Bilirmisin nedir zikir
Zikirle hem olur fikir
Her nefeste Hakk'a şükür
Eyle Allah diye diye
Kulağın Hakk'ı dinlesin
Gözün onu seyreylesin
Dilin,kalbin devreylesin
Allah Allah diye diye
Tefekkürün Allah olsun
Gönlün Allah ile dolsun
Her yönün Allah'a dönsün
Dönsün Allah diye diye
Yediğini Allah için
Öğdüğünü Allah için
Sevdiğini Allah için
Sev sev Allah diye diye
Bir aşı mı aşlıyorsun
Nefsini mi taşlıyorson
Bir işemi başlıyorsun
Başla Allah diye diye
Gönlünü düşürme ğayre
Elini çalıştır hayre
Ayağın yürüsün yare
Yürü Allah diye diye
AHMED kul oldu Ahmed'e
Gark oldu anda rahmete
Köle oldu Muhammed'e
Allah Allah diye diye...
Dini İçerikli Konular
#229577
#229578
#229579
#229582
#229583
#229585
#229586
#229587
#229590
#229591
#229614
#229618
#229619
#229620
#229621
#229622
#229630
#229631
#229632
#229633
#229637
#229638
#229640
#229642
#229643
Bilirmisin nedir zikir
İnsanın Apaçık Düşmanı
ŞEYTAN !
Gerçek su ki, seytan sizin düsmaninizdir, öyleyse siz de onu düsman edinin. O, kendi grubunu, ancak çilginca yanan atesin halkindan olmaya çagirir.
(Fatir Suresi, 6)
İnsanın En Büyük Düşmanı
Her kim olursaniz olun sizin sonsuz bir azap çekmenizi isteyen, bütün varligini buna adamis son derece tehlikeli bir düsmaniniz var. Ismi, Seytan. Bir baska deyisle, Allah tarafindan lanetlenmis ve O'nun huzurundan kovulmus olan Iblis ve onun takipçileri.
O en büyük düsmaniniz. Bir efsane ya da bir masal degil, gerçegin ta kendisi. Insanlik tarihinin her asamasinda var oldu. Yasamis ve ölmüs milyarlarca insani atesin içine çekti ve halen çekiyor. Hiçbir zaman ayirim yapmaz. Genç, yasli, kadin, erkek, devlet baskani veya dilenci farketmez. Her insan bu düsmanin hedefidir.
Bu yaziyi okurken de sizi gözlüyor ve planlar yapiyor. Tek arzusu var; kendisiyle beraber olabildigi kadar çok insani —siz de dahil— cehenneme sürüklemek.
Zafer kazanmasi için insanlarin kendisine tapinmasi veya çok uç sapkinliklar yapmalari gerekmiyor. Insanlardan mutlaka Allah'i inkar etmelerini de istemiyor. Zaten Allah'i kendisi inkar etmiyor ki, insanlardan özellikle bunu istesin. Onun tek istegi düsmanlarini Allah'in dininden ve Kuran'dan uzak tutmak, halis olarak Allah'a ibadet etmelerini engellemek, bunun sonucunda sonsuz azap çekmelerini saglamak. Hatta kimi zaman dindarlik maskesi altinda, Allah'in adini kullanarak insanlari gerçek dinden uzaklastirip, saptiriyor. Bu da insanlari kendisiyle beraber cehennem çukurunun içine çekmek için yeterli. Hangi vesileyle olursa olsun, onu takip edenlerin sonu hiç degismiyor:
Ona yazilmistir: "Kim onu veli edinirse, süphesiz o (seytan) onu sasirtip-saptirir ve onu çilgin atesin azabina yöneltir." (Hac Suresi, 4)
Değerli kardeşim sürekli dini içerikli konular açıp duruyorsunuz, bu site dini bir site değildir, Niziple ilgili bir konunuz varsa sevinerek okuruz,lütfen bu konuları buraya açmayınız.
Kötü ruhun, kötü birinin, kötülüge tesvik edenin, kötülügün temsilcisinin, karanlik ve delàletin önderinin,
Allah'in ve O'nu seven, O'na kullukta bulunan herkesin büyük düsmaninin müsahhaslastirilmis sekli veya kötülügün sembolü olmus varlik.
Seytan (Satan) Ibranice asilli bir kelime olup, rakip, muhalif gibi anlamlara gelir.
Hz. Adem (a.s.) topraktan yaratilan ve ilim ile nimetlenen, akil günesi ile aydinlanan Adem (a.s.)'in her vechile
üstünlügü meydana çikmisti. Güzel melekler artik o pàyenin Adem (a.s.)'a verilmesindeki hikmeti anlamis bulunuyorlardi. Güzel ve masum melekler Hz. Adem'e hürmetlerin en güzelini gösteriyorlardi. Fakat Iblis Hz. Adem'i kiskandi. Birden kibir ve gurur ile doluvermisti. Bu gurur onun felaketi olacakti.
Hz. Adem'e ilk secde eden Cebràil'dir. Pesinden Mikàil, sonra Israfil ve daha sonra da Azràil...
Ve en sonra mukarrebin denilen yakinlik melekleri.
Hz. Adem (a.s.)'e edilen secde kulluk secdesi degil, tàzim secdesidir. Ve Adem'in kadrini sànini ilàndir.
Ve meleklerin emri ilàhiye ne kadar muti olduklarinin delilidir.
Hz. Adem (a.s.)'a secdeyi kabul etmedigi andan itibaren, "hayirdan ümidini kesmis, pismanlik ve üzüntü duyan" anlaminda Iblis; secde etmeyis sebebi olarak da "beni dumansiz atesten, onu ise çamurdan yarattin" diyerek hükümsüz bir bahane ve kendisince geçerli bir gerekçe gösterdigi ve Adem'i Cennet'ten çikarmaya çalistigi andan itibaren de Seytan adini almistir.
SEYTAN Arapça "setane" kökünden rahmetten uzaklasti, Hak'dan uzak oldu; "Sata" kökünden ise, öfkeden tutustu, helak olacak hale geldi gibi manalara gelip insanlardan, cinlerlerden ve hayvanlardan isyan eden ve zarar veren her seyin adi olmustur. Haset, öfke gibi insana mahsus olan her kötü huy ve davranis da seytan diye isimlendirilmistir.
Seriat örfünde ise, Yüce Allah'in Adem'e secde emrine karsi gelip isyan ettigi için ilàhi rahmetten kovulan ve insanlarin amansiz düsmani olan, cin taifesinin inkarci kesiminden gizli bir varliktir. (el-Kehf, 18/50)
Diger isimleri ise Gaur, Vesvs, Hannàs, Kàfir, Sagir, Marid, Tàif, Fàtin Mel'un, Medhur, Mekzu, Kefr, Hazul, Adüvv, Mudill, Merid'dir.
Yaratilisi ve Hz. Adem'e secde emrinden önceki durumu: Evrende Adem (a.s.)'den önce yaratilmis melek ve cin adinda iki varlik mevcuttu (el-Bakara, 2/31; el Hicr, 15/26-29).
Seytan, cin denen varlik grubuna mensup idi (el-Kehf, 18/50).
Hz. Adem'e secde emrine kadar hissiyatina dokunan bir teklif yapilmamis ve imtihan olunmamisti. Onun bu ana kadar, Allah'in emirlerine göre mi, yoksa öz nefsinin isteklerine göre mi hareket ettigi bilinmiyordu. Adem'e secde emri onun hissiyàtina ters düstü. Emri yerine getirmekten kaçindi. Gerekçe, kendisinin atesten, Adem'in ise topraktan yaratilmis olmasiydi. Böylece o, itiraf ve özür dileme yerine itirazi ve hayati tercih etti. Ona göre atesten yaratilmis olmak bir üstünlük sebebiydi. (Sàd, 38/71-58)
Böylece o, atesin topraktan üstünlügü gibi iki madde arasinda, aslinda olmayan bir farklilik
görmüstü. Her iki madde yaraticisinin da Allah oldugunu itiraf etmesine ragmen Adem'in yeryüzünde Allah'in halifesi olmasi, Allah'tan bir ruh tasimasi gibi asil üstünlükleri bilmezden gelmisti (el-Hicr, 15/29; Sàd, 38/72).
Bu anlayis Seytan'a, Allah'in huzurundan kovulma, rahmetinden ümit kesme ve kiyamete kadar
O'nun lànetini hak etme disinda hiç bir sey kazandirmadi. Çünkü o dar görüslüydü, maddenin ötesini görememisti.
Maddeyi tek ve gerçek ölçü sanmakla seytanca bir yanilgiya düsmüstü.
His ve duygulariyla hareketi sonucu kendi nefsinden kaynaklanan yanilgisini Allah'in emrine tercih etmekle insanin üstünlügü gerçegini kabul etmemisti. Çünkü bu secde emri yalniz Adem'in sahsina degil, zürriyeti de dahil, insan nev'ine verilen bir seref ve imtiyazdi.
Seytan'in bu itirazi, büyüklük taslamaya ve neticede kendisini inkàra götüren bir isyana dönüstü. Çünkü o,
neticede sahibini alçaltacak olan bir büyüklük anlayisina sahipti.
Nihayet Allah'tan su hitap geldi: In oradan! Orada büyüklenmek sana düsmez, defol!...
Sen alçagin birisin! Defol oradan. Sen artik kovulmus birisin. Dogrusu hesap gününe kadar lànet sanadir.
(el-A'raf, 7/13; el-Hicr, 15/34-35; Sàd, 38/77-78)
Böylece Hz. Adem'e karsi büyüklük taslamasi ve secde emrine isyani neticesinde ilàhi rahmetten ebediyen kovulusu "Iblis" adini almasina sebep oldu. Hz. Adem'e secde emri karsisinda isyan eden ve hakikatle ilgili bütün baglari koparilan ve melekler arasindaki yerini de kaybederek tamamen yalniz kalan seytan bu defa intikam pesine düstü. Bir baska deyisle seytanca tutum içerisine girdi. Hedefi insandi. Çünkü insan yüzünden ilàhi rahmetten uzaklastirilmisti. Amacina ulasabilmek için de Allah'tan kiyamete kadar mühlet istedi.
***
--Hay aksi seytan !...
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu duyunca söyle buyurdu:
--Öyle deme.Öyle deyince seytani büyütmüs olursun.O kadar ki bir evi doldurmus olur.
Söyle de: "Bismillah" O zaman seytan bir sinek kadar küçülür."
Hz. Adem (a.s.)'a secde emri karsisinda büyüklük taslamasi sonucu ilàhi rahmetten ümidini kesen ve tamamen yalniz
kalan seytan, hayatindan da endise etmeye basladi. "-Insanlarin tekrar dirilecekleri güne kadar,
bana mühlet ver" diye Allah'a yalvardi (el-A'raf, 7/14).
Insanlarin tekrar dirilecekleri günden maksat ise sur'a ikinci üfürülüs zamanidir. (ez-Zümer, 39/68; el-Mutaffin, 83/6)
Bu sekilde mühlet istemekle tekrar dirilmeden sonra artik ölümün olmayacagini biliyor ve böylece ölümden kurtulacagini saniyordu. Onun bu ölümsüzlük istegi, " ...belirli bir zamana kadar"
(el-Hicr, 15/38) kaydiyla, "Sen mühlet veri-lenlerden sin!." (el-A'raf, 7/15) seklinde cevaplandirildi. Belirli bir zamandan maksat ise, sur'a birinci üflenis zamanidir (en-Neml, 27/87). Bununla o, zillet ve hakaret dolu bir hayati ölüme tercih etti. Onun için esas düsüs de bu oldu.
GÖREVI
Belirli bir zamana kadar mühlet verilen seytan, hatasini anlayip tövbe ederek suçunu affettirme yoluna gitmedi.
Bilakis daha da azginlasti.
Kendisine, kiyamete kadar mesgul olabilecegi bir hedef seçti. Bu hedef, Ilàhi rahmetten uzaklastirilmasina sebep olan insandi. Gönlünü intikam duygulari bürümüstü.
Cüretkàr bir edà ile bu duygularini Yüce Allah'a söyle açikladi:
"-Beni azdirdigin için yemin ederim ki, yeryüzünde kötülükleri onlara güzel gösterecegim." (el-Hicr, 15/39)
Görüldügü gibi, Yüce Allah isyanindan dolayi seytani hemen huzurundan kovmamis, önce ona konusma firsati vermis, hatasini anlayip tövbe etme imkàni tanimis fakat o, inat ve küfründe israr edince, bulundugu makamdan indirmis ve tasarladigi plànlarini söylece sinirlayivermistir:
"Halis kullarim üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapiklar bunun disindadir" (el-Hicr, 15/42).
-Yerilmis ve kogulmus olarak defol. Yemin olsun ki, insanlardan sana kim uyarsa; sizin hepinizi Cehennem'e dolduracagim." (el-A'raf, 7/18)
HAVVA'NIN YARATILISINDAN SONRA
Bilindigi gibi ilk insan olarak yaratilan Hz. Adem erkekti;
Adn Cenneti'nde ikamet ediyordu. Burasi Adem'in ilk vücut Nimetine mazhar oldugu hilkat bahçesiydi. Kendi cinsinden ve nefsinden esi de yaratildi. (er-Rum, 30/21)
Esinin adi Havva idi. Artik evrende iki insan vardi: Adem ve Havva. Böylece insanin Cennet hayati baslamisti, devam ediyordu. Öte yanda, Adem'i kendi felaketine sebep bilen seytan, ondan öç almayi planliyordu. Bunun üzerine Adem ve esini Allah söyle uyardi: "Ey Adem! Esin ve sen Cennette kal, orada olandan istediginiz yerde bol bol yiyin, yalniz su agaca yaklasmayin; yoksa zalimlerden olursunuz. .." (el-Bakara, 2/35, Tàhà, 20/117-119)
Simdi imtihan edilme sirasi Adem'e gelmisti. Aslinda Adem'e ve esine yaklasmamasi tavsiye edilen agaç, ayni zamanda bir imtihan sahasiydi. Onun meyvasindan yemek ise, yasak bir fiilin islenmesi, sorumluluk sahasinin disina çikilmasi ve Allah'in koydugu bir yasagin çignemesi demekti.
Nihayet "seytan" oradan ikisinin de ayagini kaydirtti..." ve onlarin yanilmalarini sagladi (el-Bakara, 2/36). Adem ve esi, melek olma veya Cennet'te ebedi kalma ihtimallerini duyunca, seytanin kendile- rine düsman oldugunu unuttular. "Agaca yaklasmayin" emrine sabirsizlik edip ondan yediler (Tàhà, 20/115). Agaçtan meyve tadinca ayip yerleri kendilerine açiliverdi. (Tahà, 20/121)
Allah Adem'e görevini hatirlatarak "Ben sizi o Agaçtan men etmemis miydim? Seytanin size apaçik bir düsman oldugunu söylememis miydim?" diye seslendi (el-A'raf, 7/22).
Nimetin devamliligi ve Cennet'te ebedi kalma arzusu onlarin bu duruma düsmesine ve seytana uymalarina sebep olmustu. Fakat hatalarini çok çabuk anladilar, meleklerin yolunu seçerek derhal tövbe ettiler (el-A'raf, 7/23). Allah da tövbelerini kabul etti (el-Bakara, 2/37 Tàhà, 20/122).
Fakat cennette daha fazla kalmalarina müsaade etmedi ve su emri verdi:
Birbirinize düsman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerlesip geçineceksiniz. Orada yasar, orada ölür ve oradan dirilip çikarilirsiniz" (el-A'raf, 7/24-25).
"Ey insanlar! Yeryüzündeki temiz ve helàl seylerden yiyin, seytana ayak uydurmayin, zira o sizin için apaçik bir düsmandir. Muhakkak size kötülügü, hayasizligi, Allah'a karsi da bilmediginiz seyi söylemenizi emreder"(el-Bakara, 2/168-169).
Seytanin kendilerine te'sir edemeyecegi kimseler de ayetlerde su sekilde belirtilmistir: "Seytan seni dürtecek olursa Allah'a sigin, dogrusu O isitir ve bilir. Allah'a karsi gelmekten sakinanlar, seytan tarafindan bir vesveseye ugrayinca, Allah'i anarlar ve hemen gerçegi görürler" (el-A'raf, 7/200-201).
"Kur'àn okuyacagin zaman, kovulmus seytandan Allah'a sigin. Dogrusu seytanin, inananlar ve yalniz Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfuzu yoktur. Onun nüfuzu sadece, onu dost edinenler ve Allah'a ortak kosanlar üzerindedir." (en-Nahl,16/98-100)
Allah'in hàlis kullarina tesir edemeyecegini, seytan, bizzat kendisi de itiraf etmistir.
(el-Hicr, 15/28-43; el-Isra, 17/61)
HER INSANA BIR SEYTAN VERILISI
Yüce Allah insani, yol gösteren bir melekle destekledigi gibi, onun yanina, kendisine vesvese veren, kötülügü süslü gösteren, münkere tesvik eden ve fitneye çagiran birde seytan vermistir.
Bu konuda Peygamberlerle diger insanlar arasinda hiç bir ayirim yapilmamistir.
Söyle ki: Böylece biz her Peygambere insan ve cin seytanlarini düsman yaptik.
Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldizli (içi bozuk disi süslü ve aldatici) sözLer söylerler" (el-En'àm, 6/11/2-113).
Yani vahyeder gibi seri bir ima ve isaretlerle öyle süslü, yaldizli sözler telkin ederler ki bunlarin sade disindaki süsüne bakanlar aldanir ve onlarin seytanliklarina meftun olurlar.
Hz. Peygamber de bir soru üzerine: "Her insanin yaninda bir seytan vardir" buyurmus, "seninle de mi ey Allah'in Elçisi?" diye soruldugunda, "Evet, fakat Rabbim ona karsi bana yardim etti de, o da bana teslim oldu" demistir. (Müslim)
Ey insan ogullari,
ben size, seytana tapmayin, o sizin için apaçik bir düsmandir, diye bildirmedim mi ? (Yâsin, 36/60)
İNSANI SEYTANA TUTSAK EDEN NEFSI HASTALIKLAR
Zayiflik, ümitsizlik, emelsizlik, simariklik, asiri sevinç, kendini begenmislik, yersiz övünme, zülüm, azginlik, inkàr, nankörlük, acelecilik, basibosluk, serserilik, cimrilik, aç gözlük, hirs, münakasa, gösteris, süphe, kararsizlik, cehalet, gaflet, düsmanlikta katilik, aldatma, yalan, iddià, sabirsizlik, sikàyet ve yakinma, infak etmeme, isyankàrlik, inatçilik, tahakküm, haddi asma, mala düskünlük ve dünyaya dört elle sarilma.
Bu Nefsi hastaliklardan kurtulup mutmain olunca içini Allah'in zikri, seytandan sakinma, güç ve gayretin Allah ile mümkün oldugunu itiraf etme, gökleri ve yeri ayakta tutan ve yok olmaktan koruyan Allah'a yönelme gibi, insanin maneviyatini güçlendiren ve ruhi kalitesini yükselten faziletlerle dolar.
Bu durumda yükselen insandan seytan artik çekinmeye baslar ve onunla karsilastigi yolunu degistirir.
Nitekim Hz. Ömer bunun en güzel örnegidir. Hz. Peygamber ona hitaben söyle demistir:
"Ey Hattâboglu Ömer, seytan aslâ seninle karsilasamaz. Sen bir yoldan giderken, o muhakkak senin yolundan baska bir yola yönelir gider."Başka yerlerden alıntı yaparak açtığınız bu konulardaki yazılanları okuduğunuzu sanmıyorum, bu yazıları okuyup kendi yorumunuzla konu açmanız daha etik olur.
Dini içerikli bu konuları dini sitelere açınız, burası dini bir site değildir.
Zikirin ne olduğunu açıklarmısınız ben bu şiirden birşey anlamadım.
Allahu Tealâ’nın kullarına son derece merhametli ve şefkatli olduğunu biliyoruz.
Hz. Peygamber A.S.’ın ifadeleriyle, “bir annenin kucağındaki bebeğine şefkatinden daha şefkatli.”
Böyleyken niçin kurallar koyuyor?
O kurallar bütünü içindeki yasaklarla insanları neden kısıtlıyor?
Yasakların amacı ne olabilir?
“Yasak” her ne kadar olumsuz bir kavram ise de, dinimizdeki yasaklar olumlu sonuçlar elde etmek için konulmuştur.
Yasak olumsuz bir kavramdır dedik, çünkü ilk bakışta bütün yasaklar
hürriyet ve özgürlükleri kısıtlayan, insanoğlunun faaliyetlerini daraltan unsurlar gibi gözükür.
Zihnimizde uyandırdığı bu ilk çağrışımlara rağmen biliyoruz ki, yasaklar bir taraftandan da büyük felaketlerin, feci akibetlerin önlerine çekilen setler gibidir.
Bu nedenle hem eğitimde, hem de her türlü mevzuat ve yasal düzenlemelerde mutlaka yasaklar vardır.
Toplum ve kültürlere göre bu yasakların türü ve sınırları değişse de, neticede mutlaka vardır.
Yani yasaksız bir dünya hayali sadece bir ütopyadır.
İslâm’ın koyduğu yasaklara gelince; insanoğlu bu ilâhî engeller sayesinde
aslî yaradılış gayesinden uzaklaşmaz, tehlikeli ve sonu olmayan çıkmazlara düşmekten kurtulur.
Böylece hem dünya hayatı hem de ebedi hayatı bir huzur ve mutluluk iklimine dönüşür.
Dinimiz fert ve toplumu muhafaza edebilmek, huzur ve mutluluğa ulaştırabilmek için beş ana unsuru korumayı prensip edinmiştir.
Dinimizde yasak olarak sunulan her şeyin bu beş unsuru koruma amacı ile muhakkak ilgisi bulunur.
Bu beş unsur:
1- Din,
2- Can,
3- Akıl,
4- Nesil,
5- Maldır.
Bu beş unsuru korumak için konulan yasakları örnekleyelim.
Dini muhafaza için konulan yasaklar:
Hz. Muhammed A.S.’ın peygamber olmasından sonra Allah katında geçerli tek din “İslâm”dır.
Allah’ın dininin öğrettiği ve insanı sorumlu tuttuğu arı-duru imanı yok edecek veya bozacak durumlar yasaklanmıştır.
Bunlar küfür, şirk ve nifak’tır.
Küfür: Allahın varlığını ve birliğini, Hz. Muhammed A.S.’ın Allah katından getirdiği kesin olarak bilinen şeyleri inkâr etmektir.
Kur’an-ı Kerim’de ve Hz. Peygamber A.S.’ın sahih sünnetinde bildirilen iman esaslarından sadece birini bile reddetmek, inanmamak küfürdür.
Başlangıçtan bugüne İslâm alimleri bu iman esaslarının neler olduğunu ayrıntılı olarak izah etmişlerdir.
Bu konuyu izah eden kitaplara akaid kitapları denir.
Şirk: Rab olarak Allah’ı tanıdığı halde, O’na ibadet ve taatte ortak koşma durumudur.
Bu da hıristiyanlardaki üç baba-oğul-kutsal ruh inancı veya müşriklerdeki putçuluk şekillerinde olabildiği gibi, kimi zaman insanları ilâh gibi görerek Allah’a ortak koşma şeklinde de olabilir.
Şirk konusu da akaid kitaplarında detaylı olarak anlatılır.
Nifak: İnanmadığı halde maddi çıkar veya prestij kazanma gibi çeşitli sebeplerle inanmış gibi görünme durumudur. Böyle insanlara münafık denir.
Münafık, imansızların yanında onlardanmış gibi, müminlerin yanında ise inanıyormuş gibi davranarak her iki tarafta birden gözükmeye çalışır. Müslümanları sevmez, onları aldatmaya, aralarını bozmaya ve inançlarını sarsmaya çalışır.
Bu üç durum bir müslümanın dinine kastedecek en tehlikeli hallerdir ve Allah tarafından yasaklanmıştır.
Her mümin bunlardan uzak durmaya çalışmalı ve dinini muhafaza etmelidir.
Canı muhafaza için konulan yasaklar:
İslâm, insanın yaşam hakkına ve can emniyetinin korunmasına büyük önem verir.
Bunun için cana zarar verebilecek her durum yasaklanmıştır.
Bu nedenle fıkıh kitaplarında izah edilen haram veya mekruhların önemli bir bölümü insan sağlığını korumaya yöneliktir.
Dinimizde can kutsaldır. Ona kıymak en büyük tir. Kıyamet gününde en önce görülecek davalar öldürmekle ilgili olanlardır. Dinimiz savaş sırasında dahi çocuk ve kadınların öldürülmelerini yasaklamış, öldürmeyi ancak saldırganları bertaraf etmek
veya şerlerinden kurtulmak için ancak savaş sırasında meşru kılmıştır.
Ayrıca sadece insanı değil, zarar vermeyen hayvanları öldürmek, canlı bir varlığı hedef yaparak atış yapmak dahi yasaktır. Müslüman boş yere hiçbir cana kıyamaz.
Aklı muhafaza için yasaklananlar:
İnsanı insan yapan unsurların en önemlilerinden biri akıldır. Akıl, Allah’ın insana verdiği kutsal bir cevherdir. Aklın sağlam ve sağlıklı olabilmesi için ona bozukluk ve zarar veren maddelerden korunması gerekir. Bu nedenle dinimiz, aklı düşünmekten, tedbir almaktan, doğru hareketten alıkoyan içkiyi yasaklamıştır.
Aynı şekilde geçici bir süreyle bile olsa aklın kontrolünü yok eden veya zayıflatan bütün uyuşturucu ve benzeri maddeleri de haram kılmıştır.
Nesli muhafaza için konulan yasaklar:
Nesil insanoğlunun devamlılığı için esas, her yeni nesil bir öncekinin vekilidir.
İslâm toplumunu devam ettirecek, Rabbi’ne ibadet ve taat edecek ahlâk ve irfan sahibi genç nesiller yetiştirilmesi esastır.
Bunun için dinimiz evliliği ve aile kurmayı teşvik etmiş; yaygınlaştığında aile kurumunu çürüten ve yok eden zinayı ise yasaklamıştır.
Zina, nesillerin aidiyetlerinin yok olmasına, ailelerin dağılmasına, akrabalık bağlarının kopmasına ve toplum ahlakının yok olmasına sebep olmakta, böylece toplum yapısının bozulması sonucunu doğurmaktadır.
Bu büyük etkisinden dolayı zinaya götüren ortam ve yollar da yasaktır.
Malı muhafaza için yasaklar:
Mal, insan hayatının devamını ve kalitesini etkileyen çok önemli bir unsurdur. Onsuz hayatı düşünmek neredeyse mümkün değildir. Bunun için dinimiz malı ve mülkiyet edinmeyi bozan unsurların önünü kesmeyi hedefler. Haksız kazanç yolları yasaktır.
Kumar, faiz, rüşvet, karaborsa, hırsızlık ve gaspın her türlüsü reddedilmiştir.
Kısaca açıkladığımız: dini, canı, aklı, nesli ve malı koruma prensipleri İslâm toplumunun direklerini oluşturur.
Dinimizin koyduğu bütün yasakların ve dolayısıyla günah kavramının, bu beş prensiple mutlaka bir ilgisi vardır.
Şunu rahatça söyleyebiliriz:
Allah’ın koyduğu bütün yasakların faydası ve menfaati mutlaka insana yöneliktir; mutlaka kulun yararınadır.
Yasaklar hayatı kısıtlamak için değil, yaşanılır kılmak içindir.
Hedefi insanın mutsuzluğu değil, mutluluğudur.
Bir hadis-i kudsîde Rabbimiz şöyle buyurur.
“Ey kullarım! Sizin hepinizin kalbi, içinizdeki en takva sahibi olanınızın kalbi gibi olsa, bu benim mülkümü arttırmaz.
Ey kullarım! Sizin hepinizin kalbi içinizdeki isyankâr olanınızın kalbi gibi olsa, bu da benim mülkünden bir şey eksiltmez.
Ey kullarım! Bütün bu yaptıklarınız sizin amellerinizdir. Ben onları sizin için saymaktayım. Sonra yaptıklarınızın karşılığını size tam olarak vereceğim. Kim benim katımda bir iyilik bulursa hamd etsin. Kim de iyilikten başkasını bulursa, ancak kendini ötülesin.”(Müslim, Tirmizî)
Bizler bu dünyaya imtihan için geldik. Hepimizi ve her yaptığımızı gören ve işiten bir Rabbimiz var.
Bizim imanımızın, müslümanlığımızın, O’nun emirlerine boyun eğişimizin ve yasaklarından kaçınmamızın O’na kazandıracağı hiçbir şey yok.
Bütün ibadetler, bütün emredilenler ve bütün yasaklar hep bizim iyilik ve menfaatimiz için.
Bu yasaklamalar iki büyük kâra yönelik:
Biri dünya, diğeri ahiret hayatı.
Dünyadaki kâr, huzur ve saadetle geçecek bir hayat
Nerden aldığınızı mutlaka yazmanız lazım, yoksa suç işlemiş oluyorsunuz.
Madem Nizip.com sitesinde Dini icerikli konular bolumu var bu demek oluyorki din iceren konular acilabilir... Konu acmak isteyen kimse senden izin almak zorunda degil. Eger burda birseyler soylenmesi gerekiyorsa bu ne sana, nede bana duser, ADMIN varken... Muslum abi Uyeleri Yonlendirme Lutfen.. Sen okumaya bilirsin ama aramizda okuyan vardir mutlaka...müslüm akpek;229586 wrote:Dini içerikli bu konuları dini sitelere açınız, burası dini bir site değildir.
Yazıyı yazan arkadaş bu yazıyı okumadanmı buraya almış yoksa bilerekmi almış bilemiyorum, ama bana göre yanlış şeyler var burada.
- Hz Adem dünyada yaratıldı ve dünyada bir bahçede rızıklandırıldı ve o bahçeden kovuldu yani hep dünyadaydı.Bunula ilgili benim olmayan ama araştırıp bulduğum ve bir yazıyı yayınlayacağım.
İlgilenenler lütfen okusun ve mantıklı cevaplar yazsınlar.Olur olmaz şeyler yazılmasın dini konularda hak edelim derken başka şey yapmayalım.
Âdem Aleyhisselam ve Cennet
ÂDEM ALEYHİSSELAM’IN CENNETTEN ÇIKARILMASI
Bismillahirrahmanirrahim
Konu neden önemli?
İlk insan Âdem aleyhisselamın yaratılışı ve başından geçen olaylar her insanın merak ettiği bir olaydır. Bu merak daha ilköğretim yaşlarında başlar ve hayat boyu devam eder. Kur’an’ı okuyan kişi daha ilk sayfalarda bu konuyla karşılaşmaktadır.
Biz öğretmenlere de bu konuda pek çok soru gelmektedir. Her şeyden önce biz Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri çocuklara Kur’an merkezli sağlıklı bilgiler vermek zorundayız. En azından bu niyet ve gayret içinde olmalıyız. Böyle yaparsak çocuğun dini bilgilerini dolayısıyla dini hayatını sağlam inşa etmiş oluruz. Çünkü Kur’an’da asla şüphe ve çelişki olmaz. Önemli olan onu bizim doğru ve bütünlüğünü koruyarak anlamamızdır. Aksi halde insanların yanlış bilgilenmelerine sebep oluruz. Bilinçaltına yerleşen bu yanlış bilgiler de insanların ileriki yaşlarında ya dine güvenlerini sarsmakta veya dini bilimsel olmamakla suçlamalarına sebep olmakta veya dine lakayt kalmalarını sağlamakta veya dini akılla anlaşılmayacak sadece teslim olunacak bir mistik yapı olarak görmelerine neden olmakta veya bunların dışında başka olumsuzluklar doğurmaktadır. Yani yanlış bilgi aklı tatil etmektedir. Bu konuyla ilgili bize sıkça gelen veya genelde herkesin aklına takılan sorulardan bir kaçı şunlardır:
Madem Allah insanları imtihan için yarattı neden imtihan etmeden cennete koydu?
Eğer her insan Cennette yaşamaları için yaratıldıysa Âdemin suçu yüzünden neden bizler de cennetten mahrum edildik. Bir şeye sebep olan onu yapan gibi değil midir? (Bu Hıristiyanların temel sapma noktalarından biridir. Ayrıca bizdeki kelami ekolleri de bu soru epey uğraştırmıştır.)
Cennette yasak var mıdır? Cennete girenin tekrar çıkma ihtimali var mı? Cennette ölüm var mıdır? Cennette şeytan var mıdır? Cennette yalan var mıdır? Cennette kan dökmek var mıdır?
Âdem aleyhisselam cennetten çıkmasaydı biz yine imtihan olacak mıydık?
Eğer Âdem a.s hata yapmasaydı neslinden bazıları hata yapsaydı bir kısmı cennette yaşamaya devam eden bir kısmı da dünyaya sürülenler olmak üzere insanlık ikiye mi bölünecekti? O zaman şeytan kıyamete kadar kah cennettekileri kah dünyadakileri mi saptırmak için uğraşacaktı?
Diyelim ki cennette kalanlardan bazılarını hiç saptıramadı o halde kıyametten sonra o saptıramadıkları nereye gidecekti?
Eğer Âdem a.s hata yapmasaydı Allah’ın şeytana karşı söylediği “sen ve sana uyanlarla cehennemi dolduracağım” sözünün anlamı ne olurdu?
Âdem a.s imtihan için yaratıldıysa ödül yeri olan cennette işi neydi? Cennete konmuşsa orada imtihanın işi neydi?
Cennet gibi “gözlerin görmediği kulakların duymadığı ve hayallerin tasavvur bile edemediği” bir yurttan dünyaya gönderiliş Âdem a.s için cehennem sayılmaz mıydı ve böyle bir ortamda yaşaması mümkün mü?
Konumuza tekrar dönecek olursak; bu konu tarihte de merak edilmiş ve üzerinde çok şeyler söylenmiştir. Ama bu söylenenlerin bir kısmı Kur’an merkezli, bir kısmı da yorum merkezlidir. Bazı âlimler Âdem aleyhisselamın çıkarıldığı cennetin ahirette müminlere vaad edilen ebediyet yurdu olan cennet olduğunu savunmuşlardır. Bazı âlimler de -kelimenin sözlük anlamından yola çıkarak- bu cennetin bir bahçe olduğunu ve bu bahçenin de dünyada olduğunu söylemişlerdir. Konuyla ilgili ayetleri değerlendirdiğimiz zaman bu cennetin dünyadaki bir bahçe olduğu anlaşılmaktadır. Aşağıda konuyla ilgili bilgiler ve deliller verilmiştir.
Delil 1: Âdem (a.s) Dünyadan (Yani Çamurdan) Yaratıldı
Taha 53-55: O, yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık. Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır (Ey insanlar!) Sizi ondan (yani yeryüzünden) yarattık, sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız.
(Bu ayet tek başına bile insanın dünyadan (yani dünyaya ait bir parçadan yani çamurdan) yaratıldığını gösterir. Dünyada yaratıldığını ise Hicr 28-29 ayetleriyle Bakara 30-34. ayetleri birlikte okuduğumuzda anlıyoruz)
Nuh 17: “Allah, sizi yerden bitki bitirir gibi bitirdi (yarattı.) Sonra sizi yine oraya döndürecek ve kesinlikle sizi (yeniden) çıkaracaktır.”
Hicr 33: İblis dedi ki: “Ben, süzme çamurdan, şekillenmiş kokuşmuş balçıktan yarattığın insan için saygı ile eğilemem.”
Yaratılıştan bahseden ayetlerde geçen “tın’in lazib” (cıvık yapışkan bir çamur) , Hamein mesnun (çirkin kokulu, kokuşmuş siyah çamur) gibi ifadeler dünyaya ait şeylerdir.
Âdem (a.s) Dünyada Yaratıldı
Hicr 28-29: Hani Rabbin meleklere demişti: “Ben, süzme çamurdan, şekillenmiş kokuşmuş balçıktan bir beşer yaratacağım. Ona bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum’dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın.Şimdi de şu ayeti okuyalım:Bakara 30: Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halifelik oluşturuyorum” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi kılıyorsun? Görüldüğü gibi ayetler aynı olayın iki farklı cephesini anlatıyor. Birisi insanın yaratılışı (kokuşmuş çamurdan) diğeri de yeryüzündeki konumu (halifelik). Bu iki ayette de muhatap melekler ve iki ayetin sonunda da meleklerin Âdem’e secde etmesi emrediliyor. Çamurdan yaratıştan bahseden birinci ayet inni halikun ile geliyor. İnsanın yeryüzündeki konumundan bahseden ikinci ayet inni cailun ile geliyor. Yani bu ayetler aynı olayı iki farklı yönden anlatıyor. Demek ki insan yeryüzündeki kokuşmuş çamurdan yaratılıyor ve yeryüzünde biri birine halife oluyor.(Madem halifelik yerde olacaktı bu durum, halifeliğin selefi olan Âdem’in de yerde yaratıldığını bildirir. Çünkü Allah teala yeryüzünde bir halifelik oluşturacağını söyledikten birkaç ayet sonra şöyle buyurur:Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete (bahçeye) yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”
Yani yeryüzündeki halifelikten bahsettikten sonra halifeliğin ilk halkaları olan Âdem ve Havva’ya cennete (bahçeye) yerleşin demiş ve onların imtihan konularını bildirmiştir. Elbette bu akış Âdem aleyhisselamın cennetinin halifelik mekânı olan dünyada bir bahçe olduğunu bildirir.)Şu ayet bu konuda da delildir:Nuh 17: “Allah, sizi yerden bitki bitirir gibi bitirdi (yarattı.) Sonra sizi yine oraya döndürecek ve kesinlikle sizi (yeniden) çıkaracaktır.” (Dolayısıyla dünyadan biten şey dünyada biter.)
Bu konuyla ilgili aşağıdaki ayetlere de destekleyici delil olarak bakabiliriz:Araf 29: Sizi ilkin yarattığı gibi yine O’na döneceksiniz.
(Bizim dirilişimizin de Âdem aleyhisselamın ilk yaratılışı gibi olacağına işaret ediyor. Biz dünyada dirileceğiz. Bu da Âdem’in dünyada yaratıldığını akla getiriyor.)Rum 20: “O’nun âyetlerinden biri de, sizi topraktan yaratmasıdır. Sonra siz, (yer yüzüne) yayılan insanlar oluverdiniz” (Yeryüzüne ilk yayılanlar Âdem aleyhisselamın nesliydi. Topraktan yaratılan da Âdem aleyhisselamdı.) Bu konuda daha başka ayetler de vardır. Ama konumuz Âdem aleyhisselamın yaratılışı olmadığı için bu kadarla iktifa ediyoruz.“Âdem aleyhisselam dünyada yaratılmadı” diyenlerin veya “Evet Âdem yeryüzünde yaratıldı ama sonradan cennete yükseltildi, çıkarıldı” diyenlerin ise her hangi bir delilleri yoktur. Tek hareket noktaları “Allah istese yapamaz mı?” sözü (bu sözün değerlendirilmesi en sonda verildi) ve bazı teorilerdir. Eğer Âdem aleyhisselam yeryüzünde yaratıldıktan sonra cennete yükseltildiyse bu neden Kur’an’da bildirilmedi? Bahçeden kovulması zikrediliyorsa ahiretteki Cennete yükseltilmesi zikre daha layık değil mi? Ve neden ayetler ahiret cennetini her yönden tasvir etmesine rağmen “ilk yurdunuz” diye nitelemiyor. Aksine cennetin “son durak” olduğu ayetlerle sabittir. ( Bkn: Furkan 15, Ra’d 24) Malumdur ki ahiret cennetinin anlatıldığı ayetlerin hiç birinde Âdem aleyhisselamın olayına atıf yoktur. Eğer Âdem aleyhisselamın malum olayı ahiret cennetinde cereyan etseydi cenneti anlatan ayetlerde buna atıf olmaz mıydı?
Delil 2: Âdem aleyhisselam ahiretteki cennetteydi diyenlerin delillerinden biri şu ayettir:
Bakara 36: Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarak inin. (ve gulnehbitu)
Diyorlarki; “Bu ayette “inin” deniyor. Demekki cennetteydiler sonra dünyaya indiler.”
Hâlbuki bu “inin” ( Yani hbt) kelimesi Kur’anın başka ayetlerinde dünyadaki bir yerden başka bir yere inmeyi ifade etmek için de kullanılmıştır. Mesela;
Aynı surede;
Bakara 61: Siz (ise şöyle) demiştiniz: “Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve soğan çıkarsın.” (O zaman Musa:) “Hayırlı olanı, şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır’a inin (ihbituu mısran)….
Ve Hud suresi 48. ayette;
Ey Nuh” denildi. “Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine Bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. (İhbit biselamin)
Demek ki Âdem aleyhisselam hakkında kullanılan “inin” kelimesi dünyadaki bir yerden başka bir yere inmek için de kullanılıyor. O halde “Ahiretteki cennetten dünyaya indirildiler” görüşüne bu ayet delil olmaz.
Delil 3: Kur’an-ı Kerim’de cennet kelimesi sadece Ahiretteki mükâfat yurdu olarak değil “dünyadaki bir bahçe” olarak da kullanılmaktadır. Bu şekilde yirmiye yakın ayet vardır. Aşağıya bu ayetlerden biri alınmıştır;
Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı (üzüm cenneti) vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekinlik koymuştuk. Derken onun büyük bir serveti oldu. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: “Benim malım seninkinden daha çok. Adamlardan yana da senden daha üstünüm. Derken kendine zulmederek bağına (cennetine) girdi. Şöyle dedi: “Bunun sonsuza değin yok olacağını sanmıyorum.” (Kehf 34)
Demekki Âdem aleyhisselam hakkında kullanılan “cennet”in illa ahiretteki mükâfat yurdu olması gerekmez. Kur’an dünyadaki bahçelere de cennet demektedir. Zaten cennet arapçada bitki örtüsü, bahçe anlamına gelir.
(Kur’an’daki dünya bahçesi anlamındaki ayetlerden ikisi lam-ı tarifle gelmiştir. Bu ayetler karşı görüşü savunanların delilleri incelenirken verilecektir.)
Delil 4: Âdem aleyhisselamın içine konduğu cennet (bahçe)nin özellikleri ahirette müminlere verilecek cennetin özelliklerine hiç benzememektedir. Konuyla ilgili aşağıya birkaç ayet verilerek yüzeysel bir karşılaştırma yapıldı;
(Bakara 82) İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır. Cennet ayetlerinin hemen hemen tamamında şart “iman edip iyi işler yapmak”tır. Âdem aleyhisselam hangi iyi işi karşılığında cennete konmuştu. Ayrıca cennet ebedidir hâlbuki Âdem aleyhisselama orada süresiz kalacağı söylenmemiş hata yaparsa çıkarılacağı söylenmiştir. Hatta şeytan Âdemi kandırırken “bu ağacın meyvesinden yersen burada ebedi kalırsın” demişti.
Demek ki Âdem aleyhisselamın girdiği cennet ahiretteki ebedi kalınacak cennet değildi.
(İnsan 24) Onlara şöyle denecektir : «Şüphesiz bu sizin için bir mükâfattır. Çalışma ve çabanız makbul görülmüştür»
Âdem aleyhisselam hangi çalışmayı yapmıştı da mükâfat olarak ahiret cennetine konmuştu?
(Maide 119) Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur.
Cennete girenler cehennemden kurtulmuş olurlar. Âdem aleyhisselam neden kurtulmuştu. Ayrıca Âdem aleyhisselam için (Şeytan sakın seni bu cennetten çıkarmasın sonra mutsuz olursun) deniyor. (feteşka)
(Araf 49) Girin cennete. Sizin için korku yoktur ve mahzun olmayacaksınız.
Hâlbuki Âdem aleyhisselamın hem ölüm korkusu vardı, hem cennetten çıkma korkusu vardı hem de cennetten (yani o bahçeden) çıkarılınca mahzun olmuştu.
(Yunus 10) Oradaki dirlik temennileri: “Selam”dır. Hâlbuki Âdem aleyhisselam girdiği cennette (bahçede) selamet yoktu. Çünkü onu şeytan sürekli vesveseleriyle rahatsız ediyordu.
(Ra’d 24) Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel.
Ahiretteki cennetten “yurdun sonu” diye bahsedilmektedir. Hâlbuki Âdem aleyhisselam o bahçeye henüz yurdun başında girmişti.
(Hicr 46) Oraya esenlikle ve güvenlikle girin.
Âdem aleyhisselam bahçesinde güvende değildi. Her an çıkma tehlikesi vardı. Nitekim korktuğu da başına geldi.
(Hicr 48) onlar ordan çıkarılacak değildirler.
Hepimizin bildiği gibi Âdem aleyhisselam bahçesinden çıkarılmıştı.
(Meryem 63) Onda ‘boş bir söz’ işitmezler.
Hâlbuki Âdem aleyhisselam bahçesinde geç boş sözü o kadar çok yalan söz işitiyorduki şaytan tarafından.
(Furkan 15) Ki onlar için bir mükâfat ve son duraktır. Âdem aleyhisselamın bahçesi ne mükâfattı ne de son durak. İmtihandı ve ilk duraktı (Veya başlangıç noktasıydı)
(Zuhruf 71) Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı her şey var.
Hâlbuki Âdem aleyhisselamın bahçesinde canı çekmesine rağmen bir ağaç yasaktı.
(Rahman 70) Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır.
Âdem aleyhisselamın bahçesinde hizmetçiler, huriler yoktu. Sadece eşi Havva annemiz vardı. Bir de şeytan.
(Vakıa 25) Orada, ne ’saçma ve boş bir söz’ işitirler, ne günaha sokma.
Ahiretteki cennette günaha sokma yoktur. Çünkü şeytan yoktur. Âdem aleyhisselamın cennetinde hem günaha sokma vardı hem şeytan hem de boş ve yalan söz.
(Fecr 30) Ey tatmin bulmuş nefis…… Cennetime gir.
Âdem aleyhisselam melek olmak veya ebedi yaşam arzusuyla yasağı çiğnemişti. Demek ki nefsi verilenlerden tam tatmin olmamıştı çünkü orası ebedi cennet değildi. İnsan nefsini ancak ebedi cennet tatmin edebilir.
Bunlara benzer daha pek çok ayetler vardır. Demek ki Âdem aleyhisselamın girdiği cennet ile ahiretteki ebedi cennet arasında isim benzerliğinden başka bir benzerlik yoktur.
Delil 5: Şeytan Allah tealaya isyan edince kınanıp alçaltılarak kovulmuş ve cehenneme gireceği söylenmişti. Kovulan bir alçağın ahiret cennetinde işi neydi? Şeytanın cennete girdiğini söylemek çelişkidir. Kur’an’da ise çelişki olmaz. Bazı eski gafil hikâyeciler şeytanın gizlice cennete girdiğini söylerler ki bu tam bir küfürdür.
Andolsun, senden ve içlerinde sana tabi olacak olanlardan tümüyle cehennemi dolduracağım (Sad 84)
Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım (Araf 18)
Delil 6: Orada kan dökecek ve fitne çıkaracak birini mi oluşturuyorsun? (Bakara 30)
Allah teala insanı yaratacağını söylediğinde melekler “kan dökmek ve fitne çıkarmak”tan bahsetmişlerdi. Hâlbuki ahiret cennetinde ne kan dökmek vardır ne de fitne çıkarmak vardır. Bilakis selamet yurdudur orası. (Krş. Hicr 28-29, Bakara 30…35)
Delil 7: Allah Teâlâ insanları ve cinleri imtihan için yarattığını açıkça bildirmiştir. İnsanların imtihanı Âdem aleyhisselamla başlamıştır. Cinlerin imtihanı ise daha önceden başlamıştı. İlgili ayetleri aşağıya yazıyorum:
Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zariyat 56)
O, amel bakımından hanginizin daha iyi olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. (Mülk 2)
Demek ki Âdem aleyhisselam da iblis de imtihan için yaratılmıştı. İmtihan için yaratılan Âdem’in imtihan sonunda imtihanı kazananlara verilecek olan cennete daha imtihan başlamadan sokulması ne ile açıklanabilr acaba? Bundan daha tuhafı, Âdem aleyhisselamdan önce imtihanı başlayan iblisin imtihanı kaybetmesine rağmen ve Allah tarafından kovulmasına ve cehennemlik olduğu açıkça söylenmesine rağmen ikram yurdu olan cennete girdiğini iddia etmek sanırım bir cinnet olsa gerek. Üstelik -bazı eski hikayecilerce- bunun gizlice olduğunu söylemek????? (Yani -haşa- Allah’tan habersizce)?????
Delil 8: Ahiretteki ebedi Cennet yurdunun şartları ile bu dünya şartlarının çok farklı olduğunu ayet ve hadislerden biliyoruz. Orada ölüm yok, hastalık yok, yaşlılık yok, bıkkınlık yok, yalnızlık yok, Allah’ı görme var, meleklerle konuşma var… Dolayısıyla insan vücudu da bu dünyadakinden farklı olacaktır. Ama dünya için yaratılan vücut yukarıdaki özelliklerin hiç birini taşımaz.
Âdem aleyhisselam ile ilgili ayetlere baktığımızda ise onun vücudunun dünyaya ait özellikler taşıdığını anlıyoruz. Âdem aleyhisselam dünyada yaratıldıysa -ki ayetlere göre öyledir- cennete çıkarılırken vücut mu değiştirmişti? Yok, cennette yaratıldıysa tebdil-i kıyafetle mi gelmişti dünyaya?
Aşağıdaki âlimler de Âdem aleyhisselamın çıkarıldığı cennetin dünyadaki bir bahçe olduğunu düşünmüşlerdir. (Gerçi bu bir delil değildir ama bazı insanlar delillerden ziyade kişilerin düşüncelerine önem verdiği için bunu ekledim)
Müfessirlerden Ebu’l-Kasım el-Belhî ve Ebû Müslim el-İsfahânî Âdem aleyhisselamın cennetinin dünyadaki bir bahçe olduğunu söylemişlerdir. (Fahru’d-din Razi)
Ayrıca Ubey b. Ka’b, İbn Abbas, Süfyan b. Uyeyne, Ebu Hanife, Maturidi de Âdem aleyhisselamın konulduğu cennetin dünyadaki bir bahçe olduğunu söylemişlerdir. (bk. Hadi’l- Ervah, İbn Kayyım el-cevziyye, Dımaşk sayfa 25) (Bu bilgi Mustafa İslamoğlunun gerekçeli mealinden alınmıştır.)
Âdem Aleyhisselamın Çıkarıldığı Cennetin Ahiret Cenneti Olduğunu Söyleyenlerin Delilleri:
1. Cenâb-ı Allah dedi ki: Kiminiz kiminize (nesilleriniz birbirlerine yahut müminlerle şeytan birbirlerine) düşman olarak inin. (Araf 24)
Bu ayette geçen “inin” kelimesini Cennetten dünyaya inin olarak yorumlamışlardır. Bu konuyla ilgili delillerimiz yukarıdaki DELİL 2 bölümünde anlatıldı.
2. Muhakkak bu (İblis) sana ve zevcene düşmandır. Sakın sizi Cennet’ten çıkarmasın; sonra zahmet çekersin. Çünkü senin acıkmaman ve çıplak kalmaman ancak burada mümkündür ve sen burada susamazsın ve güneşte yanmazsın. (Taha suresi 118-119.)
Bu âyetlerde Hz. Âdem’in yerleştiği Cennet’in anlatılan vasıfları, yani acıkmamak, susamamak, çıplak kalmamak, güneşte yanmamak, sevap ve mükâfat yurdu olarak mü’minlere va’d edilen cennet’e aid niteliklerdir. Bu vasıfta olan bir cennet (bahçe) dünyada yoktur. Öyle ise Hz. Âdem’in iskân edildiği Cennet, ahirette müminlere va’dedilen cennet’tir.
Bu ayeti kısaca değerlendirelim:
Bu ayet Âdem aleyhisselamın konduğu cennetin ahiret cenneti değil dünyadaki güzel bir bahçe olduğuna açık bir delildir. Bir kaç madde halinde arz edeyim.
a.) Ayette Âdem aleyhisselamın mutsuz, bedbaht olacağının bildirilmesi gideceği yere nisbetledir. Âdem aleyhisselam o bahçeden çıkarılınca Arabistan’ın kızgın çöllerine gönderilmişti. Çünkü yine Kur’an’dan biliyoruz ki Kâbe yeryüzünün ilk inşa edilmiş binasıdır. Yani onu Âdem inşa etmiştir. “inne evvele beytin vudia linnasi lellezi bibekkete” Yani Âdem aleyhisselam; suyu hazır, yiyeceği hazır, giyeceğini de kolayca bulabileceği her şeyiyle yaşamaya hazır bahçeden Arabistanın yakıcı kumlarına düşünce elbette böyle uyarılırdı. Çünkü güzel hazırlanmış bir bahçe insanı güneşten korur, susuz kalmaz (çağlayanları olur çünkü), acıkmaz ve orada çokça yaşayan hayvanlar sayesinde aç ve açıkta kalmaz. Yani bu dünya bahçeleriyle bile kolayca anlaşılacak bu ayet Âdem aleyhisselamın cennette iskân edilmesi gibi önemli bir olaya delil olmaz.
Özetle; Âdem aleyhisselamın mutsuzluğu, böyle her şeyiyle hazır bir bahçeden çıkarılıp zor şartlar altında yaşamak zorunda kalacağı çöl şartlarının mutsuzluğudur. Elbette insan çok güzel ve her şeyiyle hazır olan yüksek bir bahçeden kaynar çöle düşünce çok zahmet çeker, mutsuz olur. Zira burada su yok, yiyecek bulmak çok zor, güneş kavurur, doğru dürüst bir hayvan yok ki giyim kuşam elde etsin.
Aşağıda da “bu ayete göre o bahçenin ahiret cenneti olamayacağının” delilleri var.
b.) Ayrıca bu ayette “şeytanın çıkarmasından” bahsediliyor. Bu da tamamen dünya hayatına işaret ediyor. Çünkü ahirette yegâne malik Allah Teâlâ’dır. Ondan başkası ne izinsiz aykırı konuşabilir ne de aykırı bir iş yapabilirler. Ama dünyada Allah Teâlâ iblise ve şeytanlaşmış insanlara mühlet vermiştir. Her türlü melaneti yapabilme imkânları vardır. Böylece çoğu insanı sapıtır ve nimetlerden mahrum ederler. Böylece insanları huzurlu bir hayattan huzursuz bir hayata çıkarırlar.Madem bu ayetlerdeki özellikler cennete hamlediliyor. Peki, cennette ölüm var mı ki şeytan Âdem’i ölümle korkutuyor ağacın meyvesini yerse ebedi yaşayacağını söylüyor? Cennette zaten ebedi yaşanmayacak mı?
Cennette şeytan var mı? Cennette yalan var mı? Cennet selamet yurdu değil midir? Oraya girenin ne imtihanı olur ne düşmanı ne de oradan çıkarılma tehdidi ve korkusu. Bunlar tamamen bu dünyaya ait şeylerdir. Âdem aleyhisselamın bahçesi ile ebedi cennetin karşılaştırılması yukarıdaki Delil 4 bölümünde yapıldı.
Ayette geçen ifadeleri biz günlük hayatta bile kullanırız. “Aç değil açık değilsin içinde bulunduğun nimetin kıymetini bil” deriz. O halde ayette geçen ifadeler Âdem aleyhisselama verilen bahçenin güzelliğine ve içinde bulunduğu konumun rahatlığına işaret eder.
Evet, Âdem aleyhisselamın durumunda cenneti hatırlatan üç-dört ifade var. Ama bu ifadeler dünya bahçeleriyle bile kolayca açıklanabilir. Hâlbuki Âdem aleyhisselamın içinde bulunduğu durumun cennetle asla bağdaştırılamayacak 10-15 sebebi var. Bunlar yukarıda Delil 4 kısmında karşılaştırıldı. O halde ayetlere Kur’an bütünlüğünü bozmayacak şekilde anlam vermek zorundayız.
3. Cennet” lafzındaki umum ifade etmeyen elif ve lam (lam-ı tarif) dir. Çünkü bütün cennetlerde birden yerleşmek imkânsızdır. Bundan dolayı bu cennetin, daha önce zikredilmiş olan belli bir cennet olarak anlaşılması gerekir. Müslümanlarca bilinen, belli olan cennet ise sevab yurdu olan cennettir. Binaenaleyh ayetteki “cennet”i bu manada anlamak gerekir.Bu da kuvvetli bir delil değildir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de ahiret cennetiyle ilgili olan pek çok ayet elif lamsız gelmiştir. (Bakara 25, Ali imran 15, Nisa 122……) Pek çoğu da elif lam ile gelir. Dünyadaki bir bahçeden bahseden Kalem 57 ve Kehf 33. ayetlerinde de cennet kelimesi elif lam ile gelmiştir. Bu durum bu delili zayıflatmaktadır. Elbette bu ayetlerin elif lamlı olup olmaması dil yönünden önemli ayrıntı ve anlamlar ifade eder, bu şüphesiz. Ama bu anlamın ne olduğunu tesbit ederken Kur’an bütünlüğünü bozmamak ve ayetleri kendi aralarında çelişki oluşturmayacak şekilde anlamlandırmak zorundayız. Zira Kur’an’da çelişki zaten yoktur. Ama bazen çelişki bizim yanlış veya eksik anlamamızdan kaynaklanabiliyor.
4. Yine bazı haberlere göre: Allah meleklerinden birisine dünyanın her yerinden topraklar getirterek Hz. Âdem’i Cennet’te yaratmıştır.
Bunun hiçbir sağlam delili yoktur. Bu tamamen bir kurgudur. Çünkü Allah teala Nuh suresi 17. ayette: “Allah, sizi yerden bitki bitirir gibi bitirdi (yarattı.) Sonra sizi yine oraya döndürecek ve kesinlikle sizi (yeniden) çıkaracaktır.” buyuruyor. Bu ayet bütün bu hayalleri silip atıyor. Ayrıca bak. Delil 1.
SONUÇ
Malumunuz Kur’an-ı Kerim insanların bir takım iddiaları karşısında pek çok ayetinde “delilinizi getirin bakalım” diye davalarını isbat etmelerini istemektedir. Böyle ayetler pek çoktur. Bunlara sadece bir örnek verelim:
De ki: “Kesin delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların kitabı ve benden öncekilerin kitabı.” (Enbiya suresi 24)
Yani Allah teala bir iddia ortaya atanlardan kitabi bir delil istemektedir. Yine O şöyle buyurmuştur: “Qul: felillahil huccetul baliğa” (Enam 149)
Fakat malesef biz müslümanların bir alışkanlığımız vardır. Önce sağlam bir delile dayanmadan bazı teoriler, düşünceler öne atarız. Sonra “Alah’ın buna gücü yetmez mi? Alllah istese böyle yapamaz mı?” diye mantık yürütürüz. Elbette ki Allah tealanın her şeye gücü yeter. Ama Allah’ın gücüyle delil getirilmez. Allah tealanın bir sistemi vardır. O sisteminin (sünnetinin) kesinlikle değişmeyeceğini onlarca ayette defalarca bildirmiştir. Sistemini de bize kitabında anlatmıştır. Örneğin Allah istese bir peygamberini cehenneme atabilir mi? Allah’ın buna gücü yetmez mi? Elbette Allah’ın her şeye gücü yeter ama O böyle yapmaz. Çünkü O sünnetinde değişiklik yapmaz. Kendine kulluk edenleri cennetiyle ödüllendireceğini bize bildirmiştir. Allah’ın bildirdiği bu apaçık gerçeğe rağmen hiç bir delile dayanmadan tamamen “Allah istese yapamaz mı” mantığıyla hareket ederek bir peygamberin cehenneme gideceğini iddia etmek ne kadar abestir. Ne kadar usülsüzlüktür. Bu meselede sınırlar o kadar aşılmış ki; Allah tealanın “şunu kesinlikle yapmam” dediği konularda bile çeşitli hayallere dalınmış, kafadan hükümler verilmiş, delil olarak da “Allah istese yapamaz mı” denmiştir. Bunun pratikte ve gerçek hayatta çok örneği vardır. Ama konumuzu dağıtmamak, mecrayı değiştirmemek açısından yukarıdaki hayali örnek yeterli.
Bizim konumuzda biraz buna benziyor. Yukarıdaki verdiğim ayetlerde Allah Teâlâ apaçık olarak Âdem aleyhisselamı dünyada yarattığını bildirmiştir.
İnsanı kendine kulluk için yarattığını da biliyoruz.
Dünya hayatının da imtihan hayatı olduğunu ayetlerden biliyoruz.
Cennetin ise ödül yeri olduğunu yine ayetlerden biliyoruz.
Zalimlerin cennetin kokusunu bile alamayacaklarını yine ayetlere göre biliyoruz.
Kur’anda “Cennet” kelimesinin sadece ahirette verilecek ödül yeri anlamında kullanılmadığını da ayetlere göre biliyoruz.
Bu kadar delile rağmen Âdem’in dünya için yaratıldığını sonra cennette misafir edildiğini sonra yeryüzüne gönderildiğini nasıl ve neye göre söyleyebiliriz?
Mehmet GÜNGÖREN
Din Kültürü Öğretmeni
E-posta: mgungoren78@gmail.com
1345 kez okundu
Müslüm Bey e ve M. Enes e kısmen katılıyorum. Buraya dini içerikli konular yazarken sağlam kaynaklardan yazdıklarına dair, alıntı yaptıklarına dair açıkllama getirmeleri lazım.
Kaynak göstermeleri gerekir düşüncesindeyim.
Mahmut Hocam muslum bey Nizip.com sitesine Dini Konular acilmasina karsi. Bende bu dusunceye karsiyim....
Niye dini içerikli konular yazılmasın öyle bir yasak filan mı var ki.
İşine gelmeyen bu bölüme girmez okumumaz. Mesela bu sitede herkes Müslüm Bey in yazılarını okuyor mu? Benim yazılarımı okuyor mu ? Herkes belirli kurallar çerçevesinde çeşitli konularda yazar site yönetiminin kontrolünden geçerek yayınlanır.
Herkes herkesin yazdığını okuyacak diye bir kural yok ilgilenmiyorsa okumaz.
Yanlış bir düşünce içindesin, benim karşı çıktığım dini bilgi karmaşası, her önüne gelen internetteki her hangi bir yazıyı alıp siteyede yayınlarsa olmaz, bu yazının doğruluğunu hangimiz tespit edeceğiz, o sebeple yazıyı aldığı yeri mutlaka belirtmelidir, bu sebeple admin durmadan gidip savcılığa ifade veriyor. Ayrıca bu arkadaşımız kimse 2 gündür peş peşe belki 20 başlık olmuştur, durmadan konu açıp duruyor, ben alıntı yaptığı bir siteye girdim, ve hemen kapamak zorunda kaldım çünkü sitede arkadaşlıktan tutunda seks hapları ve seks görüntüleri var dı, altında da dini bilgiler, bu bilgilerin ne derece doğru olduğunu bilemeyiz. Ben bu konunun yetkililerininde açılan konuları incelediğini sanmıyorum, çünkü hiçbiri ortalarda yok.Cali;229631 wrote:Mahmut Hocam muslum bey Nizip.com sitesine Dini Konular acilmasina karsi. Bende bu dusunceye karsiyim....
Ya ben Turkceyi Unutuyorum yada anlamam iyice kitlasmis... Bu mesaji yonetim bolumune tasiyip yoneticiler tartissin, sonrada gorsulerini buraya yazsinlar...müslüm akpek;229586 wrote:Dini içerikli bu konuları dini sitelere açınız, burası dini bir site değildir.
Çok iyi anlamışsın ama azıcık Türkçeyi unutmuş olabilirsin malum yaban ellerdesin.:pCali;229637 wrote:Ya ben Turkceyi Unutuyorum yada anlamam iyice kitlasmis... Bu mesaji yonetim bolumune tasiyip yoneticiler tartissin, sonrada gorsulerini buraya yazsinlar...
Yani sana yazdigim bu mesajimda haklimiyim?Cali;229614 wrote:Madem Nizip.com sitesinde Dini icerikli konular bolumu var bu demek oluyorki din iceren konular acilabilir... Konu acmak isteyen kimse senden izin almak zorunda degil. Eger burda birseyler soylenmesi gerekiyorsa bu ne sana, nede bana duser, ADMIN varken... Muslum abi Uyeleri Yonlendirme Lutfen.. Sen okumaya bilirsin ama aramizda okuyan vardir mutlaka...
Sevgili Cali ben hoca değilim sadece mukallid(yani taklitçi) olmamak adına bana söylenen herşey inanmak yerine,her duyduğumu önce araştırıp sonra kabul etme anlamında (ki müslümana düşende budur bence)bir tarzım var...Müslüm abi kötü niyetli birisi değil ama bu konularda belkide biraz zayıf olduğu için böyle tepki veriyor...Bazı insanları şeytan; ibadette neymiş insanın kalbinin temiz olması lazım der ve kandırır ama islam dini slogan dini değil icraat dinidir.Ne malum belki Müslüm abi de çok fazla ibadet ediyordur da riya olmasın diye böyle davranıyordur...Müslüm abi bu sitenin yöneticisi değil sadece bir üyesi buna müdahele hakkı yok ama siteyi sahiplenme iç güdüsünden böyle davranıyordur diye düşünüyorum.:) Ee şimdi Adminde müslüm abide ançeketli,ikiside enikçi,ikiside Akpek olsun o kadar canım...:D:D:DCali;229631 wrote:Mahmut Hocam muslum bey Nizip.com sitesine Dini Konular acilmasina karsi. Bende bu dusunceye karsiyim....
Senin Canin sagolsun Menes abi, Aa Bele de Canimi yi :)
Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.