okların hedefidir bu tahta! J Allah sizi inandırsın kapı delik deşik olmuştu. Kaç kere Düğenci Haci Emmi uşakları önüne katıp kovalamıştır. Ama biz gene fırsat bulduk mu hucummm. Neyse günlerden bir gün şeytan kulağımıza nasıl üfürmüşse bu okları birbirimize fırlatmaya başladık. Bir üç beş derken çocuğun biri “aneyyy” diye bağırmasın mı? Baktık gözünü tutuyor, bizim oklardan biri bismillah aha tam gözünün ağına saplanmış. Bereket versin ağlamıyor, sadece kör olurmuyum hesabı bir korku var suratında. İşgüzar bir iki çocuk hemen anasına haber vulaştırdılar. Tabi bizler çil yavrusu gibi darmadağın olduk. Sokak sin sin ediy. O günden sonra oklar saklandı ama evde sağa sola atardım. Şeytan bu boş durur mu? Bir akşam oku atarken kardeşimin ayağına saplanmasın mı. Heralde kör karanlıkta görmemişim J Tam damara gelmiş ve delmiş. Yav kanın kırmızısını görmüştük de kara da neymiş, Kapkara!!! “Yav bu da nedir kardaşım bu ne hal ” Tabi anam ağıt sesine hemen damladı, sağ elinden sol kulağımı tuttu ele bir kaldırdı ki ayaklarım nerdeyse yerden kesilecek, ayağı bırak kulak kopacak! - Ben see demedim mi bir daha oynamıyacaksın? - He, dedin ana!!! - Bir daha oynamaya tövbe mi? - Tövbe ana!!! - Hasan-Hüsen tövbesi? - Hasan-Hüsen tövbesi anaaaa!!!!
****************************
Abim her sabah kalkar ekmek almaya “AYIK” ın fırınına giderdi. O kalabalık ise iki sokak ötedeki “MAHLO” nun fırınına giderdi. Demesin mi “ana ben hergün gidim bir gün de Mislim getsin.” Tabi ben hemen atladım “yok ben fırını tanimim ben getmem” senmisin diyen? Anam kolumdan tuttu, eyice zaptetmiş kaçma imkanı yok. “Aha oğlum fırına buradan gidersin” tabi gidene kadek kötek, ben hınçıra hınçıra ağlim ama anamın zalımlığı tuttu bir kere. Sonra ayığın fırınının önüne geldik fırından 3 mü 5 mi aldı ekmeği “aha bele parayı verirsin, ekmeği alır gelirsin” dedi. Tabi kol elde kaçış imkansız. Bir de eve gidene kadek kötek. Yaş ağzımdan, gözümden, burnumdan hatta yol bulsa kulaklarımdan akacak. Sızladık durduk. Tabi ondan sonra gene abim ekmeğe giderdi. He he he :D
****************************
Anam hasteee, evde huzur yoook. Konu komşunun “Adana’da topal bir toktur varmış filan getmiş dermen bulmuş sende get“ diye söliye söliye babam bir sabah “kah gidek hele avrat şu adanada’ki toktur kimmiş ” diye sohrana sohrana yola düştüler. Babam daha önce çok gittiği ve faydasını bir türlü görmediği için niyeti yok ama anamın dilinden kurtulmak için naçar halde tamam demişti. Neyse bizi rehmetli neneme teslim ettiler. Nenem yaşlı gözü doğru düzgün görmiy, kulağı eşitmiy yani gendine hayrı yok. Dışarı çıkmak yasak, nenem “oğlum sizi araba ayaklar” diye bizi hapis etti. Biz evde dört kardeş oynadık eğlendik öğlen çağı nenem bize lapa bişirdi yidik içtik. Gün döndü evin içinde canımız sıkıldı, dama çıktık. Babam Atalayların pompasında çalışıyordu. Eve bir çiçek getirdi büyük Vita yağları tenekesine ekmiştik. Adını ney bilmiyorum ama bize kapçık çiçeği dediler. 2-3 yapraklı olur ve yaprakları oldukça büyük ve geniştir. Bu yapraklardan biri kurumuştu. Babam da yaprağın bittiği yerden kesti fakat kökü halen duruyordu. Bizim memet bir parça bu kökten koparıp çiğnedi. Sonra bacım, sonra da ben baktım tadına. Aynı bildiğiniz has yaprağının kökü gibi, sulu fakat tadı tuzu yoktu. Tam o esnada kapı çalındı anamla babamın sesini duyduk çoluk çocuk kapıya hucüm ettik. Fukaralar yorgun argın geldi oturdular, Allah kimseyi anasız babasız etmesin, küçükler hemen anamın sinesine sarıldılar. Çok geçmedi Memet ağlamaya başladı, sonra bacım. Yaw bu çiçeğin kökü meğer zehir gibi imiş, benim de ağzım acıdı ama ağlayacak kadar değil. Ufaklıklar ağlamanın şiddetini arttırmaya başladılar. Onlara baktım bende ağladım. Ağlıyorlar ama bağıra bağıra. J Mahalle başımıza toplandı. Sırtımızı tapışlayan mı dersin, su getiren mi, cıncıklı şekeri ağzımıza depen mi? Velvele büyük. Rehmetlik nenem “böyümeyesiniz yavrum tama daha yeni oynidiniz, noldu size” Babam “ben hangi derde yanayım bene bak halıma bak noldu “ deyince abim “baba bunlar çiçeği yidi J “ dedi. Neyse ben ağlama güruhundan olduğum için bu sefer köteği güya “bizlere mukayyet olmayan” abim yemişti.
****************************
Heç unutmam evin içinde top oynarken ayneyi kırmıştım. “Aha yandın oğlum” dedim kendi kendime, nasıl etceyik şimdi? Akşam anam öbür odadaki kırık ayneyi görünce (zaten evimiz iki odalı idi) “kim kırdı bunu” diye bağırdı. O zaman dört kardeşiz sırfada ekmek yiyik, birbirimizin gözünün içine bakıyoruz kimseden çıt yok. “Oğlum bunu senden başkası kırmaz” deyip bana doğru gelince “yok ana memet” kırdı dedim. Memet o zaman en ufağımız. Çocuk daha 1,5-2 yaşında dili mili yok. Tabi o gergin ortamda anladı kötü bişeyin kendisine yıkılmaya çalıştığımı, suç kötü kim üstüne alır? “ebe mebe“ bişeyler işaret etti ama o gün yırtık. Tabi küçük olduğu için kötek de yimedi. Şeytana kef gerek, bir hafta sonra gene içerde top oynerken ayne kırılmasın mı? İşte yandığımın resmi kırık aynada bana bakıyordu. Gene aynı enstantane; - kim kırdı bunu? naçizane ve titrek bir sesle - memet kırdı - yooook bunu senden başkası kırmamıştır. Kötek…… :) “Anam zalımdı kardaşım. Vurdu mu ciğerim sallanırdı. “
admin Yönetici
Üyelik: 2001-02-14 Herkese açık mesaj: 7.502
#91401
Bunu sakin bir kafa ile bir daha okuyayım. Benim yaşayamadığım çok şey var, kötek dışında :)
Yunus Üye
Üyelik: 2006-03-13 Herkese açık mesaj: 150
#91402
Allah senden razı olsun coskun emi. Sabah sabah hiç gülesim yoktu, neşem yerine geldi. Annemizin ellerinden öpüyorum.
coskun Üye
Üyelik: 2005-08-18 Herkese açık mesaj: 1.551
#91403
O zamanın en lüküs eşyasıdır televizyon, her evde yok. Bizler de sokak aralarından gezerken evinde televizyon olanların penceresine asılır, ne oynuyor diye bakardık. Tabi yaptığımız nahoş bişey olduğundan dolayı ya evin çocuğundan yüzümüze tükürük, ya başımızdan aşağı bir kova su, yada mülkiyet sahibinden (genellikle atlet-pijama ile oturur) “sittirin lennn, eşş… eşşekklerrrr” diye küfürle mukabele görürdük. Çok medeni olan aileler ve başına ilerde bişey geleceğinden korkan çocuklar ise “HAAAŞŞŞ” diye perdeyi çekerlerdi. O an için ortadan kaybolurduk ama bu yaptıkları yanlarına kalmazdı. Evin çocugu yaşıtımız ise “seni bir köşede yakalarım oğlum” diye gözdağı verilir, çok geçmeden o köşede yakalanır güzelce elden geçirilirdi. Yok elimizle gücümüz yetmiyorsa silahlar devreye girerdi. Durun durun!!! sandığınız gibi silah değil. Hepimiz oynamışızdır çıt pıt diye küçük barutlar vardı birde içinde barut olan mantarlar. İşte silahlarımız. Bildiğiniz gibi bu çıt pıtlar sert bir yere sürülünce cırrrr diye yanardı. İşte bunları tutar bize hakaret eden evlerin penceresinden içeri atardık. Yüzümüze tükürülmüş yada küfür edilmişse işte onlar yandı. İnşaat tellerini halka yapar pataları (mantardan) bunlara tutturur, pencereden içeri sallardık. Tabi telin ucu baruta sürtününce “GÜMMMM” J Neyse bu ızdırabımız doğrusu birilerinin ızdırabı çok sürmedi. Günlerden bir gün kindin vakti babam at arabasına atmış telezonu almış eve getirmişti. Dünyalar bizim. Anten, telezon birde yanında karakutu. Babam bu kutunun adı nedir diye sorduğumuzda “rekletor” demişti. Özenle anten takıldı, telezon evin en güzel köşesine konulmuştu. Bazı komşular gelin görmeye gelir gibi bakıp gittiler. Neyse neyse, açtık telezonu, açmaz olaydık sesi sonuna kadar açıkmış, “haşşşş” diye ses gelmesin mi yüreğimiz koptu. J Babam “yayınlar yok oğlum ağşema açarık” dedi kapattı. Akşam bir türlü olmadı ki! Sanki saatler durdu, yelkovan ilerlememek için sonuna kadar direndi ama akşam oldu. Açtık telezonu Böyyyük bir saat ekranda “düüüüt” diye bir ses. Bekledik… Bir müddet sonra güzel güzel sazlar çalınmaya başladı. Sonra bir insan. “heyyy, artık bizim de telezonumuz var”!!!! Telezon geldi ama, önce “Düt” sonra “saz” sonra “haber” sonra kapat. Rahmetlik nenem haberleri dinler, sunucunun “iyi akşamlar sayın seyirciler” diye kapanışından sonra “Güle güle ane hayran işin gücün rasgelsin” diye mukabele ederdi. J Sonraları yayın saatlerine alıştık hafta sonları uçan kaz morton, kara şimşek ve western (kovboy) filmleri aklıma ilk gelen filmlerdir, her bölümün sonunda “hah hah hah haftaya, buluşalım haftaya” diye biten Vikingler. Birde cumartesi gecesi sancısı, yani Türk Filmi. (Bu sancılardan birisi de Pazar Konseri’dir, onu da hadırladayum kafamız ütülenirdi 2 saat boyunca.) Konu komşu oturur gece yarılarına kadar Türk filmini beklerdik. Hele Cinet Arkın’ın filmi ise ohh değme keyfimize. Bazen TRT o kadar reklam kordu ki artık karnımız sancılanırdı. Çoğu kez filmi beklerken gözümüz yumulur, uyurduk. Sabah kalktığımızda filmi kaçırmış olmanın hüznü ile ağladığımız dahi olmuştur. Çünkü bir gün sonra mahlenin bütün uşakları filmin aklımızda kalan sahnelerini birbirimize anlatırdık. Filmin başroldeki kahramanına “oğlan” derdik. Oğlan şele etti, oğlan bele etti… Belkıs mahallesi ile Şahinbey mahallesinin uşakları ne alıp veremediğimiz varsa veya kim kimin tavuğuna kış demişse hatırlamıyorum, istisnasız her hafta lig maçı oynar gibi taşlaşırdık. Kafamda on tane kırık var desem az. Hele bir gün bir taş geldi “trakk” diye davar boğazlasan o kadar kan akmazdı. Kara Şimşek filmi bizim için bir vazgeçilmezdi. Hiçbir bölümünü kaçırmadım. Bizler mahalle savaşları yaparken 5 cemse asker gelse bile ayıramazdı ama “Kara Şimşek Başlıyoorrrrr” diye bir ses duyduk mu sokakta kimse kalmazdı. Yani bu filmin uzlaştırıcı bir yönü vardı kardaşım. J
****************************
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#91404
Çoşkun abi eline sağlık güzel bir nostalji yazsısı olmuş. Yaw bu anan seni niye bu kadar dövmüş. Baksana çocukluğum demişsin hep kötek anılarını anlatmışsın:) Senin küçüklüğüne inmek gerek:) Devamını Bekliyoruz....
ibrahim Üye
Üyelik: 2001-12-18 Herkese açık mesaj: 2.407
#91406
gerçekten güzel bir yazı olmuş, bütün bunları heralde herkes çocukken yaşamıştır ama işim kötek boyutu sanırım coşkun abinin başına gelenler kadar kimsenin başına gelmemiştir. :):) gazoz kapağı - cıncıklı gülle - çelik çomak - cücükel, vs... teknolojinin girmediği ne güzel oyunlardı...:( teşekkürler coşkun abi, anamızın ellerinden öperiz.
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#91408
çoşkun abiyi vurduğu için mi öpüyon annesinin elini metallll :D
ibrahim Üye
Üyelik: 2001-12-18 Herkese açık mesaj: 2.407
#91411
Gökhan Dokuyucu;91408 wrote:çoşkun abiyi vurduğu için mi öpüyon annesinin elini metallll :D
yok bizimde anamız olduğu için öpüyorum gökhan, arayı kızıştırma :)
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#91413
:) haa o zaman bende öpeyim.
velikablan Üye
Üyelik: 2007-08-08 Herkese açık mesaj: 10
#91417
Çok güzel yazmışsın kardeşim çok güzel olmuş. bayağı güldüm. Kendi annemi hatırladım. Anne ne aziz varlık. Sinesi dert anlatma odağı. Masum mübarek tertemiz saf dupduru samimi. Bizim annelerimiz.
habibi Üye
Üyelik: 2007-05-12 Herkese açık mesaj: 9
#91428
Kele Nizip'li olmak kadar güzel birşey varmı , dertli çocukluk anılarını anlatırken bile gülecek birşeyler çıkarıyoruz Coşkun abi Allah senden razı olsun bele bir günde yüzümüzü güldürdün ya . He bu arada yazının devamı beklik şöle bol kötekli :D
baba_sultan Üye
Üyelik: 2007-02-06 Herkese açık mesaj: 153
#91438
müslüm abi ellerine saglık
fsoyarik Üye
Üyelik: 2005-05-06 Herkese açık mesaj: 5.099
#91444
Müslüm kardeş gözlerimi yaşarttın,eline diline,yüreğine sağlık.Yalnız analarımızmı zalımdı bizmi dfüşünmem lazım.Selamlar
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#91449
Çoşkun abi yazılarının devamını merakla bekliyorum gerçekten çok akıcı bir yazı bir solukt okunan türden. Eski Nizip'e hasret gönüllere bu yazınla su serptin...
saldiray27 Üye
Üyelik: 2006-06-09 Herkese açık mesaj: 832
#91499
tşkler abi güzeldi valla...bende küçükken komşunun oğlunun kafasının yanında mantar tabancası patlaymıştım...uşağın aklı gitti...:)kulaklarım sinliy de sinliy derdi:)
osmanlı27 Üye
Üyelik: 2007-02-21 Herkese açık mesaj: 37
#91642
iyi olmuş hepimiz bu ve buna benzer şeyleri yaşamışızdır. Çok sağol
fsoyarik Üye
Üyelik: 2005-05-06 Herkese açık mesaj: 5.099
#91655
SEVGİLİ DOSTUM İNAN ŞU YAZI SİTEMİZİN SON ZAMANLARININ İLÇEMİZE ÖZĞÜ EN İYİ VE GÜZEL GEŞMİŞİN İZLERİNİ VE DUYĞULARINI YANSITAN BİR YAZI.KARDA KAYMAK ,KARTOPU OYNAMAK VE KAR İLE PEKMEZİ YEME KÜLTÜRÜMÜZÜDE YAZSAN ÇOK SEVİNECEĞİM.SELAMLAR
admin Yönetici
Üyelik: 2001-02-14 Herkese açık mesaj: 7.502
#91692
Biride şu delikli kayayı yazsııınnn
admin Yönetici
Üyelik: 2001-02-14 Herkese açık mesaj: 7.502
#91880
Müslüm abi arada bişeyler eklemişsin, az daha gözümüzden kaçıyordu. Haber et ağam :)
coskun Üye
Üyelik: 2005-08-18 Herkese açık mesaj: 1.551
#94065
Hele gazoz kapağı biz çocukların elinden neler çekmedi ki. Belki on çeşit oyunu olurdu. Lastik çemberimize süs, tel arabamıza süs, cıncıklı gülle oyununa yardımcı eleman, 4 er 5 er yere diz ters yüz çevirme vs. Bazen daşla veya çekiçle vura vura aynı cinet gibi yapar, ortasına çivi ile iki delik deler ip geçirir "vınn vınnn" çevirirdik. O kadar çok oynardık ki ip parmaklarımızı nerdeyse koparacak dereceye gelirdi. :) Gün olurdu akşama kadar kahvehane çöplerini karıştırırdık. Yani bir günümüz gazoz kapağı aramakla geçerdi. Şimdiki Okan parkındaki Çamur Şevket'in kahvesinin çöpü tam bir kanamatlıktı. Poşet poşet toplar mahlenin uşaklarına dağıtırdık. Gazoz kapakları da marka ve modeline göre kıymetlidir yani. Kızılayın kapakları en revaçta olanlarıdır. Efes pilsen ve şiveps kapakları naçar kaldığımız zamanların haricinde "arakı" koktugundan pek tercih edilmezdi.
HakanSahin Üye
Üyelik: 2006-03-13 Herkese açık mesaj: 1.135
#94075
Müslüm abi harika bir yazı. bence NİZİP DİL VE EDEBİYATI dersi seçmeli ders olarak üniversiteler verilmesi kansındaym
admin Yönetici
Üyelik: 2001-02-14 Herkese açık mesaj: 7.502
#94078
kapakların içinde mantar olurdu abi, biriktirirdik, belki ilerde bişeye yarar diye
coskun Üye
Üyelik: 2005-08-18 Herkese açık mesaj: 1.551
#94085
Aslında bu çocukluk anıları sadece bana ait değildir. 70'li ve 80 'li yıllarda çocukluğunu yaşayan herkesin ortak anılarıdır.
coskun Üye
Üyelik: 2005-08-18 Herkese açık mesaj: 1.551
#96023
Bayanları bilmem ama biz erkeklerin 1-1,5 senelik hayat dilimine sığdırdıkları ve hayatı boyunca anlatıp heç bitiremedikleri askerlik anılarından sonra çocukluğunu beraber yaşadığı veya akranı olupta aynı şeyleri yaşayan biri bulunduğu zaman işte o çocukluk yılları sohbetlerine doyun olmuyor. Biz küçükken şöyle yapardık, iz küçükken böyle yapardık diye söze başladı mı birisi, Allah yirag etsin kimseye hanek düşmez. Fırsat vermez ki başkası da içini döksün. Geçen gün televizyona bakarken elinizi öper bizim küçük kız “babaaa! Çizzi filmi acc” dedi. Tabi çocuğun nazını ve ağıtını çekmemek için kanaların birisinde bir çizgi film bulup, beraber seyrettik. Biran kendi kendime “len oğlum eşşek kadar oldun, gene çizgi film seyrediyorsun” dedim. Her ne kadar bizim zamanımızda bu kadar çizgi film yoktu desem de biraz düşününce aslında ne kadar fazla çizgi film seyretmişiz meğer.
Resim kaynağı
Bunlardan aklıma ilk geleni Arı Maya’dır. Çiçekten çiçeğe konar etrafındakilere sevgi dağıtır ve şişman bir agustos böceği ile türlü türlü maceralara girerdi. Film başlarken ve biterken ilginç bir müziği vardı. Resimde de gördüğünüz gibi dünyada gelmiş geçmiş tek saçlı hemde sarı saclı arı olma özelliğine de haizdir.
Resim kaynağı
Remi : Yav bu çizgi filmi izlerken bazen ökür ökür ağlardık. Drama tarzı bir filmdi. Konusu pek aklımda kalmamakla birlikte gerçek annesini arayan bir çocuğun resimdeki sakallı şahıs (aynı zamanda üvey babası olur) ile her bölüm değişik maceraları anlatılırdı. Bu ihtiyarın birkaç köpek ve maymunu vardır. Gittiği yerlerde sirk tarzı gösteriler yapar para toplarlardı. Arkadaş her bölüm ya bu çocuğun başına bir iş gelir ya da sirk hayvanlarından birisi ölürdü. Ne akıl kardaşım her bölüm sonu ciğerimiz parçalanırdı çocuğun haline. Ama sonunda anasını bulmuş bizde rahata kavuşmuştuk. Voltran : 4-5 tane senin benim gibi uşak birleşerek nerden geldiği belli olmayan ve her zaman kaybetmeye mahkum diğer kötü robotlarla dünyayı kurtarmak için şavaşırlardı. Yanlış hatırlamıyorsam önceleri 5 arslan parçası halindedirler. Saldırılar yoğunlaşıp da düşmana arslan parçası olarak güçleri yetmiyorsa Voltran’ı oluştururlardı. Önce kollar ve ayaklar sonra gövde en sonunda da baş oluşturulurdu. Bu beş aslan bir anda harika bir robota dönüşüverirdi. Genellikle voltran önceleri üç beş sille yer afallar, titrer tabi bizlerde ekran karşısında gerilirdik, ama sonunda kahramanımız “Işın Kılıcı” ile kalleşleri ortadan ikiye ayırırdı. Bizler de film sonunda rahatlamış olurduk. Ara sıra bizde evde voltranı oluşturmaya çalışır evi darmadağın eder, sonunda terliği yerdik.
Resim kaynağı
Bilmem kalimeroyu hatırlayanınız var mı? Her sabah okula gitmeden önce muhakkak izler, okuldaki çocuklarla o sabah ki anılarını birbirimize anlatırdık. Kafasında yumurta kabuğu ile gezer, türlü türlü iş başına gelir, bütün kabahat okları kendisini gösterince “ama haksızlık buuuuuu, öyle değil mi” diye söylenirdi. Çocukluğumuzun ekşın (aksiyon) çizgi filmlerinden biri de Hayalet Avcılarıdır. Genelde fildeki karekter tiplerini hiçsevmezdim gıcık gıcık olurlardı. Fakat işin ucuna hayalet öcü felan girince eğlenceli olurdu. Başrol kahramanlarına müdavimlik yapan çok gelişmiş bir orangutan vardı. İhbar telefonu kuru kafatası şeklindeydi langur lingir çalar ve kahramanlar olay yerine hareket ederlerdi.
Resim kaynağı
Cenk Koray’ın sunduğu Tele Pazar mıydı neydi adı orda bir çizgi karekter vardı adı Meraklı. Sırf bu meraklıyı izlemek için bizim için sıkıcı olan o programı seyrederdik. Ekranda önce bir çizgi belirir sonra bir el çıkar bizim vatandaşı çizerdi. “Lala lala la laaaaaa diye gezer, ilginç bişey bulduğunda acaaip accaip şeyler konuşur ara sıra da çizerle kavga ederdi. Çoğu kez çizerin yolunu silmesiyle boşluğa düşer bölüm sona ererdi. Vucudumuzu tanıyalım adlı çizgi film ise belki de severek ve ilgi ile izlediğimiz ilk belgeseldi. Vucuttaki organların ne işe yaradığı kanın akışını, hangi organın ne şekil hastalandığı ve tedavi sürecinin nasıl işlediği. İyi mikroplarla kötülerin mücadelesi gibi bir çok tıbbi bilgiyi buradan öğrendiğimi söyleyebilirim. Bu çizgi filmdeki unutamadığım karekter ise her tarafı, saçı sakalı üstü başı bembeyaz olan merhamet timsali olan ihtiyardı.
Resim kaynağı
Oldum olası fantastik filmleri çok severim belki de çocukluğuma indiğimde bunun sebebinin Esteban olduğu söylenebilir. Kayıp şehri arayan (ne için aradıklarını bilmiyorum) üç çocuk ve bunlara yardım eden bir kaptan vardı. Büyükçe altından yapma bir kuş bulmuşlar, bu kuş ile alemi temaşa ederlerdi. Kuşun hareket edebilmesi için muhakkak güneş ışığı alması gerekirdi. Uçan Kaz ve Yavru Geyik çizgi filmlerini beraber anlatalım çünkü Yavru geyik Uçan Kaz’ın halefiydi. Dolayısı ile onun kadar güzel bir çizgi film bekliyorduk. Uçan Kaz kadar olmasa da ilgi ile takip ederdik.
Resim kaynağı
Uçan Kaz’ da, Nils bir sihir neticesinde küçülmüş, bu arada uçmayı kafasına koyan Morton ördeklere heveslenip uçmak isterken Nils Kaz’ın ipine tutunmuş uçmuş, ördek komutan Akka ile maceredan maceraya atılmıştı. Diyebilirim ki hiçbir bölümünü kaçırmadım. Çünkü hem eğlenceli hemde duygusaldı. Bittiğinde bir acaaip olmuştuk. Bunun yerine ne oynatacak Trt diye konuşurken bir baktık ki oynata oynata Yavru Geyiği ekrana koymuşlar. İlk başlarda uçan Kaz’a nsipet ettiğimizden olsa gerek pek sıcak bakmazdık ama sonraları müthiş bir drama dönmüştü. Geyiği bulan iki arkadaştan biri ölünce ağladığımı bilirim. Bu ölen çocuk aynı zamanda geyiği bulan ve büyütendir. Son bölümde de geyik iyice büyümüştür ve hayatta kalan diğer kansız tarafından öldürülmüştü zannedersem. Şirinler Wikingler, Ayı yogi, Polyanna, Robotek, Himennn, Pembe panter, heidi, Taş devri Atom karınca vs vs.

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim