Nizip.com
Üye ol
Geleneklerimiz Anılarımız

Nizip ve nizipli ağzıyla deyimler

Görüntülenme: …

felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#216213
Bu yazıyı Eylül 2000 tarihli Nizip.com dan aldım
Bakalım kim hatırlayacak


NİZİP VE NİZİPLİ AĞZIYLA DEYİMLER
Av. Müslüm AVKAN
Karpuzatan Dergisi
Bundan 40 yıl kadar önce bir Nizip Sabahı,güneş kuşluk vakti Daşbaş Dağından görünürken bir çok evde günün taşkalası başlamıştı. Fadik Bacı ahırdan çıkardığı geçilerini nahıra götürmek için arık kenarından elinde akkezesi nahır meydanının yolunu tuttu.Memik Dayı sabah namazı için hayat kapısının zırzasını açıp ayağında haphapı elinde tüsbahı camiye giderken Haddüç Bacıda oğlu Hösün'ü teze ekmek alması için zabığın ucundaki Fellah Abitin fırınına gönderdi.Hösün elinde çıkınıyla gelirken arkasından iki tane pissik tebelleş oldu. Pissikleri kovalamak için yerden bir havara daşı fırlattı. Pissikler komşu evin süllümünden süğüğüne oradanda çörtene tırmandılar.Bu arada Haddüç bacı piharinden aldığı hazvelin üstünde maş çorbası pişirirken tehmalminden de pendir,temetos,pirpirim, bakdeniz, bekmez çıkarıp yerdeki savana ve tempire koymuştu. Çirtikli sahanlarında birer çömçe maş çorbası içen çocuklar sonradan pirpirim dürümü yaptılar.Savandaki urvaları hayir ağacının altına döken Haddüç bacıya serçe ve zevzir kuşları zıvıldaşarak teşekkür ettiler.Horantayı işe gönderen Haddüç bacı piharindekidon kazanında asbab yıkamaya başladı,çocukların tumanlarını, köyneklerini,mahleflerini küllü suda kaynatıp tokkaşladı ve çivitledi kirli suları belladen arığa akıttı.Evde kalan küçük Ali'nin ayağındaki hayde bartışa takılınca Ali kafasını tağanın yanındaki hampara taşa çarptı ve duluğu şişti. Ağlayan Ali geçen kahgecinin sesini duyunca ağlamasını kesti künçülü ve şekerli kahge isteyen Aliye anası zambırlanarak küncülü kahge aldı. Ortanca oğlun da cercere binmeye gönderdi.Oğlu da ille it naresine bineceğim diye vızırdadı.Övey oğlunu da has ve darı almaya gönderdi. Çevre köylerden gelen köylüler de gün ışırken mallarını eşek ve mahralara veya at arabarıyla Hal'e,avrasaya ve masmanaya taşımaya başlamışlardı, acıkanlar uzun çarşıda noğut dürümü ve cartlak kebabı yiyip bıyan şerbetiyle serinliyorlardı.Tahtani mahallesin- deki Abdo dayının oğlu Hökkeşe bir zembil temetos ve biber şetili verip dikmesi için culluğun pınarının yanındaki bahçeye gönderdi. Kendisi de eşşeğin zikkesini çekip çulunu vurdu,mahraları çattı.Daheresini,bıhçısını,ölbesini,telisin, haralını mahranın bir gözüne,diğerini de
serpenelerini yerleştirip Balgız yolundaki hayatın yanındaki bağa gitti. Basdık,dilme ve bekmez için dımışkı kesti bir tiyekte hönüsü üzümüde yemek için kesip mahralara yerleştirdi. Abdo dayının avradı Emmin bacı da şire yapmak için komşu Zeyno bacıdan küşümlenerek halle ve tiştini istedi. Hedik yapan Zeyno bacı hedik alması için Emmin bacıya kasem içirdi.bir lengeride uşaklarına götürdü.Bir gün önce aldığı iteği de geri verdi.Elinde hedik lengerisi olan Emmin bacı karşı zabıktan gelen izar giymiş; iki avrat gördü, yaklaştıkalrında; "bee kele anam Sitti bacı sensin hardan geliysin?bee ele anam yanındaki de Cücükçü Hacce değil mi? " diye sordu.Başkarasını yukarıdan kaldıran kaldıran Cücükçü Hecce "beni
tanımadın mı kele anam " diye lafa karıştı, Fevkani mahallesinde kel Ali damda loğ loğlarken süyükten sıyışmış, hayada düşmüş,onun omuzunu yerine koydum,korkuluğunu tuttum,afat içirdim karın ağrısı için cadi hapı verdim diye haneğe devam etti.Yanlarında azemefeyme geçerken killani ve meşefa çıkınını yan evin bartışına koyup cora karıştı.Emmin bacı öğleye balcan kebabı, çiğköfte ve söörme yapacağını söylediği zaman Sitti bacı da herifinin şişbörek,malhıtalı köfte ve ve mumbar istediğini söyledi.
Yanlarındaki Şıho Emminin bahçesindeki mişmiş,tut ve hayir ağacındaki serçeler cıvıldaşıp arık kenarındaki bük üzümlerine konuyorlardı. Bu arada bir tosbağa ile elöpen bükün duldasında ilerleyip kayboldular. Komşunun oğlu küçük Vakkas elinde söbeleği masmananın kuş tağasındaki zevzir ve güvercinlere fırlattı. Milahmet Camisinde müezzin Kadirin öğlen ezanını duyduklarında,Sitti bacı "geç kaldık kele anam bizim herif bıtıracak hemen gidek" dedi. Emmin bacıyı kesafet basmış sürekli esniyordu. "Bee kele anam benimde devlüpten gelmiş döğmem var,sofuda dövicem.Kenneam halleden alıp teste koyacaktım" dedi.Akşam yapacağı şiveydiz yemeği için zahfur istedi. Gelecek sene bir maşara fazla ekeceğini söyledi.Hepsi geç kalacağız diye hızlı adımlarla evlerinin yolunu tuttular. Karkamış yolundaki buğdaylarını cercere veren Hasan Dayı dönşte bir eşşek yükü ortutla gelirken Birecik yolundaki ammisi oğlu İrbaama rastladı. "Haaradan geliysin yoorum irbaam? Gel bize gidek biraz hanek edek" dedi. İrbaam da potuğum göleğinin yanındaki tarlasını telbis edip has ve darı ekip zibillediğini söyledi. Şimdi eve gidip oğlu Hökkeş ile torunu Vakkası kara doktora götüreceğini Vakkasın idnaresinden dönüp pöçünü batırdığını, Hökkeşin de elindeki boş arağı kannesini kırıp elini cıncık kestiğini söyledi. Hasan dayıda" Aboov yoorum İrbaam size nazar değmiş bize gelde bizim arvat onlara üzerlik yoksa
kurşun döksün" dedi. Beraberce İrbaamın evine gitmek için zabığın içinde kayboldular.
sakalli0727 Üye
Üyelik: 2006-07-04 Herkese açık mesaj: 1.874
#216219
ben nizip comu ilk bu yazyla kesfetmistim... gogleya GIRGIR olsun diye bi nizipli arkadasla HÖSÜN yazdik bu yazi cikti...sonrada nizip comu bulmus oldum...sene 2004 falandir galiba.nik almayi alisana kadar da iki sene gecti :)))
M.KÜÇÜK Üye
Üyelik: 2007-09-04 Herkese açık mesaj: 6.800
#216239
Hepsi güzel fakat iki şey dikkatimi çekti. Birincisi Nizipte güneş daşbaştan doğmaz Birecik tarafından doğar daşbaşa doğru batar.İkincisi maltıkalı köfteyi Nizip kullanmaz, maltıkalı köfte sanırım bizim mecmekli köfte.
müslüm akpek Üye
Üyelik: 2007-02-08 Herkese açık mesaj: 11.752
#216241
Bende bazı kelimeleri anlamadım , ya ben unuttum yada bu kelimeler gerçek NİZİP haneği değil.
devecioglu Üye
Üyelik: 2007-01-23 Herkese açık mesaj: 50
#227252
valla.bazı.hanekleri.bende.anlamadım.ben.doğma.büyüme.nizipliyim
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#227829
Damdıra ne demek sizce
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#227830
Irışvan oğlu diyor ki:
- Bu çocuğu bana kim getirirse ona bir dünyalık veririm, diyor. Çocuğu da bir kimse Antep'ten götüremiyorlar. Onun bunun danasını güderek on, on iki yaşına değiyor. Bakıyor ki oraya biraz aptallar konmuş. Damdıra çalanlarını görüyor. Varıp onların içine karışıyor. Onlardan damdıra alıyor. Tın mın damdıra çalmayı öğreniyor. Orada bir kız ünleniyor, Küpeli hatun namında. Her görmesine bir tülü deve veriyorlar kızın. Boran diyor ki:
- Ben giderim şu kıza, hem görürüm, kendi elden bir deve alıyor, ben de kendinden bir bahşiş alırım, diyor. Giderken bir kahveye varıyor. Kimi deveyi vermiş kızın yanından çıkmış, kimi de kızı deve ile görmeye gelmişler. Kahvede bunun lafı ile günleri geçiyor. Boran kahveye dıkılışın, kahveci bunun yakasından tuttu.
- Bura senin yerin değil, diye, geri kovdu. Baktı ki Boranın elinde bir damdıra var. Efendiler, bu adamın damdırası varmış. Aşıklığı varısa getirin türkü söyledin, dedi.
O adamlar da geri bağırdılar, sandalye gösterdiler, bir kahve söylediler.
- De bakayım çocuk, şu damdıranı çal, dediler.
Boran damdırasına düzen verdi. Biraz çaldıktan sonra:
- Türkü de çağır, dediler.
- Türkü çağırırım amma; belki kerpiç ayaklarım da durduğum yerde beni döğersiniz.
Orada bulunan adamların birisi dedi ki:
- Beğendiğin kadar çal. Seni kim döğecek olursa onun belasını ben veririm. Darılan kuşağını gevşetsin, dedi.
Aldı bakayım Boran ne dedi:
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#227831
damdıra
Tambura
Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
damdıra
Telli bir çalgı, tambura
Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#227832
'Arayan soran var mı' diye sorduğumda, altı ay kadar önce Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan ve TRT INT'ten aynı günde geldiklerini, kendisinin bir 'damdıra'sının [=tambura] bulunduğunu, bakanlığın bu geleneğin Osmaniye'de öğretilmesi için tahsisat ayırıp Osmaniye Halk Eğitim Müdürlüğü'ne talimat verdiğini, müdürün ise, gönüllü, istekli talebe ve yer bulamadığı için bu vazifeyi yerine getirmediğini, esasen damdırayı 'Tespi Farsağı'nda yaşlı bir âşıktan 30 yıl kadar önce satın almak istediğini, adamın 'parayla satmam ama sen bir çal hele' dediğini, damdıranın hakkını vereceğini anlayınca âşığın damdırayı kendisine iki oğlak parasına sattığını anlattı. "O zamanlar iki oğlak 15 lira idi. Sonra ben sazın yapıldığı Türkoğlu'nun köyüne gittim. Saz ustası sazı başka birinden almış. Bir daha aynı damdıradan bulamadım. Üç tellidir; perdelerinin ikisi hâlen keçi bağırsağından. Meğer bizim damdıra hiç bilinmezmiş. Bu ad hiç işitilmemiş. Âzerbaycan'a kadar araştırmışlar da orada da 'damdıra' sözünü bulmuşlar. Benim kötü damdırayı ölçtüler biçtiler, fotoğraflarını çekip gittiler…'' diye devam etti.

Ertesi gün Atalan köyündeki -hâlen yaşayan- 'Çöllo' lâkaplı Âşık Mehmet Öztürk'ü aramak üzere gittik. Hastaymış. Bulamadık. Yaşı, 80'in üzerindeymiş. Hastaneye kaldırmışlar. Bir çınar daha devrilmek üzere!.. Sonra, iyileşmeye başlayınca, ne biliyorsa kaydetmek üzere program yaptık.

Aydın-Didim'e döndükten sonra Çöllo'yu takip ettik. Hikâye anlatacak kadar iyileşince anlatabildiği Esma Han ve Kamberoğlu hikâyelerini kaydettik. Derleme yaptığımız âşıkların bazılarına hatırı sayılır 'yevmiyeler' ödüyordum. Bir sonraki yaz köye tekrar uğradığımda, beni Çöllo'ya yönlendiren şahısla karşılaştık. "Âşık senden bir şeyler umuyor abi" deyince hemen evine gittik. Sevineceğini zannettiğimiz bir miktar da para bırakarak ayrıldık. Bir kaç ay sonra da vefatını öğrendik. Allah rahmetini ondan esirgemesin!..

Köyde bu durumu öğrendiğimiz Yusuf'a, yörede başka 'âşık' olup olmadığını sordum. Yazlamazlı köyünde Âşık Mustafa Çabuk, Dümbürdek'te ise başka birinin olduğunu öğrendik. Rahmetli Ali Kirik'in kasetinin ise komşularında bulunduğunu söyleyerek, bulmak üzere bir çocuk görevlendirdi. Çocuk birincisinde yanlış kaset getirdi ama ikincisinde muhteviyatını bilmediğim bir kaset getirdi. Bu arada az ilerde demirci ustası Ömer'de de kaset bulunacağını söyledi. Gittim, meğer Ömer Usta, Âşık Kirik Ali'nin oğlu imiş. Yakından ilgilendi. Evinden çoğu babasına ait beş adet kasetinin çalındığını, eğer ertesi gün gelebilirsek üç kaset daha hazır edeceğini söyledi. Ayrıldık.

https://kanalkultur.com/de/content/view/1090/35/
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#227833
Ütük Abdullah’ın hanımı, evinin önündeki gapısalığı olmayan, siyeci çökmüş çitillikte ateş yakmış, kazanda çömçe çevirirken, etrafında dolaşan tavukları ‘’Kişe şişealasıcalar!’’ diye kovalıyor. Babam addüzün önünde, katırın kürtününün gusgununu düzeltip golanını berkitiyor. Dahresini beline yerleştirip her zamanki gibi Değirmen’in yoluna koyuluyor. Üstü başı açık, tumanı düşük, iki yaşındaki yalbırdak bir çocuk, Gocakiyanın evinin önünden aşağıya giden dereye inmiş, hiniğini çeke çeke yere çövdürüyor.

Ellerinde hengilleriyle birkaç kız, gülüşerek Ulupınar’dan sudan geliyor, yokuşun başında Civanali Emminin dükkanının önünde soluklanıyorlar. En küçük olanından, yaşlı bir garı su istiyor. Oturduğu yerde hengili başına dikip, suyu duncukarak içiyor ardından da kızlara; ‘’Gızım, gız gısmısı acık aar başlı olur. Beyle köyün ortasında fingir fingir gülünerek gedilmez’’ diyor, kızların suratı bir batman oluyor. Çil Memmet Emmi, evinin duvarının dibinde ellerini bastonunun üstüne dayamış, dua mırıldanıyor. Çarşıdan hafif bir damdıra sesi geliyor.

Hoppov Muhammet ile Niyazi Çıtlık, Gocakiyanın evinin hemen önünde, mahallenin çocuklarını başlarına toplamış dâme oynuyorlar. Herkes dâmesine, fark edilsin diye bellilik koymuş. Bıldırdan kalma bastık çukasına, kesmesine oynuyorlar. Niyazi Çıtlık damesini hızla fıncıtarak, diğerinin dâmesini kırıyor. Niyazi yanaz yanaz gülünce rakibi kızıyor:

-Galaklanma olum galaklanma! Şimdi seni malamat edersem görürsün.
https://www.tumgazeteler.com/?a=2912284
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#227834
'Arayan soran var mı' diye sorduğumda, altı ay kadar önce Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan ve TRT INT'ten aynı günde geldiklerini, kendisinin bir 'damdıra'sının [=tambura] bulunduğunu, bakanlığın bu geleneğin Osmaniye'de öğretilmesi için tahsisat ayırıp Osmaniye Halk Eğitim Müdürlüğü'ne talimat verdiğini, müdürün ise, gönüllü, istekli talebe ve yer bulamadığı için bu vazifeyi yerine getirmediğini, esasen damdırayı 'Tespi Farsağı'nda yaşlı bir âşıktan 30 yıl kadar önce satın almak istediğini, adamın 'parayla satmam ama sen bir çal hele' dediğini, damdıranın hakkını vereceğini anlayınca âşığın damdırayı kendisine iki oğlak parasına sattığını anlattı. "O zamanlar iki oğlak 15 lira idi. Sonra ben sazın yapıldığı Türkoğlu'nun köyüne gittim. Saz ustası sazı başka birinden almış. Bir daha aynı damdıradan bulamadım. Üç tellidir; perdelerinin ikisi hâlen keçi bağırsağından. Meğer bizim damdıra hiç bilinmezmiş. Bu ad hiç işitilmemiş. Âzerbaycan'a kadar araştırmışlar da orada da 'damdıra' sözünü bulmuşlar. Benim kötü damdırayı ölçtüler biçtiler, fotoğraflarını çekip gittiler…'' diye devam etti.

Ertesi gün Atalan köyündeki -hâlen yaşayan- 'Çöllo' lâkaplı Âşık Mehmet Öztürk'ü aramak üzere gittik. Hastaymış. Bulamadık. Yaşı, 80'in üzerindeymiş. Hastaneye kaldırmışlar. Bir çınar daha devrilmek üzere!.. Sonra, iyileşmeye başlayınca, ne biliyorsa kaydetmek üzere program yaptık.

Aydın-Didim'e döndükten sonra Çöllo'yu takip ettik. Hikâye anlatacak kadar iyileşince anlatabildiği Esma Han ve Kamberoğlu hikâyelerini kaydettik. Derleme yaptığımız âşıkların bazılarına hatırı sayılır 'yevmiyeler' ödüyordum. Bir sonraki yaz köye tekrar uğradığımda, beni Çöllo'ya yönlendiren şahısla karşılaştık. "Âşık senden bir şeyler umuyor abi" deyince hemen evine gittik. Sevineceğini zannettiğimiz bir miktar da para bırakarak ayrıldık. Bir kaç ay sonra da vefatını öğrendik. Allah rahmetini ondan esirgemesin!..

Köyde bu durumu öğrendiğimiz Yusuf'a, yörede başka 'âşık' olup olmadığını sordum. Yazlamazlı köyünde Âşık Mustafa Çabuk, Dümbürdek'te ise başka birinin olduğunu öğrendik. Rahmetli Ali Kirik'in kasetinin ise komşularında bulunduğunu söyleyerek, bulmak üzere bir çocuk görevlendirdi. Çocuk birincisinde yanlış kaset getirdi ama ikincisinde muhteviyatını bilmediğim bir kaset getirdi. Bu arada az ilerde demirci ustası Ömer'de de kaset bulunacağını söyledi. Gittim, meğer Ömer Usta, Âşık Kirik Ali'nin oğlu imiş. Yakından ilgilendi. Evinden çoğu babasına ait beş adet kasetinin çalındığını, eğer ertesi gün gelebilirsek üç kaset daha hazır edeceğini söyledi. Ayrıldık.
https://kanalkultur.com/de/content/view/1090/35/
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#227836
Ben damdıra nın Tambur anlamına geldiği düşüncesinde değilim.
admin
Şehir: GAZİANTEP
Meslek: Ticaret
Yönetici
Üyelik: 2001-02-14 Herkese açık mesaj: 7.498
#227845
doğrusunu tamburi Necdet yaşar hocam bilecektir.
Kemal Cengiz başkan kendisini Nizipde bir tamburi ziyafeti için davet edecek.
Beraber gidebilirsiniz.
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#228453
Bu günkü kahvaltıya katılan Necdet Yaşar beye saygıder Mehmet Akifin de beni uyandırması nedeniyle sorum.

Yaşar Abi.
ben Damdıra nedir diye sormak istiyorum?
Daha açıkça soracak olursak damdıra Tanbur mudur?

Yaşar Abi:
Evet Damdıra Tanburdur.
Korede bile bu çalgıya benzer bir çalgı var.

dedi.
Ben niye Tanbur kelimesine şüphe ile bakmıştım.

Açıkça söylemek gerekirse
Türk Halk müziği koro ve orkestra ile söylenmez.
Bir kişi ve bir saz ile söylenir.

Bizim müzik kültürmüz bu.
Tanbur ise bir orkestra çalgısı gibi duruyor.
Yani bir aşık Tanbur alıp Türkü söylemiyor.

İşte bu nedenle şüpheyle konuya bakmıştım.
müslüm akpek Üye
Üyelik: 2007-02-08 Herkese açık mesaj: 11.752
#228459
Ayrıca Necdet Bey Tamburun bir Türk çalgısı olduğunu özellikle belirtti. Necdet Hocam tam bir tarih büyük bir ihtimalle 15 Mayıs ta Belediye düğün salonunda bize bir müzik ziyafeti verecek.
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#230852
avulumga kelgende / Kara kış köyüme gelende
Kültüldegen kar yerge tüsgende / Lapa lapa kar yere düşende
Dombıramdı alarman / Dombıramı alırım
Yürek sazım çalarman / Yürek sazımı çalarım
Kaygırgandı eş aytbam / kaygılarımı hiç söylenmem.
Dombıra sazım estgen ataylar / Dombıra sazımı işiten babalar
Manesine es bergen anaylar / Manasına kulak veren analar
Estgenine oy berip / İşittiğini akıl yorarak,
Yüreklerge ses berip / Yürekleri titreyerek
Köz yastı kızganmaslar / Göz yaşlarını esirgemezler.

Nogaydın kaygı sansız kününde / Nogayların derdi sayısız, her gününde
Batirler yuklamagan kününde / Yiğitlerin uyumadığı günlerde
Yüreklerin kötergen / Yüreklerini cesaretlendiren
Sogıslarda küş bergen / Savaşlarda güç veren
Köptü körgen Dombıra… / Görüp geçirmiş dombıra


Nogay

Arslanbek Sultanbekov albümlerinden

1.) Nogay - Ya Ne Sözhaleu.mp3
https://uploaded.to/?id=clj1m0

2.) Nogay - Dombra.mp3
https://uploaded.to/?id=crdwij

3.) Nogay - Noghay El.mp3
https://uploaded.to/?id=kceoyf

4.) Nogay - Tulpar.mp3
https://uploaded.to/?id=a5ysxh

Dombra'nın popüler tarzı
https://uploaded.to/?id=9px6gc



Uyghur

Koresh Kusen
1.) Men olmedim.mp3
https://uploaded.to/?id=twtxrs

2.) Atlanduq.mp3
https://uploaded.to/?id=bq72t5

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim