NİZİP İLÇESİ BELEDİYE BAŞKANLARI.
1- Haci Mehmet Sayın
2- Sait Ali Okan
3- Şerif Sayın
4- Avni Uygur
5- izzet Oğuz
6- Muhittin Sayın
7- Necip Mahmut Uygur
8- Kasım Böler
9- Kaymakam "1 Yıl"
10- Necip Mahmut Uygur
11- Ahmet Öğüt
12- Osman Sayın.
Nizip Hakkında Yayınlar
#25931
#25932
#25933
#25934
#25936
#26110
#26417
#26422
#26423
#26424
#26425
#26426
#26427
#26428
#30077
#63685
Nizip Tarihi Kitabı 1973
OSMAN SAYIN
1938 Nizip doğumlu, ilk ve orta tahsilini Nizip’te yaptı. Lise tahsilini Gaziantep Ticaret Lisesinde yaptıktan sonra, İstanbul İktisadı ve Ticaret İlimler Akademisinden 1964 yılında mezun oldu. 1964/66 yılları arasında askerlik görevini yaptıktan sonra 1968 Haziranında yapılan mahalli seçimlerde C.H.P. den adaylığını koymuştur. O tarihten bu yana Belediye Başkanlığı görevini yerine getirmektedir. Evli bir çocuk babasıdır. Belediye hizmetlerinde dış mahallelerden merkeze gelme politikası takip edilmiştir. Elektrik, kanalizasyon, su gibi alt yapı tesisleri tamamen ikmal edilmiş olan kazamızın Amerikan ihtiyaç fazlasından temin edilen yol makineleriyle stabilize hale getirilmeyen yol bırakılmamıştır. Karayolları - Belediye İşbirliği sayesinde Belediye başkanlığım sırasında 22 Km. lık şehir içi asfaltı da yapmıştır. Ayrıca 5.750.000 keşif bedelli 50 dükkan 36 büroluk iş hanı ve Belediye hizmet binasıyla 800 kişilik modern belediye sineması Cumhuriyetimizin 50. Döneminde halkımızın hizmetine açılacaktır 1.000.000 TL. lık soğuk hava deposu inşaatı ikmal edilerek 1973 yılı başlarında hizmete açılmıştır. 30.000.000 TL. yatırımlı temeli atılacak olan Erkek Sanat Enstitüsü yapımı için 26.000 M. karelik arsa Milli Eğitim Bakanlığına bağışlanmıştır. 4.500.000 liraya çıkacak olan belediye oteli ihaleside 1973 yılının sonlarında yapılmış olacaktır, iller Bankası vasıtasıyla askeri alanın yerini 2.100.000 Lira değerinde 16 dershanelik bir lisenin yapımı için Bayındırlık Bakanlığına baş vurulmuştur. "Bu hizmetlerim az da olsa göz dolduruyorsa kendimi mutlu hissederim." diyor.
Osman Sayın.
BARAK VE BARAKLILAR
Dünyanın bugünkü umumi şeraiti ve asırların
Dimağlarda ve karekterlerde temerküz ettirdiği
hakikatler hayalperest olmak kadar büyük hata olamaz.
Tarihin ifadesi budur, timin aklın, mantığın ifadesi de böyledir.Barak sözcüğü Nizip ilçemizin Suriye ile sınırlı güney bölümü akla gelir Bu yere Barak ovası da denir. Barak’ı coğrafi bakımından şöyle sınırlayabiliriz. Doğusu Fırat, Batısı Sasur suyu, Kuzeyinde ılçemn daghk bölgesinin güney etekleri, Güneyinde Suriye ile Türkiye’yi ayıran Tren yolu ile çevrili bölgedir. Toprak adını, üzerinde oturan Barak topluluğundan almıştır. Bu toprağa Baraklar yerleşipte bu büyük oymağın adını almazdan önce hangi adla anılmış olduğunu henüz tespit edemedik. Barak’ın bir çeşit tüylü köpek adı olduğu söylenir. Sayın Prof. Faruk Sümer’in bu kaydına karşılık araştırıcı arkadaşlarımızdan emekli Öğretmen Sayın Ömer Özbaş bu açıklamaya ek olarak "Çok eski ve yaygın bir efsaneye göre de gerçek Barak bir kuş yumurtasından çıkarmış. Akbaba kocayınca sonunda iki yumurta yumurtlar bunların birisinden Barak çıkarmış" diyor. Rahmetli Ali Şahin ise: "Barak Kurt başı anlamına gelir" diye adlanışı Ergenokun destanına bağlıyor. Barak sözcüğü kişi adı olarak da kullanılmıştır. Barak Hacip Barak Han, Barak Baba, Barak Reis gibi isimlerde kullanılmıştır. Barak Hacip Karahitay sülalesinin kurucusu, Özbek hanlarından birinin, Moğol hanlarından ikisinin adı Barak handır. Bir Selçuk Prensi iken Moğollar elçi olarak gönderilen Barak baba ve Yunus Emrenin Şeyhi Taptuk Emre Barak oymağından dır. Rahmetli Ali Şahin’e göre Hacı Bektaş-ı Veli İle Sarı Saltuk’da Barak oymağına mensupturlar. Yine Prof. Sayın Faruk Sümer Barak oymağının adını bir kişiden aldığı kanısındadır. Türkmenler daha doğrusu genel olarak Türkler Nizip çevresine ne-zaman gelmişlerdir? Türkler islamiyeti 8. Y. Yılda kabul etmeye başlamışlardır. Bundan sonraki Türkleri Abbasi Oğullan ordusunda Asker olarak görmekteyiz. Bunda Emevi saltanatının devrilmesindeki Türklerin büyük rolünün etkisi vardır. Hatta Harun Reşit bir Türk kızıyla evlenmiştir. Halife olarak gördüğümüz 3 oğlundan Mutasını Türk kızından olmadır. Bu sırada Bağdada o kadar Türk gelmiş ki bu kentin kuzeyinde Türkler için Samarra adında bir kent kurulması zorunluğudoğmuştur. Öbür yandan Abbasiler kuzey sınırlarında Bizans’la olan sınır bölgesinde Cundal Avaşim adında yeniden örgütlenen askeri bölgeler meydana getirmişlerdir. Bu bölgelerden ikisi Dülük ile Raban "Araban" dır. Abbasi ordusunda bulunan Türk askerlerinin bölgemize ta o zaman geldikleri anlaşılmaktadır. Bu arada Nizip çevresine de geldiklerinden şüphe yoktur. Bu güçlü tahmine karşılık Türkmenler Alparslan komutanlarından Gumüştekin Afşin’in ordusuyla birlikte bölgemize gelerek Dülük, Araban ve Nizip’i fethetmişlerdir. 1066 tarihlerinde oluşan bu fetihten beş yıl sonra Malazgirt zaferiyle Anadolu’nun kapısı açılmış, Haçlı savaşlarından sonra burada Nizip’te olmak üzere bütün Anadolu hızla Türklerin, daha doğrusu Türkmenlerin eline geçmiştir. Böylece Barak’ta saf bir Türkmen yurdu olmuştur. Ancak Barak’ın bu ilk Türkmen halkı hangi boy ve oymaktan olduğunu şimdilik kestirmek zordur. İkinci konuya gelince : Türklerde ve şüphesiz "Türkmenlerde de aileler obaları, obalar oymakları, oymaklar boyları, boylar uluslar da elleri meydana getirmektedirler Öyle sanıyorum ki bu ayrımın toplumdaki sınırı sabit değildir. Bir aile veya oba zamanla kalabalıklaşarak kollara ayrılmakta boy, ulus, el haline gelmektedir. Nitekim kaynakların aynı topluluk için verdikleri bu ayrım adları birbirini tutmuyor. Bir topluluğa birisi boy derken öbürü oymak, başka biri oba diye nitelendiriyor. Seri mahkeme sicillerinde oba, oymak karşılığı cemaat, taife sözcüklerinin kullanıldığı, daha büyük ve kalabalık topluluklarada Aşiret, Kabile, Kavm denildiğini okuyoruz. Bu nedenle yazımızda kaynakların ifadelerine uyarak Barak’lar için boy, oymak, oba dediğimiz olacaktır. Barak’lar Türkmen olduklarından şüphe bulunmayan Dülkadirli ulusunun, Cerit boyunun bir oymağıdır. Sayın Prof. Dr. Faruk Sümer Barak’tan oba diye bahsediyor. Bu deyimi yukarıdaki açıklamamıza göre değerlendirmek gerektir. Bir boy olarak kabul edilen Cerit ise bölgemizde "Cerit Obası" diye anılmaktadır. Buna göre oba denilen bir topluluğun bağlı olduğu daha büyük bir toplulukta böylece oba diye anılmış oluyor. G. Antep - Adana - Kahraman Maraş yol ayrımından başlayarak batıya uzanan Adana yolu üzerinde bulunan Şeyhli Ceridin köyüne kadar olan arazi bölümüne "Cerit arası" denir. Burada 24 Oğuz boyunun adlarını taşıyan Bayatlı, Çavdar "Çavdur Çavundur" köylerinin bulunması dikkat çekicidir. Baraklar’ın Sivas bölgesinde iken 1688 de Başka oymaklarla birlikte ekinlere zarar verip köyleri yaktıkları, 1690 yılında yine başka oymaklarla birlikte Avusturya savaşına çağrıldıklarını Sayın Prof. Dr. Cengiz Orhonlu kaydetmektedir. (S.41)
Çevre Türkmenlerinin sözlü destanlarına göre 4.000’i Abdal denilen Davul Zurnacı olmak üzere 84.000 evlik Türkmen topluluğu Horasandan kalkarak önce Sivas dolaylarına, sonra Yozgat’a gelerek yurt tutmuşlardır. Yozgat’ta devlet postasını soyulması olayından ötürü bir Türkmen beyi tutuklanmış, Oymak beylerince verilen karar gereğince topluca eyleme geçerek tutuklu kurtarılmış, bu olay nedeniyle Devlet güçlerinin harekete geçtiği haber alınınca topluluk Yozgat’ı bırakarak yönlerini güney’e çevirmiş hızla uzaklaşmışlardır. Arkalarından Osmanlı komutanı Kadıoğlu Yusuf paşa’da izleyerek gelmiş, kalabalık Türkmen topluluğuyla çarpışmayı göze almamış, onları Urfa nın güneyinde Fırat kenarında Culap denilen bölgeye yerleştirmiştir. Hikaye eylediğimiz bu halk söylentisine karşılık resmi belgelerden Öğreniyoruz ki : Yerleştirmenin bir amacı da Arabistan’dan göçerek Suriye çölüne gelen, Anadolu sınırlarına dayanarak soygunculuk ve çapulculukla asayişi bozan Aneze, Tay ve başka Arap oymaklarına tampon durumdadır. Nitekim Culap yerleşmesinden sonra Türkmenlerle Araplar arasında bir çok çatışmalar olmuştur. Culap iskânında Belih suyu kenarında yerleştirilen Beydilı oymağıyle komşu oları Boz - Ulus Cerid’inin bir oymağıda bulunmaktadır. Bu yerleşmeden sonra çıkan olayların hikayesinden anlıyoruz ki, adı acıklanmıyan bu Berid obası Baraktır. Culap’a yerleştikten sonra bir çöl iklimi hüküm süren bu yere bir türlü ısınamayan Türkmenler kaç kez bulundukları yerleri bırakarak kuzeyin dağlık bölgelerine kaçmışlar, her defasında geri kondukları yerlere tekrar çevrilmişlerdir. Sözlü göç destanında Yozgat’tan gelişlerinde ve Culap’ta Türkmen topluluğunun genel başkanı olarak nitelenen Feriz bey’in iran’a göçüşü dikkat çekicidir. Ancak Feriz bey’in ayrılışı, yalnız Culap’ın alışmadıkları çöl ikliminden değil, birde özgür bir yaşantıdan sonra disiplinli bir düzene girmesiyle de yorumlamak gerektir. Türkmenlerin gerek temelli olarak Culap’dan ayrılmaları gerekse yaz aylarında kuzey’in yaylalarına gidiş ve dönüşlerde yolları üzerinde bulunan ekinlere, bağ ve bahçelere zarar vermeleri, soygunculuk yapmaları Hükümetin müdahalelerini gerektirmiştir. Hükümetin müdahalelerinden asayiş düşüncesi kadar bu Türkmen topluluğundan alınan Vergilerin Üsküdar Atik Valide Sultan Vakfına ait bulunması, yerlerini terketmeleriyle bu vergilerin toplanamaması nedeniyle Vakıf gelirinin azalmasına da etkisi vardır. (S.42) Türkmenler Culap’ta da rahat durmamışlar, boy beylerine Mütesellimlere karşı gelmiş, Şehir ve kasabalara baskın yapmış, Kervanları soyarak yol güvenliğini bozmuşlar. Bu durum sürdüğünden topluca bir arada bulanmalarının bunda etkili olduğu da düşünülerek dağıtılmalarına karar verilmiş ve buna Halep valisi Abbas Paşa görevlendirilmiştir. Abbas paşanın orduyla eyleme geçmesi sonucu Culap darmadağın olmuştur. Türkmenlerin sözlü destanlarında Culap’a geliş gibi ayrılış’ta halk ozanlarının bir çok şiirlerine konu olduğu gibi bunlar Türkmen Müzik Sanatçıları tarafından bestelenmişlerdir. Culap’dan ayrılan Barakların buradan şimdiki bulundukları yere geldikleri anlaşılıyor. Büyük Barak topluluğu bir çok kollara ayrılıp ayrı ayrı adlarla anılmışlardır. Araştırıcıların bu konuda ki yaptıkları ayrım ve verdikleri bilgiler birbirini tutmuyor. Gaziantep eski ilk Öğretim Müfettişlerinden rahmetli Ali Rıza Yalgın’ın tespit ettiği Barak obası 12 dir adları şöyledir.
1. Halidi
2. Kürdili
3. Eseli "isalı"
4. Tiryakili
5. Göğebakan
6. Ali Idrisli
7. Hacı Kasımlı
8. Melecanlı
9. Çokşuruklu
10. Marzıbalı
11. Çayrazlı
12. Kara Kozaklı
Prof. Dr. Tanyol başka bir ayrım yapmıştır. Sayın Tanyol Barakları önce 4 kola, sonra bu 4 kolun da herbirini bölümlere ayırmıştır. Ayrıca her bölümün bulundukları köylerede işaret etmiştir. Şöyle ki :
A- Abdürrezaklı :
1. Kasımlı: Suriye’de oturmaktadırlar.
2. Mahmutlu: Hülmen, Seydimen. Keçili, Nonu, Mülk, Kargamış.
3. Tiryakili: Hülümen, Seydimen, Keçili, Nonu, Mülk, Kargamış.
(S.43)
4. Çayrazlı : Elifoilu, Çiftlik.
5. Göğebakan:Kılcan.
6. Ali İdrisli İdrisli olmalı Hülümen, Tutluca, Ekizce, Antep, Humeylisi, Tüzel, Güneyse Mülk. köy!eri.
B- Kurdili
1 Boz Muratlı: Girlevik, Mercihamis. Tüccar "’Ticar olacak"
2. Kızılcaşar: Kirkiz, Nizip Hülümeni, Kayşöğlu, Danaoğlu, Tabya, Kubbin, Toru Mahmut, Hezimoğlu,Çirkiş, Bozaliöğlu.
3. Bayındır: Aşağı Bayındır, Yukarı Bayındır, Yazır.
4. Geçili: Tilhabeş, Mihrap, Dazhüyük, Söğütlü, Kersentaş
5. Sürkızıllı: Girlevik, Mencihamis, Ticar.
6. Karabacak: Dazhüyük, Söğütlü.
7. Mayabazlı: "Mazbalı" A.Rıza,Yalğın’ın Marzıbalı ,dediği kol
C- Torun oyrmağı
1.. Osman uşağı. Kefrik.
2. İnal uşağı. Ağcaköy, Germiş, Çokşuruk, Alagöz.
3. Halit uşağı. Kefrik köyü.
4. Hacı uşağı. ,. Mizirin, Keferşiyh, Humus, Balgır Totun, kersentas.
5. Muharremli. Mizirin, _Akkuyu köyleri.
Ç- İseli Oymağı:
1. Karakozak:Çakıroğlu, Kıvırcık, Eminlik, Karacurun, Zöhrecik
2. Adıklı: Şera, Şemik, Düveyli, Karaağaç.
3. İseli.İzan, Kürep, Kurucahüyük, Münise.
4.Kuzanlı : Dokşuruk.
5. Karaman uşağı:Kürep_köylerinde. Rahmetli Yalğın’ın ayırımı ile saiyın Tanyol’unki karşılaştırılırsa görülür ki birinde oymak ve oba olan, öbüründe tersine yeralmışlardır.
24 Oğuz boyundan biri olan Bayındır, Kürdili oymağına bağlı bir kol olarak gösterilmiştir. (s.44)
Rahmetli Ali Şahin’in ayırımı Rıza Yalgın’ın ki gibi onikilidir.
Şöyledir:
1- Tiryakili
2- Tarun
3- İsalı
4- Çokşuruklu
5- Kasımlı
6- Kahramanlı
7 - Mahmutlu
8- Abdurazaklı
9- Taburlu
10- İnallı
11- Karakozaklı
12- Göğebakanlı Rıza, Yalgın ’ın ayırımında yer almış bulunan Kürdili ve. Çayrazlı bu ayırımda Baraklar’dan öbür Türkmen oymaklarından biri olarak Mütalaa edilmiştir. Hacı Kasımlı, Kasımlı olarak alınmıştır. Öbür yandan R. Yalgın da bulunmayan Torun, Kahramanlı, Mahmutlu, Abdurazaklı yer almıştır. Bütün bunlar gösteriyor ki boy, oymak ve obaların ayırımında kesin bir ölçü yoktur. Baraklar bölgemizdeki Beydili oymakları gibi, törelerini unutmayan ulusal varlıklarını yakın zamana kadar saklamış bulunan su katılmamış bir Türkmen topluluğudur.
KAYNAKLAR
1 - Oğuzlar "Türkmenler" Prof .Dr. Faruk Sümer. A. Ü. D. T. C. Fakültesi yayınları Sayı: 170
2- İslam Ansiklopedisi, Cİlt: 2’
3- Türkiye Tarihi YıImaz Tuna, Cilt: 2
4- Cenupta Türkmen oymak1arı. Cilt: 1 A. Rıza Yalgın
5- Güney Anadoluda Beydili. Türkmenleri ve Baraklar. Eski Milletvekili Ali Şahin
6- Türkmenler ve Baraklar Ömer Özbaş
7- Çevremizdeki Türk göç ve İskanlarına dair notlar. Prof.C.Tanyol Sosyoloji dergisi 1952., Sayı 7, 8, 9
8- Osmanlı İmparatorluğunda aşiretlerin iskan siyaseti ,Prof. Dr.Cengiz Orhonlu.
9- Selçuklular Tarihi, Türk İslam medeniyeti Prof. Dr. Osman Turan. S.45
Harb : Bir Milletin yaşamak iradesinin en Ulvi birTezahürüdür.
TAŞBAŞDAĞI
Kayseri’nin Erciyesi, Bursa’nın Uludağı, Gaziantep’in Sofu, Dülük Babası varsa Nizip’inde Taşbaş dağı vardır. Gerçi Taşbaş’ın ne Erciyes gibi sürekli karı Dumanı, ne Uludağ gibi çam ormanı Sof gibi havayı ozanlaştıran doğal makinesi, ne de Dülük gibi yaşı ta Etilere kadar uzanan ve her dinde karşımıza ayrı bir aziz olarak çıkan babası. Ama bunlara karşılık Taşbaş yamacında güzel bir Pınar’a, yaz kış yemyeşil Kur’an bitkisi zeytin ağaçlarına, Bizanslıların meyvesinden seks macunu yaptıkları Fıstık ağaçlarına sahiptir. Bir gün gelecek müteşebbis Nizipliler, pınarın çevresini güney’in Revaçta bir eğlenme ve dinlenme yeri, turistik bir site haline getireceklerdir. Nizip’in güneyinde ki Barak nasıl adiyle, folkloruyla ben Türk’üm diyorsa, Taşbaş’ta ben de öyleyim diye ses veriyor. Dörtbin’i Abdal olmak üzere 84.000 Türkmen evi tut beni Anadolu diye Horasandan yola çıktıkları zaman aralarında "Taşbaş" Adında bir oba bulunuyordu. Taşbaş, Bozok’a bağlı 24 Oğuz Boyundan biri olan Beydilli’nin Oymaklarından Karaşeyhli’nin bir Obasıdır. Önce Sivas, sonra Yozgat’a gelen büyük Türkmen göçü Yozgat’tan sonra yönünü Güney’e çevirmiş şimdi Suriye sınırları içinde bulunan Culup’a yerleştirilmişlerdir. Başları Oymak yasasına bağlı, yaşantıları Kışlak ile Yaylak arasında geçtiğinden Culupta ki sürekli yerleşme yaşantısından usanmışlar yazları kuzeyde ki yaylalara göçüp kışları geri dönmeye başlamışlar, İçlerinde dönmeyenler de olmuştur. Taşbaş Ovası bu gidiş gelişlerin birinde bir Fırat’a öbür yandan Barak ovasına bakan bu tepeye konarak Türkmen adeti üzerine adlarını bu dağ’a vermişlerdir, Taşbaş adı şöyle bir Hikayeye de bağlanmaktadır:
Vaktiyle yedi kız kardeş odun toplamak üzere bu tepeye çıkarlar bir aralık yedi atlının kendilerine doğru geldiklerini görür, korkarlar. Yüzlerini ve ellerini göklere çevirerek Tanrıya seslenerek eğer bunlar kötü niyetle geliyorlarsa kendilerini taş et diye yalvarırlar.’ Adamlar kötü niyetli olduklarından kızların duaları kabul edilir. Atlıların yediside hemen taş olurlar. Bu efsaneyi kızların kendilerinin tas edilmenin yolunda yalvardıkları, kızların taş oldukları, biçimde anlatanlar da vardır. Bu taşların üst bölümleri eskiden tam kafa biçiminde imiş. Bundan ötürü tepeye Taşbaş adı verilmiştir. Sonra doğal etkilerle bu durum kaybolmuş. Taşbaş tepesinde, kayalar üzerinde at ve köpek ayağına benzeyen izler bulunmaktadır. Bunların islam Dininin ilkmüezzinlerinden Bilal-i Habeş-i nin At ve Köpeğine ait bulunduğuna inanırlar. Bu nedenle halk tarafından Kutsal yerlerden biri olarak nitelenir.Tanrıdan bir dileği olanlar, burada kurban keserler. Bu dilek dilemede çocuk isteyenler çoğunluğu teşkil ederler. Hatta erkek çocuğu olanların adını Bilal veya Habeş loyarlardı. (S.46/47)
C. C. Güzelbey
KARKAMIŞ TARİHİ HAKKINDA
1953 senesi kazılarında bulunan çivi yazılı vesikaların neşri sayesinde Karkamış şehri tarihi hakkında bilgimiz bir hayli artmıştır. Eski şarkın en büyük şehirlerinden biri olan Karkamış Carabulus" şehri harebeleri Bağdat demir yolu Türkiye hudutlarını. Fırat kenarında kestiği noktadabulunmaktadır. Hudut o şekilde çizilmiştir ki şehrin batı kıyısındaki kapı ile iç şehir Türkiye hudutları içinde, dış şehir ise Suriye’de kalmıştır. Eski Karkamış şehrinin emniyeti Mezopotamya, Anadolu ve Kuzey Suriye memleketleri arasındaki kervan yollarının kavşak noktasında bulunmasından ileri gelmekte idi. Bundan dolayıdır ki 1876 senesinde İngiltere’nin Halep konsolosu bulunan Skeneilk defa harebelerdeki yazılı kitabeleri buluncabir çok araştırmacıların dikkatini çekmiştir. Bu arada British müzesi tarafından yapılan araştırmalardaçeşitli mimar ve heykeltıraşlı parçalar tespit edilmiştir. Bundan bir müddet sonra yine 1912 yılında British müzesi tarafında yürütülen kazılar 3 yıl devam etmiştir. Ancak 1920 yılında politik nedenlerden dolayı bu bölgedeki Arkeolojik araştırmalara son verilmiştir. Bu sıralarda Anadolu’da Kurtuluş savaşının şiddetli oluşu Arkeolojik kazıları bir müddet için aksatmıştır. Daha sonra Mr.Dvid Hogorth bu bölgedeki kazıları yeniden başlatmış ve C.Leonard Woley tarafından devam ettirilmiştir. (S.47)
Vaziyet-i umumiye, idare ve sevk mesuliyetini deruhte edenler en mühim hedefe ve en yakın tehlikeye mümkün olduğu kadar yakın bulunur yeter ki bu tekarrüp vaziyeti-i umumi-yeİ nazardan mahcup bırakacak derecede olmasın.
ATATÜRK
Bu kazılardan elde edilen genç Hitit’in muhtelif safalarına ait olan Ortostadlar ve Heykeltraşlık eserleri bu gün çeşitli müzelerin en kıymetli eserleri arasındadır.
I) Jucihn Gorstang-The Hitit Empire, Landon 1929 S. 237-262-282-297
Bu kazılar neticesinde Karkamış şehrinin daha neolotik devirlerden meskun olduğunu gösteren vesikalar bulundu. Fakat şehrin en parlak çağının yaşadığı M.Ö. 2.000 yıllarında çıkan vesikalarla anlaşılmıştır. Bugün burada küçük taşlar üzerinde çıkan yazıların birçokları henüz okunmadığı gibi bir kısmınında okunabilmesi için Karkamış’ın 2.000 yıl tarihi için Hitit, Mısır ve Mari arşiv vesikalarından faydalanıldığı gibi M.Ö. I. bin yıl tarihi içinde Urantu devleti ve Asur imparatorluğu devri vesikalarına baş vurmak gerektir. M, Ö. 2,000 YILINDA KARKAMIŞ ŞEHRİ Çivi yazı vesikalarından Karkamış şehrinin adına ilk defa Mari Arşivi vesikalarında rastlanmıştır. Hammurabi devrinde Karkamış Mari’ye tabi bir şehir olduğu anlaşılmaktadır. Yine Hammurabi devrinde kuzey Suriye’de müstakil bir şehir Krallıkların mevcut olduğu malumdur. Hammburabinin Mari’yi zaptettiğini biliyorisek’de Babil Kralının Karkamış ve Hale şehirlerine karşı durumu meçhul kalmaktadır. Hammurabi sülalesine son veren Hitit kralı I. Murşil’in Babil’e giderken Halep gibi Karkamışı’da zapt etmiş olması kati bir delil mevcut olmamakla beraber muhtemeldir. Zira I. Hattuşil zamanında konu olan "Urşu’nun muhasarası" metninde Karkamış şehri Halep ve Zarwar şehirleri ile beraber Urşu’nun mütefiki olarak görünüyor. S(48)
I Murşil’in katlinden sonra Hitit sarayında birbirini takib eden saray facialarının yüzünden Hitit devleti tekrardan nüve sahası içine çekilmeye mecbur kaldığı zaman, Hiksos istilasından yeni kurttulan Mısır Firavunları tehlikenin geldiği Suriye, Filistin karayollarına hakim olma gayesiyle Asya’ya birçok seferler yapmaya başlamışlar, uzun zaman Mısırlıların hakimiyetinden sonra Karkamış 3. Tutmosis’ in halefleri kuzey Suriye’ye ehemmiyet vermediklerinden bütün kuzey Suriye şehirleri gibi Karkamış şehride Mısır hakimiyetinden çıkmıştır. Zira bu sırada ön Asya memleketleri yeni bir Hind - Arigöçlerine sahne olmuştur. Bu göçlerin tevlit ettiği karanlık çağda M.Ö.15. asır Mitani devleti hakimiyetini kabul etmiştir. Bunu da Ugarit arşivlerinden Öğrenmekteyiz
HİTİT İMPARATORLUĞU ZAMANI
Karanlık çağı takip eden Amarna devrinde M.Ö. 1400-1350” tarihi kaynaklar yeniden akmağa başladığı zaman yine Hitit devletinin kurucusu 1.Şupiluliuma’nın eski Hitit devletinin kuzey Suriyede kitarihi haklarını talep ettiğini görüyoruz. Nitekim ananelerinde 8 günlük bir muhasaradan sonra Karkamış’ında zaptedildiğini ve buraya oğullarından Bijassili’nin tayin edildiği anlaşılmaktadır. 2. Murşil’in Arzawa seferine iştirak etmek üzere yolladığı kuvvetlerin Sallape şehrinde Hitit ordusuna iltihak ettiğini daha sonra büyük kral ile beraber Hepat yortusunu kutlamak üzere gitmiş olduğu Gizzuwat’na daolduğunu bunun üzerine 2. Murşil’in yerine onun oğlu Prens Sarrumay’ı tayin ettiren Murşil ananelerde bilmekteyiz. Boğazköy vesikalarında da Karkamış kralıdenilen birTuthalia ile oğlu Halpahis’le bahsedildiğini çoktan beri malumdur. Muvattali zamanındaki Karkamış kralına gelince bu devirden kalma Hitit vesikaları az olduğu için Karkamış’ın bu devirdeki durumu meçhul kalmaktadır. Ancak Muvattali’den evvelki ve sonraki Karkamış kralları malum olduğundan bu devir için Hitit vesikalarından Karkamış Kralı olarak iki isim vardır: Bunlardan birisi Sahurunuva dıgenTesup tur.
M.Ö. I. BİN YIL’DA KARKAMIŞ
Bu suretle M. Ö. 12. asır başlarına kadar gelmiş oluyoruz ki, bu devirde Ön Asya memleketleri üzerinden bir tayfun gibi geçen Ege göçleriyle büyük Hitit devletide yıkılmış bulunuyordu. Ege göçlerinin sebep olduğu karışıklıklar dindikten sonra Karkamış tahtala Hitit kral sülalesine mensup olan ailenin hakim olduğu söylenilebilinir. Gerçi bu Karkamış kralları Hitit büyük krallarının adlarını taşımıyorlardı Fakat göçlerden evvel yaşayan kralların Tesup’la Hurice adlarıyla hâla devam etmektedir. S(49)
Mesela Bu devirde Asur krallığı I. Tıgletpileser "M. Ö. 1116-1090" Akdenize kadar gittiği bu seferden dönerken Büyük "Hattik kralı Nirıi-Tesupuda vergiye bağladığını" anlatmaktadır. Onuncu asırda Asur vesikalarının Karkamış krallarından Sanğana ve Pisiris’ in son Karkamış krallarından olduğunu Öğrenmekteyiz. Böylece M.Ö. X. asrın başlarında konulan Luhas sülalesinin kurucusunu tanıyoruz. Fakat başka bir Karkamış abidesi üzerinde kendisini aynı zamanda "öküz’ün başı ve ayağı" İdeoramların ile gösterilen bir şey kralı sağım veren Sasa isimli bir Karkamış kralı daha tanıyoruz. Luhas sülâlesi zamanında 6 tane kral başa gelmiş bu kralların da I. Luhas’ın yukarıda adı geçen Karkamış Stelinden tanıyoruz, Karkamış şehrinin merdivenli kapısının iki tarafında duran Aslanlardan soldakinin üzerindeki kitabe ile de 2. Luhas’ ın sağ taraftaki Aslan üzerindeki kitabe ile de 2. Luhas’ın babası Asatuwatimais’e ait olduğu yapılan kazılarla anlaşılmıştır. Aynı surette çıplak kabartması üzerindeki Kitabe aynı krala ait olduğu anlaşılmaktadır. Luhas sülalesi içinde İnşaat faaliyeti hakkında en çok bildiğimiz olan kral 2. Luhas’ın oğlu Katuvas’tır. Bu kral bizzat kendi kabartmasını yaptırdığı gibi yanında icraatı’nı anlatan bir kitabe bırakmayı da ihmal etmemiştir. Karkamış’ ta bu gün meydana çıkarılan şehir kapılarını Reliefli Ortüslat’larla tezyin ettiren bu kral ayrıca "Aslanın Firtına Tanrısı Mabedi" ile meşhur merasim yolunuda inşa ettirmiş ve birde annesi Anas için bir hilani kapı inşaatıda yaptırmıştır. "M. O. X - IX Y.Y" Luhab sülalesinden sonra Karkamış, Asur Uraltu krallarının hakimiyeti altında yaşamıştır. Sonunda Assur kralı Sarğon yalnız kral ailesini esir etmekle ve mabetlerdeki bütün altın ve gümüş eşyayı alıp götürmekle kalmamış, bütün şehir halkım da Deportatine mecbur ederek Karkamış şehrine Asurluluları yerleştirmeyi başarmıştır. Sarğon’un halefleri zamanında artık Karkamış’ta bir Asur eyaleti olarak bahsedilmektedir. Bu suretle Neolotik devrinden beri meskun bulunan ve 2. bin yılda kuzey Suriye’nin en büyük şehirlerinden biri olan Karkamış şehri I. bin yılda bir taraftan Assur, diğer taraftan Urartu ve Firyg krallarının taziki arasında siyasi varlığını Sarğon zamanında da koruduktan sonra M. Ö. 7. asırda bir Assur vilayeti haline girmiştir.
KARKAMIŞ KAZILARINDAN ÇIKARILAN ESERLER
Karkamış kazısı sırasında Hitit imparatoru devri mezarlarından çıkarılıp kaçırılmış altın hey kelçiklerin sayıları on kadardır. Şimdi İngiltere Brilish müzesindedir. Eserler Hitit imparatorluğu devrine ait "M.Ö. 1300" s.(50)
S.(51) ilk satır ince yaprak seklinde akından olup kakma olarak başka eşyalar üzerine yerleştirilmişlerdir. Bir tanesi ise Altın figürüdür. Bu eserler dünyanın ay­nı zamanda British müzesinin en önemli eserleri arasındadır. Genç Hint devrine ait Kargamış savas arabası; ( Karkamışta bulunmuştur. ) Gaziantep müzesinde de sert taştan Ortostad Dik düzgün duran taşparçası M.Ö. 800 yıllarına aittir. Üzerinde törene iştirak eden bir insan tasviri vardır. Genç Hitit devrine aittir. S.(51)
Milli kültürün her çığırda açı­larak yükselmesini Türk Cum­huriyetinin teme! dileği olarak temin edeceğiz.1932 K. ATATÜRK
BELKIS HARABELERİ
Belkıs il merkezine 52, Nizip’e 10 kmuzaklıktadır. Roma ve Bizans devir eserlerine geniş ölçüde rastlanmaktadır. Arkeolojik yönden büyük değerler taşıyan merkezlerden biridir. Fakat bu güne kadar Arkeolojik bir kazı yapılmamış, ancak etrafındaki köylüler tarafından yapılan iptidai kazılar neticesinde bir çok eserler tahrip edilmiş, bir kısmı da elden ele satılarak yurt dışına çıkmaktadır. Buradan çıkan kıymetli; eserlerin halen İtalya, Fransa, "Luur" Berlin, Ankara, İstanbul ve Gaziantep müzelerini süslediğine şahit oluyoruz. Belkıs’a ilk girişte, harebelerin tam ortasından Roma devrine ait lahit ( Belkısta bulunmuştur) yükselen sivri tepe yolumuzu keser, Size maziden bir şeyler verecekmiş gi­bi, kendine doğru çeker. Butepenin başında,ağzıve duvarları kırmızı S.(52) boyalı harç ile sıvalı altı tane su kuyusu veyahut halkın degimine göre havalandırma delikleri vardır. Şehir kalıntısı tepeyi kucaklar gibi çevrelemiş Şehri dolaşan muhtelif büyüklükte ve genişlikte su yolları tarihi sırtlamış gelen köprü kalıntıları. Zamanında barınak olarak kullanılan ma­ğaralar yerli halkın köşk diye adlandırdığı, Roma devrine ait bir saray Roma devrine ait, bir senato üyesi heykeli (Belkıs) kalıntısı. Su sarnıçları, hamamlar, heykeller mağaraların_ duvar ve kapı. üstlerine işlenmiş insan ve kartal kabartmaları. Taşlar üzerine yazılmış, Latin yazıları. Mezarlardan çıkan cam şişe, toprak kaplar ve mozaikler S.53
Roma devrine ait, bir senato üyesi heykeli (Belkıs)
Hepsi birbirinden güzel ve kıymetli. Fakat çok bakımsız. Tepeye çıkılınca, her şey her yer ayaklarınızın altında kalıyor. Kuzeyden güney’e ince bir sicim gibi uzayıp giden Fırat, arda kalan bu viranenin eteklerini yalayarak süzülüyor. Tek teselliyi onun soğuk dudaklarından buluyor, Belkıs. GAZİANTEP MÜZESİNE NİZİP VE BELKISDAN GELEN ESERLERİN LİSTESİ. HEPSİ ROMA DEVRİ'NE AİTTİR" Tahtta oturan başsız erkek heykeli "Env. No: 2850" Belkıs’ın hekim deresi mevkiinden getirilmiştir. Tahtta koltukta oturur ve kucağında çocuğunu tutar vaziyette tasvir edilmiş kadın heykeli "En No: 3553" En No: 3535 En No: 4118 Belkisdan getirilmişlerdir. Keriç taşından yapılmış ayakta duran senato üyeleridir. En No: 3518 Oturan erkek heykeli: Belkisdan bir mağarada bulunmuştur, Kireç taşı. En No: 1961 Niş içinde kabartma olarak yapılmış birsenato üyesi. Belkıs hekim deresinden. En No: 2204 Niş içinde erkek tasviri bulunan küçük bir mezar Nizip’ten En No: 6201 Kolossal -Büyük- heykel kollan bacaklar ve baş yok Belkıs hüyügünden getirilmiştir. En No: 3526 Çelenk üzerinde kartal bulunan mezar steli. Kireç taşından ve Belkıs hüyügü eteğinden getirilmiştir. Roma devri mezar stelîni, Tilbaşardan. Lahit üzerinde çelenkler taşıyan Eroslar ve Meduza başlan "Korkunç Yaratıklar" Bulunmaktadır. Belkıs Hüyügü eteğinden getirilmiştir. Lahit üzerinde çelenkler taşıyan Eroslar "Gençlik tanrıları" ve meduza başlan tasvir edilmiştir. Nizip - Tilfar köyünden. Karı koca yanyana mezar stelleri kireç taşından Belkıstan getirilmiş Roma devrine aittir. Kan koca ve çocuklan yanyana mezar stelleri Romalılar devrine aittir. Mermer ve kireç taşından, Roma devrineait iki heykel parçası da yine Nizip bölgesinden gelmiştir.. S.(54)
TİLBAŞAR KALESİ (Tilbeşar tılbaşar Tilbaşer Tılbaşer)
Oğuzeli kazasının güneyinde ve kasabaya 10, Nizip’e de 30 km. uzaklıktadır. Bu kalenin eski adı Turbessel’dir. Bu isim zamanla değişik söylentiler neticesinde bu gün Tilbaşar haline gelmiştir. Burası Cortanay eyaletinin merkezi idi. Bu kalede, Odessa Prensleri tarafından inşa edilen şatolardan bugün hiç bir eser kalmamıştır. Bu kasabada Orta Çağda Suriye Yakubilerinin bir Psikoposluğu bulunduğunu Colonix Prankues Ray, eserinin sayfa 322 sinde belirtmektedir..
Fransız yazarlarından Babtistix, bu kale hakkında şöyle yazar: Tilbaşar, Halep ile Birecik arasındaki eski bir kasaba ve kaledir. Tilbaşar ile Birecik arasındaki uzaklık 10, saattır. Bu yolun 3 saatını pamuk, tütün ve pirinç ekili vadiler de geçirdik. Ondan sonra arazi dağlık, kurak ve yerleşiksiz, insansızdı. Tilbaşar’a 5 saatlik bir mesafede Nizip isminde Fakir bir Türk köyü vardır. Burada bir saat sonra Mursal kasabasına varılır. Bu iki köy sultana ait ve Maraş paşalığına bağlıdır. Nizip köyü ismini taşıyan bir dağ’ın eteğindedir. Bu dağ Toros sinsilesine ait Karadağın bir koludur. Karağın adında küçük ve, sarp sahilli bir ırmak Nizip’in güneyinde Fırat’ın batı kıyısına kadar uzanan geniş bir vadi vardır. Bu vadide Barak adında Ziraatla uğraşır bir Türkmen köyü vardır. Tilbaşar’dan Antep’e kadar beş Fersahlık bir uzaklık vardır..
Sultan Mesut 1149 senesi 11 Eylülünde Maraş’ a geldi oğlu Kılıç Arslan kısa bir muhasaradan sonra burayı aldı..
Bundan sonra Sultan, Turbesseli muhasara etti. Burası çok müstehkem bir kale idi. Bizzat Jecelin "İkinci jecelin" in konuğu buradaydı- Turbessel de Turbessel kasabası, ermeni, Frenk ve Suriyeli Hıristiyanlar tarafından savunuluyordu. Selçukluların yapmış oldukları kuşatma içinde kalanJacelin ümitsiz bir halde, ellerini göğe kaldırarak, kale duvarları üzerinde Allaha dua etti ve buyruk altları ile düşmanları önünde ağladı. Fakat Selçuklular "burayı almağa muaffak oldu..
Nurettin, Mahmut. zamanında Antep, Dülük ve Tilbaşar adlarına sık sık rastlanır. Nurettin Mahmut, Hicri 546 – Miladi 1150 yıllarında jacelin ile savaşa tutuştu. Türkmenler, Jacelin’i avlanırken yakaladı; 4 Mayıs l150 tarihinde Halep’e gönderdiler. Nurettin Mahmut ölünceye kadar Jacelini esareti altında tuttu ve bu esaret 9 yıl devam etti. Frenklerin, Tilbesselde mukaddes bir kilisesi vardı. Bu kilise uzun yıllar bayındın olarak kalmıştır. Kilise 1459 tarihinde harap olmuş. 1560 tarihinde Frenkler, Tilbaşar da ki bu kilisenin korunması için Türklere 5.000 altın vermişlerdir..
Bundan da anlaşılıyor ki Antep ve havalisi iki asır müddetle "1097 - 1200" daimi bir muharebe sahası olmuştur. Bu bölge, Türklere, Ermenilere, Frenklere Ve Bizanslılara geçmiş, fakat daima Türk idaresi burada hakim kalmıştır..
1833 Nisanında, yani Kütahya antlaşmasından beri Tilbaşar, Mısırlı Mehmet Ali paşanın kuzey-doğu sınırını meydana getirir. Bu hudut Sacır isminde bir ırmakla sınırlı çekilmiştir. Irmak Tilbaşar’ ın kuzeyinden doğar ve Cerablusa yakın bir yerden Fırat’a dökülür. Mısır’ın paşası Sacırın doğusahilinde yedigünlük bir karantina yaptı. Karşı sahilinde 15.000 Arap askeri çadırlarını kurmuştu..
Rivayete göre, Tilbaşar kalesi Antep kalesinden eskidir. Kuruluşu hakkında da hiç bir kayda rastlanmamaktadır. Kale, çok harap ve perişan bir durumdadır. Bu gün sadece bir hüyük olarak ovada sivrilmektedir. Surları ve Burçları yerle bir olmuştur. Yalnız kalenin kapısı olduğu, tahmin edilen bir iki basamaklı merdivenle, iki yanındaki taş yığınından başka bir dikili, taş görülmektedir. Bundan başka Tilbaşar kalesinin doğusuna isabet eden, şimdiki Tilbaşar mezrasında Belure Köyü” bir çok harabe ve kalıntılara tesadüf edilmektedir. Rivayete göre buralar çok eskiden İnceşehir adıyla anılan çok büyük sanayi ve ticaret şehri imiş Yine_ rivayete göre, Tilbaşar kalesinden, kalenin üç km.kuzey batısında bulunan Zeranba köyündeki değirmene gizli bir yol varmış... Kale muhasara edilince suyunu bu yoldan temin edermiş. S.(55/56)
.
.
RUM KALE.
Aşagı.Fırat bölgesinde, Halfeti kazasiyle karşılıklı ve Elif istikametinden gelen Mercümen çayı ile Fırat nehrinin birleştiği yerde, Fırat nehrininbatı kenarında yüksek ve sarp kayalarla örtülü bir tepe üzerine kurulmuş müstahkem bir kaledir..
Güneyden Carabulustan itibaren Fırat nehri vadisini takibeden kaleler zincirinin bir halkasıdır. Batısını Mercümen kuzey doğusunu Fırat’a dayayarak kendisine kuvvet temin eden Rum Kale, emsali gibi çok metin bir yerde kurulmuştur. Tarih bize Rum kalenin, İsa’nın doğumundan 840 sene evvel Ajurluların baskınına uğradığını söylüyor. 3. Assaurnasırabel, Malatyadan Siverek ve Birecik kalelerinin zapta giderken yolu üzerindeki birçok kaleleri ezdikten sonra Rum Kale 350 müdafii île koskoca Asur ordusuna karşı koymak istemiş, nihayet çiğnenmiştir. Bu itibarla, şimdi gözümüzün önünde derin bir uykuya dalmış olan şu burçlar, bize 2700 senelik tarihten bir çok menkıbeler okumaktadır, Rum kale, zaman zaman Asurların, Urartuların, Partların, Romalıların, Sassanilerin, Arapların ve nihayet Türklerin eline geçmiş, Ara sırada kale müdafilerinin, fetihlere karşı isyankâr hareketlerine sahne olmuştur. Bu itibarla Rum Kale, Fırat boyunca bir inci gerdanlık gibi dizilmiş olan kaleler manzumesinin nehirler arası hattına yöneltilen saldırmalarda bel kemiğini tutmuştur.
Kale, suyunu Fırat nehrinden temin ediyor. Bu maksatla, kurulduğu yalçın kayalar arasından nehre doğru meşkur bir merdiven uzatılmıştır. Merdiven o derece sanatkârane. o kadar tabiye kaidelerine uygun yapılmıştır ki hayret etmemek kabil değildir. Bazı tahkimat kaideleri vardır ki onlar binlerce sene evvelinden beri yaşamış ve her devirde askeri kıymetlerini muhafaza etmiştir. îşte Rum Kaleden nehre doğru, yukarıdan aşağı uzatılan taş merdiven de bu ezeli kaidelere uyan kıymetli bir eserdir.
Kale iki beden halindedir. Şimdi yarıya kadar toprağa gömülmüş kapıdan girilince hafif bir meyille kale meydanına çıkılır. Burada hâlâ yaşayan bir çok yapı enkazı, su depoları göze çarpar. Kalede geçmişi hatırlatacak kitabe ve işarete tesadüf edilememiştir. Yalnız kale içinde ve doğuya bakan duvar üzerinde bir kadın kabartması ile altında latince bir yazı göze çarpmaktadır.
Meydandan kuzeye doğru yürürsek uzun ve emniyetli bir yol bizi yukarıda bahsettiğimiz su merdivenlerine götürür. Merdivenlerin baş tarafından aşağıya baktığımız zaman Fırat nehrinin ayağımızın altında homurdanarak aktığını görürüz, însan buradan etrafı seyrederken gayri ihtiyari düşünceye dalıyor. O zaman gözlerimizin önünde harmaniyelerine sarılmış, ayakları sandallı bir asurinin, kah saçı sakalına karışmış eli kargılı bir Romalının, ince ve narin vücutlariyle kayadan kayaya seken bir iranlının, arkasındaki beyaz meşlahı ile suya gelen bir Arabın,en nihayet başındaki tunç miğferi, arkasındaki tel zırhı ile gazenfer bir Türk’ün dolaştığını insan görür gibi oluyor.
Kalenin 8 burcu, beher burcu iki kadı, muntazam mazgallı, doğuya ve kuzeye açılan kapısı gezmeğe ve görmeğe değer bir hali vardır.
Rum kale : Nizip’in kuzeyin de tahminen 50 km mesafede Meydana yakın Fırat vadisindedir.
S.(57/58)
.
FISTIK’ IN TARİHÇESİ
Osmanlı imparatorluğu devrinde Gaziantep mıntıkası Halep iline bağlı bulunuyordu. Bu zamanda Fıstık ticareti de Suriye’ li Tacirlerin elin de toplanmıştı. Fıstık Halep ve Şam’da mamul bir hale getirilerek Beyrut Limanından ihraç ediliyordu. Suriye’ li tüccarlar vasıtasıyla muhtelif ülkelere sevk edilen bu milli mahsulün adı memleket dahilinde dahi Şam fıstığı olarak tanınmasına sebep olmuştur. Arap aleminde ise asıl menşe vilayetine izafeten Fıstık-i Halep" tabiri tercihen kullanılmıştır
Cumhuriyet’in ilanından sonra bu mahsulün en büyük alıcısı Suriye olmuş ve bütün dünyaya oradan ihracat yapıldığından dış piyasalara fıstığın bir Türk malı olduğu tanıtılmamıştır.
Birinci Cihan harbinden sonra Türkiye’den göç edip Suriye ve Amerika’da yerleşen ermenilerden bazıları, bu mahsulü Amerikan piyasasına tanıtmaya muaffak olmuşlardır. Gaziantep ve havalisinde Fıstık tacirine geniş ölçüde kredi sağlanmadığı için Suriye ermenilerinin bu icraatını kolaylaştırmış ve kendilerini bu sahada rakipsiz bırakmıştır. Bu gün alınan tedbirler sayesinde Amerikan piyasasıyla ve dîğer piyasalarla temasa geçilmiş yukarıdaki mahzurlar bertaraf edilmiş ve milli hasılatımız olan Fıstık dış aleme tanıtılmaktadır.
1939 yılında Gaziantep Fıstık üreticilerinin çabalarıyla bir Fıstık
Kooperatifi kurulmuştur. Bilahare bu Kooperatifin benzerleri çevre il ve ilçelerde kurularak 1964 yılında hepsinin birleşmesi ile Güneydoğu Fıstık Tarım Satış Kooperatifi Birliği adı altında büyük bir kuruluş vücuda getirilmiştir.
Son yıllarda bu birlik bölgemizin Fıstık mahsulünü bütün dünyaya tanıtmış, milli bir mahsul olan Antep Fıstığını dar alıcı piyasasından kurtararak fiyat politikasında üretici lehine büyük adım atmıştır.
Antep Fıstığını bütün dünya piyasaları tanımakla beraber en çoğunu Amerika Birleşik Devletleri almaktadır. Amerika aldığı Fıstığı çıtlatma, kavurma ve ambalajlama işini yaparak daha cazip bir hale getirerek.bir kısmını, iç piyasasında tüketerek, bir kısmını da Avrupa ülkelerine Türk fıstığından imal edilmiş ibaresi ile ihraç etmektedir. S.(58/59)
ÜLFET GIDA VE SABUN SANAYİİ ANONİM ŞİRKETİ.
1955 senesinde 2.000.000 T. L. sı sermaye ile kurulan Ülfet Gıda ve Sabun Sanayii A. Ş. bu gün 35,000.000 T.L. sı kayıtlı ve 45.000.000 TL. sı döner ile geniş çapta faaliyettedir. Gayesi mahalli ürünlerden Zeytin Üzüm mahsulünü kıymetlendirmesidir.
1961 yılı kasım ayında deneme işletmelerine başlayan şirket’in 1962 yılı ortalarında tecrübe devresi sona ermiş olup bu tarihten itibaren bütün üniteler ful kapasite normal işletme devresine geçmiş bulunmaktadır.
Kombine Ortadoğu ve Balkanlarda eşine rastlanmayan kıymettedir. Söyle ki- Tesisler birbirinin tamamlayışıdır. Üreticiden alınan dane zeytin cins ve niteliklerine göre Salumuralık ve preslik olmak üzere sellektorlerde ikiye ayrılmakta salamuralık zeytinler 250 kapasiteli kaplarda salamuraya terkedilmektedir.
Yağlık dane zeytinler mevcudu 10 u bulan süper preslere sevkedilerek burada presyonu müteakip son sistem santrallerle Zeytinyağı ayrılmakta ve beheri 120 şer ton kapasiteli 28 adet çelik depoya alınmak tadır. Presler günde 70 ton zeytinyağı işleyecek kapasitededir. Yağı alınan zeytin posasına prina denilmektedir. Preslerden çıkan prinalar modern ekstraksiyon tesislerinde tekrar yağı alınmakta ve elde edilen bu yağlardan da sabun imal edilmektedir. Şirket’in piyasadan mubayaa ettiği yüksek asitli zeytin yağının kokusunu, rengini ve asidi almak suretiyle yemeklik yağ haline getiren bir de rafina tesisi mevcuttur. Ayrıca büyük çaptaki sabun fabrikası her yıl olduğu gibi bu gün de Milli Savunmanın ihtiyacını karşıladığı gibi piyasaya da satılmaktadır. Muhit üzümlerini değerlendirmek üzere bir de Konsantre üzüm suyu fabrikası vardır. Yaş ve kuru üzümden modern presler, filtreler ve soğutucu, madeni ayrışımlar, yapıcı cihazlar ve nihayet 40 derecede kaynama vücuda getiren vakumu ile bu fabrikada vitamini zayi olmamış, el deymemiş temiz saf üzümden üzüm balı da elde edilmektedir. Bu gün dış piyasaların çok itibar ettiği üzüm balı yakın bir gelecekte bol miktarda ihracı mümkün olacaktır.
Fabrika tali maddelerden istifade ederek yağı alınmış prinalardan yakıt ihtiyacını da karşılamaktadır. 1973 yılı sonunda bir de un fabrikası faaliyete geçmektedir. Ambalaj mevzuunda kendi ihtiyacını kutu fabrikası da mevcuttur. Bundan başka atölye, marangozhane, laboratuvar gibi yardımcı tesisleri en modern makine ve aletlerle teçhiz edilmiştir. Sosyal tesisleri ihtiyaca cevap verebilecek durumdadır. Her bakımdan takdire şayan olan bu fabrikadan Nizipliler- olarak ne kadar iftihar etsek azdır. S.(59/60).
BİBLOGRAFYA
1-Aydın Demirtaşın: Nizip ilçesi Monoğrafyası.
2-Prof. Firuzan Kınalı : Karkamış harabeleri hakkında
3-Prof H.Cahit Tanyol: Sosyoloji dergisi S. 7, 8,9
4-Helmuth Von Molteke: Türkiye mektupları
5-İslam Ansiklopedisi
6-Meydan Larousse Ansiklopedisi
7-Harp Tarihi, vesikalar mecmuası
8- Gaziantep Turizm mecmuası
9-Adım adım Türkiye vilayetler külliyatı Gaziantep
10- Gaziantep 1973 vilayet yıllığı
11-Prof Fahir Armaoğlu : Siyasi Tarihi
Arkadaşlar kitabın tamamını bitirdim. Eksik yerleri müsait bir zamanda, bir arkadaşla tekrar okur düzeltiriz. Yıllar önce hazırlanmasına rağmen çok ince ayrıntılar düşünülmüş ve emek harcanmış. Hocama tekrar teşekkür ederim. Umarım faydalanırsınız...
Mehmet YILMAZ hocamı bayramda ziyaret ettiğimizden bahsetmiştim. Bu resim elimize ancak ulaştı ve buraya eklemekte fayda görüyorum. Bu vesile ile hocamızıda tekrar anmış olalım..
http://www.Nizip.com/pic_pop.asp?mode=12&cid=1731 .
.
Nizip Tarihi adli tarih kitabini yazan Tarih Hocasi Mehmet YILMAZ 1973' de Nizip Lisesinde (Ozaman ben orta okul 1. sinifta okuyordum) bizim tarih dersine giriyordu. Yasiyorsa Allah selamet versin, ahirete intikal ettiyse Allah gani gani rahmet eylesin.Ali karabacakMehmet Akpek;24801 wrote:Değerli abim Kemal Cengiz'in bulup bana hediye ettiği Nizip Kitabını okuyunca, harcanan emeğe borçlu hisediyor insan kendini... Bundan 34 yıl önce çok kısıtlı imkanlarla hazırlanan bu kitap, şimdilerde çıkan tüm Nizip Kitaplarının çekirdeği hükmündedir. Bu değerli öğretmeni tanımak, önünde ayağa kalkıp, ellerinden öpmek isterdim. Kendisine Milli Eğitim Kayıtlarında ulaşamadık veya yeteri kadar arayamadık. Kim olduğu hakkında da fikirlerinize ihtiyacımız var. Kitabın sayfa sayfa olan halini, konular şeklinde aşağıdaki İndeks dahilinde size aktarmaya çalışacağız. Bir yazıcıdan çıkarıp, sakin bir kafa ile okumanızı ama mutlaka okumanızı istirham ediyorum.
Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.