Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum
Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin, açıl
Örtün karanlıkları masmavi denizlerde
Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl
O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde
Bil ki seni bekliyorum
Bir sabah gün doğarken aç perdelerini, bak
Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar
Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak
Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar
Bil ki seni istiyorum
Gecelerden bir gece uyanırsın apansız
Uzaklarda elemli,garip bir kuş öterse
Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız
Ve bir gün kabrimde bir sarı çiçek biterse
Bil ki seni seviyorum
Sevgiyle karılmış,Hamurdur insan...Özünde sevgi olan,Çamurdur insan...Sevgi vardır dünyanın, Her köşesinde,Annenin yüreğinde,Ve bebeğin gözlerinde...Katılaşmış kalpleri,Gel sevgiyle yumuşat..Sev kendini ve herşeyi,Sevgi varsa hayat,Yaşamaya değerdir bak!
Resim kaynağıSana sevdamız hiç bitmeyecek,
hainler gülerekten kırbaçlasa da sırtımızı,
Ve Sana düşmanlar sarsa önümüzü ardımızı...
Bitmeyecek çünkü Sen'sin alemlerin Sebebi,
değsede beynimize zehirli kılıçlar,başaramazlar,alınlarımızı gösterdiğin kıbleye doğru gümüş işlemeli seccadeler öpüyor...Sana sevdamız nasıl bitsin ey Sevgili!!! güller sana açıyor,bülbül sana ötüyor!!!
Şefaat et de güldür ağlayan simamızı,
Sen'de başlıyor herşey,Sen'de bitiyor...
Bahar Kim bilir ne oldu ne bitti gece uyurken Uyandım ki tabiat o değil başkasıdır Nerden esiyor bu şerbet gibi hava nerden Çiçek açmış ağaç hangi kızın rüyasıdır. Gel böyle havada kendini emniyette bil Bir bakış bir gülüşle çarpılmak işten değil Çektiğim ağrı kalpten bermutat dişten değil Bildim bileli bahar başımın belâsıdır.
بسم الله الرحمن الرحيم
السلام عليكم ورحمة الله وبركاتهاُحبّكم جدّاً كثيرا في امان الله الي الليقاءOkuyunca çok beğendim sizlerle paylaşmak istedim .bir şiirle başlayan aşk. platonik bir aşktan nerelere...!?işte şiirin ilk kıtası "Ne hasta beklerdi sabahı Ve ne genç oluyu mezar Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar!.." N.Fazıl Kısakürekkendinizi o delikanlının yerine koyun şimdi!BİR ŞİİR VE BİR AŞK HİKÂYESİ Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar.. Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine dondu.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.. "anladım" der gibi bir gülümseyişti bu.. Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canim, o dünyalar şirini kızı görmek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce.. Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan "tabi" dedi.. "bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sende gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız.." "Mutluluk iste bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu.." Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde,ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yan yana düştüler. İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı,sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken -o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydi ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu k i.. Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç sac teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.." Hayır, aramayacaktı.. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı.. Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, birazda gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu.. Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın" demişti. O da olmuştu iste.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında.. Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan .. Kız, Necip Fazıl ' ın dört satırını okurken.. "Ne hasta beklerdi sabahı Ve ne genç oluyu mezar Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar!.." Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. Oda heyecanlıydı, belli.. "Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, bende senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de su anda, onu terk etmem için bir sebep yok." "O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni" dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden.. Yıllarca sonra Levent'in söyleyeceği şarkıda ki Sezen 'in sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi..Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiği.. Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu.. Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti..Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni arıyorum" dedi. "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.." "Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı.. "Yaaa!.." Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün" dedi.. "Bu da sonu onun.." Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken.. "Geçti istemem gelmeni Yokluğunda buldum seni. Bırak vehmimde gölgeni Gelme artık neye yarar!.." Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını?. Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yasayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmişti, acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, delikanlı, bendim!.. > Alıntıdır.
صنما شاهيم هركسي سن صديقان يار اولورهركسي سن دوستنمو صندين بلكي اول اغيار اولورصديقان بلكي اول عاَلَمدا بير ديلدار اولوريار اولوراغيار اولور ديلداراولور سردار اولوريعقوب........
Seni aramam için uzağa attın !
Âlemi benim , beni kendin için yarattın ! Seni daima anarım,benimle olmasan bile;Kalbim her dem seni bulur,gözümden kaybolsan bile
Ne duruyorum, ne, yürüyorum,
Üzengideki ayak gibi...
Ne susuyorum, ne konuşuyorum,
Kitaptaki yazı gibi...
Ne varım, ne yokum,,
Gülsuyundaki koku gibi..
ben bensiz geleyim,sen sensiz gelşu ırmağa bir dalalımçünkü bu dünyada ölümden kederden başka bir şey yok
Halet ile bana bir hal göründü
Bir yesil sancakli sultan göründü
Gözümün gördüGün söylerim size
Bir yesil sancakli sultan göründü SancaGini açti söyle yürüdü
YüreGimin yaGi içte eridi
Muhammed'in nuru arsi bürüdüBir yesil sancakli sultan göründüSancaGi ak idi döndü yesileUyandim kendimi dövdüm tas ile
Ey Alalh'im birdahi göster düs ile
Bir yesil sancakli sultan göründü
Sokaktayım ve yürüyorum.
Yürüdükçe arka adımda bırakıyorum unutmaya yeltendiklerimi.
Yürüyorum ve bir bir terkediyorum yitirmeye niyetlendiklerimi.
Kaçmıyorum,korkmuyorum,kırmaktan da çekinmiyorum.Önüme bakıyorum ve yürüyorum.
Yere dönük kafamı kaldırıyorum semaya.Bir nida işitmek istiyor benliğim " İyisin kulum,iyi olacaksın,dağın büyük.yeterki korkma"
" Diren ey gönlüm karanlıklara "
Sokaktayım ve yürüyorum.
Yürüdükçe sonbahara vurgun gönlümdekileri arkamda bırakıyorum.
Kafamı kaldırıyorum ve dilimi şükürle buluşturuyorum.Ne mutlu ki diyorum gülümseyebilmeyi biliyorum.
Yaramı da seviyorum.Yarayı açan değil açtırana hamd olsun diyorum.
Sıkıntılarım beni güçlü kılıyor.
O halde yorulmak yok yola devam diyorum.
Ellerimi semaya kaldırıyorum.diz çöküyorum.Gözyaşlarımı avucuma saklıyorum.Kalbimin kanayan yanını diğer yanıma emanet ediyorum ve şükrediyorum..Hala dik duracak kadar güvenim olduğu için...
Ağzımdan son bir cümle dökülüyor.
" Kalbi olanın hüznü de vardır ... "
Özledim sesini ne olur konuş
Bir gül açtır zamanların ötesinden
Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
Gök mavisinden, deniz mavisinden
Bana bir şarkı söyle
İçimde bir şey kımıldıyor
Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
Bir baksana ne haldeyim deli divane
Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
Bana bir şarkı söyle
Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
Dökül karanlığıma ışıklar gibi
Al beni, en uzaklara götür
Sesin, aksın içimde bir pınar gibi
Bana bir şarkı söyle
Bütün renkleri kat birbirine Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan Bana bir şarkı söyle
Yağan kar nasıl hazin yağar bilirsin
Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı .İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel
.En hüzünlü sesinle, en dokunaklı . Bana bir şarkı söyle..
..
“…Allâh onları sever; onlar da Allâh’ı severler…” (Mâide, 54)
“Balıkçılar büyük balığı birdenbire çekmezler. Olta balığın boğazına saplandığında kanı akıp gevşesin ve zayıf olsun diye bir parça çekerler, yine bırakırlar. Büsbütün zayıf düşünceye kadar bu böyle devam eder. Aşk oltası dahî insanın damağına saplanınca, ondaki bâtıl olan kuvvetlerin ve kanların yavaş yavaş yok olması için Hak Teâlâ onu tedrîcen çeker.” (Fîhi mâ fîh, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî; terc: Avni Konuk.)
* * *
Hiçbir şey yoktu, yalnız Sen vardın. Hiçbir şey yoktu, aşkın vardı. Aşkını izhâr ettin, yarattın bizi. Muhabbet ettin, yarattın beni…
Vahdaniyetinin tecellîsiyle bütün kalplere bir katre aşk iksiri serptin. Ehadiyetinin tecellisiyle bütün kalpler Sana âşık…
Bildim, seven sendin beni!.. Bütün varlıklarda yansıyan güneş gibi, sevgisiyle saran Sendin beni… Annemin merhamet yüklü sesi, yüreğini yüreğimin üstüne koyan dostun merhabası, başımı okşayan Peygamber eli, hâtırasıyla hüznümü alan sevgilinin sohbeti… bildim hep Sendendi.
Sevdin, sonra kopmaz bir zincirle kendine çektin. Zincirin her bir halkası, Senden tecellîlerdi.
Aşkına âşık olduğum Mecnûn “Sen”din. Aynalarda seyrettiğim Yûsuf, “Sen”!..
Sonsuz siyah güller, lâcivert akşamların iğde kokusu, hüzün yüklü sonbahar, yağmurun toprağa dokunuşu, bir gül renginde eriyen akşamlar, Dost’un yüzü, sevdiğim ne varsa, hep “Sen”dendi.
“Tecellî, tecellî edeni gösterir.” (a.g.e., Hazret-i Mevlânâ)
Sûretlerde nihân olan Sevgili, ey Sevgili!..
Yetimler Yetîmi’ne «vedduhâ» sırrıyla tecellî ederken, O’nu tek olana, “bir olan”a çekiyordun. Başka bütün kapıları kapatırken, hep açık olan kapına çağırıyordun.
Bildim, kalbimdeki her bir muhabbet tecellisiyle beni de kendine çekiyorsun. Çekiyorsun ve bırakıyorsun. Bırakıyorsun ki, kanayayım; zayıf yanlarımı tanıyayım. Seni bulayım.
Sonra yine çekiyorsun. Bu, hüzünlü bir şehrâyîn. Bu, bitimsiz bir med-cezir. Bu, içimdeki Mûsâ’yla Firavun savaşı; sulhü yok!..
Sevgili, en Sevgili!..
Sûretlerden geçerek, Sana erdir beni!.. Merhametinle arındır, kalbimi!.
Gençadam, evinin alt katında marangozluk yapıyordu. Kapı ve pencere konusunda uzmandı. Fakat plâstik pencereler yaygınlaşınca, ahşap olanlara rağbet azaldı. Bu yüzden işler iyi gitmiyordu. Üstelik de çocukları büyümüş, biri hariç okula başlamıştı. Masrafları artınca, yanındaki kalfasına yol verdi. İşe biraz daha erken koyulur, yardımcıya ayırdığı parayı, çocukların harçlığına katardı. Adam, bir gün çalışırken, elektrik kesildi. Ve uzun süre beklediği halde gelmedi. Aksi gibi, o akşam üzeri teslim etmesi gereken birkaç pencere vardı. Boş kalmayı sevmezdi. Planyayı yağladı, talaşları süpürdü. Biraz dinlenmek için eve çıkarken, sigortaya göz attı. Eğer yanılmıyorsa, bu iş normal değildi. Biri gelip sigortayı kapatmış olmalıydı.
Şalteri kaldırınca, atölye aydınlandı. Tahminleri doğru çıkmıştı ama, bu işe bir anlam veremiyordu. Şaka dese, böyle bir şaka yapılmazdı. Kendisini kıskanacak bir düşmanı da yoktu.
İşe koyulduğunda, yine aynı şey oldu. Ama bu sefer suçluyu görmüştü. Oğlu, evden atölyeye bağlanan merdiveni sessizce inmiş ve sigortayı kapattığı sırada, babasını karşısında bulmuştu.
Adam, on yaşına gelmiş bir çocuğun böyle bir haylazlığını affedemezdi. Bütün günü, onun yüzünden mahvolmuştu. Bir kere yapmış olsa, ses çıkartmazdı. Ama tekrarlaması, hangi yönden bakılırsa bakılsın, büyük hataydı. Saçlarından yakalayıp sıkı bir tokat attı. Her şey onun iyiliği içindi. Belki vurduğu tokat, serseri olmasını engellerdi.
Adam, oğlunun gözyaşlarını görmezden geldi ve eve çıktıktan sonra, eşine dert yanarak:
- Bu çocuğun, okulda kimlerle düşüp kalktığını bilmemiz lazım!.. dedi. Eğer serbest bırakırsak, başımıza büyük dertler açacak!..
Adam, bir süre düşündü. Sonunda da en kolay yolu buldu. Oğlunun hiç aksatmadan tuttuğu günlüğünde, arkadaşlarına ait ip ucu olmalıydı. Eşi istemese de, ona kulak asmadı ve çocuğunun günlüğünü okumaya başladı.
Oğlu, en son sayfada:
'Bu gece kötü bir rüya gördüm!..' yazmıştı. 'Atölyede çalışırken, babamı elektrik çarpıyordu. Allah'ım onu koru!.. Ben elimden geleni yapacağım!..'
Bayramrenk ahenk gül vaktidir sağnak sağnak rahmet kapıların erken açıldığı selâm, sevgi, bereket bir bildiği var çocuğun kimseden esirgemez küskünlük yakışmaz ki insan, insana yakın memnun kurulan cümle gönül ısıtan sohbet şeker tadında günler şükürler olsun
Bayram ZiyaretiDedem bizi bekler gözleri yoldaNenem baklava açar elleri nurlaZiyaret etmek güzel yoldaşlarınlaBayram bitecek yine üzüleceğizŞekerler bitecek yiyemeyeceğizGünler geçtikçe büyüyeceğizBayramlar bitmecek sevineceğiz
Ramazan Bayramın Mübarek OlsunSevgili yurttaşım,aziz kardeşim,
Ramazan Bayramın,mübarek olsun;
Rast gelsin,ihlasla tuttuğun işin
Ramazan Bayramın,mübarek olsun.
Bir ay,oruç tuttun; dualar ettin,
Allah'ın müstakim yolundan gittin;
Nefsini eğittin,güzellik kattın
Ramazan Bayramın,mübarek olsun.
Zekatla fitreni,eksiksiz verdin,
Toplumda muhtaca,kol-kanat gerdin;
İslamca yaşamın,hazzına erdin
Ramazan Bayramın,mübarek olsun.
Bazı kırgın,küskün olduğun varsa,
Bayramı fırsat bil,barış onlarla;
Ülkemiz kalkınır,tam dostluklarla
Ramazan Bayramın,mübarek olsun.
Ziyaret et; ana-baba,sılayı,
Bu davranış,dinin kutsal olayı;
Gönül kırma,bir ihmalden dolayı
Ramazan Bayramın,mübarek olsun..
Naim Yalnız
Bayramlar Bayram OlaGüneş yükselmeden kuşluk yerine
Bir adam camiden döndü evine
Oturdu sessizce yer minderine
Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı
Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı..
Eli öpüldükçe içi burkuldu
Konuşmak istedi, dili tutuldu
Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu
Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı
Adam “he ya” dedi, gözü kapalı..
Düşündü kış yakın, evde odun yok
Tenekede yağ yok, çuvalda un yok
Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok
Avrat “Bayram” dedi, eğdi başını
Adam “evet” dedi, sıktı dişini..
Çalışsa ne iş var, ne cepte para
Dağ oldu içinde büyüyen yara
Dikti gözlerini karşı duvara
Takvim “Bayram” dedi, silindi yazı
Adam “öyle” dedi, bağrında sızı..
Döndürse yönünü herhangi dosta
Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta
Yıllar, aylar, günler erirken yasta
Yer-gök “Bayram” dedi, ağzını açtı
Adam “Bayram” dedi, evinden kaçtı..
Mecnun Leyla’ya aşık olur. Yanmaktadır garip, sevdasından ötürü.Gel gör ki Leyla’dan ayrı düşmüştür. Mecnun çölün bir ucunda Leyla ise diğer ucunda... Leyla’nın hasretiyle düşünüp durmaktadır vuslatı... Leyla’ya doğru yola çıkmaya karar verir, etrafına bir bakınır, yolaklık arar kendine... Bir dişi deve görür kendi halinde. Yeni yavrulamış, yavrusunu emzirmektedir. Dayanamaz gider yanına devenin, biner sırtına ve basar kamçıyı...Deve kamçının acısına dayanamaz, karşı da koyamaz. İster istemez kalkar yerinden yola çıkarlar. Çıkarlar çıkmasına ya devenin aklında yavrusu, sırtında kamçı giderler hızla...Akşam olmuştur. Mecnun Leyla’ya kavuşmayı öylesine şiddetle arzulamaktadır ki biraz da aceleciliğinden belki de mola vermez hiç. Gece olup da dinlenme vakti geldiğinde Mecnun devenin sırtında uyuklamaya bile katlanır biran önce kavuşabilmek için Leyla’sına. Bir ağırlık, rehavet çöker Mecnun’a, hafiften uyuklar... Sahibinin uyukladığını hisseden deve, yönünü tam ters istikamete, yavrusuna doğru çevirir Mecnun’a fark ettirmeden... Sabah olup da varış noktasına geldiklerinde Mecnun uyanır ama iş işten geçmiştir; yola ilk çıktıkları yerdedirler. Deve bir köşede yine yavrusunu emzirmekle meşguldür, Mecnun hala Leyla’ya kavuşamamıştır... Kızar köpürür sinirinden Mecnun deveye --ve biraz da kendine--. O sevdasından yana dursun alt tarafı bir devenin oyununa gelmiştir. Hışımla kalkar yerinden ve biner devenin sırtına. Daha sert kamçılamaktadır hayvancağızı... Neyse... Yine çıkarlar yola: Mecnunun aklında Leyla, devenin aklında yavrusu... Akşam olup yine hava karardığında aynı olaylar tekerrür eder: Mecnun devenin sırtında uyuklar, deve bunu hisseder, yönünü çevirir yavrusuna. Sabah başladıkları yere geri dönerler. Mecnun haliyle tekrar sinirlenir, kızar vs.... Yola tekrar çıkarlar... Aynı olaylar üçüncü kez tekrarlandığının sabahında Mecnun hakikati biraz kavrar ve deveye seslenir: --Anladım ey deve! Bende bu Leyla aşkı, sende bu yavru şefkati olduğu müddetçe ne sen yavruna kavuşabilirsin doğru dürüst ne ben Leylam’a kavuşabilirim doğru dürüst. İyisi mi sen burada kal, ben çölü yalnız geçeyim. Belki daha geç varırım Leylam’a; daha güç... Belki de vuslat hiç nasip olmaz... Ama olsun.... Hiç değilse sevdiğimin yolunda ölürüm ya... İşte ey kişi! Buradaki Mecnun sensin. Leyla; kavuşmayı istediğin Allah aşkıdır. Üzerine bindiğin deve senin nefsindir; devenin yavrusu ise dünyevi zevk ve arzulardır... Eğer nefsine sahip olmazsan o seni dünyaya meylettirir. Nefsine hadim değil, hakim olduğun müddetçe o sana hizmet edecektir... MESNEVİ’den..
Ben seni hiç tanımadan sevdim,
Tanımakta istemedim aslında, gördüğüm gibi sevmek istedim..
sevdiğim o kişinin, gördüğüm o kişi olarak benim olsun dedim,
ben seni o masum halinle,
samimi gülüşünle,
ışıldayan gözlerinle,
yargısız sözlerinle sevdim.
Ben seni yalansız, saf, ürkek duygularınla,
Ben bende ki seni değil, sende ki Seni sevdim.
Herşeye inat, TEŞEKKÜRLER sevgili..
Sus gönlüm
Duymasınlar ağladığını
Suski
Bilmesinler
Sevgiye duyduğun özlemi
Yaralanırsın yine
Bilmiyormusun..!!
Yine yıkılırsın
Sus gönlüm
duymasınlar seni..
Girmesinler dünyana
Sen kendine yetmelisin
Yalnız geldin..yalnız gitmelisin..!!!
Adamın birinin gözü agrıdı,bana ilaç yap diye baytara gitti.baytar,dört ayaklıların gözüne sürdügü ilaçtanonun gözüne sürdü amma adam kör oldu.Davayı kadıya arz ettiler.Kadıda;-Baytarın hiç diyet vermesi gerekmez dedi,çünkü BU ADAM EŞŞEK OLMASSA baytara gitmezdi dedi,Aydın düşünceli akıllı kimse soysuz akılsız adama önemmli işler vermez.Hasır dokuyucuda dokuyucudur amma hasırı ipek tezgahında kullanamaz.