Geleneklerimiz Anılarımız

Yöremize özgü oyun türleri

Kemal Cengiz Üye
Üyelik: 2006-08-04 Herkese açık mesaj: 330
#274555
Gruplar Halinde Ve İki Kişi Arasında Oynanan Oyunlar, Eski Topluluklardan Bu Yana Hep Vardı… İnsanoğlu, bir arada yaşamaya başladığı ilkçağ günlerinden, bilgi-bilişim çağı dediğimiz günümüze kadar uzanan, binler, hatta onbinler yıl öncesindeki sosyolojik aşama sürelerinin tümünde kendilerini eğlendirecek, oyalayacak ve hoşça vakit geçirecek oyun ve uğraş türleri icat etmişlerdir… İnsanoğlu, barınma, beslenme, giyim-kuşam gibi zorunlu ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, boş zamanlarında, günlerini anlamlaştırmak için kâh meraklanmış; incelemelerde, araştırmalarda, gözlemlerde bulunmuş… Anlamlaştıramadığı ve güç yetiremediği doğa olaylarını Tanrı ile ilişkilendirmiş; güce tapınma gereksinimi duymuş ve dini ritüeller geliştirmiş… Kâh keşiflere çıkmış, yeni yerler aramış… Kâh yaşamını kolaylaştırıcı (alet-edavat, tedavi ve ilaç türü) icatlarda bulunma riskine girmiş… Kâh resim, heykel, müzik, spor, folklor, estetik gibi sanat uğraşları edinmiş… Kâh, yaratma yetenek ve becerilerini kullanarak, hoşça vakit geçirebilecekleri, bedensel ve zihinsel zindeliklerini artırıcı ve de kendilerini eğlendirici ve hatta eğitici türden oyunlar ve sporlar icat etmiştir… Eğlence, spor ve zeka türü oyunları insanlık tarihinin her Safhasında görmek mümkündür… Avlanarak ve bitki-meyve toplayarak karnını doyuran ilkel toplum bireylerinden başlayarak, günümüz çağdaş bireylerine kadar tüm insanlar, geçim uğraşlarından arta kalan boş zamanlarını (şartlar elverdiği ölçüde ve de eldeki mevcut olanaklar dahilinde) hem dinlenerek hem de eğlenerek değerlendirmişler ve değerlendirmektedirler. Çoktan da çok eski atalarımızın oyunları, güç ve dayanıklılık göstergesi içeren türden oyunlardı. Daha iyi avlanabilmek ve ağaçlardan daha hızlı ve dikkatli meyve toplayabilmek için, hızlı koşma, isabetli taş ve mızrak atabilme, sopayı güçlü sallayabilme, dikkatli ve tetikte olma, tırmanma becerisini geliştirme, yaşamsal bir uğraştı. Bu yaşamsal uğraşlar, zamanla, ilkel atalarımıza eğlence ve spor türü oyunlar icat etme olanağı sağlamıştır; toplulukta kim daha hızlı koşuyor, kim daha hızlı tırmanıyor, kim taşı yada mızrağı daha ileriye fırlatıyor, gibi bir fikrin ortaya atılmasıyla sportif oyunlar başlamış ve vazgeçilmez eğlence ve oyalanmaya dönüştürülmüştür. Yetişkinlerle başlayan bu oyunlar, farklılaşarak, basitleşerek ve kaideleşerek gençlerin ve çocukların da istifadesine sunulmuştur. Tabi ki işin içine beceri ve zeka da katılarak… Özcesi, en basitinden en detaylısına; kültürel bir içeriğe kavuşan oyun türleri, medeniyetler gelişip değişirken yöresellikten evrenselliğe sirayet edip, neredeyse, ulusal oyun kimliklerine kavuşmuşlardır. Eğlence: Eğlence, geniş yelpaze açılımlı bir deyimdir… Eğlenmek, oylanmak, neşelenmek ve hoşça bir vakit geçirmek anlamını da içeren eğlenti, her yaştan ve cinsten insana özgü üst yapısal, sosyo-kültürel bir gereksinimdir. Aletli veya aletsiz spor faaliyetleri, atletizm, bilgi ve beceri gösterileri ve yarışmaları, güreş, müzik, dans, fizik ve zeka gücüne dayanan oyunlar, insanlığın vazgeçilmezlerindendir. Yakın Atalarımızın ve Bizlerin Çocukluk ve Gençlik Dönemlerindeki Oyun Türlerimiz… Elli-altmış yıl önceleri oynanan ve kırklı-otuzlu yıllara kadar yaygın bir şekilde oynanan onlarca oyun türümüzden çok azı şu gün için (tek-tük ve ara-sıra da olsa) küçük kentlerimizde ve kırsal kesimlerimizde hâla oynanmaktadır; ama çoğu günümüz gençliği ve çocuklarınca bilinmeyen ve gün geçtikçe unutulan bu oyun türlerine değineceğim. ‘’Annelerimiz-babalarımız, ninelerimiz-dedelerimiz, gerek çocukken, gerek gençken kendilerini oyalayacak ve eğlendirecek hangi tür oyunlar oynarlardı?’’ Sorusunun cevabını günümüz çocuk ve gençlerine vermeye çalışacağım… Ki, radyonun, televizyonun, atarinin, bilgisayarın, yani elektriğin olmadığı o yıllarda bu en yakın atalarımız boş vakitlerini gruplar halinde nasıl değerlendirir, ne tür oyunlar oynarlardı’yı anlatmaya çalışacağım. Özetle; 30’lu, 40’lı, 50’li yıllarda ve öncesinde (bölgesel ve yöresel) tüm yerleşim birimlerinde, sokaklarımız ve boş alanlarımız, değişik türden oyunların oynandığı birer oyun sahası gibiydi. Düyeme (Topaç) çeviren, Çelik-çomak ya da gülle (misket) oynayan erkek çocuklarından; ip atlayan, seksek (çizgi) ya da mendil kapmaca oynayan kız çocuklarından geçilmezdi. Oyun oynayan çocukların, kuş cıvıltısını andıran sesleri, o alandaki canlı, mutlu ve anlamlı bir yaşamın varlık göstergesi gibiydi. Şimdilerde ise sokaklarımız ve boş alanlarımız çocuksuz ve oyun alanı olma vasıflarını yitirmiş; her bir metrekaresi otopark alanı durumunda. Hoş! Millet parkları çoğalmış ama, geçmiş yıllarda oynanan oyun türleri oralara taşınamamış. Yanisi, 30’lu, 40’lı, 50’li yıllar öncesine dair oynanan çocuk ve gençlik oyunları artık oynanmaz olmuş. Ne köşe kapmaca oynayanlar kaldı, ne saklambaç; ne düyeme çevirenler kaldı, çember çevirenler; ne beş taş oynayan, ip atlayan; ne elim sende, ne abu-düldül, ne septirim semsek, ne uzun eşek oynayan çocuklar kaldı. Bu türden oyunlarımızın çoktan da çoğu unutuldu, oynanmaz oldu. Pratikte oynanan ve çoklu katılımlarla bir şölene dönüşen, yöremize özgü bu tür oyunlar (ki birçokları), elektronik (bilgisayar, internet) ortamlarında, yani sanal alemlerde oynanır oldu… Ve doğaldır ki, çocuklarımızın beceri ve yetenekleri (azdan çoğa) köreldi, fiziksel yapıları esneklikten ve çeviklikten mahrumlaştı. Ve yeni neslin fizyo-biyolojik sağlığı, okullarda verilen ‘’verimsiz’’ beden eğitimi derslerine (!) havale edildi. Oyun Nedir ? Oyun, zihinsel ve bedensel gelişmemizi sağlıklı bir şekilde sağlayan eğlendirici, dinlendirici ve oyalayıcı (boş zamanı anlamlı bi şekilde değerlendirmek için yapılan) neşelendirici, hoşlandırıcı bir tür spordur. Oyunlar genellikle gruplar (takımlar) halinde oynanır ve de her türlü oyunlarda çocuklar ve gençler genellikle daha başarılı olurlar. Çünkü gençler ve çocuklar sosyal konumları; algılama, yetenek ve merak dürtüsü ve de zaman bolluğu açısından her koşulda eğlenmeyi daha çok becerirler. Kendi aralarında çeşitli oyunlar dahi icat ederler. Oyunlar, anlık değişim ve gelişmeler karşısında, kişinin (ister çocukların, ister yetişkinlerin) doğru pozisyon alma ve doğru karar verme alışkanlığını geliştirir… Fiziksel ve zihinsel oyunlar, dengeli olmayı, hedefe odaklanmayı, esnek figürlere sahip olmayı da sağladığı gibi, arkadaşlık bağlarını güçlendirir; sorumluluk, birlikte hareket etme ve dayanışma duygusunu geliştirir. Basitinden karmaşıklığına; iki kişilik de olsa, çok kişi ile de oynansa her oyunun kendine özgü bir kuralı ve sonuçları vardır. Oyun Çeşitleri : Oyunları sınıflandıracak olursak; 1- Erkek yetişkin, genç ve çocukların oynadıkları oyunlar: a-) Erkek yetişkinlerin oynadıkları oyunlar: -Tavla, Dama, Domino, İskambil (kağıt) oyunları, Okey: Yetişkin erkeklerin oynadıkları bu tür oyunlar, genellikle kahvehanelerde oynanırdı ve günümüzde de yaygın bir şekilde oynanmaktadırlar. -Bilardo, Pinpon, Langırt: Bu masa oyunları genç, yetişkin erkeklerce kahvehanelerde ve spor kulübü lokallerinde oynanırdı. Bizler, 60’lı yılların başında Ali Alkan Orta Okulunda okurken, okulumuz salonunda da pinpon masası vardı ve teneffüslerde raketi ilk ele geçirenler oynardı. - Aşşık Atma, Güş Vurma, Aba Güreşi, At yarışı, gibi oyunlar da açık alanlarda oynanırdı. 2- Kadın yetişkin, genç ve çocukların oynadıkları oyunlar: Yetişkin genç kızların ve kadınların en yaygın olarak oynadıkları oyunlar, Peçiç ile Fincanda Yüzük Bulma oyunlarıydı. 3- Hem kız, hem erkek çocukların müşterek oynadıkları oyunlar: Oyun Alanları: 1- Açık alanlarda oynanan oyunlar. 2- Evde (kapalı alanlarda) oynanan oyunlar. 3- Hem açık alanlarda hem de evlerde (kapalı alanlarda) oynanan oyunlar. 4- Masa başında oynanan oyunlar. Yöremizdeki birçok oyunlar hem açık alanda hem de evde oynanabilir türdendir. 1. 2. ve 3. Maddeler-) EVDE(ya da herhangi bir kapalı alanda) ve AÇIK ALANDA OYNANAN OYUNLAR: a-) SEKSEK: Yöremizdeki adı çizgi oyunudur. Açık alanda oynandığı gibi evlerimizdeki hayatların zeminine çizilen alanlarda oynandığı gibi, oturma odalarındaki dama desenli halılar üzerinde de oynanır.. b-) KÖŞE KAPMACA: c-) KÖR EBE:. d-) SAKLAMBAÇ:. e-) ÇÖMÇE GELİN GEZDiRME : Açık alanda ve özellikle yağmur yağmadığı bahar mevsimlerinde oynanır. Bir nevi çocuklara özgü YAĞMUR DUASI oyunudur. Mahalledeki (genellikle komşuluk ilişkilerinin daha samimi olunduğu iki, üç sokak ile sınırlı) tüm evlerin kapısı çalınır. Çöpten yapılmış ve giydirilmiş gelin-bebek, her bir kapı çalışta bir başka çocuğun (grup genellikle kız çocuklarından oluşurdu) elinde ve tüm grup hep bir ağızdan: Çömçe gelin ne ister? Allah’tan rahmet ister... Çömçe gelin ne ister? Allah’tan ekmek ister... Çömçe gelin ne ister? Allah’tan bal ister... Çömçe gelin ne ister? Allah’tan yağ ister... Çömçe gelin ne ister? Allah’tan yağmur ister... Yağdır Allah’ım yağdır Yağmur ile sel… Katılımcılar, üstüne şunu ister, üstüne bunu ister türünden düzdürmeler ile kapı kapı dolanılır ve müsait bir evde mercimekli köfte yoğrulup-yenip, dağıtılması için her evden (mercimek, bulgur, soğan gibi) gıda maddeleri alırlardı.
Kemal Cengiz Üye
Üyelik: 2006-08-04 Herkese açık mesaj: 330
#274586
YALNIZCA AÇIK ALANLARDA OYNANAN OYUNLAR: a-) BİRDİRBİR ve UZUN EŞEK: Erkek çocuklara ve gençlere özgüdür.. b-) VUR ÇAKIR: Vur çakır oyunu, altı-yedi ya da daha fazla erkek çocuk ve gençle oynanır. Oyun aleti pantolon kemeridir. Nizipçesi, kayıştır. Özelliği, parmak, el, avuç ve kol işaretleriyle bir kuş türünü tarif etmek; soran ile cevaplayanın bilip bilmemesi üzerine kayışla cezalandırılması ve de dışarıda kalan katılımcılarında bu cezadan pay alması şeklindedir.. Oyunda bir hakim (hakem, usta) vardır. Kemerin delikli ucu hakimdedir. İki oyuncu hakime gelir; grubun kararıyla, biri soran, biri cevaplayan olur. Hakim, kemerin tokalı ucunu cevaplayana tutturur ve sorucuya ‘’tarifini yap!’’diyerek, hem zaman süresini, hem de oyunu başlatır.. Sorucu işaretlerle bir kuş tarifi yapmaya çalışır. Küçüklüğü ya da büyüklüğü için avuçlarını; kanatları için ellerini veya kollarını; uzuvları için de parmaklarını kullanır.. Sorucu kuşun her bir uzvunu tarif ederken:. Bir kuşum var rakkase. Kanat açar vakkase. Dilliği var şu kadar. Okkası var bu kadar..der ve devamında, eğer tarif ettiği kuş yenilen türden ise Eti budu karnımdadır.Yok, eğer eti yenmeyen bir tür ise Eti budu zibilliğeder.. Cevaplayan, sorucunun tarifinden kuşun ne olduğunu bilirse, hakim kemerin kendindeki ucunu bırakır ve Vur Çakır der.. Cevaplayan, kuşun tarifini zamanında ve doğru olarak bilemez ise, hakim cevaplayıcıdaki kemerin tokalı ucunu alıp sorana verir ve Vur Çakır diyerek oyunu başlatır.. Kemeri kazanan oyuncu, kaybedeni cezalandırmak için kovalar; her tuttuğunda kemerle tatlı sert vuruşlar yapar. Diğer çocuklar bir taraftan kovalananı engeller, bir taraftan da hakimi etkilemek için ‘’Arpada buğday dik dik dik..’’diye tezahürat yaparlar.. Hakim ‘’Buğdalı buğdalı’’sözcüğünü sürekli yinelediği müddetçe kovalamaca ve kemerle vurmaca sorucu ile cevaplayıcı arasında sürer. Hakim ‘’Arpalı arpalı’’’’ deyince, bu kez elinde kemer olan, diğer oyunculara yönelir ve tuttuğuna vurmaya başlar. Bu arada diğer oyuncular da kemeri ele geçirmek için mücadele ederler.Kemerli oyuncu diğer oyunculardan kurtulmak için hakimin olduğu yöne kaçar ve kemeri teslim eder. Ve oyun böylece tekrarlanır.... c-) DİLDİL (Abu Düldül) de denir): Erkek çocuklar ve gençlerce oynanırdı. Dildil için iki grup oyuncu gerekir; dönüşümlü olarak, dildilleyenler ile dildilciyi karşılayanlar.. Oyuna başlamak için ilkin santra noktası gibiorta bir yer işaretlenir; taş, ayakkabı, vs ile işaret belirginleştirilir. Bu işarete MERE (merkez) denir. Bu işaretin iki yanına grupların sınır çizgisi çekilir. Oyuncular çizginin iki yanına sıralanır. Sıra ile iki gruptan biri karşı tarafa hamle yapar. Hamle yapan oyuncu hızlı bi şekilde koşarak karşı gruptan birine elini değdirmeye çalışır. Bunu yaparken, hamlesiyle beraber ’hiç nefes almamacasına’ sürekli ‘’Dil Dil Dil’’ sesi çıkarmak mecburiyetindedir. Nefes alırsa (yani ‘’dil dil dil’’demeyi keserse) oyundan çıkar ve bağlı bulunduğu gruba eksi puan kazandırmış olur. Oyuncu, karşı taraftan bir kişiye elini değdirir, mere’ye kadar dil dil demeyi kesmezse (yani nefesini tutarsa) dokunduğu oyuncu oyun dışı kalır.. Karşı grubun el değen oyuncusu ‘’dil dil dil’’diyerek gelen oyuncuya sarılıp bırakmaz (yani mereye gitmesine müsaade etmez) ve de nefes almasını sağlarsa, bu kez dildilci oyun dışı kalır.. İki gruptan birinin oyuncularının ya belirlenen bir sayıda, ya da temamı’ oyun dışı kalınca Dildil Oyunu bitmiş olur. Kazanan grup ortaya konan armağanı alır, iddiayı kazanmış olur.. Ne dersiniz, GÜÇ VE SAĞLIKLI CİĞER İSTEYEN BİR OYUN değil mi?. d-) GÜŞ VURMA: Genç erkeklerce oynanırdı. e-) AŞŞIK ATMA: Genç erkeklere ve yetişkinlere özgüdür. Aşşık oyunu, çocuklardan ziyade gençlerin ve orta yaştaki Niziplilerin oynadığı bir oyun türüdür. Aşşık oyunu, koyunların kelle paçasından çıkarılan aşık kemiği ile oynanır. AŞIK ATMA olarak da bilinir.. Kelle paçadan çıkarılan aşık kemikleri büyüğünden küçüğüne adlandırılır. Cukka, hukka, şakka gibi. En irisine ŞAKKA denirve bu oyun için en makbulüdür. Oyun, iki ya da dört kişiyle oynanır. Aşık kemiği (yani, şakka) ıslak-toprak zemine atılır ve duruşuna göre adlandırılır. Dört duruş biçimi vardır; DOĞA, ALÇI, LÖK ve ÇİK diye adlandırılır. . Birinin oyunu kazanması için atılan aşığın yerdeki duruşunun doğa biçiminde (kemiğin iki ucunun yerde, sırt kısmının havada ve dik vaziyette) olması gerekir.. f-) ÇEMBER ÇEVİRME: Erkek çocuklara özgü oyundur. g-) ÇELİK ÇOMAK: Genç erkek çocuklarına özgüdür. h-) YAKAR TOP: Kız ve erkek çocuklar oynar. i-) ELİM SENDE: Kız ve erkek çocuklar oynar. j-) MENDİL KAPMACA: ‘’ ‘’ ‘’ k-) UÇURTMA UÇURMA: ‘’ ‘’ ‘’ l-) CULLUP: Genç erkeklerce oynanan oyun. m-) CÜCÜK HÖL: Erkek çocuk ve gençler oynardı. n-) SUDA BAŞTAN VURMA: Genç erkeklerin oynardı. Birçok arkadaş Nizip Çayında yüzerken oynadıkları bir oyundu. Ebenin eli kimin başına değerse o ebe olur ve belirli bir sürenin sonunda ebelikten kurtulamazsa tatlı cezalar alınırdı. o-) YAĞ SATARIM, BAL SATARIM: Kız ve erkek çocuklar birlikte oynardı. Yağ satarım, bal satarım oyununda, oyuncular, bir daire oluşturarak, bir alana yayılır; bir ebe olur, eline bir bez parçası yada bir mendil alıp mani söyleyerek, daire oluşturanların arkasında mani söyleyip seke seke yürürken dairedeki oyunculardan birinin arkasına mendilini bırakır. Bir tur atıp gelerek mendilini bıraktığı şahsı ebe yapar. Eğer, dairedeki oyuncu mendilin kendine konduğunu fark ederse, mendili alıp ebeyi kovalamaya başlar; ebe, o kişinin yerine kadar koşup-gelip onun yerine oturursa ebelikten kurtulur. Yoksa ebenin ebeliği devam eder. p-) EMMİL GOK: Diğer adı çamur topağı oyunudur. r-) İP ÇEKME: Kızlı-erkekli her yaştan insanca oynanırdı. s-) TOP OYNAMA (Futbol): Standart futbol toplarının ve lastik topların olmadığı 20’li, 30’lu yıllar ve öncesinde, futbol ve voleybol oyunları çaput toplarla oynanırdı. Analarımız-ninelerimiz, eksi çaput ve bezleri sıkı sıkı sararak topak haline getirir, sağlam iplerle bağlayarak topa dönüştürür; çaput top, çözülüp dağılıncaya kadar oyun sürerdi. Futbolda kale direklerinin hizası iki taşla belirtilirdi. Voleybolda ise ağ yerine sokağın iki tarafına düyeme ipliği gerilirdi. EVDE (ve benzeri kapalı alanlarda) OYNANAN OYUNLAR: Bu tür oyunlara bellek oyunları da diyebiliriz.Evde özellikle masa başında oynanan oyunlar, genellikle zeka ve beceri geliştirici türden oyunlardır.. Bunlar:. DAMA: Açık alanda da oynanır.. SANTRANÇ: ‘’ ‘’ ‘’. TOMBALA: İSKANBİL: Ve benzeri türden oyunlardır..
Ramazan Tarhan Üye
Üyelik: 2005-09-16 Herkese açık mesaj: 4.213
#274597
Bir çoğu halen güncelliğini koruyor.Bunları yaşatmak lazım.TV ve Bilgisayara rağmen yaşatmak lazım. Geçen pazar Zergil tepesinde piknige çıktık..İçimizden çelik-çomak oynamak geldi..ve zevkle oynadık. oyunun yaşı yoktur :)
fsoyarik Üye
Üyelik: 2005-05-06 Herkese açık mesaj: 5.099
#274822
abi ellerine sağlık
fsoyarik Üye
Üyelik: 2005-05-06 Herkese açık mesaj: 5.099
#274829
Resim kaynağı
Resim kaynağı
ÇOK ESKİDEN Genç arkadaşlara “bir kişi ‘biz eskiden’ diye söze başladığında biliniz ki bu yaşlılığın ilk işaretidir” diye düşüncelerimi ifade ediyorum. Tabi ki, bu vurguyu yaptıktan sonra da, yaşlılığın ilk işaretlerini kendim vermeye başlıyorum hemen. “Biz eskiden.” Kandilli’de resmi adı “Uzun Mehmet Mahallesi” olan ancak halk arasında “Rat Mahallesi” olarak bilinen Mahdut Mesuliyetli Ereğli Kömürleri İşletmesi’nin dubleks lojmanlarında otururduk. Bu lojmanların biri resmi ve diğeri de halk dili olmak üzere iki ismi bulunmasına rağmen üçüncü bir adı da “Çavuşlar mahallesi” idi. Çavuşlar Mahallesi’nde maden çavuşları otururdu. Bu mahallenin erkekleri genel olarak gündüz vardiyasında maden ocağında çalıştığından dolayı mahallenin kadınları sabah kocalarını işe, çocuklarını da okula gönderip ev işlerini şöylesine bir şipşak tamamladıktan sonra bir araya gelip yarenlik ederlerdi. Çavuş kadınlarının bu muhabbetlerinden biri de birlikte plak dinlemekti. Yılını tam hatırlamıyorum ama çocukluk anılarımın içinde saklı kalan bu dinletilerden biri de, o yıllarda çok meşhur olan “Talihsiz Meryem” türküsüydü. Belki Yüksel Özkasap olabilir söyleyen de tam bilmiyorum. Analarımız işte o türküyü dinledikçe içlenirler ve dökülen gözyaşlarına fren yaptıramazlardı. Maden çavunun kadını acıyı bilir çünkü. Ailesinden mutlaka biri maden ocağında ya şehit olmuş ya da gazi. Talihsiz Meryem’in verem hastalığından dolayı hastanelerde çektiği acı ve yaşama veda edişini dile getiren bu türkünün acısını yüreğinde duyan çavuş kadınlarında tanıdım ilk gözyaşlarını. Ya işte biz eskiden böyle büyüdük. Bir de bu mahalleden unutamadığım ise, kocası işte olduğu için tavuk kestirmek için yaşanan sıkıntılardı. Erkekler ocakta tavuğu kim kesecek? Yeni yetme kim var ise O’na gidilir ve “oğlum şu toğuğu kesive bağa” denirdi. Yıllar sonra sıra bizde azıcık ele avuca gelince getiriyorlar ve kesiyoruz toğuğu. Derken bir gün, Gülten Morcu’nun annesi Hacer Abla’nın toğuğunu keserken bir bağırdı korkudan sıçradım. -“La bu uşağın kestüğü toğuk yinmez. Bu toğuğu ensesinden kesiya” dedi. Ne bileyim ben toğuğun enseden kesilmeyeceğini? Kimse söylemedi ben de sormadım. Geleni kesiyoruz ki, mahallede büyüyüp de deli-kanlı olmanın haklı gururuyla. Yumurta topuklu, kaytan bıyıklı, omuzda ceket “Heyttt!.. Anamı kesen ben, babamı kesen ben” de demeden kesiyoruz toğukları. Hacer Abla’nın o feryatından sonra toğuk kesmeyi bıraktım. O gün bugündür toğuk kesmiyorum. Bir daha mı tövbeler olsun. Biz eskiden bizim mahallede!.. Çok eski yıllarda destancılar vardı bilen var mı? Ülkede çok önemli bir olayla ilgili şiir yazanların şiirleri İstanbul veya Ankara’larda matbaalarda teksir kağıdına basılır ve bu destancılara verilirdi. Destancılar Türkiye’yi dört bir yandan dolaşır ve destan satarlardı. İyi de okurlardı hani. O şiiri mahalleye girince bir okumaya başlarlar ki, tüm lojmanlarda oturanlar sokaklara dökülürdü. Destancının sesi gür. Diksiyon süper. Bu şiire azıcık da acılı kattınız mı kurtuluş yok satışta patlama yaşarsınız. İki tane önemlisini hatırlıyorum bu destancıların. Bir tanesi Varto depremi, diğeri de Pilot Cengiz Topel’in şehit oluşu. Destancının sokaktaki bağırışları ve destan yazılarını peyniri ekmeksiz satarak emeğinin karşılığını tıkır tıkır aldığı çığırtkanlığı unutmam. Ya biz eskiden neler neler yapmışız! Biz eskiden İzmir Fuarıyla büyüdük. Türkiye’nin en büyük olayıydı İzmir Fuarı. İzmir Fuarına gidip gelenin anıları dinlenir ve getirdiği hediyeler kabul edilirdi. En kıyak hediye de, fuar sigarasıydı. Vitrinlere konulurdu bu sigaralar. Fuara gidilmiş ve fuar sigarası alınmış veya giden biri hediye getirmiş der gibi vitrinleri süslerdi o sigaralar. Fuar deyip geçmeyin. O fuarlar Türkiye’de sanatçı borsasıydı. Fuarda en çok parayı alıp sahneye çıkacak sanatçı Türkiye’nin gözdesi olurdu. Hey gidi günler hey!.. Biz eskiden neydik!.. Anılara sürüklenmenin dayanılmaz nostaljisini yaşatan gençlere teşekkürler. Onlar da olmasa, torun torba sahibi olduğumuzun farkına bile varamayacağız. Ne yıllardı o yıllar. Hey gidi dünya hey!.. Biz eskilerden buraya nasıl geldik? fark edebilene aşk olsun…
Kemal Cengiz Üye
Üyelik: 2006-08-04 Herkese açık mesaj: 330
#280117
MASA BAŞI OYUNLARI: a-) KELİME OYUNU: İçeriği, harflerle kelime bulup yazmaca ve puanlamacadır. İlkokul öğrencilerince yaygın bir oyundu. Kızlı-oğlanlı en az 6,7 kişi ile oynanırdı. Günün en tembeli ve en çalışkanı bu oyun ile belirlenirdi. Örneğin A harfi seçilmiş olsun;. İSİM ŞEHİR ÜLKE BİTKİ HAYVAN COĞRAFİ ÖZELLİK VS PUAN Ali Adana Almanya Arpa At Ağrı Dağı 60 Bulunması gereken konular her oyuncunun önündeki çizelgelenmiş kağıda yazılır. Kararlaştırılan süre bitince puanlandırılır. Herkes sıra ile yeni bir harf söyler. 15, 20 harf sonrasında (farz edelim ki her doğru yanıt 10 puan) tüm puanlar toplanır ve puanı en az olan (yani, günün tembeli) mantıklı bir şekilde cezalandırılır.. b-) HIRSIZ, POLİS, HAKİM OYUNU: İçi dolu bir kibrit kutusu ile oynanır. Kutunun kükürtlü iki tarafından biri hırsızı, biri de polisi simgeler.İki beyaz kısım ise hakimdir. Üç parmak ile düzgün bir zemine en az 15 santim uzaklıktan ve yükseklikten atılır. Cezalandırılmamak için hırsız işaretli kısmın üstte kalmamasına çalışılır.. c-) ŞANS OYUNU: 12 çeşit ceza türleri, 12 çeşitte mükafat türleri yazılı olan 24 karton(kağıt) parçası bir masanın üzerine ters bi şekilde yatırılıp karıştırılır. 5, 6 ve daha fazla çocuk sıra ile (her ihtimale karşılık, gözleri kapalı olarak) bir kağıt parçasını çeker. Tüm oyuncular çekimini yaptıktan sonra kağıdını çevirip göstererek okur; kimi cezalandırılır, kimi mükafatlandırılır. Bir Özür, Bir Dilek Özür diliyorum… Çünkü, onlarca oyun türünden (bilerek) 3-5 tanesini tarifledim, diğerlerini es geçtim. Mazeretimi takdir edeceğinizden eminim: a-) Sayfa darlığı; b -) Tüm oyunların içeriklerini anlatmaya kalksaydım kapsamlı bir kitap olurdu; c-) Daha ziyade, bir dilek olarak istedim ki, Bu derginin (Gaziantep KIRKAYAK’ın), yalnızca ve yalnızca Nizip İlçesinde yaşları ellinin üzerinde yüzlerce ciddi okuru var. Ve istedim ki, o saygı değer Gaziantep KIRKAYAK okurları. Bu yazıyı okurken, gençlik ve çocukluk günlerine, şöyle bi gidip gelsinler; izahatını yapmadığım, ama birçoğunu kendilerininde oynadıkları bu oyun türlerini düşünsel olarak yaşasınlar ve de tatlı bir hatıra olarak çocuklarına, torunlarına anlatsınlar. Ve şu bir gerçektir ki, bizden önceki ve bizim kuşak, istisnasız (şu gün için yaşı ellinin üstünde olanlar) bu oyunların çoğunu oynayarak büyümüştür.. Ayrıca; telden arabalar yapardık. ÇELLO’NUN EŞEĞİ gibi süsler-püsler, gururla sürerdik.. Bizler yine de şanslıydık! Bizden önceki kuşak çaput toplarla oynarken, bizler lastik toplarla futbol oynardık. Ya şimdiki kuşak! Çocuklarımızın, torunlarımızın şimdilerde oynadıkları oyunlar; bu sıraladığım oyunların yanında oyun mudur? Yoksa!... Not: -Vur Çakır ve Aşşık Atma oyunlarının içeriği konusunda ki katkıları için değerli dostum Fatih Soyarık’a teşekkürlerimi sunarım. -Bu yazı, Gaziantep KIRKAYAK dergisinin Haziran 2012 tarihli 4.sayısında yayınlanmıştır.
mehmetagpak Üye
Üyelik: 2005-02-24 Herkese açık mesaj: 415
#280118
Çok güzel ve kalıcı çalışmadan dolayı yazarımıza teşekkürler. Yeni çalışmalarınızı merakla bekliyorum.
Cali Üye
Üyelik: 2006-03-31 Herkese açık mesaj: 1.710
#282262
Hepinizin yüreğine saglık..

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim