Muammer C. MUŞTACemil Meriç, edebiyat ve düşüncenin hemen her alanında eserler veren çok yönlü bir düşünce ve sanat adamı. Bu iki yönü birbirini etkilemekte; sanatçı coşkunluğu düşünce eserlerine ilham ve hız verirken edebi çalışmaları da düşüncenin kılavuzluğunu yansıtıyor. Ele aldığı problemlere disiplinler arası yaklaşabiliyor. Geniş kültürü ve eşsiz entellektüel yetenekleriyle umulmadık sentezler meydana getirebilmekte.Cemil Meriç, RusselPin Witgenstein hakkında söylediği gibi, sadece sekiz beş mesaisi yapan bir düşünce adamı değil. Düşünme ve üretme hayatının gayesi halinde. Hayat çizgisi onu çoğu zaman en olumsuz şartlara doğru sürüklerken, düşünce hayatımızın belli başlı bütün alanlarına girmesini de sağlamış. Antakya'da doğması konuşulan Arapçaya intibakını, Fransız okulunda okuması Fransız kültürüyle temasını mümkün kılmış. Genç yaşta materyalizmi, sonra da marksizmi kabulü, onun uzun süre başka felsefi arayışlara kapısını kapamasına, ama kendini bu yönde derinleştirmesine yol açmış. Cemal Meric'in bundan sonraki entellektüel serüveni, gözlerinin kapanmasına ve maddi bakımdan olumsuz şartlar içinde olmasına rağmen oluşmakta. Marksizmin kökleriyle ilgili yaptığı Saint Simon ve Prudhon ile ilgili incelemeleri, sonra Hint Edebiyatı ile ilgili yaptığı çalışma. Son yılları bu büyük birikim içinde kültürümüzün çeşitli alanlarına ait özgün çalışmalarını yansıtıyor.İlk olarak Cemil Meric'in düşünce tarihimize ait yaptığı bir değerlendirmeyi ana hatlarıyla özetleyeceğiz:Cemil Meric'e göre "Ondokuzuncu asra kadar Osmanlı ülkesinde bir ortak şuur vardı: İslâmiyet. Vahye dayanan bir hakikatler bütünü... "Avrupa'nın maddi fetihleri, çöküş devri ulemâsını afallatır. İslâm'ın inkırazı, hikmetine akıl erdiremedikleri bir gazab-ı ilâhidir. Susar ve sahneden çekilirler. Yerlerini Avrupa'nın imal ettiği yeni bir insan tipi alır: Müstağrib. Hem suda hem karada yaşayan bir hilkat garibesi giderek büsbütün kopar mazisinden. Artık ne Asyalı, ne Avrupalı'dır. Ne müslüman, ne Hıristiyan... "Batının sosyal ve politik tarihi bilinmeden ideolojileri kavranabilir mi? İdeoloji bir bütündür... "Kaldı ki müstağripler bu ideoloji enkazını nasslaştırırken Batı'da yeni yeni çelişkiler beliriyordu..."Batılaşmak, Batı irfanı ile kaynaşmaksa, batılaşmamıştık. Batı medeniyeti liberalizme dayanıyordu. Liberalizm sanayileşen Avrupa'nın, başka bir deyişle burjuvazinin dünya görüşüydü. Bizde ne sanayi vardı, ne burjuvazi... Avrupalıyı tanımıyorduk, ama kendimizi de unutmuştuk. Korkuyorduk düşüncelerdren, zirvelerde dolaşmamız yasaktı. Batı'yı batı yapan düşünce fatihlerinin yalnız ismini biliyorduk... 60'lardan sonra sedler yıkıldı, izm'ler bulanık bir sel gibi aktı ülkemize... Yasak bölge kalmamıştı artık. İslâmiyet de serbestti, sosyalizm de."İslâmiyet serbestti ama müstağribler için bir abesler yığınıydı, din gericilikti... "Sosyalizm, Tanzimatla başlayan batılılaşmanın, Cumhuriyetle kökleşen laik ve pozitif düşüncenin en efendice, en tabii sonucu değil mi? "Bir anlamda ilk defa batılaşıyorduk. Marx, bütün eserleri dilimize çevrilen ilk ve son batılı yazar... Okuyan gençlik düğüne gider gibi ölüme koştu, sosyalizm uğruna. Bilmiyordu ki,1. Hiç bir düşünce bir ülkeden ötekine olduğu gibi aktarılamaz.2. İnsan düşünce için değil, düşünce insan içindir.3. Batan bir ülkeyi bir anda kurtaracak hiçbir sihirli formül, yani izm yoktur.4. Avrupayla aramızda aşılmaz bir duvar var. Doğu, kapitalist için de, sosyalist için de sömürülecek bir alandır. Doğulu ise bir yarı insan, şüpheli bir yandaş, tek kelimeyle düşmandır.5. Zilletten kurtulmanın tek yolu haysiyetimizi ispattır. Haysiyet, şuur ve fedakârlık demek. Şuur hiç bir kiliseye bağlanmamak, her vesayeti reddetmek, kapılarını her ışığa açmak demektir. Fedakarlık ise inandığı değerler uğruna her çileyi göze almak, hatta ölümü bile..."Marksizm de dışardan gelen bütün ideolojiler gibi bir felâket kaynağı olmuştur. Çünkü çocuklarımız hazırlıksızdılar. "Ama marksizm şuurlanmamıza da yardım etmiştir. Evet. Türk insanı papağan batıcılıktan gerçek batıcılığa marksizmin sayesinde geçebilmiştir... Batı'dan icazet almadıkça Batı'yı tenkit edemezdik. Marksizm bize bu icazeti verdi. Yani şuurumuza takılan zincirleri kırdı ve Avrupa büyüsünü bozdu." (Mağaradakiler 32-7)Cemil Meric'e göre "hiç bir tefekkür hasbî değildir. Düşünce, bir meydan okuyuşa idrakimizin verdiği cevaptır. Düşman bir tabiat, düşman içtimai sınıf veya düşman bir topluluk... Hasbî düşünce ana tezadlarını halletmiş cemiyetler için bile lükstür ona göre. "Evet düşünce adamı bir zümrenin emir kulu değildir, hiçbir merkezden talimat almaz. Bir partiye bağlı olmayabilir. Ama tarihe angajedir, kucağında yaşadığı topluma angajedir. Yani vatandaş olarak vazifeleri vardır: Belli savaşları kabul etmesi, belli tehlikeleri göze alması lâzımdır. Bir devrin şuuru olmak zorundadır..." (Mağaradakiler. s. 72 vd.)Aynı hadiseyi bir günlüğünde daha sonraki gelişmeleriyle dile getirir: "1914 savaşında şehir dolusu aydın kaybettik. O savaşı yedek subaylar yaptı. Yedek subaylar yani intelijansiya." Aydınlara yönelik çeşitli baskılardan örnekler veren Cemil Meriç şöyle bağlar: "Harman beygirine verilen hürriyet, aydına ihsan edilen daha büyük ve daha gerçek. Aydın yani başkasının kafasıyla düşünmeyen, yani hiç olmazsa çok kaba mitleri ve "mystifıcation"ları yutmayan. Zavallı kinlerimiz! Meşrutiyet aydını için, frenkleşmiş Meşrutiyet aydını için, düşman islâmiyetti. Korkunç bir şaşkınlık içindedir o aydın... Yani bizde "athe'e", düşünmemek için Allah'ı inkâr eder, meseleyi basitleştirir böylece. Düşünmemek için müslümandır, doğmaların gölgesinde şâd, uyurda uyur." 11.8.1963 (Jurnal, 215)Cemil Meriç bu hazır reçetelere yönelen günümüz düşünce adamının eski örneklerinden daha sığ ve hazırlıksız olduğu, problemlerin adeta dışında kaldığı kanaatindedir. Rıza Tevfik'in yarım kalan "Kamus-ı Felsefecinden ateizm maddesi değerlendirdiği bir yazısında parlak lafızların altında saklı derin bir acıyı sezer gibi olduğunu belirtir. Ona göre cumhuriyet öncesi aydınlan, yalnız erişilemeyecek bilgi irtifaları ile değil, tereddüt, şüphe, isyan ve çileleriyle de ilerdedirler. Sonra Rıza Tevfik'in üstünlüğünün nereden geldiğini sorar. Rıza Tevfik Batı dilleri yanında Arapça ve Farsça'da bilmektedir: "Yani hem yaşadığı dünyanın irfanına, hem de Avrupa'nın irfanına konmuş"tur. "Rıza Tevfik'in kaynaklan arasında, Voltaire'in "Felsefe sözlüğü", Frank'ın "Felsefi İlimler Kanunu", "Grande Encylopedie", Draper'in "Avrupa'nın Fikri Tekâmül Tarihi" kitaplan vardır: Fakat aynı zamanda "Üstad nice kelam kitaplan okumuş, Doğu'nun şairlerini konuşturmuştur." (Kültürden İrfana, 208)Cemil Meriç düşünce tarihimizde aydınlar hakkında yapılan bir çok değerlendirmenin yanlış, bir çok kavganın da manâsız olduğu kanaatındadır: Ona göre "Düşünce tarihimizin faciası, birbirini anlamak, birbirini tamamlamak için yaratılmış aydınların bütün güçlerini birbirini yıkmaya harcamaları olmuştur. Muallim Naci ile Recaizade'yi kanlı bıçaklı düşman yapan bir fikir ihtilâfı mı idi? Hayır, mânâsız bir gurur sürtüşmesi... Fikret'le Akif'in anlaşmazlığı da ayrı bir faciadır üstada göre: "Fikret, fildişi kulesine mahpus, yüzde yüz ferdiyetçi bir sağ, Akif, damarlarında tarihin nabzı atan bir halk çocuğu, Batı'nın anladığı manâda tam bir sol"dur. Talihsizliğe bakın ki, Fikret solun, Akif de sağın bayrağı yapılmıştır. (Kültürden İrfana, 229)Cemil Meriç Peyami Safa, Nazım kavgasında da benzer bir traji komedinin izlerini görmektedir. Cemil Meriç yazılarında kendini de değerlendirir: Bir günlüğünde şöyle demektedir. "Kartallar uçmadan önce ücra kayalıklarda talim yaparlarmış. Tefekkür tek insanın işi değil. Ben bir Descartes, bir Spinoza olamazdım? Bu bir kromozom meselesi değil. Hotantolar içinde büyüdüm. Okumak istediğim zaman dövdüler, kitaplarımı yırttılar. Nihayet kütüphanem yağma edildi, hapse atıldım v.s.... Cemiyet belkemiğimi kırdı. Uçmak istediğim zaman ancak sürünebiliyordum."Evet belki bir Spinoza olamazdım. Ama Batı yalnız Spinoza mıdır? İnsanlara kalbimin bahçesinden çiçekler devşirdim. Ve kucağımda çiçekler kapılarım çaldım. Kapılar açılmadı... Coğrafi kader, biyolojik kader, sosyal kader. Bunlardan bir tanesi benden çok daha kabadayısını felce uğratmaya kâfi iken üçü birden çullandılar üstüme..." (Jurnal, 129)Cemil Saliba'nın İbn Sina ile ilgili eserini tanıtmak için yazdığı yazıda düşünce adamı için ortaya konduğu ölçüleri kendine ve devrine uyguluyor gibidir: "Hülâsa Cemil Saliba'nın emrinde Doğu'nun ve Batı'nın bütün hazineleri var. Kendi medeniyetinden kopmamış, Batı'daki gelişmelerden haberdar. Biz bu bahtiyar ilim adamlarıyla nasıl yarışacağız? Dilimiz yok, mefhumları tanımıyoruz, ne Aristo'yu bilenimiz var, ne de efiatuniye mektebini. Önce diz çöküp okumak, anlamağa çalışmak, sonra da, ömrümüz kifayet ederse ve becerebilirsek, yapılan çalışmaları dilimize aktarmak... Belki bu sayede biz de yıllarca sonra irfan kervanına katılabiliriz... (Kültürden İrfana, 188)Cemil Meric'in kültür ve düşünce adamı kişiliği bu satırlarda kendini göstermektedir. Cemil Meriç'te herşey için reçete bulmağa, kitaplarından doktrinler çıkarmağa kalkışmamak gerekir. Cemil Meriç belki imkânları yeterli olsaydı, belli alanlarda daha da derinleşerek orjinai görüşler geliştirebilirdi. Ancak Cemil Meriç böyle bir çalışmanın nasıl ortaya konabileceğini ve neye mal olacağını iyi bilir. O, kendi insanının önüne eksik ve acele kurulmuş yapılarla gidemezdi. Onun reçeteleri hep denenmiş, bir ömür pahasına denenmiş reçetelerdir. Gerçeğin gördüğü kadarını söyler ve sizi de yola davet eder; çilenin araştırmanın yoluna. Bütün o yoğun cümleler size geçmiş tecrübeleri özetler, bütün o belagat size de o yolda yürümenin zevkini tattırmak içindir. Bu bakımdan Cemil Meric'i her okumadan sonra reçetesini bulmuş insanların rahatlığı içinde kitabınızı kapatamazsınız. Her Cemil Meriç okuması yeni okumalara ve yeni tedirginliklere davet eder sizi. Bir ateş düşer beyninize ve yüreğinize.Cemil Meriç işte o ateşi hiç küllendirmeden bütün ömrü boyunca yakmayı bilmiştir. Yukarıdaki parçada da görüldüğü gibi kendini hazırlıklarının daha dışında gayretlere atabilecek, çekinmeden bu hazırlıklara sahip yazarlar için, bu insanların önünde diz çekmeliyiz diyebilecek bir bilgi aşkı ve ateşi vardır onda. "Eserlerimin kültür cildi, aşağı yukarı tamamlandı, bundan sonra "irfan" cildi başlayacak." (Kültürden İrfana, 11) derken önünde açılan, önümüzde açtığı bu büyük caddeye bizi davet etmektedir.KAYNAKLAR:Cemil Meriç, Mağaradakiler, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1978.Cemil Meriç, Jurnal, Cilt I, İletişim "ayınlan, İstanbul 1992.Cemil Meriç, Kırk Ambar, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1990.Cemil Meriç, Kültürden İrfana, İnsan Yayınlan, İstanbul 1986Anlamak ve anlatmak.. Din-i mübini halka yorumlamak.. Felsefenin yorumları içinde boğulan dimağlara bir ruh soluğu..: İşte Cemil Meriç!.. O çok iyi bir entellektüeldi..Allah Rahmet eylesin.
İşte şimdi kanayan yaramı deştin Hidayet..Siz hiç çok okuyarak kör olan birine tarihte rastladınız mı? İşte o böyle biri..Her bir eseri bir şaheser olan üstad Cemil Meriç'in "Mağaradakiler" kitabını tavsiye ederim..
Hidayet teşekkürler kardeşim geçen gün konuyu açacaktım vazgeçtim üyeler katılım saglamıyor diye gerçekten ramazan kardeşimin dedigi gibi kendileri ammadır yani kördür söleri o söyler kızı kaleme alırdı fikir ve düşüncelerini tam bir dava ve düşünce adamıdır.Ataistlikle yola çıkıp dogu oryantalizmini Hind uygarlıgından başlayarak islamı inceleyip gönüllere fikir ve düşünceleri edebi ,felsefi ve akıl yolu ile ifade eden bir edebi insan ve degerli bir şahsiyet rahmetliyi hürmet Fatihasını okuyarak yad ederim.Selamlar
Kadını mesut etmek için erkeği terbiye etmek lazım. Erkek kadını daha iyi anlamalı, ona daha iyi yardım edebişmeli ki, acıları dinsin kadının.
Kadının arzularını tanımadan onu nasıl mutluluğa eriştirebiliriz, onu ve onunla birlikte erkeği yani cemiyeti. Bunun için hem erkeği, hem kadını aydınlatmak, ikisini de faydasız anlaşmazlıklardan kurtarmak lazım.
KIRK AMBAR
Cemil Meriç
İstanbul 1980KIRK AMBARCemil Meriç
İstanbul 1980
Resim kaynağı "Kırk Ambar bir mefhumlar kamusu. Derbeder ve dağınık bir ansiklopedi. Başka bir deyişle, kurmak istediğim büyük abidenin birkaç sutunuyla birkaç odası. Ilk bölüm: Rumuz-ül Edeb, edebiyatların pek az işlenmiş ana meselelerine ışık tutmak için kaleme alındı. 1-Edebiyat nedir? Bir dünya edebiyatı varmıdır? 2-Klasik deyince ne anlamak lazım? Dünya klasikten ne anlıyor? 3-Humanizm masalı. 4-Edebiyat tarihinin tarihi. 5-Romanın romanı. Ikinci bölüm: Lehçe-t-ül Hakayık (Hakikatlerin Dili). Liberalizm`den kapitülasyonlara, sömürgecilikten kadın ruhuna, kader muammasından Ali Şeriatiye, Marksizm`den Islamiyet`e, üçüncü dünyadaki ideoloji kavgalarına kadar çağımızın belli başlı problemleri..." (Cemil Meriç, Kırk Ambar, Ötüken Yayınları, 1980, Arka kapak yazısı)
bu yazıyı kaleme alan prof.dr muammer muşta.konya selçuk üniversitesi eğitim fakültesi ilköğretim bölümü sınıf öğretmenliği anabilim dalı başkanı.kendileriyle bizzat yemekli sohbet fırsatında bulundum.adeta bir derya.muhteşem bilge birisi.burada da döktürmüş..kalemine sağlık hocam...
Bir bahar akşamı.
Cemil Meriç, eşi Fevziye Hanım’la birlikte, akrabası Ahmet Çipe’nin konuğuydu. Sohbetler yapıldı, yemekler yendi, çaylar içildi. Gece yarısına doğru izin isteyip kalktı.
Cemil Meriç’in gözlerinin 12.5 miyopisi ve kuvvetli hipermetropisi vardı. Merdivenlerden inerken son eşiği göremeyen Cemil Meriç düştü. Bir şeyi yoktu. Ev sahibiyle vedalaşıp sokağa çıktılar.
Yolda yürürken Cemil Meriç, eşinin kulağına yaklaşıp şöyle söyledi: "Fevziye, elektrikler mi kesik, hiç bir şey göremiyorum."Cemil Meriç 38 yaşındaydı ve gözleri artık hiç göremeyecekti."Görmek, yaşamaktır. Vuslattır görmek. Her bakış dış dünyaya atılan bir kementtir. Bir kucaklayıştır, bir busedir her bakış..." Fransız mandası altında Tarih 12 Aralık 1916.
Yer Reyhanlı-Hatay.
Mahkeme Reisi Mahmut Niyazi ile Zeynep Ziynet’in üçüncü bebekleri dünyaya geldi: Hüseyin Cemil.
Ailesi aslen Meriç Nehri’nin hemen öteki yakasındaki Dimetokalıydı. Balkan Savaşı’ndan sonra Hatay’a yerleşmişlerdi. Savaş, Reyhanlı’da da aileyi rahat bırakmadı. Fransız mandası altında bir yaşam sürdüler. Fransız kültürüne dayalı bir ilk-orta öğrenimi gördü.
Babasının her akşam çocuklarına kitap okuması yaşamının amacı oldu. Hep okudu. Lise yıllarında ilk makalesi, Yenigün Gazetesi’nde yayımlandı; yıl 1933’tü.
Hatay’ın anavatana katılması mücadelesinin verildiği dönemde hızlı bir Türkçü oldu. Milliyetçilik, bazı öğretmenleriyle arasını açtı.
1934’te soyadı kanunu çıkınca, ideolojik kimliğine uygun bir soyadı seçti: Cemil Şaman!Öğretmenleriyle kavgası sonucu liseden mezun edilmeyeceğini anlayıp İstanbul’a gitti; Pertevniyal Lisesi’ne kayıt yaptırdı.
Aynı yıllar sosyalizme de merak saldı. Önce F. Engels’in "Anti-Duhring"ini okudu. Ardından K. Marx’ın "Kapital"inin ilk cildini bulup anlamaya çalıştı.
İstanbul’da sosyalist çevrelerle tanıştı. J. Stalin’in "Pratik ve Teorik" kitabını Fransızcadan çevirdi.
Tanıştığı Názım Hikmet’in kendisine, heyecanlarını bırakıp hayata iyi hazırlanmasını tavsiye etmesiyle hayal kırıklığına uğradı. Tekrar Hatay’a döndü. Köy öğretmenliği ve devlet memurluğu yaptı.
1939 yılında, Hatay’da sosyalist bir devlet kurma iddiasıyla tutuklandı.
İdamla yargılandı. Mahkemede Marksist olduğunu saklamaması herkesi hayretler içinde bıraktı. 3.5 aylık yargılama sonucunda beraat etti. Cezaevinden çıktığında bir gerçekle yüzleşti; tüm dostları selamı sabahı kesti.
Bu duruma çok içerledi; dostlarının inadına soyadını değiştirdi: Cemil Yılmaz!
Ve tekrar İstanbul’un yolunu tuttu.
Yabancı Diller Okulu’na bursla yazıldı. Okulda solcu arkadaşlarıyla birlikteydi hep. Elit, Nisvaz gibi dönemin sanatçılarının gittiği kahvelere devam etti. "İnsan" dergisine edebiyattaki ilk aşkı Balzac ile ilgili makale yazdı; kitaplarını tercüme etti.
İlk aşkı Lübnanlı bir fahişeydi; Linda. Arkadaşı Kerim Sadi’nin önerisiyle coğrafya öğretmeni Fevziye Menteşoğlu’yla tanıştı.19 Mart 1942’de evlendiler.
Fevziye Hanım’ın hali vakti yerindeydi; pansiyoner olmaktan kurtuldu; yeni bir hayata başladı.
O artık Cemil Meriç’ti...
II. Dünya Savaşı yılları...
Cemil-Fevziye Meriç çifti Elazığ’a tayin oldu.
Gözlerindeki bozukluk nedeniyle askerlikten muaf tutuldu.
Yazmayı Elazığ’da da sürdürdü. "Yurt ve Dünya", "Yücel", "Amaç" gibi dergilere tercümeler, edebi değerlendirmeler yaptı.
Aynı günlerde üç "doğum" meydana geldi: 1 Nisan 1945’te oğlu Mahmut Ali ve Balzac’tan iki çeviri kitap; "Otuzundaki Kadın" ve "Onüçlerin Romanı" doğdu.
Bir yıl sonra kızı Ümit dünyaya geldi. Aynı yıl Balzac’tan "Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti"nin tercümesini bitirdi. Sadece tercümeler yapmadı; "Yirminci Asır" dergisine makaleler yazdı. Gözlerindeki rahatsızlığa inat, ne bulursa okudu; okuma notlarından dosyama-fişleme yaptı.
Öğretmenliğe geri döndü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne Fransızca okutman ve Işık Lisesi’ne Fransızca öğretmen oldu. Çocukları da hemen yanıbaşındaki Şişli Terakki’de okuyordu. Mutluluğu uzun sürmedi.
1954 yılında gözlerini kaybetti. Aynı yıl yaz ayları boyunca Cerrahpaşa Hastanesi’nde yattı. Başarısız ameliyatlar geçirdi. Bir gözünde retina tabakası çatlamıştı. Diğerine ise katarakt inmişti. Paris’te Quinze-Vingts Hastanesi’nde de ameliyatlar oldu. Sonuç olumsuzdu.
7 Temmuz 1955’te Yeşilköy Havaalanı’na indiğinde biliyordu ki, kendini yeni bir hayat bekliyordu.
CEMİL Meriç artık göremeyeceğini biliyordu. Bu karanlık hayatı sürdüreceğinden emin değildi. İntiharı düşündü.
Ve bir gün...
Eşi Fevziye, çocukları Mahmut Ali ve Ümit ile birlikte Üsküdar’a hava almaya çıktılar. Cemil Meriç eşine, Yeni Valide Camii’nin avlusuna girmek istediğini söyledi. Fevziye Hanım çocuklarına, "Siz oynayın biraz" dedi ve eşini caminin avlusuna götürdü. Avluda eşi kolunda aşağı yukarı gidip gelen Cemil Meriç hıçkırıklarını tutamadı ve sarsıla sarsıla ağladı.
Bu dramatik olaydan sonra Üsküdar’daki Fethi Paşa Korusu’ndaki evlerinde yeni hayat başladı. Fevziye Hanım okudu, Cemil Meriç çevirisini söyledi. İlk çevirdikleri Victor Hugo’nun "Hernani"si oldu.Okuma görevini bazen öğrencileri, bazen çocukları yaptı.Solun sağa hediyesi1960’lı yıllarda Cemil Meriç, Hind edebiyatına merak saldı; bu onun Doğu’yu keşfetmesini sağladı. Aynı yıllarda Antakya’da İngilizce öğretmenliği yapan Lamia Çataloğlu’yla aralarında mektupla başlayan platonik bir aşk doğdu.
Sadece mektup yazmadı kuşkusuz. "Dönem", "Çağrı", "Hisar" adlı dergilere de makaleler yazdı. 1967 yılında, "Saint-Simon İlk Sosyolog, İlk Sosyalist" adlı kitabını çıkardı. Bunu, "Sosyalizm ve Sosyoloji Tarihinde Pierre Joseph Proudhon" adlı eseri takip etti.
Ne yazık ki bu kitapları Türkiye solu tartışmadı bile; yok saydı.
Görülmemek, fark edilmemek Cemil Meriç’i kırdı, öfkelendirdi. Sadece birkaç yakın dostu vardı solcu. Bunlardan biri de 1971’de Nurhak Dağları’ndan öldürülen Sinan Cemgil’in anne-babası; Nazife-Adnan Cemgil’di.
Adnan Cemgil, yeni kurulan Türkiye İşçi Partisi’ne katılmasını teklif etti.
"Girmem, çünkü benim yerim kütüphane. Ben ışık arayan, aydınlanmak, aydınlatmak isteyen bir insanım. Politikanın kurtarıcılığına inanmıyorum."Yaşadığı toprakların kültürüne sahip çıkan, Batı’nın tabularını yıkmayı uğraş edinen Cemil Meriç’i solun efendileri kabul etmedi ve onu, "altın tepsi" içinde sağcılara sundular. Güya, "Pınar", "Köprü", "Gerçek" gibi sağcı dergilerde yazmasına muhaliftiler! Asıl kızdıkları, Türk aydınına yönelik halktan koptuğu tespitleriydi.
Sağa gitmeye mecbur edildi Cemil Meriç:"Sol diyalogdan kaçıyor, küskün: (Sağcı) Ötüken’ın bastığı kitap okunmazmış. Peki, siz basın. Cevap yok. Bu çemberi kırmak mümkün değil. Sol, sağın gösterdiği dostluğu göstermiyor. İhanet etmişiz, Neye ve kime?"Sağ basın Cemil Meriç’e çok ilgi/hürmet gösterdi. Fakat gazetecilik refleksiyle Cemil Meriç’e sürekli sosyalizmden döndüğünü söyletmeye çalıştı. Hep direndi. "Sosyalizmi; içtimai haksızlıkların sona ermesi, liyakatin yerini bulması, acı çekenlerin gözyaşlarını dindirmek suretinde anlarsak sosyalistim."
1970’li yıllarda çıkardığı, "Bu Ülke", "Ümrandan Uygarlığa", "Mağaradakiler", "Bir Dünyanın Eşiğinde" adlı kitaplarını genellikle sağcı gençler okudu. Milli Kültür Vakfı’nın ödüllerini kazandı.
Hep sosyalist kaldı
Buna rağmen, "sosyalizm" kelimesinden korkanları yobaz olarak niteledi: "Yobazlık kelimelerden korkmaktır. Sosyalizm, insanın insanı istismar etmemesi, emeğin değerlendirilmesi, emeğin eserine göre mükáfatlandırılmasıdır. Elbette kendimize has sosyalizm olacak. Milli hasletlerimizle çelişmeyen bir düzen. En kötü şey riyakárlıktır. Sosyalizm ıstırabın çığlığıdır."Cemil Meriç sağa "kendi Marx"ını öğretmek istedi hep:
"Marx, vatan-millet realitesini inkár etmez; ’İşçi sınıfının vatanı yoktur’ der sadece. Nasıl sermaye milletlerarası ise emek de milletlerarasıdır der.Marx, ’Din afyondur’ derken Katolik kilisesini kasteder. Hakikaten Katolik kilisesi tam bir afyondur.Burjuvazi akılla kiliseyi devirdi. Fakat sonra karşısına işçi sınıfı çıkınca hemen müdafaaya geçip dine sarıldı ve orta çağ karanlığına döndüVe ister istemez milli komünizm doğacaktır."Kitaplarını, makalelerini kim yayımlayacaksa, ayrım gözetmeksizin, sağ-sol demeden onlara verdi. Çünkü o kimseye göre yazmamıştı; bu nedenledir ki, Komünizmle Mücadele Derneği’nin dergisinde Názım Hikmet’e övgüler düzmekten geri durmadı. Yaşamı boyunca Kemal Tahir’le, Attila İlhan’la düşünce yoldaşlığı yaptı. Bülent Ecevit’e okuması için Marx’ın "Kapital"ini gönderdi.
Psikolojisi çok bozuldu
Cemil Meriç 1980’li yıllarda da yazmaya devam etti: "Kırk Ambar", "Bir Facianın Hikáyesi", "Işık Doğudan Gelir" vs.
12 Eylül 1980 askeri darbesiyle fikri bunalım yaşayan milliyetçi-muhafazakár çevreler, Cemil Meriç’in yıldızını çok parlattı. Kitapları elden ele dolaştı.
Bu çevrelere göre, Batı kültüründen arınıp Müslüman-Türk özüne geri dönüş yapan kazanılmış bir aydındı o! Kimse sosyalist kimliği hatırlamak istemiyordu!
1983 yılında eşi Fevziye Hanım’ı kaybetti. Bir yıl sonra beyin kanaması geçirdi ve sol tarafına felç geldi. Bu zor günlerinde platonik aşkı Lamia Çataloğlu, haftada iki kez koltuğunun altındaki Cumhuriyet Gazetesi’yle gelip Cemil Meriç’e sevdiği bulgurlu yemekleri yaptı.
Ancak gün geçtikçe psikolojisi bozuldu; kimsenin anlayamadığı sözcükler söylüyordu. Bazen "Allah Allah Allah" ya da "Muhammed sevgilim" diye bağırdığı oluyordu. Ruh sağlığı bozulmuştu. Nörolojik bir tedavi uygulamasına geçildi. Çare olmadı. 13 Haziran 1987 günü gece yarısı vefat etti. Karacaahmet’te eşi Fevziye Hanım’ın yanına defnedildi.
Cemil Meriç hakkında çok çeşitli ve birbiriyle zıt tanımlamalar yapılsa da, her çevrenin üzerinde hemfikir olacağı bir gerçek vardı:
O, bu ülkenin vicdanıydı...
Ve sanıyorum Türk solunun Cemil Meriç’e bir özür borcu vardır.
Yukarıdaki paylaşımda 23 Haziran 2008 tarihli Soner Yalçın'ın Cemil Meriç'in hayatı ve düşünceleri ile ilgili bir makalesini çok ilginç geldiği için bilgisayarıma kaydetmiştim.Şimdi vakti gelmişken paylaşmak istedim,biraz uzunca ama bana çok enteresan geldiği için kırpma yapamadım.Hem belki hayatına kısaca göz atmak isteyenler olabilir diye düşünerek de orijinal halini eklemekte fayda gördüm...Saygılarımla...
(her ne kadar kesmek istemesem de karakter sınırlamasından dolayı kesmek zorunda kaldığım bölümler oldu malesef,metnin tamamını okumak isteyenler hürriyet gazetesi arşivlerinden ulaşabilirler.Konunun asıl başlığı "Marx ile Nursi arasında fark yok!")
Kaynak:23 Haziran 2008 Soner Yalçın,Hürriyet,07:33.
Cemil Meriç birikimleriyle, Çalışkanlığı ile Azmi ile Kitap okumak isteyen ve ben bunu başaramıyorum diyeler bir örnek ve okudukca gözlerini kaybeden ve onu herzaman yanında olan çocukları gözlerini kaybettiğinde bile kitap okumayı bırakmayan insan Bir kez daha RUHUN şad olsun.
Kardeşler.. Açıkçası bu konuyu açarken, 'tereddüt' içerisindeydim..Konu ağır olur, okunmaz, 'Bu ne be?!..' tepkilerinden çekiniyordum ama, şimdi görüyorum ki; Forum 'Ağır kalemlerle' dolu.. Gurur duydum.. Sağolun var olun!.. Üstadın kitaplarını tanıyan ve dahası derleyen sizin gibi insanlarla hemşehri olmak,tüm içtenliğimle söylüyorum, gurur verdi bana!...:)
Aslında benim düşüncelerimden biride bu nizibimizin güzel insanına ilim ,irfan ve özellikle kültür manası ile bu sitede tartışmadan bilgi paylaşmak amma malesef iki satırdan öte geçmiyor Bu gün her türk genci Cemil MERİCİ düşüncesi yaşamı fikirleri ve en önemlisi kitapları ile onu tanırsa zandederim sagıda soluda birbirini çok iyi anlar.Selamlar ve teşekkürler arkadaşım
Bu ülkenin bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren İslâmiyet olmuş. Biyolojik bir vahdet de il bu. Ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla. Vahdetlerin en büyü ü, en mukaddesi. ister siyah derili, ister sarı... inananlar kardeştir. Aynı şeyleri sevmek, aynı şeyler için yaşamak ve ölmek. Türkü,Kürdü, Arapı, Arnavutu dügüne koşar gibi gazaya koşturan bir inanç; gazaya, yani irşâda. Altı yüzyıl beraber aglayıp, beraber gülmek. Sonra bu muhteşem rüyayı korkunç bir kâbusa kalbeden meşûm bir salgın: maddecilik. Tarihin dışına çıkan Anadolu, tarihin ve hayatın. Heyhat, bu çöküşte kıyametlerin ihtişamı da yok, şiirsiz ve şikayetsiz. (CEMİL MERİÇ- Bu Ülke - s. 179)__________________Yokuşlar kaybolur çıkarız düzeKavuşuruz sonu gelmez gündüzeSapan taşlarının yanında füzeBaşka alemlerle farkımız bizimNFK
Peki kavram konusunda Cemil Meriç çok büyük açılım yapmıştır.
Ansiklopedimiz olmadığı için kavramlarımızda yoktur.
Cemil Meriç bu konuda fazlaca durur.
Sevdiği ve Sevmediği kavramları söyleyen babayiğit var mı?
Türk Solu
O da ne abi.
Türk solu iki tipten ibaret.
Ajanlar
ve Amatör ama düşünme ve okuma yeteneği az
idealistler.
Ne yazık ki
Ajanlar hep Türk solunu
kendilerine bağlamışlardır.
Hani Cemaat Şeyh vs deyip duruyorlar ya.
Despot
astığı astık kestiği kestik.
Her dediği sorgusuz yapılır.
İşte bu Türk Solunda var.
Hepsi de ajan
O ülkenin bu ülkenin
Şu teşkilatın
bu teşkilatın.
Astıkları astık kestikleri kestik.
Hiç yanlışlanmaz
Her dediği yapılır.
O yüzden
Cemil Meriç gibi
her önüne geleni sorgulayan bir solcu olur mu?
Felsefe abi sen de bir sağ tutturmuş gidiyorsun.
Anlat da bilelim biz de hele bakıp da göremediklerimizi.
Senin kafa hala 80 lerde kalmış hala sol sağı birbirine vuruyorsun.
Böyle bir konuda bile tutup solla sağı mukayeseye giriyorsun.
Bence bu olmamalı her konunun altında yatan özne.Sen bütün konulara bu özneyle bakıyorsun.
Solu vururken sağın hatalarını görmüyorsun.Sağdaki anlamsız biat geleneğini,sebepsiz kendini yöneten şahıslara taparcasına bağlılığı marifet zannedenleri destekliyorsun.
Sana göre müslüman olmayan bu siteye girmemeli.
Kır abi kabuklarını...
Hatam varsa düzeltirsen sevinirim
abim,sadece serzenişti bu söylediklerim sakın ha sakın birileri sataşma olarak anlamasın.
Ne haddime...
Saygılarımla...
Ben sadece cevap verdim.
Sizde kızmak yerine cevap verebilirsiniz.
Ama bir sağ parti iktidara gelince
ideolojisinden dolayı
iktidardan indirmek için
darbe dahil her yol serbest diyen
sol değil mi?
Sağ devleti ele geçirecek diyor
Ne demek bu.
Halkın çoğu kim seçerse o devleti yönetmemeli mi?
Sağ ve sol
yada
özgürlükle
lttihat teraki
Bu konular hala devam etmiyor mu?
Niye her ramazan ayına yakın gazeteler
yalan yanlış irtica haberleri yayınlıyorlar.
Niye bu ülkenin halkının dini
aşağılanıyor
hor görülüyor.
Niye Türkiye Cumhuriyeti Devleti
kendi dinine saygı duymuyor.
Sizce bu soruların bir cevabı olmalı mı?
Cemil Meriç te bu sorulara yanıt arayan bir aydındır.
Cemil Meriç te aynı kavramları mukayese etti.
Tamam 80 den kurtulduk ama
80 deki sağla şimdiki sağ çok farklı bir yerde.
Ama sol
taa 1890 lı yerinde duruyor.
Aynı söylem
aynı düşünce
ve aynı harekat tarzı ile devam ediyor.
Osmanlıda Abduulhamite karşı çıkan
İttihat Terakki ne diyorsa bugün kü solda aynısını söylüyor.
Hatta uyguluyor.
Benim kabuğum yok ki kırayım.
Zaten bu siteye giren herkes müslüman
başka millet ve dinlerden giren yoktur herhalde
Ne bileyim.
Ama varsa onların girmesi taraftarıyım.
Sataşma ve saldırı olarak sende algılama
sadece düşüncelerimi aktardım.
Bir cemil Meriç lik araştırma.
Bir İttihat Terakki şaheseri
Tütün rejisi
Osmanlı Devleti tütün tekelini 42 yıl boyunca elinde tutan Tütün Rejisi, imparatorluğun Kırım Savaşı’yla başlayan iç ve dış borçlanma sürecinin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Devletin borçlarını halktan kesilen vergilerle ödeme amacı ile kurulan Düyun-ı Umumiye İdaresi’nden Reji Şirketi’ne devredilen Osmanlı tütünleri idaresi yabancı sermayeye dayalı ilginç bir özelleştirme modeli olarak yorumlanır.[3]. Kurucu yabancı sermaye kaynakları Avusturya, Almanya, İngiltere ve Fransa (Osmanlı Bankası) kökenli olup, her biri Rothschild Ailesi'nin sahip ya da ortak olduğu gruplardır.
İlk Reji Şirketi sözleşmesinin süresi 30 yıldır. Sözleşmeye göre şirketle ilgili olarak ortaya çıkacak adli ve ticari sorunların çözümünde Osmanlı Mahkemeleri yetkili kılınmıştır.[4] Tütün üreticilerinin Reji'den ruhsat alması, ve ürünlerini yalnızca Reji'ye satması şart koşulur.[5]. Başka alıcı bulamayan üretici, tütünü değerinden çok ucuza satmak zorunda kalır. Kaçak üretim ve satış yaygınlaşır. Kaçakçılık sorunu ile devletin kendi güvenlik güçlerinin uğraşması gerekirken, Rejinin kendi bünyesinde geliştirdiği silahlı "kolcu"larla denetim yaparak üreticiye eziyet ettiği bilinir. 42 yıl süren Reji İdaresi boyunca kaçakçı, kolcu ve zabıtadan ölenlerinin sayısının 20 bin kadar olduğu ileri sürülür. [6]
1911 yılında Reji Şirketi’nin kaldırılması ve 7 yıl süre ile bir “Devlet İnhisarı"'nın kurulması kararlaştırılır ve 1912 yılında bir “Tütün Tekeli” kanun tasarısı hazırlanır. Ancak Trablusgarp Savaşı ve Balkan Savaşları'nın başlaması ile ve bunun yarattığı mali zorluklar nedeni ile Reji İdaresinin Osmanlı Devletine 1 milyon 500 bin Osmanlı Lirası borç vermesi koşulu ile şirket ayrıcalıkları 1914'ten başlayarak 15 yıl daha uzatılır.[7]26 Şubat1925'te Tütün Rejisi lağvedildi. 1 Mart 1925'te Tütün Rejisi Fransızlardan devletçe satın alındı ve tüm hak ve yükümlülükleri devlete devredildi.[8] 26.11.1925 tarih ve 558 sayılı Tütün İdare-i Murakatesi ve Sigara Kağıdı İnhisarı Hakkında Kanun yürürlüğe girdi. 1930 yılında, 1701 sayılı Tütün İnhisarı Kanunu çıkarıldı.
Reji'nin kurucu güçlerinden biri olan köklü ve güçlü Avusturya bankası Kreditanstalt 1931'de büyük bunalım sırasında iflas etti
Bu reji kaldırılınca
Ege halkı ekonomik kalkınamaya girer. Büyü bir refah seviyesine erişir. Dolaysıyla Türkiye Cumhuriyeti.
Olayın büyüklüğünü ölen 20 bin Türk insanından anlayabilirsiniz.
Keşke sen çok yaşasaydın Atatürk.
felsefefe;202692 wrote:Bu reji kaldırılınca
Ege halkı ekonomik kalkınamaya girer. Büyü bir refah seviyesine erişir. Dolaysıyla Türkiye Cumhuriyeti.
Olayın büyüklüğünü ölen 20 bin Türk insanından anlayabilirsiniz.
Keşke sen çok yaşasaydın Atatürk.
Cemil meric'ten Mustafa Kemal'e nasil baglamissin hayret dogrusu:))) Bi de konular dagiliyor diye sikayet ediyorlar:)))
Cemil Meric bir iki satirlar mahdud kilinacak gibi gorunmuyor yalniz one cikacak kadar 'dava adami' midir o da tartisilir! Kendi sahsinda buyuk bir mutefekkir degerli bir birikim olabilir ancak kitlelere yon verecek kadar etkin midir? Yanlis anlasilmasin, birine karsi neden bu insanla ilgilenilmiyor deger verilmiyor gibi serzeniste bulunuldugunda bunlari sormak lazim! Cemil Meric ismini cogu kimse duymamistir bile, kaldi ki yorum yapsin!
Suna da degineyim de eksik kalmasin Osman abim, Mustafa Kemal'in tum ekonomik icraatleri diger bircoklari gibi 'gudumludur' ve de YANLISTIR. Oyle iddia edildigi gibi Turkiye'ye faydasi felan olmamistir.