/Bugün sevgililer günü
Ve bütün sevgisizler ölü.../
Mavisi tükenmiş bir kalem...
Sarı saman kağıtlar üzerinde...
Az ötede devrik bir şişe...
Devrik bir adamın yanında
Adam yüzüstü...Ölmekte...
Bir şiirle vurmuş kendini,
Kan sızıyor tırnaklarından...
Şiir düşmüş adamın üstüne...
Satır satır...
Parçalamış yürek namına ne varsa...
Yaşayamadığı bütün aşkları koymuş cebine adam
Oysa bir şehir ısmarlamıştı sevdiğine...
Kalan son nefesiyle...
Hatırla...
İç cebinde buruşuk bir kağıt
İsmin yazılmış...Hala soğumamış mürekkeple
İki satır yalnızlığın yanına...
Nabız tükenmekte...
" Hatırla...
Bir otobüs camı buğusunda aşık olmuştum sana
Şehir terk ediyordu beni...
Ne de güzel kaçıyordum kendimden...
Hatırla...
Yanyana iki sinema biletiydi hayalim...
Belki bir olta...Bir parça deniz...
Biraz da sen...
Hayallerimizi tutacaktık oltamızla...
Boğmasaydın beni gözlerinde..."
/Bugün sevgililer günü...
Ve ben...Her sevgililer gününde...
Ölüyüm.../
Yanyana iki sinema biletiydi hayalim...
Belki bir olta...Bir parça deniz...
Biraz da sen...
Hayallerimizi tutacaktık oltamızla...
Boğmasaydın beni gözlerinde..."
Çok güzel bir şiir ellerine sağlık. Özellikle bu satır beni çok etkiledi.
Dahice bir siir Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyâr olur
Sâdıkâne belki ol bu âlemde dildâr olur
Yâr olur ağyâr olur dildâr olur serdâr olur
Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum..
Resim kaynağı Dokunaklı sözlerin ardından birden
başlıyorum hayat; bu sefer gideceğim
yer belli değil,hangi hayatı seçeceğimi
bilemiyorum,yolum uzun.Hayat engellerle
doludur derlerdi de inanmazdım,
boyumdan büyük işlere karışırdım.
Büyüyorum hala değişmedim yine boyumdan büyüğüm…
Ama çok önemli bir şey öğrendim ki insanın muhakkak
bu dünyadan uzak kendine umudun demokrasiyle yönettiği
bir düşler diyarı kurması gerekiyor.Katatonik bir anlamsızlığı
hüküm sürdüğü seçmece bir düzende,karpuz konumunda
ortadan ikiye yarılmadan önce.Belki de fark etmemek
lazım bazı bilinenleri,toplum içinde kendime yer aramaya
çalıştıkça farklı kimliklerin içinde barındığımı anlamaya başladım.
Sanırım,hiçbir insanın bir tane kimliği yok bu hayatta.
Benim de tek bir kimliğimin olmadığı gibi…
Kuzenim hep der “İnsanlar için değil hep kendin için yaşa,bırak onlar konuşsunlar,sövsünler,sırıtsınlar,sen sen olduğun için varsın”.
Hayat derslerinden kolay notlar alınmıyor zannumca…
Devam ediyorum hayat her ne kadar şarkılar sussa da…
Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum..
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun
Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun
Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin..
Ey nefsim dinle beni sana yan diyorum
Ateşlerin içinde yanan gibi yan
O’na can diyorum anla beni
Canımında içinde canan gibi can
Yaprak düşerse dalından isyana
öğütülürse yaz akşamları sevda sözcüklerinde
Temmuz Ağustos uzaklaşırsa
Yani bir sonbaharsa iklim, Ağlama El yapımı zanlar hükmederse uzun gün dostluklarına
Gece başucundan uykusuzluk ekerse gözbebeklerinin vadisine
Yüreğinin yıldızları kulağına fısıldayıp
işte ağlama vakti derse
Sen yinede ağlama Çünkü bize ağlamak düşmez Ağlama
Bize yürümek düşer sevgilinin ardından
Sadece ağlamak yetmez Güzeldir hayranı olmak nebinin
Ama sadece hayranlık yetmez Onun gibi olmadıktan sonra bu yol ilelebet bitmez Ağaç gölgesinde gölgelenip yoluna devam eden yolcu gibi
olmak vardı O’nun gibi olmak
Alev sararda gözlerimi Bir rüzgar soğutmaya çalışır Zamanla alevlere o rüzgarda alışır Bilemez ki bu dünyanın bir oyunu Bilemez ateşin içimde olduğunu Hala yanmaktadır gözbebeklerim Ve ben ateşten bir mektup oldumda
Özgürlüğümü yaktım dünya adına O’nun adına adımı yaktım Ve artık adına ortaktım Rüzgarsa dilbeste olmuştu nara
Söndürme gözyaşlarındaAğlama Çünkü bize ağlamak düşmez Ağlama
Bize yürümek düşer sevgilinin ardından
Sadece ağlamak yetmez Güzeldir hayranı olmak nebinin
Ama sadece hayranlık yetmez Onun gibi olmadıktan sonra bu yol ilelebet bitmez Ağaç gölgesinde gölgelenip yoluna devam eden yolcu gibi olmak vardı O’nun gibi olmak
Şu geçen ömründe nelere kandın Sen ki dünyanın süsüne aldandın Yandın ağladın yinede uslanmadın Nereye bu gidiş?
Nereye ey yolcu?
Baharda şenlenir bağı, bahçesi Kokusu başkadır benim köyümün Unutturur adama gamı, kederi Havası başkadır benim köyümün XXX Akşam olur herkes döner evine Can kurban inan ki benim köyüme Gülabi'nin torunları derler bizlere Özü başkadır benim köyümün XXX Yeşil yeşil meşeleri var dağında Meyve ağaçları çiçek açar bağında Her çeşit otlar yeşerir toprağında Yeşili başkadır benim köyümün XXX Köyümün kenarından akar çayı Kıvrım kıvrım dolanır sular tarlayı Unuttum sanma orda olmayı Dostluğu başkadır benim köyümün XXX Yaz gelince çıkarlar yaylaya Gurbetçiler hasretle döner sılaya Benden selam olsun Aziz Ağa'ya Sevgisi başkadır benim köyümün
Al bedenini, istediğin kadar uzaklaş. İçimden çıkabilecek misin ? Gözlerinden ve kulaklarından sil istersen kalbinden silebilecek misin? içindeki benden uzaklaşabilecek misin? sevdiysen eğer aslaaa. neden biliyor musun. Bu duyguyu çok iyi bildiğimden. içinde ölmek değil ; her gün yeniden doğmak istiyorum.Çünkü ben ; sana her gün yeniden başlıyorum. (Benim şiir değil ama bi arkadaşın paylaşmak istedim.)
MEMLEKET İSTERİM Memleket isterim Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun; Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. Memleket isterim Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; Kış günü herkesin evi barkı olsun. Memleket isterim Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; Olursa bir şikâyet ölümden olsun.