BENDE ŞİİR YAZIYORUM İŞTE SON ŞİİRİM
NİZİP' E SIĞAMIYORUZ
Ben sevdan ve yokluğun
Sığamıyoruz artık Nizip� e
Öyle büyüdük ki
Bir ucumuz taşbaş dağında,
Bir ucumuz fıratın mavisinde
Omuzlarım duvarlara sürtünüyor sanki
Şehrin caddelerinde gezinince
Nefes almak işkence gibi
Hele ne zaman önünden geçsem
Bir neşter atıyor bedenime Örnek Pastanesi
İlk buluştuğumuz
İlk göz göze geldiğimiz
Sana sevdalandığım yerdi
Sensizlik öyle ağır ki
Başımın ağrısına
İçimin sancısına
Gözlerimin sızısına
Bir çare bulamadı Kızılaslan Tıp Merkezi
Hep aynı şarkıyı istiyorum NRT� den
Samime Senay� dan Unutmam Seni
Aynur fazla kale almasa da
Hiç kırmıyor sağolsun Şule
Hem çalıyor şarkımı
Hem de okuyor sana yazdığım şiirleri
Uykuyu unuttum yokluğunda
Sabahları güneşi ben selamlıyorum
İşe giderken gözlerim takılıyor okul servislerine
Hepsine içinde sen varmışsın gibi bakıyorum
Her lokmasında aklıma sen geldiğinden
Her lokması boğazıma düğümlendiğinden
Kahvaltıda poğaça yemiyorum
Yarım ekmek
Biraz nohut
Bir bardak çayla idare ediyorum
Sen gittin gideli
Yüreğim saldıraya uğramış harabe bir mekân
Hizmete geldi geleli
Şehrime nefes aldırıp
Güzelleştirse de Hacı Fevzi Akdoğan
Toparlayamadı yıkık kentimi
Bozuyorum şehrin görünüşünü
Terk edişinin ardından
Lastikçi Hanifi
Çıkaramadı tekerime soktuğun çomağı
Öyle yıkıldım ki
Saymıyorum üzerimden geçenleri
Foto Saraydaki Mahey
Yapıp bir photoshop oyunu
Bari fotoğraflarda bizi yan yana getirse
Mutluluğu çok gördü hayat
Nasip değilmiş vuslat ikimize
Berber Mustafa
Saatlerce uğraşıyor iki tel saçımla
Bilmiyor ki aylardır
Ne senin beni gördüğün var ne de benim seni
Bunca allanma pullanma boşuna
Büfeci karga Habeş� in
Sattığı içkiler değil bu fena halimin sebebi
Ben hasretini yudumlayıp aşkınla sarhoş olmuşum
Bira rakı viski bunlar ne ki
Hiç heveslenme
Unutturamazsın kendini
Susman
Kaçman
Sevmiyorum deyişlerin boşuna
Yalanda olsa bir kere girdin yüreğime
Ben kalbime dokunanları unutamam ki
Dediğim gibi sevgili
Ben sevdam ve yokluğun sığamıyoruz artık Nizip� e
Öyle büyüdük ki
Gözlerim Altınbaşta kaldı
Ayaklarım Hafız paşada
Yüreğimse sende
Şimdilik susuyorum
Nizib' in güzeli
Hakkımda Aşkımda helaldir
Sende helal et emi�
Mustafa Özoğlu
21/10/09
SENSİZSensiz...Alacakaranlık gündüzlerin beşiğindeyimGeceleri demeye yok ki mecalimTitrek bir yaprak kadar sefilimÜşüyorum, üşüyorum ateşin ortasında...Eski bir plakta unutulmuş bir besteyimAyrılıklarda can buluyorken melodilerimÖne düşmüş yüzüm, tebessüme hasretimYanık yanık söyleniyorum gramofonlarda...Kara kaplı defterde unutulmuş bir şiirimTozlu raflarda yıllarca bırakılmış misafirimAlfabem kullanılmıyor, okunmuyor dizelerimKelam kelam oluyorum arsızlaşmış dillerde...Boğazlarda düğümlenmiş bir çift sözümKaldı kelimelerim, kızardı hayalı yüzümBelki dile gelirim kaybedersem özümKokmuş, çürümüş beklerim gelmeyenlerde...Sazın mızrabında unutulmuş bir notayımEs geçilmiş ozan tarafından bir yanımKendi kendine söylenen derin bir sızıyımTel tel olmuşum ben söylenmeyenlerde...Sevda kentinde yeri bilinmeyen bir adresimBulunmuyor sokağım, yaşanmıyor hislerimBir aşığın ağzıyla terkedilmiş kaderimAvaz avaz oluyorum kentimin duyulmayanlarında...Zamanın girdabında vakitli vakitsizimBir yanda gündüz diğer yanda geceyimÖlümlü bir saatte hüzünlü bir akrebimAn an ölüyorum zamanın sezilmeyenlerinde...Hülasa, sensiz her daim hazır benim kefenimÖlmüş bir meftanın yana düşmüş sêriyimSevgilim, artık sana değildir kelimelerimŞair şair oluyorum sayfaların beyazlarında...MEVLÜT KARA24 Ekim 2009ŞANLIURFA
mahsuni63;207217 wrote:Mehmet, çok teşekkür ederim. Siteyi elimden geldiğince takip ediyorum, ama yazmaya pek vakit bulamıyorum. Aslına bakarsan ben de seni çoktandır göremiyordum sitede. Sen de benim gibi bu sayfayı özellikle takip edenlerdensin, farkındayım. İnşallah en güzel şiirlerimizi başka sitelerden önce her daim buralarda yayınlarız.
hocam bende takıp etmeye çalısıyorum bu aralar pek yazmıyorum yazıp sıteye attıgımda yanlıs anlasılıyorda ondan dolayı...
zaten ben kendı adıma sölım bu site benim için bi vazgeçilmez...
BENİMSİNNe zaman yağmur yağsa bastığın yerePerçem perçem düşsem gözlerinin önüneVe ne zaman konsam kuş misali pencereneYalnızlık seni yazar en koyu mürekkepleİşte o zaman en derinden bir ses alırsınBenimsin ve bana gittiğin gün kadar yakın......Bilmeden götürdün beni gittiğin diyarlaraŞimdi aşinayım hep dipsiz uçurumlara...Zülüf saçlarını kulak arkasına atarkenGamzelerin bir kördüğüm çözerkenDudakların bize bir ses kadar yakınkenVe kulakların bizim şarkımızı dinlerkenEn hüzzam melodiler söylenen bir sestenBenimsin ve çıkana kadar son nefesimsin...... Halbuki bir nefes kadar yakındın banaŞimdi şiirler yakıyorum nefesinin yokluğuna...Bir nehir misali uzayıp giderken düşüncelerSana ram olmuş en içten bütün hislerHep yalnızlık yazar oldu elimdeki kalemlerNedense hep uçurum kıyısında kelimelerVe dakika dakika tükenirken saatlerBiraz daha yakınsın, biraz daha benim...... Sözlerim ve anılarım varken bize dairŞimdi hoş bir sada oldun dilimde ahir...Duvarlar çizgilerle doldu sen gittin gideliHer günüm hazan, her günüm şiirlerle belgeliİçim bir cehennem, içimde hep ateş seliHer daim çalarken hüzzam gönlümün teliTitrerken çarmıha gerilmiş İsa’nın çivili eliNe kadar acı çekersem, o kadar benimsin...19 Ekim 2009MEVLÜT KARA
Bu Şehir
Dipnot düşer gibi düştüm asra bir nokta
Tarih kitapları yazmaz ama
Bu şehir, bu şehir vefasız değil
Sahipsiz ve garip bir gözyaşının sıcaklığını
Söylemese de; ben zaten söylensin diye…
Bırakın sokaklar, sokaklar benim
Sokaklara ayak izlerimden
Büyükçe bir resim çizdim
Gözlerimin karasından, fikrimin yarasından
Büyükçe bir resim çizdim
Durgun, durağan, biçare; sensiz…
Durup durup ağlama kırk yıllık çınar
Ağlama, ağlarsan ağlarım
Ben bu yollardan gelip geçen
Vakitsiz bir katarım
Ağlama, ağlarsan ağlarım…
Bu evler, bu evler viranedir şimdi gözümde
Balkonlarında, gül atan gül yüzlü kızlar yok
Şimdi demirlerin boynu bükük
Duvarlar kasvetli; sen gizlice bakmazsın
Ah bu duvarlar
Her yanı hicran, her yanı hicran duvarlar…
Bu şehir, bu şehir ki uzaklarda şimdi
Bir gülün sarısında, bir gurbet kelamında
Bir asrın vefasında, bir gönül yarasında
Bu şehir, bu şehir…
Mevlüt Kara
25 Mart 2010
Şanlıurfawww.sendeyaz.biz
Arkadaşlar, bu linkten benim şiirlerimi takip edebilirsiniz...
Ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni
Az eyleme inâyetini ehli derdden
Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni
Oldukça ben götürme belâdan iradetim
Ben isterim belâyı çü ister belâ beni
Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni
Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola getürmek saba beni
Nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana
Ya râb mukayyed eyleme mutlak bana beni
Fuzuli(Teşekkürler Kemal...)
DOST
Bakıp cemal-i yare çağırırım dost dost
Dil oldu pare pare çağırırım dost dost
Aşkın ile dolmuşum zühdümü yanılmışım
Mest-i müdam olmuşum çağırırım dost dost
Mescid ü meyhanede, hanede viyranede
Ka'be'de büthanede çağırırım dost dost
Sular gibi çağ çağ dolaşırım dağ dağ
Hayran bana sol u sağ çağırırım dost dost
Geldim cihane garib, oldum güle andelib
Herdem ciğerler delip çağırırım dost dost
Dünya gamından geçip, yokluğa kanat açıp
Aşk ile daim uçup çağırırım dost dost
Gözlerin düşer göğün mavisindenSoğuktur zifiri karanlıklar ülkesi Ben, düşler şehrinin mütevazı sakini Sen Güneş’in kızı avucumu ısıtanGözlerinle...
Zaman geçiyor Güneş’in kızı Düşlerim ısınıyor karanlıklar ülkesinde Aşk mühürleri vuruluyor gecenin ortasına Ben kanlı evraklarda mürekkep kanatıyorumOysa çocuklar masum, çiçekler suskun Ve geçiyor zaman, anlamıyorsun…
Gel gör ki Güneş’in kızı Oturan bir sevdasın yüreğimin kıyısına Seni ulu orta sevmek haddim değil Ben seni göz yaşartan bir melodinin Beni çağıran sızısında sevmeliyim Güneş kadar yakıcı, güneş kadar sessizOlmalı gözlerde esaretimiz...
Gel gör ki Güneş’in kızı Bir şiir dillenir dudaklarımda Sevda sözcükleri dizerim yarım ağız Kimse okumayacak, kimse bilmeyecek Kimse bir daha sana Güneş’in kızı Diyemeyecek…
Şimdi gidiyorsun Ve yumuyorsun gözlerini heptenİzi kalmalıyken yüreğinde sevdanın Gidiyorsun, avuçlarını yakmadanDüşler şehrinin mütevazı sakininin Gidiyorsun, yağmura dokunmadanGidiyorsun...
Ve gittin Güneş'in kızıYağmurlar yağdı düşler şehrine Bir şiir geçti sanki caddelerinden Bir şiir geçti; yazılmayacakVe ben de yazmadım bu şiiriSadece yağmur geçti sayfanın beyazından...
Gün oldu daldık uzaklaraGün oldu yok oldu mesafelerİzi tozu kaybolan sevgiliyi getirdikGün oldu gerçekleşti yiten hayallerEn abartılısından çekip çıkarttıkMasalların vazgeçilmezi sihirli değneğiVe dokundurduk ucunuUfkumuzun gördüğü her şeye...Saçtık gülücükleri pervazsızcaMutlu olduk,daha mutlu ve en mutluSadaka yerine mutluluk verdikSokaktaki o yaşlı dilenciyeÖyle boldu gülücük ve cömerttik bizHer yer şen şakrak seslerle dolduDaha ne olsun ki böyle bir yol tuttukmutluluktan başka herşeyi unuttuk...
Şopen’ler
Salyasını akıtıp haykırıyor çakallar,
Al bayrağın altında paçavralar açıyor.
İhanete açılım hazırlarken akıllar,
Şehitlerin mezarda huzurları kaçıyor.
Ankara’lı kediye Diyarbakır faresi,
Ciyak ciyak öterken tükenmiyor nefesi.
Aslanları bağlamış demokrasi kafesi,
Özgür elde bombalar havalarda uçuyor.
Padişahın tahtında dayılanıp oturan,
Deve ile hamutu bir arada götüren,
Yan gelip yatma yeri zannettiği bu tren,
Nice körpe fidanı raylarında biçiyor.
Yüce Allah adına sahtekârlık yapanlar,
Avrupa Birliği’nin haçlarını öpenler,
İlahiler okuyan Amadös’ler, Şopen’ler,
Zemzem suyu diyerek ihaneti içiyor.
Dolarların kölesi pazarlıyor imanı,
Gördüğünüz sis değil, yangınların dumanı.
Vatan elden gidiyor, uyanmanın zamanı,
Şehitlerin hızıyla çoktan geldi, geçiyor.
Mehmet Nacar
Gaziantep
Bu gecenin Kadrini bilenlerin Kadri bilinir!
Kandil Gecesi
Gündüzün bolca tebrik, kandil simidini al;
Lokma ve irmik helva,dağıtırsan olur bal..
Mağfiret melekleri semavata doluşur;
Bu kutlu gecelerde, rahmet bolca oluşur!
Bu geceyi eda et, sakın ha gafil durma;
Günaha götürecek, başka hayaller kurma!
Elinden geldiğince, bu gece tövbekar ol;
Yaradanın vaadi, sonsuz ihsanıyla dol!
Ellerini havaya, gönlünü Rab'bine aç;
Kurtuluşunu dile: iyi dileklerin saç!
Ağzınızdan dökülsün; Rab'bi an'an kelamlar;
Mağfiret melekleri, zikredeni selamlar...
Yürekten tövbekar ol, O'da seni bekliyor;
Rab'bine dönmek için, kalbin neden tekliyor?
Ölümlü'den umut yok, senden bıkınca kaçar;
Asıl hesap gününde, kalırsın bil ki, naçar!
O ruhani havayı, sabahına beş kala;
Yeterki bul kendince, kurtuluşu yakala! ...
Mahmut Küçük
Sadece Rab'bin rızası ve Muhammed (S.A.V.) ümmetliği adına Bu geceyi değerlendiren mümin kullara ne mutlu !
Kandiliniz mübarek olsun...
Resim kaynağıTarih: Sal Eyl 04, 2007 3:58 am Mesaj konusu: Tek Hece (Aşk)Resim kaynağı Tek Hece (Aşk)
Var mı beni içinizde tanıyan?
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim.
Kalmasa da şöhretimi duymayan,
Kimliğimi tarif etmek zor benim...
Bülbül benim lisanımla ötüştü.
Bir gül için can evinden tutuştu.
Yüreğine Toroslar'dan çığ düştü.
Yangınımı söndürmedi kar benim...
Niceler sultandı, kraldı, şahtı.
Benimle değişti talihi bahtı,
Yerle bir eylerim taç ile tahtı,
Akıl almaz hünerlerim var benim...
Kamil iken cahil ettim alimi,
Vahşi iken yahşi ettim zalimi,
Yavuz iken zebun ettim Selim'i,
Her oyunu bozan gizli zor benim...
Yeryüzünde ben ürettim veremi.
Lokman Hekim bulamadı çaremi.
Aslı için kül eyledim Kerem'i.
İbrahim'in atıldığı kor benim...
Sebep bazı Leyla, bazı Şirin'di.
Hat'rım için yüce dağlar delindi.
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi.
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim...
İlahimle Mevlana'yı döndürdüm.
Yunus'umla öfkeleri dindirdim.
Günahımla çok ocaklar söndürdüm.
Mevla'danım, hayır benim, şer benim...
Benim için yaratıldı Muhammet!
Benim için yağdırıldı o rahmet!
Evliyanın sözündeki muhabbet,
Enbiyanın yüzündeki nur benim...
Kimsesizim hısmım da yok, hasmım da
Görünmezim cismim de yok, resmim de
Dil üzmezim, tek hece var ismimde
Barınağım gönül denen yer benim...
Cemal Safi
Gün akar, yıl geçer ve akmaya devam eder FıratVe en yalçın kayalığında ot biter geneUçurum kenarında güvendedir güvercinlerHer yeni gün yeni bir yaşamaktır geneGün doğarken pus çöker çatıların üstüneVe hüzünlü bir gelinlik giyinir şehir…Sen uyursun bi haber bir sevdanın beşiğindeFırat uyumaz, ben uyumam, uyuyamamVe şehir sessiz çığlıklarımı duyar, uyumazNe mümkündür seni bu gafil uykudan uyandırmakMümkün olsaydı keşke kandırmakMümkün değilken artık tek kelime etmek sanaSusmak, ümit etmek faslıyken dua diliyleGizli bir günahın açığa çıkması gibiEn utangaç halinde dökülür gözyaşlarım…Mevsimi değildir ayrılığınHayır, şimdi değil, asladır vaktiEla aynalarda seyrederken kendimi‘olmazın’ anlamsız hançerini görmek niye?Sebebi olması gerekmez ki sevmeninGörmüyor musun güneşin ela doğduğunuGün mutluluk elası gün hüzün elasıYüzüstü bırakmak değil mi bu ela renginde ümitleri…Sonsuz değil, bilesinDevam edeceği doğru hayatınFırat akmaya devam edecekse eğerElanın tüm tonlarını taşıyacaksa okyanuslaraGül yüzlü ela gözlü, ürkmüş küçük kız Saklambaç oynamaya devam edecekse kıyısındaVe hüzün elası sonsuza dek bakmayacaksa buğuluKara gözlü çocuğun ela gözyaşlarını da silecektir Fırat…
Bu şiir kim tarafından söylenmiştir.
"Fazladan oruç tutar
Halklara şeyhlik satar
İlmi yok görmesi yok
Ahir zaman şeyhleri
Beline kuşak bağlar
Özünü kişi sanır
Yarı yolda bırakır
Ahir zaman şeyhleri
Başına sarık sarar
İlmi yok neye yarar
Oku yok yayı kurar
Ahir zaman şeyhleri
Alayından al eyler,
Malı alır mal eyler
Sahipsiz ömrünü yel eyler
Ahir zaman şeyhleri
Şeyhlik ulu işler,
Hazrete eriştirir
Aş vermez bağrı taştır
Ahir zaman şeyhleri
Miskin Ahmet nerdesin
Hak yolda ne edersin
İlmin yok ne haldesin,
Ahir zaman şeyhleri."
ÖYLE YIKMA KENDİNİ
öyle yıkma kendini
öyle mahsun, öyle garip...
nerede olursan ol
içerde, dışarda, derste, sırada,
yürü üstüne üstüne
tükür yüzüne celladın
fırsatçının, fesatçının, hayının...
dayan kitap ile
dayan iş ile
tırnak ile, diş ile
umut ile, sevda ile, düş ile
dayan rüsva etme beni! Yazar : AHMED ARİF
MuhacirÖnce göç etti bulutlarSus pus oldu omzumdaki mavi küfeSaçaklarda, Nisanlarda ve gözlerimdeKalmış olan ilkbahar yanıklarıDudağımda yarım kaldı sigaraÖnce göç etti bulutlarBulutlar meğer gözlerinde yuvalanmışlar...Akşam olacaktı görmeseydik güneşiBelli ki güneş de türküsünü söyleyecekti-Öyle ya! Ülkemde bir türküsü var herkesin-Güneş gözlerine baharı serecektiGörmeseydik güneşiHepimiz inanacaktık bir bahara dahaGüneş, gözlerimizden yağmurları götürmeyecekti...Gitti güneş ve yağmurSiyah tülbentli ve sıcacık esmer tenliBir kadındır bu şehirSense içimdeki hüzün süslü muhacirGözlerin içimde Meryem kadar temiz dururGözlerin almasaydı güneşi gözlerimdenBen de ağlayacaktım bir şehir kadar...Sustu şehir, sustu zaman ve sustu baharGittiler ve sustular; unutuldularUnutulacaklarını bile bile bir karanlıktaHepsi bir gecenin ardına saklandılarGözlerin almasaydı güneşi gözlerimdenBen de gidecektim bu şehir kadar...Gitmek unutulmak değil sevdiğimÖyle olsaydı, seni unutmak içinBen de kendimden gidecektim…Mevlüt KARA22 Haziran 2011Nizipnot: şiirlerimi aşağıdaki iki adresten takip edebilirsiniz..https://www.mevlutkara27.blogspot.com/https://www.sendeyaz.biz/Yazar/1704/mevlut-kara.htmlBaki selam ve dua ile...
BU ŞİİR BU KONUDA PAYLAŞILMIŞ MI DİYE BAKMIYORUM ÇÜNKÜ BEN YAZDIM :)
Bugün seni biraz daha fazla seviyorum,
geçen günlerin yoğunluğuna uyum sağlayarak büyüyen aşkımla, sevgimle,
beynime de yüreğime sığmıyorsun artık.
yapmam gereken her şeyin başında sen varsın.
mesela; önce sen sonra iş,
örneğin; önce sen sonra ders,
misal; önce sen sonra yemek,
önce sen sonra uyku gibi,
önce sen, sonra sen, sonra yine sen gibi...
Sen yetiyorsun bana ama..
adın yetiyor..
ya o gülüşün, o gülüşün yok mu ahh,
yok yok gözlüklerinin altındaki gözlerin en güzeli,
böyle misket gibi, iri iri..
böyle yeşil bozması ela olan.
yok yine vazgeçtim bence kırmızı dudakların,
gülünce daha da güzelleşen..
yok ama anlatamıyorum ki, olmuyor böyle...
bir yerini anlatsam diğeri darılacak sanki..
ayırt edemiyorum bende zaten,
birini diğerlerinden..
sen hep olmalısın aslında hayatımın arda kalanında,
yanımda yöremde, sağımda solumda, önümde ardımda..
hayatımın orta yerinde mesela..
varlığını hissetmeliyim.
hem zaten biz iyi de anlaşıyoruz..
uyumumuz var, eğleniyor gülüyoruz..
ağlıyoruz da hem birlikte.
Tüm bunlara rağmen,
hala engelleyen bir şeyler var bizi,
böyle boğazımızda kalan, aklımızda ve içimizde kalan şeyler gibi..
olmayacak olmasının kesinliğinden kaynaklanan bir şeyler bunlar,
acı şeyler sanki.
bu kadar acı olmasa canım yanmazdı çünkü.
ve sevgim, ve dilim, ve bedenim, ve yüreğim..
ve tümüyle ben yanmazdım alev alev..
ama garip olan ne biliyor musun?
bunlara rağmen yüreğime yapışıp kalman garip,
senden vazgeçemeyişim garip olan, kopamayışım..
garip olan seni deliler gibi sevişim bildiklerime rağmen...
bana olan imkansızlığına rağmen, sana olan imkansızlığıma rağmen..
SENİ SEVİYORUM..
COLUMBARİUM
SENİ DÜŞÜNÜRÜM - NAZIM HİKMET
Seni düşünürüm
Anamın kokusu gelir burnuma
Dünya güzeli anamın
Binmişsin atlıkarıncasına içimdeki bayramın
Fırdönersin eteklerinle saçların uçuşur
Bir yitirip bir bulurum al al olmuş yüzünü
Sebebi ne
Seni bir bıçak yarası gibi hatırlamamın
Sen böyle uzakken senin sesini duyup
Yerimden fırlamamın sebebi ne?
Diz çöküp bakarım ellerine
Ellerine dokunmak isterim
Dokunamam
Arkasından camın
Ben bir şaşkın seyircisiyim gülüm
Alaca karanlığımda oynadığım dramın
ÖZLEDİM SENİ.. - CAN YÜCEL
özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
'git artık' demek
'beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa'
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....