Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Balkh, aynı zamanda Zerdüşt'ün de doğum yeri. Kurulduğu yer itibarıyla stratejik öneme sahip. Hem doğal yollar üzerinde hem de Amu Derya'ya katılan sulara yakın. Balkh, aynı zamanda Mevlâna'nın doğum yeri.
Mezarı Şerif'in 20 km kuzeybatısındaki Balkh, arkeologlar için bir hazine ama bu hazine kutusu henüz açılmamış. Eski şehri çevreleyen surlardan geriye kalanlar 3,5 km uzunluğunda ve 3 km enindeki taş duvarlar.
Anadolu'nun büyük filozofu Mevlâna Celaleddin Rûmi, 30 Eylül 1207 yılında Balkh'da doğmuş ve 17 Aralık 1273'te Konya'da ölmüş. Babası Bahaeddin Valahti Veled, alimlerin sultanı olarak adlandırılmış. Onun bilgisinin derinliği ve ahlakının gücü sorgulanamayacak kadar güçlüymüş. Mevlâna 5 yaşına geldiğinde, doğudan gelen Moğollar, Balkh'ı tehdit etmeye başlamış. Bahaeddin Veled de Balkh'ı terk etmek için zorlanmış, tıpkı diğer aydınlar gibi. Nişabur'a giden Mevlâna ve ailesini, babasının ününü duyan herkes ziyaret etmeye başlamış. Bunlardan biri de Feridüddin Atar'mış. O zamanlar bir çocuk olan Mevlâna için, yanında Esraname adlı bir kitap getirmiş. Sonradan anlatılan hikayelere göre, Mevlâna Esraname'yi hiç yanından ayırmayacaktır.
Üç gün Bağdat'ta kalan Bahaeddin Veled, Nişabur'dan Kûfe'ye gider, oradan Kâbe'yi ziyaret eder ve hacı olur. Şam'ı da ziyaret eder ve Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde üzerinden Karaman'a gelir. Burada 7 yıl kalacaklar ve 18 yalına ulaşan Mevlâna, Semerkant'lı Lala Şerafettin'in kızı Geher Hatun'la burada evlenecektir.
Mevlâna'nın iki oğlu olur. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykûbat, Bahaeddin'in ününü duyar ve onu Konya'ya davet eder. Herkes ona büyük saygı gösterir. 1231'de Bahaeddin Veled öldüğünde, Mevlâna 24 yaşındadır. Ve babasının yolundan gitmeye karar verir. Birgün babasının öğrencilerinden Seyit Burhaneddin Muhakkik'le karşılaşacak ve bu olay hayatının seyrini değiştirecektir. Ondaki cevheri gören Muhakkik ona şöyle demiştir: "Senin bilgide benzerin yok, sen seçilmişsin... Babanın gücü vardı. Sen de sözcükleri bırak, yalnız kalsınlar ve babanın gücünü ait olduğu yere bak. Bunun için çalış ve başar, dünyayı güneş gibi aydınlat."
Mevlâna kendi hayatı için üç kelimeden fazla laf etmemiştir: "Hamdım, piştim, yandım..."
Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman, sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu. Resim kaynağı
Mevlâna'yı dünyaya tanıtmak için çalışmlara yapılıyor. Bunlar hem Türkiye kaynaklı hem de Afganistan hükümetinin bizzat yürüttüğü çalışmalar. Örneğin Türk İşbirliği ve Kalkındırma İdaresi, Mevlâna'nın doğduğu medreseyi restore etmeyi planlıyor.
Kâbil'in içinde Mevlevîler'in gittiği bir dergâhın bulunduğu bir sokak... Ortaçağ görüntüsündeki bu sokakta, müzik seslerine doğru ilerlemek yeterli. Perşembeyi cumaya bağlayan her gece, Mevlevî dergâhlarında törenler yapılıyor.
Pehlivan tekkesi adı verilen bu dergâhın içinde iki tane de türbe var. İslamiyetin ilk yıllarında bölgeye gelmiş iki Arap din adamının türbeleri. Mevlevîler için biri aşkı, diğeri bilimi temsil ediyor.
Mevlevîliğin derin bir felsefesi var. Bunu anlamak için sadece dergâhları gezmek yeterli değil. Bu konuda bilgisi olanlara da danışmak gerek.
Dergâhta zikr töreni sırasında imam, Mesnevi'den bölümleri okur. Etrafındaki kalabalık kendini şiire kaptırır ve zikr başlar.
Otantik bir ev olan bir diğer dergâh, tıka basa dolu. Gecenin kutsallığını paylaşmak için herkes dergâha akın etmiş. Evin avlusunda yemek ve çay servisi yapılıyor. Birinci katta ise büyük bir hareket var. Burası büyük bir salon.
Salonun dibinde müzisyenler için bir bölüm ayrılmış. Yöreye özgün aletler kullanılıyor. Sitar, sentur, garbon. Aşıklar Mesnevi'den şiirler söylüyor. Burası farklı bir dünya. Dış dünyadan tamamen ayrı. Burada yaşamak zikretmek demek sanki. Zikr havasına bürünenler, kendilerinde değiller. Yüzlerce yıl geriye ışınlanmış gibiyiz. Tek fark, teknolojinin devreye girmiş olması. Cep telefonları dergâhta olmayanlara da zikri yaşatıyor... Batı icadı bu aletler sayesinde, dergâhın ortamı aynı anda, bir başkasına mesaj atılabiliyor.
ABD harekatından sonra yeniden inşa edilmeye başlanan Afganistan'da Türk firmalarına çok iş düşüyor. Bunu etrafta süren inşaat faaliyetlerinden anlamak mümkün. Ya da çarşıda satılan ürünlerden. Afganistan'da klasik Afgan ekmeği naan dışında sıra, Türk ekmekleri de satılır olmuş.
Mehmet Ali Gül, Afganistan'da kurduğu ekmek fabrikası sayesinde, iyi bir kazanç elde etmiş. Fabrikada üretilen ekmekler hem lokantalara satılıyor, hem de şehirdeki seyyar satıcılara.
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi bir yılı aşkın bir süredir Afganistan'da çalışıyor. Kuzeyde Mezarı Şerif'te sekiz okul inşaatı, Samengan'da kız meslek okulu, üç hastane, iki ana çocuk sağlığı kliniği inşa edilmiş durumda. Afganistan'ın demokrasiye geçiş sürecinde, Türkiye'den büyük destek gördüğü ortada. Bu destekler sayesinde tarihi geçmişimizin bu derece kesiştiği, ortak paydalara sahip olduğumuz Afganistan; gelecekte Yakın Doğu'daki yerini alacak. Bugünler geride kaldığında, Afganistan, sahip olduğu sağlam temellerin üzerinde yeniden ayağa kalkacak.
Güzel sesli bir hafız Kur'an okuyordu. Kulağına gelen bu güzel sesten etkilenen Hz. Mevlânâ da gözyaşıyla dinliyordu. Bu sırada elini ağzına kapayarak esneyen bir adam, Mevlânâ'nın bu gözyaşlarına bir mana veremeyerek sordu:
-Efendi Hazretleri niçin ağlıyorsunuz, ağlanacak bir şey mi var ortada?
Mevlânâ esneyen adama anlayacağı dilden cevap verdi:
-Güzel sesli hafızlardan gelen Kuran sesi bana, cennet kapısının açılış sesi gibi geliyor da onun için...
Esnemeyen devam adam da başını sallayarak:
-Bana da cennet kapılarının açılış sesi gibi geliyor, dedi. Mevlânâ küçük bir düzeltme yaptı:
- Aramızda ince bir fark var, dedi. Senin duyduğun ses, cennet kapısının açılış sesi değil kapanış sesi olmalıdır. Çünkü dedi, açılış sesi gözyaşı döktürür, kapanış sesi ise uyku getirir...
Papazın biri pazarda alışveriş yaptığı satıcıyla sıkı bir pazarlık yapmış,satıcı da arkasından bunlar ne cimri adamlar, diye söylenmeye başlamıştı. Mevlânâ, bu cimri sözünden dolayı satıcıyı ikaz etti:
-Papazın arkasından böyle konuşma. Onlar senin dediğin kadar cimri değiller. Aksine çok cömert insanlar. Baksana dedi, onlar İslam'ı da, imanı da, cenneti de size bırakmışlar. Bundan daha büyük cömertlik olur mu?..
Bilindiği üzere Hazreti Mevlânâ'yı derin ve anlaşılması güç sözleriyle etkisi altına alan Şems-i Tebrizi'den talebeleri ve halk şikâyetçi olmuş, hatta Mevlânâ'yı kendilerinden koparan sapıkça sözlerin sahibi biri diyerek Şems-i Tebrizi'ye düşmanlık beslemeye dahi başlamışlardı. İşte böyle bir devrede Hazreti Mevlânâ talebeleriyle birlikte giderken, yol kenarında önündeki kemiği yiyerek yavrularını emziren bir köpek görünce birdenbire durur. Yanındaki talebelerine dönerek:
-Biliyor musunuz, der, içinde bulunduğumuz hali şu gördüğümüz tablo ne güzel izah ediyor. Şöyle devam eder:
-Bu yavrular der, şu koca kemiği yemeye kalksalar inci gibi ince dişleri kırılır, helak olurlar. Ancak anne güçlü dişleriyle o kocaman kemiği rahatça kırıp un ufak ederek yiyip süte çeviriyor ve yavrularına faydalı bir gıda olarak sunuyor.. İşte der, Şems'in sözleri de bana o kemik gibidir. O sözleri ancak ben hazmederim, sizleri o sözlerle ben beslerim. O halde siz Şems'in sözlerine değil, benim süt gibi yorumlarıma kulak verin, o sözleri benden dinleyin!
Gerçekten güzel bir çalışma olmuş,ellerine kollarına sağlık.
Dünyaya MEVLANA'yı tanıtma çalışmaları varmış:),tabii ki vardır,ama inanın dünya bizden daha iyi biliyor MEVLANA'yı.
Bu gün Şeb-i Arus'un (Düğün gecesi), onun bizzat kendi deyimiyle bu vuslatın 736. yıldönümü.Hepimizi ortak paydalarda birleştiren Mevlana Celaleddin Rumi'nin ruhu şad olsun. Onun eşi bulunmaz klavuz niteliğindeki kelamlarının ve Yaradan aşkıyla dolu oluşunun bereketinin üzerimizden eksilmemesi dileğiyle...
Ben size;
Gizlide ve açıkta, her yerde Allah'tan korkmayı,
Az yemeyi,
Az uyumayı,
Az konuşmayı,
Allah'ın buyruklarına boyun eğip, günahlardan kaçınmayı,
Oruç tutmak ve namaz kılmakta devamlılığı,
Daima şehvetten kaçınmayı
İnsanlardan gelebilecek eza ve cefaya tahammül etmeyi,
Cahil ve sefihlerle düşüp kalkmaktan uzak durmayı,
Güzel davranışlı ve salih kişilerle birlikte olmayı vasiyet ederim.
İnsanların hayırlısı, insanlara faydası dokunandır.
Sözün hayırlısı da az ve öz olanıdır.
Hamd yalnız, tek olan Allah'a mahsustur.
Tevhid ehline selam olsun.