sevgili arkadaşlar şuan siteye girdim evde internet olmadığı için epk iremiyorum. sayın orhan çelik nipie geldiğimde 1 günümü sana ayıracağım. muharrem türkiye nüfusu ne zaman 1 artacak?:) sayın karadağ kardeşinle selam gönderdim aldın mı? halen nizipteki toplantı gözümün önüne geliyor özlüyorum.. emeği geçen tüm arkadaşlara geç de olsa teşekkür ediyorum. kasım böler çayını içmeye gelmediğim için çok üzgünüm. derviş, ibocan, murat ve adını sayamadığım tüm arkadaşalr hepinize selam. nizip toplantısıyla ilgili resimleri internetde görmek istiyorum. sayın soyarık bu yıl seni ziyaret edemedim. seneye inş. ziyaret ederim herkese selam kendinize iyi bakın
Vay kardeşim hoşgeldin!
Feridun kardeşim sesini sanal da da olsa duymak çok güzel! Nerelerdesin?
Özelciğim, kısmetse 24 kasımda Türkiye nüfusuna bir kişi daha eklenecek.Şimdilik onun telaşı içindeyiz.
Heh heh bunlar benim dedelerim... :)))Sevgili torun, senin gibi bir torun herkese nasip olmaz! Sitede bu kadar sevilmenden gurur duyuyorum. Sen şanlısın, zira bizim dedeler pek uğramıyor. Selamlar, saygılar.__________________
Tarif tanım terim ifade
doğru düşünmek
ilk akla geleni söylememek
duyduklarımızla yorum yapmamak
Gerçeği gerçeği görmeye çalışmak
Gerçeği en kolay Kuran okuyarak kavrarız
Kuranı anlamak için Tefsiden okuyun
Mutlaka bir islam tarihi okuyun
Risaleyi Nuru kesinlikle okuyun
Ayrıca özellikler bir sufi ekollü tefsir de okumalıyız.
Bu kitaplar size doğru düşünmeyi öğretmeye yeterlidir.
Kanmayın aldanmayın
Yol Allaha gitmektir.
Yaptıklarımzın hesabını vermektir.
Hedef Kuran'ın dediklerini yaşamaktır.
Bunun dışındakiler teferruattır.
Zengin olacağız, makam sahibi olacağız ün sahibi olacağız gibi düşünceler teferruattır.
Herşey Allahtandır.
Ondan gelir.
Biz sadece kurallara uyunca hedef ve makamımıza ulaşacağızıdır.
Makam ise cennettir.
Bunun dışındaki makamlar ise bazen engel bazen gerçek yoldan şaşırmacalardır.
Şaşırmamak için sufiler zikir edermiş.
Alimler kitap okurmuş.
Bu zaman da kitap okumak bizi kurtarmaz zikir en önemli kurtuluş aracıdır.
Sabır etmek çalışmalardan herhangi menfaat veya övgü beklememek en önemli düsturumuz olmaldır.
Türkiyede ki rahat ortamın süresi en fazla 5 yıldır. Bu süre sonra hiç birimiz rahat oturamayacağız.
Silah terör tedhiş bizim için hiçbir zaman bir tebliğ veya kurtuluş aracı değildir.
İslami harekatların hiç birinde silahlı mücadele olmamıştır.
Tüm peygamberlerin hareketların hepsi sivildir, silahsızdır.
Hz. İsa düşmanlarına bile sadece iyilik etmiştir.
Burada düşman silah kullanıyor diyenler bizde silah kullanalım diyenler saçma düşünceye sahiptir yada Müslüman değil münafıktırlar.
Hzi Peygamber her zaman silahlı tehdit ve saldırıya maruz kalmıştır.
Hz. Musa da İsa da ve diğeleri.
Ya Hz. İbrahimin başına gelenler ...
Burada silah yok muydu?
Zikir harekatı doğruluk iyilik ve İslam Dünya barışı vadediyor.
Eğer Dünya Müslümanlığı kabul ederse
Tüm haksızlıklar bitecek.
Herkes hakkını alacak
Hiç kan akmayacak
Sefalet hiç kimse çekmeyecektir.
Azıcık Malezyalıların neler yaptığına bakmak istedim.
Gelişmişler, sanayileşmişler, Dünyanın kendine yeten ülkesi haline gelmişler. IMF ye Borçları Dünya Bankasına faiz ödemeleri yokmuş.
Çok fazla gerginlik te aralarında yaşamıyorlarmış. Kendilerine Ülkelerini kalkındırmayı kimseye muhtaç olmamayı, Ondan bundan borç almamaya adamışlar.
Kişi başı milli gelirleri ne kadar mış? Biliyormusunuz?
12700 USD Yazıyla On ikibin Yediyüz USD.
Herkes okuyup üniversiteye sınavısız girbiliyormuş.
İhracatı İthalatından % 25- 30 daha fazlaymış.
İki adet büyük Otomotiv markaları var mış? Hatta bunlardan birisi hepimizin kullandığı PROTON muş. 14 otomotiv fabrikası ve yan sanayi 9 tane ise motosiklet fabrikası varmış?
Ortalama her 6 kişiye bir otomobil düşüyormuş.
Bilgisayar için işleci ram vs parçaları üretiyorlar.
Malezya bugün, yarı iletkenlerler konusunda dünyanın önde gelen montaj sanayilerinden birine sahiptir. Malezya’da bu sektörde, Intel (ABD), Motorola (ABD), Agilent (ABD), AMD (ABD), National Semiconductor (ABD), Fairchild (ABD), Hitachi (Japonya), NEC (Japonya), Fujitsu (Japonya), Toshiba (Japonya), Infineon (Almanya) ve STMicroelectronics (İtalya, Fransa, Hollanda) gibi devasa çokuluslu şirketler başta olmak üzere 46 firma faaliyet göstermektedir. Mikro-işlemciler, hafıza çipleri, doğrusal entegre devreler vb. ürünleri içeren yarı iletken cihazların montajı ve bunların testleri sektördeki temel faaliyetlerdir.Malezya’nın bilgisayar sanayii Dell, NEC, Samsung, BenQ Technologies, Fujitsi va Mitsumi gibi dünya çapındaki firmaların üretim faaliyetlerinde bulunması dolayısıyla en hızlı büyüyen sektörlerden biridir. Bu çokuluslu firmaların yanı sıra 6 Malezyalı firma (Nascom, FTEC System, Gerak Mobile, Perbadanan Komputer National Berhad, MIMIOS ve I-Berhad) da iç ve dış pazarlar için kendi markalarının üretimini yapmaktadır. Bilgisayar devleri Dell ve NEC ar-ge faaliyetlerinden teknik destek, satış ve pazarlamaya kadar entegre faaliyetlere sahiptir.Diğer bir önemli sektör bilgisayar ekranları üretimidir. Bu alanda Japon (Mitsubishi),Tayvan (BenQ Technologies, Jean) ve G. Koreli (Samsung) firmalar, sektöre hakimdurumdadır.Otomotiv ve Elektronikte olduğu gibi kimya da önemli bir gelişmeleri vermış.İnşaat için konuşmaya gerek yok demek lazım. Uzay için çalışmalar ise artık bizde uzaya gidelim seviyesinde.
Üniversiteleri yukarıda ki bilimsel ilerlemerden de görüldüğü gibi onun bunun tezini araklayıp yazmak değilmiş.
Herkes istediği gibi giyiniyor yeyip içiyormuş. Herkes birbirine saygılıymış.
Ve Tüm Malezya Müslümanları Türkleri o kadar çok seviyorlarmış ki. Eğer Türk Hükümeti isterse bize katılmak istiyorlarmış.
Türkleri kendilerine lider olarak görüyorlarmış.
Şimdi yukarıdaki sayısal rakamlara bakıp bir de Türkiyeyi değerlendirin.
Milli gelirimiz kaç lira
İhracatımız İthalatımızdan fazla mı?
Hiç kendi otomotiv markamız var mı?
Adamlar aya çıkmak için çalışmalarının sonuna gelmişler.
Ya biz nerdeyiz?
Şimdi Türkiye Malezya olabilir mi? Elinizi vicdanınıza alıp söyleyin.
YİNE ARABESK GÜNLERE KALDIK
Arabesk demek benim için çaresizlik ve acziyet demektir.
Gücünü kullanmasını bilmemek ...
Meseleler karşısında korkak davranmak demektir.
Çalışmaktan, emek sarfetmekten korkmak demektir.
Kendi sorunlarını başkalarının çözmesini beklemek hayali kahramanlar ve çözümler üretmek demektir.
Bu bakış ve davranışlar karşısında meseleler çözülmez ve artık mesele olmaktan çıkıp olağan hal haline gelir.
Yine Arabesk Günlere döndük, yani çözüm için çalışmaktan vaz geçtik...
Hayali kahraman ve çözümler arar olduk.
Böyle olacağız.
Hiç düşmanlarımız bizim için çözüm üretir mi?
Dost ve düşman ayrımını yapamaz olduk.
Mesele o kadar büyük ki...
Başkent yine meseleleri çözme yerine hayal üretiyor.
Hiç Düşman bize çare arar mı?
Kangren ettiğiniz meselelere bir yenisi ekleniyor.
Yeni bir düşman kazandırdınız Türk Milletine...
Oysa bütün zayıt ezilmiş mustazaf Milletler kendilerine tek dost olarak Türk Milletini görür.
Türk Milleti Adildir, Sömürmez, Ezmez, Haksızlık yapmaz, yardımseverdir ...
Bu özellikleri saymaya kalksam bu site yetmez...
Bosna, Afganistan, Kafkasya, İrlanda, Yahudiler, Pakistan, Afrika milletleri,..
Daha örnek sayayım mı ?
Ne yaptınız da bu hallere düştük...
Hiç kendi muhasebenizi yaparmısınız?
Türk Milletinin özelliklerini mi değiştirmeye çalışıyorsunuz?
Buna kimsenin güzü yetmez yetmedi...
Ancak siz bunu unuttunuz mu yoksa?
Türk Milleti her zorluğu Allahının yardımı ile yener.?
Yeter ki sorunularınızı millete getirin
Millet hepsini çözer.
Arabesk Günlere koymayın milleti nolur.
Hayatımız bazen kabullere dayanır.
Sayıların varlığını kabul etmişiz. Zaman vardır da diyemeyiz.
1.2.3… vs. Hepsi kabullerden meydana gelmiştir. Tek başlarına anlam ifade etmezler. 1 saat, 15 dakika, 10 saniye. Onlar da sayılar gibidir.
Aslında zaman diye bir şey bir oluş bir olay olduğunda vardır. Tek başına 10 saniye diyebilir miyiz?
Kabuller yaşamımızda önemlidir. Eğer rakamlar olmasa hayatımızda zorluklar çekerdik. Bilimsel çalışmalar olmazdı diyebiliriz. Matematik çok önemlidir bu yüzden.
Kabul ve İtikat…
Bu kavramlar üzerine durdurmak istedim. İtikadı sözlük İnanma diye tarif ediyor.
Kabul ve inanç arasında fark vardır. Kabul hepimizin 1 diye bir sayı vardır. Dediğimiz zaman oluşur.
İtikat ise Allah vardır ve ben ona inanıyorum dediğimiz zaman oluşur.
Burada bilimsellik yoktur.
Diğer insanların buna inanması da gerekmez.
İnanç ve kabul arasındaki farkları da şöyle sıralayabiliriz.
İnanç kesin olarak bilimsel bilgi gibi doğrulanamaz veya yanlışlanamaz. Gelişmez veya yerine yenisi koyulmaz.Allah vardır diye bir inanç maddesi geliştirilemez.
Ya vardır diye inanınız, yada yoktur diye. Arası veya gelişmişi yoktur. Oysa bilimsel bir bilgi Doğrulanabilir, yanlışlanabilir veya geliştirilebilir.
Su 100 derecede kaynar dediğimizde, doğrulayabiliriz. Yanlışlaşabiliriz veya geliştirilebiliriz.
Bu İnanç ve kabul her zaman birbirinden ayrıdır. Kabuller inanç gibi olamaz ve olmamalıdır.
Allah bilimsel olarak vardır veya yoktur dememiz he zaman imkânsızdır.
Burada iki sınırı çizmek zorundayız. İnanç ve bilim birbirinin sınırına girmez. Bilimsel olarak matematiğin şu kuralına göre Allah vardır veya yoktur dememiz mümkün değildir.
Burada bir konuya daha girdik…
Bilimsel bilgi şüphe ile beraber yürür.
Her zaman bir bilim adamı su 100 derecede kaynar mı deyip araştırır veya araştırmalıdır.
Yani bilim bir şüphelenmedir.
Oysa İnanç hiçbir zaman gelişmez he zaman şu sorulmuştur.
Allah vardır veya yoktur.
Bu soru ve cevabı hiçbir zaman gelişmemiştir.
İşte asıl konumuz iki meseleyi birbirine benzetmek veya karıştırmaktır.
İnanç konusundaki meseleler değişmez ve gelişmez.
Hırsızlık he zaman suçtur.
Yalan kötüdür.
Zina kötüdür.
Bu konular gelişmez, değişmez veya kesin cevap verilmez. Allaha inan bir insan o konuda kesin konuşmasına rağmen, bilim adamı olarak şüphecidir.
Her karşısına çıkan konuda araştırma yapar.
Burada diğer bir yanlış inanç konusuna eskiden şöyleydi. Şimdi biz inanç konusunda da gelişmek durumundayız demek İslam’da reform istemek diye bir konu tamamen yanlış ve İslam’dan anlamayan insanların düştükleri küfür sonucunu gizlemekten ibarettir.
Şimdi mantığımız bize Allahın var mı yoksa yok mu olduğunu pek ala cevaplatır. Var demek veya yok demek tamamen bize aittir. Bu konuda gelişme olabilir mi? Siz açıklayın.
İslam’ın tüm hükümleri de böyledir. Ancak bilimsel konular bu konuda tamamen gelişmeye ve değişmeye açıktır. Gelişir değişir veya yanlışlaşabilir. Aradaki farkı görmek çok kolaydır.
İşte inançlı bir insanın burada doğruyu bulması kolaydır.
Gelgelim Bağnazlık konusuna…
Fatih Altaylı'nın 'tarikatçı temizliği!'G.Saray eski yöneticisi Fatih Altaylı'dan çok tartışılacak sözler. Kulüpte cemaat ilişkisi olduğunu iddia eden Altaylı, Hakan Ünsal’ın bu yüzden gönderildiğini açıkladı ve...
06 Kasım 2007 16:10 Resim kaynağı
Galatasaray eski yöneticisi Fatih Altaylı, Aydınlık Dergisi'nin son sayısında Aydın Cingöz’e futbol dünyasını sarsacak açıklamalarda bulundu. Galatasaray Kulübü’nde cemaat ilişkiler olduğunu iddia eden Altaylı, Hakan Ünsal’ı kulüpten bu yüzden gönderdiklerini söyledi.
"HAKAN TARİKATI GALATASARAY'A TAŞIDI "
Röportajda Hakan Şükür’ün defoları olduğunu savunan Altaylı, bu defoların başında golcü futbolcunun cemaatçiliğinin geldiğini ileri sürdü. Altaylı şöyle konuştu: 'Hakan Şükür bunu Galatasaray’da yaptı. Hakan Şükür inanç dünyasını Galatasaray’a taşıdı. Dikkat edin Galatasaray’a gelen bütün genç çocuklar bir yerden sonra tarikata girmek zorunda kaldılar. Emre Belözoğlu, sabah namaza giderken kaza yaptı ve birinin ölümüne sebep oldu. Ve Galatasaray’da Hakan Şükür’ün tarikatçılığı takımı etkilemeye başladı. Böyle bir olaya izin verilemez. "Galatasaray bundan tam kurtuluyordu Hakan gitmişti, son kalan cemaat kalıntısı Hakan Ünsal’ı da ben yollamıştım dolayısıyla bir temizlik olmuştu"
'TARİKATÇI OLDUĞU İÇİN GÖNDERDİM'
Galatasaray eski yöneticisi Altaylı sözlerini şöyle sürdürdü: "Hakan Ünsal da iyi futbolcuydu, çok da iyi bir insandı ama tarikat ilişkisini kulübe taşıyamaz. Ben kendi inançlarımı işyerime taşımak noktasında olmam. Galatasaray’da genç futbolcuların böyle bir etkileşim içerisinde olmasını kabullenemiyordum. Hakan Şükür, bunu Galatasaray’da yapıyor. Gerçi Milli Takım’da da yapıyordur ama onu o kadar bilemem. Galatasaray’da bunu yaptığını biliyorum, görüyorum. Hakan’ın iş iyice zıvanadan çıkmadan gidip Amerika’da Fethullah Gülen’in yanında mı yaşayacak yoksa kamp tesislerinde mi, aklı nerde olacak, kalbi nerde daha öncelikli ona karar verip yolunu çizmesi gerekir."
Milliyet
Bağnazlık Konusuna Girmek istemiştim.
İşte inanç ve dünya ayrımını yapamayan yada inanlara karşı yasak koyma eğilimi olan insanların
bahanesi ve mantık oyunu.
Gaziantep ili GAP illeri içerisinde en sıkıntılı ildir. Üvey evlattır kimse onu desteklemez korumaz.
Gaziantep Güneydoğu illeri içerisinde Devleti için görünmez yoktur aslında.
Devlet burada hiçbir gelişme çalışma ve destek koymaz.
Elinden gelse Gaziantebi yok sayacaktır.
Tabi Nizip ilçemizde bu saydıklarımın içersinde en başta gelir. Çünkü Nizip, Gaziantep'in en Güneydoğusudur.
En çok işsizi, en Çok göçü vardır. Nizip halkı bu göçenlere hep kucak açar korur kollar iş verir. Ekmeğini aşını paylaşır. Öyle ki Ortaöğretim kurumlarındaki öğrencilere Nerelisin diye soru bile sorulur. Mardinliyim, Şanlıurfalıyım cevapları nerdeyse her sınıfın yarısını oluşturur.
Neyse işin aslı bu ama devlet bunu görmez.
GİDEM diye bir proje başlatmış 2006 yılında 47.000 Milyon Avro bu proje için kaynak ayırmış.
Gaziantep'in ve Nizip'in payına ne kadarı mı düştü?
Hiç…
Şimdi yetkililere sormak lazım değil mi?
Peki, bu illerden Gaziantep'e ve Nizip'e göç ne kadar düştü.
Bu haksızlık kime…
Gaziantep için haksızlıklarınız daha ne kadar devam edecek.
AB-GAP Bölgesel Kalkınma Programının içeriği nedir?Toplam finansman tutarı 47 milyon avro olan bu Program, bölge nüfusunun ekonomik ve sosyal koşullarının iyileştirilmesini hedeflemekte; aynı zamanda bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılması, üreticilerin bilgilendirilmesi, istihdamın artırılması ve sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın sağlanması gibi ulusal program hedeflerini de önemli ölçüde desteklemektedir.Program üç bileşenden oluşmaktadır. Bunlardan Kültürel Mirasın Geliştirilmesi bileşeni için 15 milyon avro, Kırsal Kalkınma Projesi için 24 milyon avro, Küçük ve Orta Ölçekli Girişimcileri Destekleme Projesi için 7,6 milyon avro tahsis edilmiştir.GAP İdaresi, yukarıdaki projelerin dışında; çeşitli uluslararası kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerle bütünleşmiş bölgesel kalkınma sürecinde bilgi ve deneyimlerin karşılıklı paylaşımı, uzman değişimi ve teknoloji transferi amaçlı iş birliği çalışmalarını da yürütmektedir. Bu çerçevede ABD, Mısır, Suriye, İsrail, İtalya gibi ülkelerin kurum, kuruluş ve üniversiteleri ile iş birliği protokolleri imzalanmıştır.GAP nedir?
Proje hangi illerde uygulanmaktadır?GAP nedir?Güneydoğu Anadolu Bölgesinin sahip olduğu kaynakları değerlendirerek bu yörede yaşayan insanlarımızın gelir düzeyini ve yaşam kalitesini yükseltmeyi, bölgeler arası farklılıkları gidermeyi ve ulusal düzeyde ekonomik gelişme ve sosyal istikrar hedeflerine katkıda bulunmayı amaçlayan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), aynı zamanda ülkemizi uluslararası alanda markalaştıran son derece önemli ve kapsamlı bir projedir.Türkiye’nin en kapsamlı, dünyanın benzerleri arasında örnek gösterilen sayılı projelerinden birisidir. Ülkenin bölgesel kalkınmaya yönelik en büyük yatırım programı olup, toplam 32 milyar ABD doları kamu harcaması ile tamamlanması öngörülmektedir.GAP, Dicle ve Fırat Nehirleri üzerinde yapımı öngörülen 22 baraj ve 19 hidroelektrik santrali ile sulama tesislerinin yanı sıra kentsel, kırsal ve tarımsal altyapı ile sanayi, eğitim, ulaştırma, sağlık, konut, turizm ve diğer sektörleri içine alan entegre bir projedir. Projenin, yöredeki ekonomik ve sosyal yaşamı büyük ölçüde etkileyerek, tarım ve sanayi alanlarında geniş iş olanakları sağlaması planlanmaktadır.Proje hangi illerde uygulanmaktadır?Proje, Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak illerinden oluşan Güneydoğu Anadolu Bölgesinde uygulanmaktadır. Proje bölgesi, alan ve nüfus büyüklüğü açısından ülkemizin yaklaşık % 10luk bölümüne tekabül etmektedir. Bununla birlikte ülke genelinde ekonomik olarak sulanabilir toprak alanının % 20sine sahiptir ve Fırat ve Dicle nehirleri ile birlikte Türkiye’nin toplam su potansiyelinin % 28ini oluşturmaktadır.
FAZIL SAY MA
Bir adam gündem meşgul etti.
Bu memleketen gidiyorum diye..
Saysak ne olur saymasak
Bir eksik olsa
Nufus sayımıneda onu saymasak..
Çok önemli biriymiş.
Önem nerden mi geliyor?
İyi piyano çalarmış...
İyi piyano çalarsa ne olur.
Yetmiş Milyonluk koca ülke
Giderse bir kişiyi yetiştirir ona piyono mu neyim çaldırırırız.
Aklıma yetmiş milyondan kaç kişinin Piyano Konserine gittiği geldi?..
5 milyon ...
Yok o kadar kişi piyano konserini dinlemeye gitmemiştir.
1 Milyon kişi...
Yok o kadar kişi de gitmemiştir.
Yüz bin kişi...
Abi çıkmaz be o kadar da çıkmaz
Türkiye de gönüllü olarak Piyano konserine gidecek 10 bin kişi de bulamayız.
Şimdi bu durumda Türkiyede 70 milyona 1000 kişi bilemedin 2000 kişinin dinleyebileceği bir çalgıyı çalan adam gündem de ne gezer.
İşin diğer tarafı var..
O kişi Türkiyeyi Dünyaya tanıtıyor.
(Burada Dünya dedikleri Avrupa)
Çağdaş bir Türkiye olduğunu gösteriyor.
Çağdaş dediği ( Avrupalı gibi yaşayan)
Bu şekilde ülkemiz bir Asya yada Ortadoğu ülkesi olmatan kurtuluyor.
Ya ne kadar güzel...
Peki İyi saz çalan kişimiz.
Arif Sağımız var...
İyi dümbelek çalan bir de vardı. Onun adını unuttum.
Yani Türkiyede bir yere Saz konseri koysanız karşı tarafa da Piyano konseri koysanız.
Kaçımız Saza kaçımız Piyano Konserine gideriz.
Bu adamcağız Türkiyeye gelmesin.
Belki Avrupada mesleğini icra eder üç beş kuruş kazanır.
Arif Sağ gitmesin yeter.
Kendimi Düşündüğümden demiyorum
Bu Fazıl ismi de lazım değil.
Hani Futbolcular Türkiyeye gelip Türk ismi alıyorlar ya..
Onun gibi Fazıl bey de ismini değiştirip.
Alman yada Fransız Piyano milli takımını girip ismini de değiştirsin.
Kendimiz için istemiyoruz... Gitmesini...
Çünkü sanatına yazık.
Hem bizi Piyano ne diye düşündürüp durmasın..
Hemde kendisi için iyi bir şey yapsın.
Değerli Dostlar az önce önemli ve güzel bir haber aldım
Değerli kardeşimiz ve Dönemimiz 1. Doçent Doktor Bilal Gökkır Kardeşimiz ünvanında ki gibi 2. Doçentimiz oldu.
Bildiğiniz gibi 1. Doçentimiz Değerli Doçent Doktor Mehmet Aslanoğlu idi.
Bu tarih itibariyle Okulumuzdan gururla söz ettirecek Yüzaklarımız Bilal Kardeşimizi, Değerli Hocamızı kutlar kendisine Yüce Allahımın nice başarılar vermenisini niyaz ederiz.
Vatanı Nasıl Koruyacağız.
Vatan bu korunmayınca yıkılır, sömürge olur, başkalarının vatanı olur.
Adil kardeşim demiştiki
Her insanın bir vatanı her vatanın da insanları vardır.
Bizimde Vatanımız Önce Anadolu sonra tüm Ortaasya, İran, Hindistan ve Afrika ve Balkanlardır.
Bu yerlerden hangisine gidersek gidelim ben Türküm dedikten sonra Saygı ve sevgi görürüz.
Afrika, Malezya, Fas, Tunus, Cezair, Nijerya vs her yer Sonradan kurulan devletlerden İsrail de bile saygı görürüz.
Vatanımız Anadolu dedik.
Korumalıyız önce buraları.
1071 malazgirt savaşı bizim için Anadolunun vatan ilan edilmesidir.
Yıl 2008 Bu vatanı bize hala sahip olduğumuzu ilan ediyorsa ...
Artık hiçbir gücün bu İlanı kaldıramıyacağını göstermektedir.
Tarihte tüm var olan Milletler Anadolu da bizim kadar kalmışta değildir.
Bugün Anadolu tüm mazlum milletlerin ekmek kapısı, sığınağı, destekçisi olmuştur.
Bosnada bir ihtiyaç mı var?
Afrikada açlar mı var?
Ortaasyada zulüm mü var?
Hep Anadolu yardım göndermiş ve destek olmuştur.
İşte Anadoluyu vatan etmişlerin gücü ve gönlü tüm Dünyayı kucaklayacak kadar büyüktür.
Bu Anadolu öyle bir vatandır ki, geleni kendine bağlar ve Türk özelliği kazandırır.
Mert, Cömert, Merhametli, Asil, Adil, Dinine bağlı insan yapar.
İşte Anadolu insanın genel özellikleri...
Savaş elbette bitmez.
Batıdan gelen ve doğunun hazinelerine sahip olamak isteyen tüm ordular Anadoludan geçmek zorundadır.
Roma Orduları, Bizans orduları, haçlı orduları, İngiliz, Fıransız, Rus ve Bugün Amerikan orduları...
Doğunun hazineleri onları buna Mecbur eder.
Doğu ordularıda batıyı elegeçirmek için Anadoluyu geçeye çalışmışlardır.
Cengiz Han, Atilla, Sasaniler..
İşte Bu nedenle Allah anadoluyu öyle bir millete vereyim ki demiş ...
Kimse Orayı elegeçiremesin.
Hiçbir Ordu onları yenemesin.
Türk Milletinin vatanına Anadoluya saldırı hiç bitmez, bu nedenle.
Allahım bu vatanı bize emanet ettin.
Bu önemli geçiş noktasını ...
Allahım sana yalavarıyoruz...
Bize güç ver...
Zalimler zulüm etmek için bizim vatanımızı geçiş noktası yapmasın...
Vücudumuzu siper etmeye hazırız.
Sen Adilsin, adil olanı seversin...
Atalarımız hiç zulüm etmedi...
Biz Zulüm edemeyiz Allahım...
Bizim vatanımızı Zulm edenlere geçiş noktası yapma Allahım...
Fedai istiyorsan Biz varız Allahım...
Senin fedain olmak istiyoruz.
Bize zulme dayanak yapma Allahım...
Vatanımızı sen bize emanet ettin...
Güç ver bize, Akıl ver bize...
Herşey sendendir ve senindir.
Özelleştirmenin bilinçisiz yapılanı ya öldürür ya da süründürür.
Birşeyin özelleştirmesini yaparken özellikle tekel olan bir kurumun…
Rekabet ortamını oluşturmalısınız.
Enaz sektörde 3 firma olmasını sağlamalısınız.
Tüm bunlar olmayınca tekel olan Telekom istediği gibi fiyat belirleyip eski Telekomu bize arattırıyor.
Bir plan ve program içinde yürütmeyen devletler işte böyle ne yaptığını da bilmiyor.
Devleti iki ayrı fikir aynı anda yürütür mü?
Türkiye Cumhuriyetini iki zıt fikir aynı anda yürütüyor.
Hani bir at arabasına iki at bağlanır da.
Biri ön tarafına diğeri de arka tarafına bağlanır mı?
Her iki ata da haydi yürüyün derseniz ne olur.
At arabası yol almaz ilerlemeyiz ama...
Başka başka her şey olabilir.
İşte Türkiye’nin hali...
Biri diyor ki özelleştirme yapalım...
Yapmaya başlıyor...
Diğer yok yapmayalım...
Satışı iptal ettiriyor.
Bir adamın iki başı olur mu?
Ama bir devletin iki başı oluyor muş?
İşte Telekom’un özelleştirmesi de bu şekilde ki ortamda oldu.
Plansız programsız.
Bu devleti yönetenlere ben millet olarak tek şey diyorum...
Beyler beyler nolur tek tek yönetin...
Yönetme sırası size de gelir.
Yapın programlarınızı Millete ..
Anlatın ve ne kazanacak Halk...
Elbette size de oy verir.
Oy verdikleri babasının oğlu değil..
Size niye oy vermesin...
Özelleştirmenin bilinçisiz yapılanı ya öldürür ya da süründürür.
Birşeyin özelleştirmesini yaparken özellikle tekel olan bir kurumun…
Rekabet ortamını oluşturmalısınız.
Enaz sektörde 3 firma olmasını sağlamalısınız.
Tüm bunlar olmayınca tekel olan Telekom istediği gibi fiyat belirleyip eski Telekomu bize arattırıyor.
Bir plan ve program içinde yürütmeyen devletler işte böyle ne yaptığını da bilmiyor.
Devleti iki ayrı fikir aynı anda yürütür mü?
Türkiye Cumhuriyetini iki zıt fikir aynı anda yürütüyor.
Hani bir at arabasına iki at bağlanır da.
Biri ön tarafına diğeri de arka tarafına bağlanır mı?
Her iki ata da haydi yürüyün derseniz ne olur.
At arabası yol almaz ilerlemeyiz ama...
Başka başka her şey olabilir.
İşte Türkiye’nin hali...
Biri diyor ki özelleştirme yapalım...
Yapmaya başlıyor...
Diğer yok yapmayalım...
Satışı iptal ettiriyor.
Bir adamın iki başı olur mu?
Ama bir devletin iki başı oluyor muş?
İşte Telekom’un özelleştirmesi de bu şekilde ki ortamda oldu.
Plansız programsız.
Bu devleti yönetenlere ben millet olarak tek şey diyorum...
Beyler beyler nolur tek tek yönetin...
Yönetme sırası size de gelir.
Yapın programlarınızı Millete ..
Anlatın ve ne kazanacak Halk...
Elbette size de oy verir.
Oy verdikleri babasının oğlu değil..
Size niye oy vermesin...
Çıplaklığa Ahlaksızlığa Çılgınlığa Kanun gerekmiyor.
Üniversite de istediğiniz AHlaksızlığı yapabilirsiniz.
Aklınıza gelen tüm çılgınlıkları sergileyebilirirsiniz.
İstediğiniz gibi çıplak gezebilirsiniz.
Mayolu bikinili ne bileyim Allah ne ver (medi)yse onu giymeden gezebilirsiniz.
Ama aklıbaşında efendi giyimli olmanız ... yasak...
Üniversitedeki Hocaların yasağı.
Almadınız değil mi?
Aklınız almıyor?
Üniversiteye gidin okuyun ..
Bak aklınız nasıl alır...
Üniversite de asistan olarak kalmanız birkaç şarta bağlıdır.
Önce Üniversiteden bir Profesörün Özellikle idari görevde ki birinin Oğlu kızı bu olmyorsa yakın akrabası olmanız gerekmektedir.
Bu da olmuyor sa Aklınız ve fikriniz İdari kadroya eş olamı.
Onların çılgınlıkları yanlışlıkları ile aynı anlayışta olmanız gerekmektedir.
Peki zeki olmanız ahklaklı olmanız çalışkan olmanız gerekmiyor mu?
Yok bunlara gerek yok...
Önce akraba sonra dine imana küfür sonra aklınıza ne kadar çılgınlık gerekiyorsa o...
Zekiliğe çalışkanlığa ahlaklı olmaya gerek yok...
osman bey tek kelime ile bravooo.
gençler sizler neden yazmıyorsunuz?
Aranızda vardır elbet ankarada istanbulda okuyanınız?
okulunuzun eğlence salonları yokmu?
barları, havuzları? içkili Lokalleri? mutlaka vardır var..
Kampüste namazınızı nerde kılıyorsunuz?
Allah bilir ibadetinizi ya odunlukda, yada okulunuza en yakın camii de kılıyonuzdur..