Genç Muhabbet

İbrahim Halil Er Şiirleri

ibrahimhaliler Üye
Üyelik: 2007-07-07 Herkese açık mesaj: 64
#828
"Cennet Doğuda Bir Yerdedir/Haçlı Seferlerinin Değişen Yüzü-Elips Yayınları" isimli kitabımla ilgili yazmış olduğunuz yazıdan dolayı teşekkür ederim. Sizlere Antep’le ilgili yazmış olduğum bir şiirimi gönderiyorum. Yayınlarsanız sevinirim. Bu arada bütün hemşerilerime de saygılarımı sunarım. İbrahim Halil ER İNTİKAM Alsam ondörtlüyü dayasam Antebin şakağına Varsın yaşamadım sende geçen yıllarımı diye düşünsem Silsem seni hafızamdan, Kazısam.. Yoğursam sendeki tüm pislikleri İyilik suyundan, kevser havuzundan Yine de unutamam seni Her taraf sen kokuyorsun çünkü Dayasam ondörtlüyü Antebin şakağına Kan akar mı bilmem. Fakat, akar ortasında ince bir sızı gibi Alleben Unutur muyum sende geçen günlerimi Bilmem!... Ondörtlüyü Antebe değil kendi şakağıma dayasam Antep beni unutur mu? Her taraf sen kokuyor yar........ Antepte sen varsın, yüreğimde sen Alleben; yüreğimdeki hicranları taşımakta Fakat sen beni belki de hiç hatırlamamaktasın. Sorsam Antebe seni Bir vefasız olduğunu haykıracak Ama ben yine de Bir şafak vaktinde Antebin şakağına namluyu dayacağım. Sen kokuyor Antep; Seni kalbime gömeceğim. Sendeki vefasızları senin içine gömeceğim. Onları da seninle birlikte Namlulun ucuna koyacağım. Antep sen kokuyor yar..... Her yer sen kokuyor Oy yar oy........ Yakub’un Yusuf’un kokusunu duyduğu gibi Her yerde senin kokunu duyuyorum. Yar sen nerdesin?... Namluyu Antep yerine kendime dayasam Sende yok olur musun Yoksa ben sen de mi yok olacağım. Bir şafak vaktinde ben Ondörtlüyü dayacağım Antebin şakağına Onunla birlikte yok olacak tüm sevdiklerim ve sevmediklerim Ardından bende geleceğim Antep Seni yalnız gönderirmiyim Oy yar oy Her yer sen kokuyorsun Bir şafak vaktinde ben Antebin şakağında bir kurşun İ. Halil ER
admin Yönetici
Üyelik: 2001-02-14 Herkese açık mesaj: 7.503
#15177
İbrahim bey bu bölümü sizin için açtık, buradakendi şiirlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#78084
İbrahim bey şiirlerinizi bekliyoruz eğer sitemizi takip ediyorsanız şiirlerinizi görmek isteriz...
pala Üye
Üyelik: 2002-12-25 Herkese açık mesaj: 512
#78121
Vakit bulamıyordur garibim.
Subutay Üye
Üyelik: 2003-02-25 Herkese açık mesaj: 2.345
#78321
Şiir çok karamsar yaa. Mazallah insanı uçuruma götürür. Ama yağun bir duygu eşliğinde karalandığı belli. İbrahim Bey şiirlerinizi burada yayınlamanız bizi onurlandırır. Teşekkürler.
ibrahimhaliler Üye
Üyelik: 2007-07-07 Herkese açık mesaj: 64
#79215
Sevgili Hemşerilerim Aslında bu siteye daha önce de bir kaç şiir ve zannedersem üç yazı gönderim. Ama yayınlanmadı. Bunu sitenin güncellenmesi nedeniyle arada kaynadığını düşündüm. Doğrusunu isterseniz yazı göndermeye çalıştım. Ama nasıl göndereceğimi bir türlü bulamadım. Admine mesaj gönderecek bir yer veya admin adresini de bulamadım. Burayı da epey karıştırdıktan sonra buldum. Umarım elinize ulaşır. Şiirimi gönderiyorum. Diğer yazılarımı da inşallah gönderirim. Yalnız bu arada sitede ibrahim h.er isimli bir arkadaşımızın yazıları var. İsim ve soy isim benzerliğinden dolayı benimle karıştırılmaktadır. Site yöneticisinden bunu düzeltmelerini ve karıştırılmamak için bir ayıraç eklemelerini rica ediyorum. ibrahim halil er BEN BİR FİLİSTİNLİYİM Ben bir Filistinliyim. Zulme karşı dikilir başım Tüm emperyalistler düşmanım Dağlardır benim meskenim. Ben bir Filistinliyim Yoldaşımdır benim silahım Her yerde savaşan benim Dağlardan dağlara çağlar türküm Ben bir Filistinliyim Daha dün hayata doymadan İşkencede ölenim. Yavuklunun yüzünü görmeden Terörist diye hapse girenim. Ben bir Filistinliyim Yolumu gözler genç kadınlar, yeni gelinler Yaşlı gözlerle ufka bakar ihtiyar analar, babalar Üstüne ağıt yakılan benim Efsanesiyim ben ezilenlerin Vatan aşkıyla vatanından Sevdiğinden ayrı yaşayan yine benim Ben bir Filistinliyim Her gün öldürülsem bile Yeniden doğarım Genç annenin beşiğinden Ölümle yok edilmez başım Uzanıverse gövdem taşlara Kanımla beslerim genç fidanları. Ben bir Filistinliyim Dünya kamuoyunda “Haindir” “Terörüsttir adım Televizyonlarda her gece Kanlı katil diye gösterilen yine benim. Ben bir Filistinliyim Aşığım ben hürriyete Ölümle randevulaşırım Düğünümdür öldüğüm gün Toprakla gerdeğe girerim. Ben bir Filistinliyim Şehadeti özlerim Yıkılsa her şeyin başı Yıkılmaz yine benim başım. Ben bir Filistinliyim Her isyan tomurcuğunda ezilir başım Ezildikçe daha da bir asileşir Hiç eğilmez benim başım. Ben bir Filistinliyim Ölür ölür yeniden dirilirim Namluların ucunda. Beni öldüremez zalimler Yaşarım her dem halkın sinesinde Ben bir Filistinliyim Tanklar altında can veren İpe çekilen yine benim. Öldürülmekle tükenmez neslim Zulum durdukça ben de varım Çünkü ben; Mazlum halkların son umuduyum. İBRAHİM HALİL ER
ibrahimhaliler Üye
Üyelik: 2007-07-07 Herkese açık mesaj: 64
#79217
GARİP Bu diyarlarda yalnız kalmış olan insan Dediler ki; garip gelmiş, garip gider insan. KALEM TUTAN ELLER Kalem tutan eller; ne mukaddes eller Kalem tutan eller; yazdıkları uğrunda can verirler DÜNYA HALİ Hergün yeni bir gazap aldı haktan insan Yine de umursamadı dünya halidir dedi insan. KADIN Her gün yeni bir modanın peşinden koştu Battıkça çirkefliğin içine, sandı ki güzelleşiyordu. BATILILAŞMA Medenileşelim diye diye düşmüşüz batının peşine Battıkça batmışız yerin d***** SU Dağlardan şarıl şarıl akan su İstiyorum ki temizlesin dünyanın tüm pisliğini su. Bebek Dünyaya geldiğinde bile ağlıyorsun Kimbilir hayatta daha ne kadar ağlayacaksın ibrahim halil er
ibrahimhaliler Üye
Üyelik: 2007-07-07 Herkese açık mesaj: 64
#79218
ÇOCUK Küçücük kalbinde kimbilir nasıl bir dünya kurmuşsun Ağla çocuğum ağla... Çünkü biz sana kanlı bir dünya kurmuşuz Yıkacağız dünyanı... ibrahim halil er
ibrahimhaliler Üye
Üyelik: 2007-07-07 Herkese açık mesaj: 64
#79221
Sen kendi içinde ben kendi içimde Sevgi pınarında yüzerken Bakmaz olduk birbirimize Aşk besledi seni Aşk tüketti beni Sana ilaç olan bana Zehir oldu Sevdim Seni Sevdin beni Sen yaşadın ben tükendim Bu nasıl sevgi Sen nasıl sevgili ben bir mum Sen bir ışık Sen beni yaktın ben seni aydınlattım. Sen ışık saçtın ben yok oldum Sen ışığın nereden geldiğini bilmedin ben ışığa kendimi göstermedim. Sen benim sayemde vardın. ben Senin sayende bilindim. ben Seni sevdim Ama Sen beni tükettin Senin sevgin beni yok etti. benim sevgim Seni yüceltti. ben pişman değilim Sende kendimi buldum Sende bendeki ışığı buldum. Sen olmasaydın ben ışık saçmazdım. Sen olmasaydın benim kıymetim olmazdı. Varsın ben yok olayım Varsın sen yaşayasın Senin için yok olmuş olmak Yeniden yaşamaktır Yaşamın kaynağı olan senin yüreğinde Sen gücünü benden aldın… ben Senden sevgi aldım… ben Sana muhtaç Sen kimseye muhtaç değilsin… Sen aydınlık ben karanlık Sen Işık ben ışığın kaynağı Sen ve ben Aynı hamurdanız Mayamız yoğrulmuş aynı çamurdan Ruhumu senin nefesinden üflediler sevgili… Bilmem farkındamısın Sen ve ben ben ve Sen… Ne değişir Sadece yerler ve sıralar Ama benim sevgim Senin sevgin Aydınlatmakta insanları İnsanlar, bizim sevgimizle aydınlandıklarını Biz yok olunca anlayacaklar Sen aydınlanmanın coşkusuna kapılıp Daha çok ışık saçtıkça beni tükettiğini beni tükettikçe kendini tükettiğini bensiz kalınca anlayacaksın Ama ne önemi var… Birlikte yaşadığımız o kısa güzel an yeter Nur olup aydınlattığımız yürekler yeter Sevgimiz başkalarına ışık oldu ya… Yeter Biz olmasak bile …. İbrahim Halil er
ibrahimhaliler Üye
Üyelik: 2007-07-07 Herkese açık mesaj: 64
#79223
Hainin yaşamı (Ki buna yaşam derseniz) Ödünç bir yaşamdır… Yaşamak bağrında kopmuş bir mayındır… Her köşede ve her karaltıda Kendi ihanetini görür… İhanet onu çepe çevre kuşatır.. Hain çalıntı bir yaşam taşır… İhanet ettiği kişinin benliğini taşır… Artık o ihanetiyle yüzleşir… Bilmem farkındamısın… İhanetinin bedelini ödediğinin. Ödetirler. Yoksa sahipsiz mi sandın sen alemi… Ya da sahibi mi sandın sen alemin… Sana günaydın Bana huzur Sana merhamet Bana diz üstü çökmüş avucunda çiçekle gelen melek Sana sonlu bir dünya Bana sonsuz bir alem Kim karlı bu alışverişten Söyle benim kara kalpli kör sevgilim… İbrahim Halil ER
Subutay Üye
Üyelik: 2003-02-25 Herkese açık mesaj: 2.345
#79282
Hocam emeğinizi sağlık, katkılarınızın devamını bekliyoruz.
nizipli_mehmet Üye
Üyelik: 2005-10-03 Herkese açık mesaj: 8.461
#79289
hocam elınıze saglık çok guzeller sıırlerınız çok guzel
tytyhgtyhgh Üye
Üyelik: 2007-07-17 Herkese açık mesaj: 353
#79620
İbrahim Halil Er'e Selam bütün sevgi dolu yüreklere, Sevgili üstat, umarım gerçekten yaşamış olduğunuz bir aşk'ı ve vefasızlığ bu kadar harika dile getirdiğiniz için ömrünüze ve duygularınıza bereket dileklerimle kutluyorum...Diğer şiirlerinize nasıl ulaşırım? www.antoloji.com/mahmut_kucuk
ibrahimhaliler Üye
Üyelik: 2007-07-07 Herkese açık mesaj: 64
#86185
Bir kutu dolusu yaşam gönderiyorum sana, sade bir kurdeleyle süslenmiş. Çöz kurdeleyi ve kaldır yavaşça kutunun kapağını... Kocaman bir fırça ve bin renk koydum kutuya bir cennet resmi yapıp içine gir diye... Düşler serpiştirdim gizlice, düş kurmayı unutma diye. Bir tanede elma şekeri yerleştirdim, içindeki çocuğu yeniden tadabil diye... Güneşin batışını, billur suyun sesini, kırmızıyı gelinciklerin saflığını, taze ekmeğin kokusunu ve bir gülümsemenin sıcaklığını da sığdırdım. Ruhlarımız aç kalmasın diye... Kutuya biraz da sevecenlik koydum, güçlü ol diye, çünkü acımasız olan güçsüzdür. Beyaz bir güvercin uçup kendi kondu kutuya, barışı ve özgürlüğü sunmak için.... Bir buket sevgi, bir yudum aşk ve yarım bir elma da koymadan edemedim. Paylaşmayı anımsayalım diye... Sevdiklerimize onları sevdiğimizi söylemek için yarını beklemeyelim. Hemen şimdi bunu yapalım diye... İçtenliği, umudu neşeyi, bağışlayıcılığı, özgüveni ve açık yürekliliği unutmadım, "Ben" in dışına çıkıp bize ulaşabilelim diye... Son olarak da bir kart iliştirdim kutuya bak bu kartta neler yazıyor. Bu kutunun kapağını her kaldırışında yaşamla ilgili yepyeni şeyler keşfedeceksin. Yaşamak için yarını bekleme, al yaşamı kollarının arasına ve sımsıkı sarıl yaşamdan yalnızca almak yerine ona bir şeyler ver. Kısacası bütünüyle "İnsan" ol. Unutma (!) yaşam dokuması henüz tamamlanmamış, olağanüstü güzellikte bir duvar halısıdır ve sana ait olan boşluğu yalnız sen doldurabilirsin. Kimseyi kırmamak ve üzmemek şartıyla istediğin her şeyi dene :) bir gün sonsuzluğun bulutlarına oturduğunda ne aklın kalsın ne de kırık bir yürek :) Alıntı
ibrahimhaliler Üye
Üyelik: 2007-07-07 Herkese açık mesaj: 64
#86224
YOK OLUŞ Sen hayatta sadece bir tek kişiyi seversin Sevdiğin o tek kişi de Sadece sensin... Bunu anladığım zaman Çok geç olmuştu. Çünkü artık ben Sadece sen olmuştum
ibrahimhaliler Üye
Üyelik: 2007-07-07 Herkese açık mesaj: 64
#87492
Polen2734;79620 wrote:İbrahim Halil Er'e Selam bütün sevgi dolu yüreklere, Sevgili üstat, umarım gerçekten yaşamış olduğunuz bir aşk'ı ve vefasızlığ bu kadar harika dile getirdiğiniz için ömrünüze ve duygularınıza bereket dileklerimle kutluyorum...Diğer şiirlerinize nasıl ulaşırım? www.antoloji.com/mahmut_kucuk
Diğer şiirlerim ve çalışmalarıma https://www.ibrahimhaliler.com www.evimizturkiye.com, www.edebiyatdostlari.org isimli sitelerden ulaşabilirisiniz.
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#87538
YOK OLUŞ İbrahim hocam bu şiirinzde insanın yek vücut olduğuna değinmişsiniz gerçekten aşk iki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşup yek vücut olması mıdır? Yada başka bir deyişle eksik yönlerinin tamanlaması mıdır?
ibrahimhaliler Üye
Üyelik: 2007-07-07 Herkese açık mesaj: 64
#87817
YOK OLUŞ İbrahim hocam bu şiirinzde insanın yek vücut olduğuna değinmişsiniz gerçekten aşk iki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşup yek vücut olması mıdır? Yada başka bir deyişle eksik yönlerinin tamanlaması mıdır? Sayın Gökhan Bey; Aslında olayın çok önemli bir yönünü görmüşsünüz. Bu bakış açısı benim bir çok yazı ve şiirlerimdede görebilirsiniz. Hatta bu şiirin orjinalı oldukça uzundur. Tümünü okuduğunuzda belki kafanızdaki resim daha da somutlaşır. Buradaki içselleşme biraz vahdetül vucut kokmaktadır. bu şiirlerimi biraz da bunun etkisinde yazdığımı düşünüyorum. hatta buna benzer yazdığım bir hikayemde var onu buraya eklersem belki daha iyi anlaşılmış olur. Yani, yazarken bilinçten ziyade gönlün sesine göre hareket ediyorum. orası da gerçekten birçok şeylere gebe... EVLİLİK Evlilik, tek olmak, bir olmak demektir. Yani iki kişinin tek bir potada erimesi ve yeniden doğmalarıdır. Çok heyecanlıydı. Evleniyordu artık. Büyümüştü. Sevmişti. Sevilmişti ve şimdi de yeni bir dünyanın eşiğine adım atmak üzereydi. Hayatın tüm aşamalarını tadına vara vara yaşamak istiyordu. Evlilikle mutluğu yakalayacaktı. Dostları seviniyor, eğleniyorlardı. Aslında onların niye sevindiğini anlamıyordu. Evlenen oydu. Sevinmesi gereken birisi varsa kendisiydi. Neden onlar da mutlu oluyorlardı ki… Evlendiğinde tüm sevgisiyle mutlu olacağını hayal ediyordu. Ama bunun böyle olmadığını anlaması uzun sürmedi. Sevdiği kız gitmiş, yerine hayatına hükmeden birisi gelmişti. Evlenirken kendisiydi. Şimdi yok olmuştu. İki kişiyken bir kişi olmuşlardı. Aslında her şey ilk geceden başlar. Sabah, korkunç bir kabus ve baş ağrısıyla uyanmıştı. Yeni bir hayatın eşiğinde mutlu olması gerekirken korkunç bir girdapta hissediyordu kendisini. Elini yüzünü yıkadı. Fakat o sırada gözü aynaya ilişti. Birken acı gerçeği gördü. Aynadaki kendisi miydi? Yok ya nasıl olur? Aynadakı sevgili eşiydi. O, böyle değildi. Ama aynadaki eşiyse kendisi neredeydi….Bakındı sağına soluna bulamadı. Kendisini Sanki yer yarılmış içine girmişti. Yok olmuştu. Bedeni yoktu. . O, sevdiği kanının bedeninde tekrar can bulmuştu. Yıllardır okuduğu tasavvuf kitaplarındaki varlıkta birlik, kesrette vahdet felsefesini şimdi yaşıyordu. Bir olmuşlardı. Ama bir olurken, yok olan kendi bedeniydi. Tekrar sevdiğinin bedeninde can bulmuştu. Can dostuydu. Şimdi canı olmuştu. Ne ilginç bir paradostu bu… Hayatın bir aşaması evlilik. Ama aslında geri kalan tüm hayatı içine alan bir aşama. O gece, yok olur tüm erkekler kadın bedeninde. Artık kendi bedeni yoktur. Çırpındı. Sarsıldı. Kabullenemedi yok olmayı. Sevdiğinin gözlerinde ve bedeninde bile olsa yok oluş gibiydi. Ama işte bedeni yoktu. Varlığı sevdiği kadınla birlikteydi. Tıpkı akrepler gibi. Dişi akrep, doğurduğu yavrularına öldürdüğü babalarının etini vererek büyütürmüş diye okuduğunu hatırladı. Ama ben neredeyim. Yok oldum onun beninde. Benim kişiliğim değil artık hareket eden onun kişiliğiydi. Demek ki her erkek, yok olurmuş bir kadın bedeninde. Tıpkı bir kadın bedeninde can bulup doğdukları gibi… Bunu anlaması için evlenmesi gerekiyordu. Düğününde sevinenlerde belki bir yoldaş kazandım diye bayram ediyorlardı. Artık kendisinin özelleri yoktu. Ne varsa onundu. Yaşaması onun için. Nefes alması onun içindi. O, kendisinin varlık sebebiydi. Onun yok olması kendisinin de yok olması demekti. İbrahim
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#87841
İbrahim hocam hikayeniz kanımı dondurdu. Eğer evlilik böyle birşey ise erkeğin kendisini unutması ise çok acı verici! Hocam bu kadınlar içinde böyle değil mi onlar niçin sevdiği yada evlendiği kişiye benzeyemiyorlar? Kadınlar hep sadık gibi görünüyorlar bu ne kadar doğru? Dediğiniz gibi şuan bir paradoksun içine girdim ve aklımda milyonlarca soru uçuşuyor... İki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasını anlayabilirim ama bir erkeğin kadının ruhunda yaşamasını ve kendini yaşayamamasını anlamakta zorlanırım... Bu konuyu biraz açarsanız size minettar olurum...
ibrahimhaliler Üye
Üyelik: 2007-07-07 Herkese açık mesaj: 64
#88111
Gökhan Dokuyucu;87841 wrote:İbrahim hocam hikayeniz kanımı dondurdu. Eğer evlilik böyle birşey ise erkeğin kendisini unutması ise çok acı verici! Hocam bu kadınlar içinde böyle değil mi onlar niçin sevdiği yada evlendiği kişiye benzeyemiyorlar? Kadınlar hep sadık gibi görünüyorlar bu ne kadar doğru? Dediğiniz gibi şuan bir paradoksun içine girdim ve aklımda milyonlarca soru uçuşuyor... İki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasını anlayabilirim ama bir erkeğin kadının ruhunda yaşamasını ve kendini yaşayamamasını anlamakta zorlanırım... Bu konuyu biraz açarsanız size minettar olurum...
Aslında bu konu biraz felsefeye girer. Ama ben olayı çok karmaşıklaştırmadan şöyle özetlemek istiyorum. Erkek, tabiatı gereği koruyandır. Dışa dönüktür. Kadın ise yaradılışı gereği naif, nazlı, zayıf ve korunmak ister. Hatta bunu tarihte kralları parmaklarında oynatan kadınların şuh kadınlık oyunlarında da görürüz. Onlar, bir erkeği yönetmenin yegane yolunun ona itaat ediyormuş gibi görünüp aslında yönetmekten geçtiğini anlamışlardır. Hatta, köylerimizde bile kocasından dayak yiyen bir kadının ağlamasından sonra kocasının onunla ilgilenmesi, yardımcı olması, isteklerini yerine getirmesine şahit olmaktayız. Aslında burada erkek kadının oyununa gelmiş oluyor. Çünkü kadın aslında dayak yemek için bütün şartları hazırlamıştır. Bu dayaktan sonra kocasını teslim almıştır. Tevratta derki; Tanrı erkeği topraktan yarattı. Kadını da erkekten yarattı. Bu nedenle erkek toprağa bağlandı (siz buna dışa dönük diyebilirsiniz.) kadın ise er'ine bağlandı. Kur'an şöyle der: "Erkekler, kadınlara göre daha güçlü yaratılmıştır." (erricalu kevvamune alennisa) Kadın, aslında güçlüdür. Onun silahları çok güçlüdür. Bu silahlarla hiç bir erkek baş edememiştir. Selçuklu Sultanı Melikşah'ın ölümünden sonra gerçekleşen iç savaşlar sırasında bir Türk komutanı şöyle der: "Erkekler savaşır. Kadınlar savaş çıkartır." Aslında batıda doğu ve güneydoğu insanıyla ilgili yanlış bir anlayış vardır. onların eşlerine baskı yaptığı ve kadınların büyük bir zulüm gördüğü şeklindedir. Belki bu şeklide yaşayanlar vardır. Ama bölgenin kahir ekseriyetinde böyle bir durum yaşanmaz. Erkekler dışarda çok güçlü görünürler. Çünkü biz erkekler atmayı, sallamayı ve ne kadar kazak olduğumuzu göstermeyi severiz. Ama, içerde kadının sözü geçer. Hatta erkekler korkudan evlerine arkadaşlarını getirmezler. Neden bizde kahveler yaygındır. Çünkü erkeğin arkadaşını evine getirme cesareti yoktur veya karısının dırdırından kaçmak için böyle bir yere sığınır. Ama evler, kadınların sürekli bir araya geldiği pasta ve börekler pişirdiği yerdir. Erkekler, doğuştan bir misyonla yüklenmişlerdir. Korumak ve kollamak. O, evlenince eşini, baba olunca çocuklarını ve dul kalan bacısını, anasını korur. Bir süre sonra kendisi için değil onlar için yaşar. Nice arkadaşlarım olmuştur sigara alacak parayı bulamamış, aynı elbiseyi yıllarca giymiş, ama eşlerinin her ay saçlarını yaptırdığını veya yeni bir elbiseyi ne yapıp edip aldığını, ya da komşusu Ayşe teyzeden aşağı kalmamak için kocasını bir çok olumsuz duruma sürüklediğine tanık oldum. Bir ara Türkiye'de kadın - erkek manzaraları adı altında bu gözlemlerimi bir öyküler zinciri haline getirmeyi düşündüm. Ama kadınlar tarafından afaroz edilmekten korktum. Biliyorsunuz artık kadın hakları gündemde. Kadınlar, mazlum ve ezilmişliklerine sığınarak bir çok yere gelmeye çalışmışlardır. Ben, aslında ülkemizde kadın sığınma evleri gibi erkek sığınma evlerinin de kurulmasının zamanı geldiğini düşünüyorum. Bu yazılardan benim eşimden şikayetçi olduğum veya sıkıntılı olduğum anlaşılmasın. Bilakis herkesi kıskandıran bir aile hayatım var. Ama ülkemin gerçeklerinide görmekteyim. Yıllarca Türkiye'nin bir çok yerinde öğretmenlik yaptım. Kreş'de, dershane de işlettim. Örneğin kreşlerde edindiğim en büyük gözlemim, Türk kadınlarının gittikçe asabileştiğini evcil olmaktan çıktığını, bir çocuğa bile bakmaktan aciz hale geldiğini, asabi tavrının çocuğu olumsuz bir hale getirmemesi için kreşe yöneldiğini bir kreş işletmecisi olarak tanık oldum. Yani kadınların erkeklere benzemesi veya benzemeye çalışması çok tehlikeli sonuçlara bizi götürmektedir. Velilere bu anlamda bir çok seminerler yaptım. Ama nafile... Kadınlarımız dejenere oluyor. Onların dizilerden ve kadın programlarından etkilenmeleri aile yapımızı da sarsıyor. Kadın milletvekilleri hep erkekleri suçlarken, hatta töre cinayetlerinde bile hep erkekleri suçlarken asıl suçludan gözler kaçırılıyor. Çünkü asıl suçluda kadın. Bir çok töre cinayetinin kışkırtıcıları da analar veya komşu kadınları oluyor. Bu kadınların erkeklerin erkeklik gururnu (ki bu neyse. Kadınların bizi kullanmak için keşfettikleri bir zaafımız.) tahrik etmesi sonucu erkekler harekete geçmektedir. Ayrıca, karısına zulm eden bir çok erkeğin bu davranışının arkasında da kadınlar vardır. Bunlar genellikle kaynanalar, eltiler olmaktadır. Onların gelini çekememeleri ve damadı bu konuda gaza getirmeleri erkeğin canavara dönüşmesine yol açmaktadır. Bu konuyu fazla uzatmayayım. Yani sabaha kadar bu konuyla ilgili konuşabilirim. Ama nafile.... Erkekler mutlu olmak istiyorlarsa kadınlara teslim olmalıdırlar. Öncelikle evdeki otorite alanlarına dokunmamaları, kadınlara burada bir iktidar alanı tanımaları gerekir. Örneğin hangi erkek mutfaktaki bir eşyanın yerini değiştirme cesareti bulabilir. Bir çok erkek karısının kıyafetine mudahale etmezken kadınlar bu konuda hoyratça davranmakta erkekleri kendi istedikleri gibi giydirmektedirler. Çarşıda bir gözlem yapın. Bir çok kadın, yanlarında aksesura olarak taşıdıkları erkeğin kıyafetini kendi giydikleri kıyafetle uyumlu olması için özel bir çaba sarf etmişlerdir. Yani erkeğin kıyafet çizgileri yanındakine benzemeye başlamıştır. Ya rengi veya stili yani mutlaka bir yerinde kadının imzası vardır. Ayrıca, kocasına bakışlar yoğunlaştığını gördüğünde mutlaka kadınca bir refleksle çevresindeki hemcinslerine onun kendi malı olduğunun mesajını gönderir. O da kocasının ceketi üzerinde ya hayali bir saç teli alır. Ya kravatını düzeltir veya buna benzer bir jest yaparak çevresindeki hemcinslerini uyarır. Neyse,,, konuyu fazla uzatmayalım. Sözü efendimiz Hz. Muhammed (sav)'e bırakalım. O şöyle der: "Kadınlar eğridir. Düzeltmeye kalkmayın. Kırarsınız." yani onları olduğu gibi kabul etmemiz gerekmektedir. Öyle kabul etmeyenler, bu birlikteliği sürdüremezler. Not: Buradaki eğrilikten kasıt; islam inancına göre hz. havvanın hz. Adem'in eğe kemiğinden yaratılmış olduğuna telmihtir. Bu arada cennetten de atılmamızı sağlayan bir kadın değilmidir. Onun her şeye sahip olma ihtirası....Yani yaratılışımızın ilk aşamasında yakayı kaptırmışız:))) Yazıyı bitirdikten sonra şöyle bir endişeye kapıldım. Kadınlardan soğuman veya korkman. Burdan böyle bir sonuca varmanı veya böyle bir düşünceye ulaşmanı istemem. Burada herkes kendi doğal yaradışı gereğini yerine getiriyor. Kadınlar kadınlığını, erkekler erkekliğini. Erkekler her şeyin sahibi olduğunu düşünürken, kadınlarda erkeğin sahibi olduğunu düşünmektedir. Hikayedeki kasdımı aslında mecazdır. Yani erkeğin evlilikle birlikte sorumluluk alanın genişlediği ve artık sadece kendisi için değil eşi için de çalışması gerektiğini görürüz. Bir çok filimlerde bile evli ve hatta çocuklu olanlar, tehlikeli durumlarda geri dururlar, arkalarında bekleyeni olduğunu söylerler. yani onun için bir var olma nedeni olan ailesi. Bu duygu belkide Allah'ın biz erkekler verdiği en önemli duygudur. Eğer Allah bizlere bu koruyucu duyguyu vermeseydi aile hayatı var olmazdı. Aile hayatı olmassa toplum ve devlet de olmazdı. Yani insanlar birer hayvan gibi sadece çiftleşmek için bir araya gelirlerdi. Ama bu duygu bize çok derin bir koruma duygusu veriyor. Bu da aile denilen müessesenin sürmesine yardım ediyor. Kadınlar neden erkeklere benzemezler dersen, onlar anlaşılmaz mahluklardır. Biz erkeklerin kadınları anlama gibi bir özelliğimiz ve yeteneğimiz yoktur. Kadının bize ne kadarını göstermişse o kadarını anlarız. Ayrıca bu da yaradılışın bir hikmeti olamaz mı? Eğer onlar bize benzemeye çalışırlarsa yukarda değindiğim sorunlar doğar. Aile dağılır. Çocukların eğitimi aksar. Asabi ve yönetme hırsına kapılmış, evde kim yönetecek çatışmaların yaşandığı bir toplum oluruz.. Ama uzmanlar şunu belirtir. Evliliği on yılı aşmış karı-kocaların bir süre sonra birbirlerine benzediğidir. Yani körle yatan şaşı kalkar misali. Hatta bu benzerlik sadece huyla değil, fiziki benzerliğe kadar bile varır. Neyse... Allah, gönlüne göre versin. Bunların hepsi laf... Sen yine de onları sev.. Ne demiş atalarımız "Ne senle, ne sensiz olmuyor." Ben buna şöyle bir şey ekliyorum. "Bekar olup mutsuz olacağınıza, evli olup mutsuz olun. Daha iyi:))"
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#88140
Hocam bu kadar güzel bir yazıyı bu kadar zahmet ederek yazdığınız için size çok teşekkür ederim. Aslında burada erkek kadının oyununa gelmiş oluyor. Çünkü kadın aslında dayak yemek için bütün şartları hazırlamıştır. Bu dayaktan sonra kocasını teslim almıştır. Böyle savaş stratejisi olan kadınlar acaba niye hiç savaş yönetmemişler:) Çünkü kralları bile dize getiren kadınlar eğer komutan olsa imiş dünyayı yıkarlarmış. Sizinde dediğiniz gibi çevremde gördüğüm abiler çok kazak erkeği gibi görünmeye çalışırlar ama bunun tam tersinin olduğunu anlamak için onların evlerinde bir çay içmeye gitmek yeterli... Bu kadar kollayıcı olan erkekler niçin kendilerini koruyamıyorlar. Ev hanımları yani çalışmayan kadınlar evde büyük bir hakimiyet içinde yaşıoyrlar acaba çalışan kadınlarda da bu iş böyle mi çünkü benim evleneceğim kişi meslektaşım olacak o da klasik bir ev hanımı mı olacak. Şimdi diyeceksiniz evhanımı olmasına gerek yok o zaten bir kadın iç güdüsel olarak bir birlerine benzerler :D Ama hocam ben evimde demokrasi isterim söz hakkı ortak olmalı erkek dediğiniz gibi kollayıcı olmalı kadın ise evdeki huzuru bozmaya çalışan değil bilakis o huzuru sağlayan olmalı. Şuan başta benim annem olmak üzere kadınları bir tv hastalığı sarmış hep bir özenti içindeler. Şu dizide kocası ona şöyle davrandı bize kocamız niye böyle davranmıyor lafları devamlı kulağıma gelmeye başladı. Bizim kadınlarımız herşeyi erkeklerden beklerler ama bir kere dahi olsa kendilerinde saç boyası, vucut bakımından başka bir değişiklik yapmazlar:) İşin özü hocam bu kadınların hakimiyetine ben tepkiliyim eğer gerçekten evimde ben, ben olamayacaksam sizinde dediğiniz gibi kadınlaşacaksam evlenmemeyi isterim ama benim sevdiğim kadın böyle biri değil benim evimde huzur verecek biri yada kendisini bana şuan öyle gösteriyor sonra bana süprizz ben öyle biri değildim diyecek : ) Hocam bekarım mutsuzum ancak kendimim ,evlenip de tekrar mutsuz ve kendim olamayacaksam niye evleneyim? Bende size bir hikaye anlatayım hocam; Adamin biri California'da bir kumsalda yururken ayagi eski bir lambaya takilmis, adam lambayi kumlarin icinden cikarmis. Dalgasina "Belki cin cikar" deyip ovalamis lambayi, harbi harbi cin cikmis. adam cok sasirmis, cin baslamis konusmaya "Tamam, tamam.Beni lambadan kurtardin vs..." "Bu, bu ay icinde dorduncu cikarilisim ve bu isten sikilmaya basladim bu yuzden 3 dilegi unut. Sadece 1 dilek hakkin var!" Adam oturmus ve bir sure dusunmus ve "Her zaman Hawaii'ye gitmek istedim ama ucaktan korkarim ve deniz beni cok tutar.Benim icin Hawaii'ye bir kopru yap boylece arabayla oraya gidebileyim" demis. Cin gulmus ve "Bu imkansiz. Bu isin lojistigini dusun! Koprunun ayaklari nasil Pasifik'in d***** ulasabilir? Ne kadar beton gerektigini, ne kadar celik gerektigini dusun. Hayir,baska bir dilek dusun" demis. Adam tamam demis ve gercekten guzel bir dilek dusunmeye baslamis. En sonunda, Dort kere evlendim ve bosandim.Butun karilarim her zaman duyarsiz oldugumu ve onunla ilgilenmedigimi soylerdi. Bu yuzden, kadinlari anlayabilmeyi diliyorum...Nasil hissettiklerini ve neden agladiklarini,bir sey soylemedikleri zaman gercekten ne istediklerini... onlari nasil gercekten mutlu edebilecegimi bilmek istiyorum..." Cin cevap vermis: "Köpru iki şeritli mi olsun dört şeritli mi...??? Kadınları anlamak vessalam zor zanaat.......
ibrahimhaliler Üye
Üyelik: 2007-07-07 Herkese açık mesaj: 64
#88424
Gökhan Dokuyucu;88140 wrote:Hocam bu kadar güzel bir yazıyı bu kadar zahmet ederek yazdığınız için size çok teşekkür ederim. Aslında burada erkek kadının oyununa gelmiş oluyor. Çünkü kadın aslında dayak yemek için bütün şartları hazırlamıştır. Bu dayaktan sonra kocasını teslim almıştır. Böyle savaş stratejisi olan kadınlar acaba niye hiç savaş yönetmemişler:) Çünkü kralları bile dize getiren kadınlar eğer komutan olsa imiş dünyayı yıkarlarmış. Sizinde dediğiniz gibi çevremde gördüğüm abiler çok kazak erkeği gibi görünmeye çalışırlar ama bunun tam tersinin olduğunu anlamak için onların evlerinde bir çay içmeye gitmek yeterli... Bu kadar kollayıcı olan erkekler niçin kendilerini koruyamıyorlar. Ev hanımları yani çalışmayan kadınlar evde büyük bir hakimiyet içinde yaşıoyrlar acaba çalışan kadınlarda da bu iş böyle mi çünkü benim evleneceğim kişi meslektaşım olacak o da klasik bir ev hanımı mı olacak. Şimdi diyeceksiniz evhanımı olmasına gerek yok o zaten bir kadın iç güdüsel olarak bir birlerine benzerler :D Ama hocam ben evimde demokrasi isterim söz hakkı ortak olmalı erkek dediğiniz gibi kollayıcı olmalı kadın ise evdeki huzuru bozmaya çalışan değil bilakis o huzuru sağlayan olmalı. Şuan başta benim annem olmak üzere kadınları bir tv hastalığı sarmış hep bir özenti içindeler. Şu dizide kocası ona şöyle davrandı bize kocamız niye böyle davranmıyor lafları devamlı kulağıma gelmeye başladı. Bizim kadınlarımız herşeyi erkeklerden beklerler ama bir kere dahi olsa kendilerinde saç boyası, vucut bakımından başka bir değişiklik yapmazlar:) İşin özü hocam bu kadınların hakimiyetine ben tepkiliyim eğer gerçekten evimde ben, ben olamayacaksam sizinde dediğiniz gibi kadınlaşacaksam evlenmemeyi isterim ama benim sevdiğim kadın böyle biri değil benim evimde huzur verecek biri yada kendisini bana şuan öyle gösteriyor sonra bana süprizz ben öyle biri değildim diyecek : ) Hocam bekarım mutsuzum ancak kendimim ,evlenip de tekrar mutsuz ve kendim olamayacaksam niye evleneyim? Bende size bir hikaye anlatayım hocam; Adamin biri California'da bir kumsalda yururken ayagi eski bir lambaya takilmis, adam lambayi kumlarin icinden cikarmis. Dalgasina "Belki cin cikar" deyip ovalamis lambayi, harbi harbi cin cikmis. adam cok sasirmis, cin baslamis konusmaya "Tamam, tamam.Beni lambadan kurtardin vs..." "Bu, bu ay icinde dorduncu cikarilisim ve bu isten sikilmaya basladim bu yuzden 3 dilegi unut. Sadece 1 dilek hakkin var!" Adam oturmus ve bir sure dusunmus ve "Her zaman Hawaii'ye gitmek istedim ama ucaktan korkarim ve deniz beni cok tutar.Benim icin Hawaii'ye bir kopru yap boylece arabayla oraya gidebileyim" demis. Cin gulmus ve "Bu imkansiz. Bu isin lojistigini dusun! Koprunun ayaklari nasil Pasifik'in d***** ulasabilir? Ne kadar beton gerektigini, ne kadar celik gerektigini dusun. Hayir,baska bir dilek dusun" demis. Adam tamam demis ve gercekten guzel bir dilek dusunmeye baslamis. En sonunda, Dort kere evlendim ve bosandim.Butun karilarim her zaman duyarsiz oldugumu ve onunla ilgilenmedigimi soylerdi. Bu yuzden, kadinlari anlayabilmeyi diliyorum...Nasil hissettiklerini ve neden agladiklarini,bir sey soylemedikleri zaman gercekten ne istediklerini... onlari nasil gercekten mutlu edebilecegimi bilmek istiyorum..." Cin cevap vermis: "Köpru iki şeritli mi olsun dört şeritli mi...??? Kadınları anlamak vessalam zor zanaat.......
Sizinde belirttiğiniz gibi erkekler için kadınları anlamak zordur. Fakat biraz empati yaptığımızda kadınların da aynı şeyi erkekler için söylediğini görürüz. Ama sana bir tüyo vereyim istersen. "Bütün kadınlar aynıdır. Sadece isimleri farklıdır" Bu nedenle birisini çözmeniz, hepsini çözmenize yol açar. Kadınların en büyük sorunu ihtiraz ve bitmek bilmeyen arzularıdır. Kadınların aşırı taleplerine Peygamber de bir gün dayanamaz. Bunun üzerine Cebrail gelir. Rabbinden mesaj getirir. Bunun üzerine Peygamber bütün hanımlarını toplar ve durumu iletir. Rabbinin kadınlarına servet ve kendisi arasında bir seçim hakkı tanıdığını söyler. Eğer isterlerse onlara büyük bir servetin verileceğini fakat boşayacağını, yok eğer kendisini tercih ederlerse bu duruma sabr etmeleri gerektiğini bildirir. Tabiki hanımları aslında en büyük servetin alemlerin efendisi olduğunu anlar ve bunu tercih ederler. İşte bizim de belli dönemlerde sunmamız gereken teklif. Bizimi yoksa bitmek tükenmek bilmeyen arzularımızı... Unutmayın ki at binicisine göre kişner. kadınların arzuları ve isteklerini doyurmak için didindiğimizde bir süre sonra binilen bir eşşek oluruz. Ama prensipler içinde hareket ettiğimizde belli yerlerde dur dediğimizde bu konularda sınırlamalar yaşanır. Burada erkeğin de kararlı ve iradeli olması gerekir. Eylemlerin nereye ulaşacağını hesaplaması gerekir. Ailede demokrasi olmasını istediğinizi belirtmişsiniz. ama demokrasilerde bile başta bir lider olur. Lidere itaat edilir. Hatta bu liderlerin elindeki yetkiler eski dönemlerin krallarının elinde bile yoktu. Yani biz, sadece liderlerimizi seçeriz. Ondan sonra, bizi belli bir süre istedikleri gibi yönetirler. Sürece şeklen müdahalenin dışında gerçek bir müdahalede bulunamayız. Bu nedenle, demokrasi değil liyat esasını benimsemek en doğru yoldur. Evliliklerdeki en büyük kavga burada çıkar. herkes yönetmek ister. Ama yönetecek kişinin daha liyatli olması gerekir. Onu da kur'an erkeklerin kadından daha güçlü yaratıldığnı belirterek son noktayı koymuştur. Tabiki burada kararlar birlikte anılanbilir. Kimse kimsenin kölesi değildir. Zaten kendini bilen kadınlar bu konuda erkeklerine yetki vererek aslında ipi ellerine almasını bilenlerdir. Onlar, atın sırtına binen bir binici gibidirler. At, kendisinin biniciyi istediği yere götürdüğünü düşünürken, aslında binici ata ipiyle küçük müdahalelerle yön vererek istediği yere sürükler. Bu nedenle atalarımız, yuvayı dişi kuş yapar demişlerdir. Kadınlar aslında erkeklerde şunu görmüşlerdir. Erkeğe itaat ediyormuş gibi davranıp ona istediğini yaptırabilecekleri. Aslında erkeklerin sadece beklediği kadınların onların gücünü kabul etmesidir. Arkasından gelecek olan talep ve istekleri görmez ve hatta ne anlama geldiğini anlamaktan bile acizdirler. Bir çok erkek, karısından bu onaylamayı gördükten sonra neredeyse onu sırtında taşımaktadır. İstediği her şeyi almaya çalışmaktadır. Burada erkek kadını değil, aslında kadın erkeği yönetmiştir. Fakat güçlü kadınlar, erkeği yönetirken bile ona yönetiyormuş zevkini tattırmayı bilmişler ve böylece mutlu olmuşlardır. Erkeklerde bu yönetildiklerini bilmeden mutlu bir şekilde yaşamıştır. Çok müthiş bir ironi bu. Bırakalım erkekler bu sırrı bilmeden mutlu bir şekilde yaşasınlar. Köleliğe devam etsinler diyeceğim ama erkeklerin köleliğine bu sefer de kadınlar da talip. Hem köle ve hem efendi tek bedende olmaz. Bu durum kadınlarımızda büyük paradokslara yol açacak… Kocasıyla geçinemeyen bir kadın arkadaşıma ben bu sırları ifşa ettim. Hatta bu davranışın kadınların doğal davranışı olduğunu doğuştan getirdikleri bir sezgi olduğunu söyledim. Ona, kocana yönetiyormuş hissi vermesini, bu tatmin olmuşluk hissini alan kocanın artık onun her dediğini yapan uysal bir kediye döneceğini anlatım. Yaptı. Başarılı oldu. Teşekkür etti. Bana kızmayın. Kocası da mutlu. Karısının onu sevdiğini ve bir dediğini iki etmediğini söylüyor. Yani herkes mutlu. Peki biz nereliyiz….
ibrahimhaliler Üye
Üyelik: 2007-07-07 Herkese açık mesaj: 64
#88425
Aslında savaşları yöneten kadınlar da olmuşlardır. Mesela İskit kraliçesi Tomris, büyük bir komutandı. Ya da meşhur Amazon hikayeleri de... Aslında çok uzağa gitmeye gerek yok. Peygamberin muhterem zevcesi hz. Ayşe, Cemel savaşında hz. Ali'ye karşı savaşmış, ordu yönetmiştir. Bu savaşta toplam beşbin kişi ölmüştür. Yani kadınlar savaş yönetmiştir. Ama eski savaşların geneli güce dayandığından kadınların yönetmesi hoş görülmezdi. Ama her ulusun tarihinde büyük kadın savaşçılar olmuştur. Mesela Fransızların milli kahramanı Jean Deark, 15 yaşında bir kız çocuğudur. Yüzyıl savaşlarında Fransa'yı İngiliz istilasından kurtarmıştır. Almanların meşhur mataharisi, Rusların Katerinası, Mısırların Kleopatrası ve daha niceleri... Erkekler, neden kendilerini kollamıyorlar diye sormuşsun? Aslında erkekler (yani kendini bilen erkekler) durumun farkında. Ama, peygmaberin de dediği gibi "kadınlar eğridir. Düzeltmeyin. Kırarsınınız" ihtarına uymuşlardır. Yani kadınları olduğu gibi kabul etmişlerdir. Rivayete göre tarikata intisap etmek isteyen birisi namını duyduğu bir şeyhin yanına gider. Evinin kapısını çalar. Çıkan karısı hem adama ve hem de intisap etmek istediği şeyhe demediğini bırakmaz. Adam hayal kırıklığı ile şeyhi bulmak için ormana gider. Bir de bakar ki şeyh bir aslanın sırtına binmiş geliyor. Duruma şaşırır. Şeyh onun neden şaşırdığnı anlar ve duruma şöyle bir açıklama getirir; "Biz o kadına sabrettik. Bu aslanda bize sabrediyor." Yani bir çok bilinçli erkek böyle bir musibetle karşılaştıklarında bunun bir imtihan olduğunu düşünüp sabrederler. Bu da toplumumuzda boşanmanın az olmasına yol açmıştır. Fakat, sizin de değindiğiniz gibi televizyonların esiri olan kadınlar, boşanmayı artık normal görmeye, hatta entellektüel bir tavır olarak algılamaya başladılar. onlar, kocalarından bir manken yakışıklığı ve bir artis edebiyatını görmediklerinden triplere girmekte ve hayatlarının anlamsız olduğunu düşünmeye başlamışlardır. Halbuki onların kocaları bir artis değil, fakat kendileri de birer manken değil... Eskiler şöyle derler. Daha çok bir birleriyle uyumlu olan eşler için söylenir. Karı kocanın toprakları aynı yerden alınmıştır. Yani yaradılışımızın ilk aşamasındaki balçıkla yaratılma evresini kadar işi uzatmışlardır. Bu, huyu ve suyunun bir birine benzeyen, iyi anlaşan çiftlere yakıştırılmaktadır. İnsanlar, bir malı satmaya çalıştığında malın en güzel yönünün ön plana çıkartırlar. Meth ederken de sürekli o yöne dikkatleri çekmeye çalışırlar. Bu en bilinen bir pazarlama tekniğidir. Gençler de flört dönemlerinde birbirlerine en güzel yönlerini pazarlarlar. Siz çıktığınız bir bayana en bayağı yönlerinizi gösterir misiniz? örneğin burnunuzu karıştır veya şapur şupur yemek yer misiniz? bilakis daha entellektüel görünmeye, her gün bakımlı olmaya, esprili ve hoş olmaya çalışırsınız. Hatta normal dönemlerde davranmayacağınız bir çok halleri gösterirsiniz. Tabiki partneriniz de aynı davranışı sergileyecektir. Bu pazarlama tekniği sonucu talep arzunuz artar. Aşk başlar. Pazarlama tekniği başarıya ulaşmıştır. Böylece kendinizi bir gün nikah masasında görürsünüz. Siz, o flört dönemindeki halleri beklersiniz. Fakat, insan bir ömür boyu rol yapamaz. Bu sizde hayal kırıklığı yaratır. Eşinizin evlenince değiştiğini düşünürsünüz. Halbuki evlenince gerçek yönü ortaya çıkmıştır. Flört dönemi satış dönemidir. Adamın biri ölmüş. Adamı önce cehenneme götürmüşler. Adam bir bakmış cehennem; bir çok ünlünün olduğu, herkesin vur patlasın çal oynasın eğlendiği güzel mankenlerin cirit attığı yer... Cennete götürmüşler. Bir bakmış insanlar ormanda uyuz uyuz dolaşıyor.... Adam şaşırmış. Kendisine sormuşlar. Cennete mi, yoksa cehenneme mi gitmek istersin. Meleklere demiş ki cehennemi isteyeceğimi sanmıyordum. Ama beni cehenneme atın. Adamı cehenneme atmışlar. Tabiki o eğlenceler yok.. işkence var. Adam şaşırmış. Meleklere durumu anlatmış. onlar da "Dün seni işe almak için pazarlama tekniğini uyguladık" Yani flört aşaması bu... Ama yalan da olsa o kısacık anın keyfini çıkarman bir ömre bedel.... Evleneceğin insandan olağanüstü şeyler bekleme... Düşün, bir Leyla ve Mecnun ölmeyip evlenseydi ne olurdu. Mecnun çalışmaya gidecek...evini geçindirmeye çalışcak. Leyla evde yemek yapacak, çocuk doğuracak... Bunlar sinirli olacaklar. Birbirleriyle kavga edecekler...Yani aşk, bir süre sonra gerçekler karşısında yok olacak... Aşkın kendisi değil namı var... İnsanlar aslında onun namına aşık olmuşlardır... Çalışan hanımlarda bu sorunların olup olmayacağını sormuşsun. Aslında ben konunun uzmanı değilim. Ama hayatı yaşadım ve iyi bir gözlem yaptım... Çalışan kadınların da doğuracağı sorunlar başka olur... Çocuk doğurma ve büyütme daha sorunludur. Kreş ve anaokulu istenir... Ya da nenelerin yanına çocuklar verilir. Nenelerin yanında yetişmiş çocukların iç dünyası daha proplemlidir. İşlettiğim kreşlerde bu şekilde yetişmiş çocuklarla çok karşılaştım. Onların iç dünyalarını açmak için çok mücadele etmek zorunda kaldım. Bazılarında başarılı oldum. Bazılarında istenen düzeye ulaşamadım. Evdeki hakimiyet konusuna gelince... kadın kadındır. Evde hakim olmak ister. Siz en iyisi klasik taktiği uygulayın. O içişleri, siz dış işleri bakanı olun. Varsın evde o istediği gibi bir düzenleme yapsın... Sizi hakimiyetine almak istemediği sürece ona da bir hakimiyet alanı tanıyın. Hakimiyet alanı tanımanız, sizi de rahatladır... Yemeklerin nasıl olacağına fazla dokunmayın. Çocukların yetişmesinde sorumluluk verin. Unutmayın! sorumluluk verip ardından hesap sormak yöneticilikteki ideal davranış modelidir. Yani herşeye siz koşturmayın. Böylece işleyiş hakkında bilgi sahibi olur. O istediği gibi davransın. Ne yaparsa yapsın hepsini güzel yaptığını söyleyin. Onları etkilemenenin en kolay yolu güzel olduklarını söylemektir. Bu durum, onları mest etmeye yeter... Böyle beyaz yalanlar dinimzcede izin verilen nadir yalanlardır... Dediğim gibi Peygamberler bile bu konuda bir çözüm bulamamışlardır. Ama yine de olaya iyi yönüyle bakın. Kadınlar aslında erkekleri tamamlar. Kadınlar, bizim görmediğimizi de görürler. Hayata başka bir bakış açısıyla bakmamızı sağlarlar. Onlar olmassa biz erkeklerin estetiği olmaz, evimiz kokudan geçilmez. Yani derler ya "kadın eli değmeli bir eve" Düşünün erkek veya kadın tekbaşına insan değildir. İnsan kelimesi ikisini kapsar. Yani insanın hem bir dişi ve hem de bir erkek yönü vardır. Her insanda bu yönler vardır. Hani derler erkeklik hormonu fazla salgılayan bir kadın erkeksi, kadınlık hormonu fazla salgılayan bir erkek kadınsı davranışlar sergiler. Yani aslında ikisini bir arada bulundurabiliyoruz. Bizden istenen dengeli olmaktatır... Hayata biraz da farklı yönden bakmayı bilmektir. Susanna Tammarrov'un bir kitabı vardı "yüreğinin götürdüğü yer git" olmalıydı ismi yanlış hatırlamıyorsam. Orada tanrının kadın yönü diye bir kavram geliştirmişti. Burada, biraz bize tanrıyı hep erkeklerin tanımladığını ve biraz erkek gibi düşündüğümüzü anlatmakta, ama tanrının bir kadın yönü de vardır. Yani kadınlar gibi duygu yönü de vardır.. İşte biz kadınlar sayesinde çok fazla çalıştırmadığımız bu duygularımızı harekete geçiriyoruz. Kadınlarımız bizlere bu duyguyu yaşattıkları için onların gönüllü köleleri oluyoruz. Çünkü onların bizlere tattırdığı bu duyguyu yaşamak, bir hayatı yaşamak gibi gelmektedir. Kadınlarımızın kıymetini bilmeliyiz... onlar bizim duşmanımız veya rakibimiz değildir. Onlar bizi tamamlayan bir yönümüzdür. Bizim eksiğimizi tamamlamaktadırlar. Onları olduğu gibi kabul ettiğimizde onlardan azami derecede istifade etmiş oluruz. Sevdiğimiz, farklıdır. Diğerleri gibi değildir. Çünkü o bizim için özeldir. Sevdiğimizden gelen her eza bizim için bir zevktir. Sevgiliyle vuslata ermek, seven için en büyük nimettir. Ama şunu unutma. Sevdiğin kişi de aslında sıradan birisi. Etten ve kemikten. Onu özel yapan bizim sevgimizdir. Leyla'nın methini duyan kral onu görmek için yanına çağırır. O kadar bahsedilen kadının aslında sıradan bir Arap kızı olduğunu görür. Hatta kendisinin yanında ondan çok daha güzel cariyeler vardır. Mecnuna bunu söyler. O da "Sen ona bir de benim gözlerimle bak". Yani bizi biz yapan kendi gözlemlerimiz... Gerisi kuru laf...Seviyorsan her şeyi senin için güzeldir. Anlamlıdır. Gezdiği yerler, hatta sevdiği şeyler bile kutsaldır. Ama sevginin kaybolması durumunda bütün bunların sıradan olduğunu ve aslında herkesin yaptığını görürsün. Sevgi, bilmektir. Keşfetmektir. Keşfe çıkmaktır. Her keşifte bir hayret girdabına sürüklenmektir. Keşfin coşkusuyla ilk günkü heyecını duymaktır. Keşifler biterse heyecan da biter. Bu nedenle bir çok evlilik uzmanı çiftlere evliliklerine yeni heyecanlar katmalarını tavsiye ederler. Bir kutsi hadiste yuce mevlamız "ben bir hazineydim. bilinmek için kainatı yarattım" der. Yani yaratma eyleminin kendisi bile tanınmak içindir. Günah işleyip tevbe etmek bile yaratıcının en çok takdir ettiği davranıştır. Yani hatalarımızdan rucu etme, dönme ve sevdiğimizin göğsüne yaslanıp sıcak göz yaşları dökme bile bir hazdır. İnsan bu hazları yaşadıkça insan olduğunu hatırlar. Günümüz teknolojisi ve kapitalizmi bizi bu hazlardan mahrum bırakarak makinalaştırmaktadır. Biz evlenerek tek olmuş oluyoruz. Yani insan oluyoruz. Yani insanın kadın ve erkek yönü, dişi ve erlik yönü oluyoruz. İnsan, bu ikisinin birleşimidir. Kadın ve erkeğin birleşimi, yaradılışa da hizmet ederek kainattaki sürekliliği sağlamaktadır. Yani yaradılışa katkıda bulunarak ulvi bir güce tanık oluyoruz. Bu süreçten sonra bizlere emanet edilen atimizin de (gelecek) yetişmesini sağlayarak yaşam ve ölüm arasındaki çizgiyi keşfe çıkıyoruz. Avuçlarımızda açılan güllerimizin büyümesini seyrederek başka bir hazzı yaşıyor, onların avuçlarımızdan uçmalarını zevkle temaşe ediyoruz. Yaradılıştaki yerimizin zincirin bir halkası olduğunun farkına varıyoruz. Bizler bir zincirin halkasına mensup olarak büyük bir ümmet olduğumuzun idrakine varıyoruz. Bütün bu tekamüle ancak bir kadınla ulaşıyoruz. Onun kadınca kaprislerine göz yumarak, evrenin farklı bir kapısını aralıyoruz. Evlenin çoğalın. Ben kıyamet gününde ümmetimin çokluğuyla övünürüm diyen nebinin ihtarına kulak kabartalım. Bir ulvi zatın dediği gibi; "Evlenin. Çocuklarınız olup ölürlerse sizin için şefaat ederler. Eğer yaşarlarsa siz öldüğünüzde sizin için dua ederler." Çünkü insanın ölünce kapanmayan amel defterlerinden birisi arkasında bıraktığı hayırlı evlatlardır. Öldüğünüzde bile hayır işlemek isterseniz evlenin. Sırf bunun için bile olsa değmez mi?....
ibrahimhaliler Üye
Üyelik: 2007-07-07 Herkese açık mesaj: 64
#88427
Mutluluk Sürekli kuyruğunu kovalayan bir yavru kediye, yetişkin kedi neden böyle yaptığını sorar. O da kuyruğunu yakaladığında mutlu olacağını söyler. Kedi ona; "Sen kuyruğunu yakalamak için uğraşma. Yoluna devam et. O senin peşinden gelir." İşte bence mutluluğu tanımlayan en büyük örnek. Mutlu olmak için uğraşmayalım. Sadece hayatı en güzel ve doğru bir şekilde yaşamaya çalışalım. Hayatın bir aşamasında zaten mutluluğu yakalarız. Ayrıca, insan tüm hayatı boyunca mutlu yaşamaz. Acılarda tadar. Zaten acıları tatmassa mutluluğun kıymetini anlayamaz. Acılar bizleri olgunlaştırır. Belkide çektiğimiz acılar, ilerde yaşayacağımız veya karşılaşacağımız durumlara bizleri hazırlamak için yaşamaktayız. Peygamber bir gün yere cubukla bir daire çizdi. Bu insan dedi. Ardından onun etrafına bir daire daha çizdi. Bu insanın ecelidir dedi. ardından hepsini kapsayan bir daire daha çizdi. Bu insanın emelleri, arzularıdır dedi. Sonra insandan emellerine bir ok çizdi ve şöyle dedi. İnsan emellerine ulaşmak için yola çıkar. Ama arzularına ulaşmadan ecel onu bir yerde yakalar. İşte çok dehşet ve hayatı iyi anlatan bir hadis. Bizi mutsuz eden arzularımızdır. Aruzularımıza fazla yüzvermezsek sadece hayatımızı güzel bir şekilde yaşasak, mutsuz olmayız. Ayrıca, insanın arzuları bitmez. Üniversiteyi kazanmak ister. O biter iyi bir işe girmek ister. o biter yükselmek, saygı görmek, iyi bir bayanla evlenmek ister. Ardından çocuk ister. Çocuklarının büyümesini görmek iter. Okutmak ister. Evlendirmek ister. Torun ister.... Yani her ulaştığımız arzularımızdan sonra mutlaka başka bir arzumuz ortaya çıkar. Bunun sonu yoktur. Sonu gelmez. Belkide her ulaştığımız arzudan beklediğimiz hazzı göremeyiz. Bir sonraki hazza yöneliriz. Belkide kaybettiğimiz bir başka hazzı arıyoruz. Kimbilir. Ama arzularımızın sonu gelmez. Bunu idrak edersek, emellerimize kavuşmadığımız zaman mutsuzluğa düşmeyiz. Çünkü mutluluğu bu geçici zevklerde aramayız...Ama şunuda bilmeliyiz ki hayatta arzularımız ve beklentilerimiz biterse biz de biteriz. Bizi yaşatan bir anlamda arzularımızın gücüdür. Ne kadar gülü olursa o kadar hayata sarılırız. Fakat arzularımızın kölesi olmamalıyız. Mutluluğu da bunlarda aramamalıyız. Hatta mutluluğu hiç aramamalıyız. Çünkü o zaten bizi bulur. Ya da o aslında bizimle birliktedir de fark edilmeyi beklemektedir. Mesela belki de mutluluk, annemizi-babamızın hayatta olmasıdır. Onların yokluğu bizim bunu anlamamızı sağlar. Belkide çocuklarımızdır. Hergün kızdığımız ve hatta beddua ettiğimiz. Yoklukları bizlere hatırlatır varlık sebebimizi... İnsan, dünyaya sadece yaşamak için gelmemiştir. O, belli bir var olma sebebiyle gelmiştir. Belki aradığımız bütün hazlar veya mutluluklar yüce yaratıcımızın kendisidir. Bilemeyiz...Bunlar yaşanmadan bilinmez. Herkes kendi tecrübesini yaşar...Hayatın kendisi bir öğretmendir. Her şeyi öğretir. Bence mutsuzluk lafları etme... Yaşıyorsan onu her an elde edebilirsin....Mutsuzluk sadece bedbahtlarındır...
nilgülsüm Üye
Üyelik: 2006-12-23 Herkese açık mesaj: 3
#89397
hovam evliliğe dair muhteşem bir durum değerlendirmesi yapmışsınız , kaleminize ve yüreğinize sağlık . ancak güzel tesbitlerinizle ortaya koymuş olduğunuz bu realite malesef ki ideal olan evlilik ile pek örtüşmüyor . aydınlanmayı yakalamaya çalışan her fert bu acı tablonun değişmesi için efor harcamalı bence , bu bağlamda islami bir bilince sahip olan bireylerin üzerine düşen daha büyük bir sorumluluktur . evlilikteki bu rahatsız edici tablo modernizmin ve kapitalizmin kadını asimile etmesinden başka bir sey değil bence , kadının dejenerasyona uğraması yukarıdaki tesbitlerde de somutlaştırıldığı gibi ailenin de doğal yapısını bozmaya sebep olur . ibni sinanın kadın ve erkek arasındaki ilişkiye dair ''ailede reis erkektir'' ifadesi benim aileye bakış açımın temelini oluşturmaktadır . bu düşünce bizim kültür ve geleneklerimizle de örtüşür bir ifadedir . aile içerisinde kadın ve erkek arasında varlık yarışı olmamalı bu ailenin doğal yapısını bozacak bi durumdur , erkeğin ailede reis olduğunu kabul etmek kadını birey olmaktan uzaklaştırıcı bir durum değildir ve kadın bu düşünceyi benimsemekle bayağılaşmaz bilakis yücelir . bu sözler belki okuyan bayanları rahatsız edebilir ama bu bizim geçmişimizden , kültürümüzden ve inancımızdan rahatsız olmakla eş anlamlı olur . inanan insanlar kadının ve erkeğin rolünün gerek aile icinde, gerekse toplum hayatında zaten çok uzun yıllar öncesinde inanç çerçevesinde belirlenmiş olduğunu bilir. yeri gelmişken şunu ifade etmek istiyorum ki sosyal yaşam içerisinde sayıları günden güne artan feminist kadınları görmek , bir bayan olarak beni rahatsız etmekte, bu tablonun asıl rahatsız edici noktası ise inanan ve bir iddiaya sahiplenen kadınların da bu fikirlere itibar etmelerinde yatmaktadır. tabi bütün bu tartışmalarda toplumun tüm kesimleriyle ortak bir zeminde buluşmak kabul ediyorum ki pek mümkün değil . fakat benim bu konuya bakış açım islami bir perspektiften olduğundan son olarak şunu soylemek istiyorum . ben erkeğin erkek , kadının kadın olduğu bir dünyada yaşamak istiyorum . hersey eskiden nasılsa oyle devam etsin . ibrahim bey ve gökhan bey arasındaki diyalog gerçekten çok hoş , okurken keyif aldım . ibrahim halil er hocama ise saygıları sunuyor bu konuda tesbitlerinin devamını sabirsızlıkla beklediğimi söylemek istiyorum.

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim