Genç Muhabbet

GÖNÜL BAHÇESİ

Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#14264
Arkadaşlar bir şeyi itiraf edeyim ben bu siteyi çok mu çokkkk seviyorum niye derseniz sitemiz her türlü görüşü bünyesinde bulunduruyor niye derseniz bir arkadaşımız fetullah hocanın şiirini yazmış bende o şiiri bütünleyen ama onun görüşü ile zıt görüşü olan birçağa damagasını vurmuş aziz nesilin şiirini hatırlattı bana. demek ki bu şiirleri yazanların ortak bir tarafı var Türkiyenin havasını solumaları.... Ee şimdi gökhan aziz nesili yazdı bu çocuğun görüşü acaba ne diyecekseniz TC vatandaşalarının görüşü diyeyim:))) ülkemdeki her insanı karşılıksız seviyorum .. saygılar.
sakalli0727 Üye
Üyelik: 2006-07-04 Herkese açık mesaj: 1.874
#14282
sözmü???gökhan
admin Yönetici
Üyelik: 2001-02-14 Herkese açık mesaj: 7.503
#14290
dön artık :)
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#14343
Dönemiyorum abi girdim bir girdaba çırpıntıkça giriyorum içine :)))))))) Abi siz kime dön demiştiniz :))))
ibrahim Üye
Üyelik: 2001-12-18 Herkese açık mesaj: 2.407
#14346
gökhan sen bu şiiri şimdi Nizip.com yemini diye değiştirisin... dimii :-))
ibrahim Üye
Üyelik: 2001-12-18 Herkese açık mesaj: 2.407
#14356
Bir gün trenle seyahat eden birisi tesadüfen son derece huzursuz olan genç bir adamın yanına oturmuş. Bir sure sonra , genç adam , uzak bir hapishaneden henüz çıkmış bir mahkum olduğunu açıklamış. Mahkumiyeti ailesine o kadar utanç vermiş ki , ne ziyaretine gelmişler , ne de bir mektup yollamışlar. Ama fakir oldukları için seyahat edemediklerini , cahil oldukları için mektup yazamadıklarını umuyor ; her şeye rağmen kendisini affetmiş olmalarını hayal ediyormuş. Ailesinin işini kolaylaştırmak için , kendilerine mektup yazıp tren kasabanın eteklerindeki çiftliklerinden geçerken bir işaret koymalarını söylemiş. Ailesi kendisini affetmişse , raylara yakın bir elma ağacına beyaz bir kurdele bağlayacaklarmış. Eğer kendisinin geri dönmesini istemiyorlarsa , hiç bir şey yapmayacaklar , o da trende kalıp Batıya gidecek , belki de bir serseri olacakmış. Tren , kasabasına yaklaşırken heyecanı o kadar artmış ki , pencereden dışarı bakmaya cesaret edemiyormuş. Kompartıman arkadaşı kendisiyle yer değiştirip onun yerine elma ağacına bakacağını söylemiş. Bir dakika sonra elini genç mahkumun koluna koymuş , “ Şuraya bak ” demiş. Göz pınarlarında biriken yaşlarla gözleri parlıyormuş. “ Her şey yolunda , bütün ağaç bembeyaz kurdelalarla bezenmiş ”. O anda bir ömrü zehirleyen tüm acılar , adeta , birden dağılmış , kaybolmuş. "Affetmezseniz sevemezsiniz. Sevgisiz hayat ise anlamsızdır"
ibrahim Üye
Üyelik: 2001-12-18 Herkese açık mesaj: 2.407
#14361
Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve “niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsun ?” Diye sorar. Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi, “yaşamları için” yanıtını verince, adama şaşkınlıkla “iyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkan yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki ?” Der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi, “bak onun için çok şey değişti,” karşılığını verir...
ibrahim Üye
Üyelik: 2001-12-18 Herkese açık mesaj: 2.407
#14362
2. Dünya Savaşı'nda İngiltere başbakanı Churchill, Türkiye'nin Almanya'ya karşı savaşa girmesi için elinden geleni yapmış. Hatta sırf bunun için Türkiye'ye gelmiş ve İsmet Paşa'yla Adana'da görüşmüş. Ancak İsmet Paşa'yı savaşa girmeye ikna edememiş.. Churchill görüşmeden sonuç alamayacağını anlayınca gerisin geriye dönmüş. Ama Churchill bu. Hemen pes etmemiş kurt politikacı. İngiltere güçlü ama zaten Almanya ile savaş halinde. Bir başka savaşı göze alamadığından Türkiye'yi yolu yordamıyla tehdit etmek istemiş. Ne yapayım da edeyim diye düşünmüş, taşınmış. En sonunda ne yapacağına karar vermiş. Hemmen yaverinden bir çuval buğday getirmesini istemiş. Bir mektup yazıp çuvalın içine koymuş. Yaverine "Bunu Türkiye'ye İsmet Paşa'ya bizzat götür. Ve Paşa'nın yanıtını almadan da geri dönme" demiş.. Çuval askeri uçakla anında yola çıkmış. Yaver çuvalı İsmet Paşa'ya teslim etmiş ve Churchill'in hemen yanıt beklediğini bildirmiş. İsmet Paşa bir çuval buğdayı görünce çok şaşırmış taabii. Çuvalı açmış, bir bakmış ki, çuval ağzına kadar buğday dolu ve en üstte de bir mektup var.. Mektupta, "Biz İngilizler, bu çuvaldaki buğdaylar kadar kalabalığız. Almanya'yla ilişkilerinizi kesin. Yoksa fena olur" gibisinden bir yazı varmış. İsmet Paşa'nın gözleri çakmak çakmak olmuş. Yavere beklemesini söylemiş. Odasına girmiş ve yardımcısından aç bir tavuk bulup getirmesini istemiş. Kendisi de oturup bir mektup döşenmiş. Mektupla tavuğu gelen buğday dolu çuvala koymuş. Churchill'in yaverine "İşte cevabım" demiş.. Yaver çuvalı almış, uçağa atladığı gibi, gıdak mıdak sesleri eşliğinde İngiltere'ye uçmuş. İngiltere'ye varır varmaz, Churchill'in huzuruna çıkmış. Churchill kendinden emin biçimde çuvalı açınca bir de bakmış ki, çuvalın içinde karnı yediği buğdaylardan şişmiş bir tavuk, bir avuç buğday ve bir de mektup var. Hemmen mektubu açmış. İsmet Paşa mektuba şunları yazmış: "Bir tavukla başedemeyen İngilizler'den niye korkalım?".
ibrahim Üye
Üyelik: 2001-12-18 Herkese açık mesaj: 2.407
#14421
"font-weight: normal; font-size: 10pt; color: #000000; font-style: normal; font-family: Tahoma; background-color: #ffffff; text-decoration: none; layer-background-color: #FFFFFF" BİR BARDAK SÜTÜN HATIRI Howard, yoksul bir ailenin çocuğuydu ve okul giderlerini karşılamak için kapı kapı dolaşarak eşyalar satıyordu. O gün, hiçbir şey satamamıştı ve karnı da çok açtı. Bundan sonra çalacağı ilk kapıdan yiyecek birşeyler istemeye karar verdi. Kapıyı açan sevimli genç bayanı görünce utandı. Yiyecek bir şeyler yerine "Affedersiniz, bir bardak su rica edebilir miyim?" diyebildi yalnızca. Genç bayan, çocuğun aç olabileceğini düşünerek kocaman bir bardak süt getirdi ona. Çocuk, sütü yavaş yavaş içine sindirerek içtikten sonra "Çok teşekkür ederim, borcum ne kadar?" diye sordu genç bayana. Genç bayan, "Borcunuz yok" diyerek, yüzünde sıcak bir gülümsemeyle devam etti; "Annem, gösterdiğimiz şefkat ve nezaket karşılığı olarak asla bir bedel ödenmesini beklemememizi öğretti bize" dedi. Çocuk "O halde çok teşekkürler, yürekten teşekkür ederim size" dedi. Howard Kelly, evin önünden ayrıldığı zaman kendisini yalnızca bedensel olarak değil, ruhsal olarak da güçlü hissediyordu. Yıllar sonra genç bayan çok ender rastlanan bir hastalığa yakalanmıştı. Yöredeki doktorlar çaresiz kalınca, hastalığı ile ilgili araştırmalar yapılması için onu büyük kente gönderdiler. Dr. Howard Kelly, konsültasyon yapması için çağrıldığı hastanın hangi kasabadan geldiğini duyunca heyecanlandı. Artık genç olmasa da yıllar önce kendisine sevgiyle yaklaşan bayanı ilk gördüğü anda tanımıştı ve onun yaşamını kurtarmak için elinden geleni yaptı. Uzun süren tedaviden sonra bayan sağlığına kavuştu. Dr. Kelly, denetlemesi için önüne getirilen faturaya şöyle bir baktı ve üstüne birşeyler yazarak zarfın içine koydu ve hasta bayanın odasına gönderdi. Kadın elleri titreyerek aldı zarfı eline. Açmaya korkuyordu... Hastane faturasını asla ödeyemeyeceğini ve geri kalan yaşamı boyunca bu faturayı ödemek için çalışacağını biliyordu. Sonunda zarfı açtı ve faturaya iliştirilmiş bir not dikkatini çekti. Kâğıtta şunlar yazılıydı: "Hastane giderlerinin tamamı bir bardak süt karşılığı ödenmiştir.".
Huzi Üye
Üyelik: 2005-12-22 Herkese açık mesaj: 1.968
#14425
DOĞRULUĞUN SONU BÖYLE OLUR Adam, Harem-i Şerif'in kapısında hep aynı duayı okuyordu: - Ey doğrulara yardım eden, haramdan kaçınanları koruyan!.. Ona 'Sen başka dua bilmez misin?' dediler. O şöyle açıklama yaptı bu duayı tekrar etme sebebi olarak: - Ben Beyt-i Şerif'i tavaf ederken ayağıma takılan şeyi eğilip aldım. Bir de baktım ki, içinde bin altın bulunan bir kese. Şeytanımla imanım mücadeleye tutuştular. 'Bin altın çok para, senin bütün ihtiyaçlarını karşılar.' dedi şeytanım. İmanım ise, 'Bu haramdır, boşuna saklama, sahibini bul, teslim et.' dedi. Ben böyle mücadele içinde iken birinin sesi duyuldu. - Burada içinde bin altınım bulunan kesem kaybolmuştur. Kim buldu ise versin, ona otuz altın müjde vereyim. Bin haramdan, otuz helal hayırlıdır, diyerek keseyi sahibine teslim ettim. O da bana otuz altın verdi. Bunu alıp bakırcılar çarşısında gezerken bir Arap kölenin bu paraya satıldığını görünce hemen satın aldım. Bir müddet sonra bu kölenin yanına bir kısım Araplar gelip gizlice konuşmaya başladırlar. Köleden ne konuştuklarını sordum. Saklamayıp aynen anlattı: - Ben Mağrip sultanının oğluyum. Babam, Habeş melikiyle cenk edip savaşı kaybetti, beni de esir alıp buralarda sattılar. Babam bunları göndermiş, elli bin altın da vermiş ki, beni satın alıp götürsünler. Sen bana çok iyilik ettin, kendi evladın gibi baktın. Bundan dolayı memnun oldum. Bunlar beni satın alacaklar sakın az altına razı olma, elli bin altına sat beni. Dediği gibi oldu. Elli bin altına sattım köleyi. Bu kadar büyük sermaye ile bir kısım mallar alıp Bağdat'a gittim. Orada açtığım dükkanda mallarımı satıyordum. Bir tanıdığım gelip, 'Meşhur tüccar dostum vefat etti, ay gibi güzel kızcağızı yetim kaldı gel bunu sana alalım.' dedi. Ben de kabul ettim. Çeyiz olarak birtakım tabakların üzerinde içi altın dolu keseler vardı. Hepsinin üzerinde de biner altın yazılı iken birinin üzerinde dokuz yüz yetmiş altın yazılıydı. Bunun sebebini sorduğumda kızcağız dedi ki: - Babam bu keseyi Harem-i Şerif'te kaybetmiş, bulan bir helalzade keseyi verince otuz altını ona müjde vermiş, geride kalan altındır içindeki. Bunun üzerine ben Allah'a hamd ve şükürde bulundum, bunlar hep doğruluğun, iyiliğin bereketi, diyerek olayı kızcağıza anlattım. Mutluluğumuz daha da perçinlenmiş oldu!...
asi ve mavi Üye
Üyelik: 2006-07-12 Herkese açık mesaj: 440
#14545
gökhan abi farklı görüşlerin olması güzel şiiride begendim ama adamın ateist oldugunu ögrendigim zaman üzüldüm aziz nesin için...
asi ve mavi Üye
Üyelik: 2006-07-12 Herkese açık mesaj: 440
#14552
sokaklarındaki ahşap evlerde benzinin soluklugunu aradım anne, anne nasılda özlemişim senin nasır tutan ellerini sıçaklıgını seni aradım seni kör olmuşlugumda umudum tükenipte bakınca aynaya parlayan gözlerindeki buguyu gördüm ne vakit yorulsa dizlerim ne vakit özlemeye başladımsa ölümü sen anne bana soluk almayı ögrettin saçlarına aklar düştükce dahada büyüyordun seni aradım seni anne dua dökülen dillerine karışan gözyaşlarını yanında bir daha uyuyamama korkusuydu içimdeki gözlerim kapalı seni deryalarda ararken sıgmıyordun dünyaya hasret kokan anam.......... A.N.T
Huzi Üye
Üyelik: 2005-12-22 Herkese açık mesaj: 1.968
#14585
GÜL BAHCESI . Zamanin birinde bir kasabada yasayan dünyalar guzeli bir kiz varmis. Bu kiz oyle guzelmis ki cok uzak sehirlerden ve ulkelerden çok zengin,cok yakisikli, asil pek cok delikanli onu gormeye gelirmis.Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi nice sovalyeyi reddeden guzel kiz kimseleri begenmezmis.Bu arada ayni kasabada yasayan ve bu kiza asik olan genç bir delikanli da bu kizi istemis. Ama kiz onu da reddetmis. Aradan uzun yillargecmis. Bizim delikanli kasabadan ayrilmis. Kendine baska bir hayat kurmus ve evlenmis,coluk cocuga karismis. Bir gun yolu bir zamanlar yasadigi guzel,kucuk kasabaya dusmus. Orada tanidik birine rastladiginda aklina bir zamanlar orada yasayan dunyalar guzeli kiz gelmis ve ona ne oldugunu sormus. Yasli adam onunde gul bahcesi olan bir evi gostererek kizin evlendigini soylemis.Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmis olan kizin kocasini pek merak etmis.Bir gun gizlenip kocasini evden cikarken gormus. Kizin kocasi sisman, kel ve cirkin mi cirkin bir adammis. Ustelik zengin bile degilmis. Cok merak eden adam kocasi gittikten sonra evin kapisini calmis.Kiz kapiyi acinca kendini tanitmis ve neden boyle bir adamla evlenmis oldugunu sormus. Kiz da ona arkasindaki gul bahcesinden en guzel gul'u koparip getirirse cevabi verecegini bu arada tek sartinin bahcede ilerlerken geriye donmemesi oldugunu soylemis. Adam da bunun uzerine yuzlerce guzel gulun oldugu bahcede ilerlemeye baslamis. Birden cok guzel sari bir gul gormus. Tam ona dogru egilirken biraz ilerde kocaman pempe bir gul gozune çarpmis. Tam ona uzanirken daha ilerde muhtesem guzellikte kirmizi bir gul goncasi gormus. Derken bir de bakmis ki bahcenin sonuna gelmis ve mecburen oradaki bir gul'u koparip kiza goturmus. Bahcenin en guzel gulunugetirmesini beklerken kiz bir de ne gorsun yapraklari solmus ciliz bir gul. Bunun uzerine adama donen kiz soyle demis; "Bak gordun mu? Her zaman daha iyisini bulmak isterken omur gecer ve sen en kotusune razi olmak zorunda kalirsin. Bu yuzden genclik gitmeden elindekiyle yetinebilmeyi ogrenmek gerekir.".
Hayrunnisa Üye
Üyelik: 2006-06-16 Herkese açık mesaj: 13
#14727
BİR LOKMA EKMEK KARŞILIĞINDA YÜZYİRMİDÖRTBİN PEYGAMBERİN ARACILIĞINI TEMİN ETMEK MÜMKÜN MÜ? Büyük erenlerden Cüneydi Bağdadi ölünce onun postuna Muhammed Harirî oturmuştur. Muhammed Harirî bir yıl Mekke'de Kabe'de de kalmış, çoğu zamanlar hiç iftar etmeden oruç tutmuş, hiç uyumadan geceleri ibadet ederek geçirmiş, çoğu kere yorgun düştüğü halde sırtını duvara, ayaklarını ileriye uzatma ihtiyacını bile duymamış seçkin Allah erenlerinden biridir. Ömrünün altmış yılı bu şekilde geçen Muhammed Harirî evliyalıkta kutupluk makamına yükselmiştir. İşte bu Allah dostuna yakınlarından biri bir gün başından geçen ilginç bir hadiseyi anlatmasını rica eder o da şu olayı nakleder: Bir gün tekkede otururken yalın ayak, başı kabak, saçları darmadağın solgun ve üzgün yüzlü genç bir fakir çıkageldi. Abdestini aldı, iki rekat namaz kıldıktan sonra ceketiyle başını örterek uykuya daldı. Akşam ezanı okununca yeniden abdestini alarak bizimle birlikte namazını kıldı. Tesadüf ya bu. O gece bizi Bağdat valisi yemeğe davet etmişti. Ben ve diğer dervişler sohbet toplantısı yapacaktık. Davete giderken fakiri de çağırdım. Böyle bir davete ihtiyacı olmadığını, fakat kendisine bir kase sıcak çorba verirsem çok makbule geçeceğini ifade etti. Kendi kendime, "Adam koskoca davete gelmiyor da benden bir kase sıcak çorbak istiyor, çattık." diye düşünerek çekip gittim. Çorba da vermedim. Davetten dönüp tekkeye geldiğimde genci bir köşede büzülmüş uyurken gördüm. Ben de yatağıma uzanıp uykuya daldım. O gece bir rüya gördüm. Rüyada Peygamberimiz (sav), sağında Hz. İbrahim (a.s), solunda Hz. Musa (a.s) arkasında da yüzyirmidörtbin peygamber yer almışlar, karşısında duruyorlar. Hepsinin yüzleri ayın ondördü gibi parlamakta ve etrafı nurdan bir ışık halesi sarmaktadır. Sevinç içinde sevgili Peygamberimizin elini öpmek için huzuruna koştum. Fakat bana yüz çevirdi. Aynı hareketi üç defa yaptım. Bir türlü elini vermiyordu, her seferinde benden yüzünü gizliyordu. Acaba sebebi neydi? Neden bana elini vermiyordu? Büyük bir üzüntüye düştüm. İçim içime sığmıyordu. Sebebini öğrenmeli ve hatamı düzeltmeliydim. Dayanamayıp sordum; "Ey Allah'ın elçisi!.. Neden benden yüzünü çeviriyorsun? Sana karşı ne gibi bir kusur işledim?" Sevgili Peygamberimiz (sav) yüzünü bana döndü. Öfkesinden yüzü kırmızı yakut gibi kızarmıştı. Dedi ki: Ey Muhammed!.. Bu gece büyük bir kusur işledin. Fakirlerimizden biri senden bir kase sıcak çorba istedi de vermedin. Üstelik de aç bırakarak valinin davetine gittin. Hangi yüzle sana bakabilirim, söyler misin?" Sabah olup uyandığımda her tarafımı korku kaplamış, tir tir titriyordum. Gerçekten büyük bir suç işlemiştim. Gözlerimle hemen genci aradım. Fakat yoktu. Hızla tekkeden çıkarak yola düştüm. Baktım ki genç gidiyordu. "Ey genç Allah aşkına bir dakika dur!.." diye seslendim. Durdu. "Şimdi sana çorba getiriyorum" deyince, gülümseyen nazarlarla beni süzdü ve ardından da, "Üstadım!" dedi. "Senden bir lokma ekmek bir kase sıcak çorba alabilmek için yüzyirmidörtbin peygamberin aracılığına ihtiyaç var. Herkes bunları nereden bulsun?" Bunları söyledikten sonra da gözlerden kaybolup gitti. Dona kaldım.
akhenaton Arşiv üyesi
Herkese açık mesaj: 3.828
#14821
YALNIZLIK Yalnızlık nedir, anlık mıdır? Veya dipsiz bir sonsuzluk mudur; yok edici mi, yoksa yokluğu düşündürecek kadar sonu belirsiz midir? Yalnızlık neden bazen en büyük lütufken, bazen en büyük eziyettir. Yoksa korkulası yalnızlık, çok sevdiğin kendinle baş başa kaldığında, onun katlanılmayacak birisi olduğunu keşfin midir…?.
asi ve mavi Üye
Üyelik: 2006-07-12 Herkese açık mesaj: 440
#14824
ilk birbirine aşık olan insanların çogu bu yemini ediyolardır büyük ihtimalle.... maalesef zaman geçtikce aşkın yerini daha kötü şeyler alıyo hayat diyip geçiyoruzz size bi kardeş tavsiyesi sakın ola yapamayacagınız sözler vermeyin... hadi gökhan abi dön artıkkkk.
akhenaton Arşiv üyesi
Herkese açık mesaj: 3.828
#14825
işte yine yalnızım, yine kırgınım hayata... bir ben varım yalnızlığımda, bir de kahreden o yokluğun... bir şiir yazmak geliyor içimden, birkaç güzel cümle sana dair.. ama olmuyor şiir gözlüm olmuyor... ''ben bu kenti seninle sevdim, ben bu kenti sende sevdim...'' diye başlayan bir şiire başlıyorum yokluğunun girdabında.... ama sonu gelmiyor işte yetim şiirimin. bir gün gelirde okursan sana yazamadığım şiirlerimi anlarsın belki ne denli sana mahpus olduğumu.... işte yine yazamadan ayrılıyorum gönül bahçesinden.. yokluğunda ne de zormuş birkaç mısra karalamak.. haydi toplan vakit tamam, toplan gidiyoruz ey kalbim....
ibrahim Üye
Üyelik: 2001-12-18 Herkese açık mesaj: 2.407
#14832
Asicim sorun aşk yemini etmek veya aşık olmak değil, bizler aşkın ve sevginin ne demek olduğunu bilmiyoruz sorun bu malesef...
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#14878
hadi gökhan...... dön artıkkkk döneçeğim ama şu aralar biraz yoğunum en kısa zamanda burdayım sende bu arada o güzel şiirlerini siteye aktarmayı unutma ....
saldiray27 Üye
Üyelik: 2006-06-09 Herkese açık mesaj: 832
#14901
wayyyyyyyy beeee:))
ibrahim Üye
Üyelik: 2001-12-18 Herkese açık mesaj: 2.407
#15312
Rabbim tüm muhammed (sav) ümmetinden rahmetini esirgemez inşallah...
Huzi Üye
Üyelik: 2005-12-22 Herkese açık mesaj: 1.968
#15462
İKİNCİ SÖZ . İMANDA ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:. Bir vakit iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbin talihsiz bir tarafa, diğeri hüdâbin bahtiyar diğer tarafa sülûk eder, giderler.. Hodbin adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbin olduğundan, bedbinlik cezası olarak nazarında pek fena bir memlekete düşer. Bakar ki, her yerde âciz bîçâreler, zorba müthiş adamların ellerinden ve tahribatlarından vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazin, elîm bir hali görür. Bütün memleket bir matemhane-i umumî şeklini almış. Kendisi şu elîm ve muzlim haleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor. Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve meyusâne ağlayan yetimleri görür. Vicdanı azap içinde kalır.. Diğeri hüdâbin, hüdâperest ve hak-endiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumî şenlik görüyor: her tarafta bir sürur, bir şehrâyin, bir cezbe ve neş'e içinde zikirhaneler... Herkes ona dost ve akraba görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisât-ı umumiye şenliği görüyor. Hem tekbir ve tehlil ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemiyle müteellim olmasına bedel, şu bahtiyar, hem kendi, hem umum halkın süruruyla mesrur ve müferrah olur. Hem güzelce bir ticaret eline geçer, Allah'a şükreder.. Sonra döner, öteki adama rast gelir. Halini anlar. Ona der:. "Yahu, sen divane olmuşsun. Batnındaki çirkinlikler zahirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisâtı soymak ve talan etmek tevehhüm etmişsin. Aklını başına al, kalbini temizle-ta şu. İkinci Söz - s.5. musibetli perde senin nazarından kalksın, hakikati görebilesin. Zira nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyetperver, muktedir, intizam perver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemalât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği surette olamaz.". Sonra o bedbahtın aklı başına gelir, nedamet eder. "Evet, ben işretten divane olmuştum. Allah senden razı olsun ki cehennemî bir haletten beni kurtardın" der.. Ey nefsim! Bil ki, evvelki adam, kâfirdir. Veya fâsık, gafildir. Şu dünya, onun nazarında bir matemhane-i umumiyedir. Bütün zîhayat, firak ve zeval sillesiyle ağlayan yetimlerdir. Hayvan ve insan ise, ecel pençesiyle parçalanan kimsesiz başıbozuklardır. Dağlar ve denizler gibi büyük mevcudat, ruhsuz, müthiş cenazeler hükmündedirler. Daha bunun gibi çok elîm, ezici, dehtetli evham, küfründen ve dalâletinden net'et edip onu mânen tâzip eder.. Diğer adam ise, mü'mindir. Cenâb-ı Hâlıkı tanır, tasdik eder. Onun nazarında şu dünya bir zikirhane-i Rahmân, bir talimgâh-ı beşer ve hayvan, ve bir meydan-ı imtihan-ı ins ü cândır. Bütün vefiyât-ı hayvaniye ve insaniye ise, terhisattır. Vazife-i hayatını bitirenler, bu dâr-ı fâniden, mânen mesrurâne, dağdağasız diğer bir âleme giderler-ta yeni vazifedarlara yer açılsın, gelip çalışsınlar. Bütün tevellüdât-ı hayvaniye ve insaniye ise, ahz-ı askere, silâh altına, vazife başına gelmektir. Bütün zîhayat, birer muvazzaf mesrur asker, birer müstakim memnun memurlardır. Bütün sadâlar ise, ya vazife başlamasındaki zikir ve tesbih ve paydostan gelen şükür ve tefrih veya işlemek neş'esinden neş'et eden nağamattır. Bütün mevcudat, o mü'minin nazarında, Seyyid-i Kerîminin ve Mâlik-i Rahîminin birer mûnis hizmetkârı, birer dost memuru, birer şirin kitabıdır. Daha bunun gibi pek çok lâtif, ulvî ve leziz, tatlı hakikatler, imanından tecellî eder, tezahür eder.. Demek iman bir mânevî tûbâ-i Cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise mânevî bir zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor.. Demek selâmet ve emniyet yalnız İslâmiyette ve imandadır. Öyleyse biz daima "Elhamdü lillâhi alâ dini'l-İslâm ve kemâli'l-îman" demeliyiz..
asi ve mavi Üye
Üyelik: 2006-07-12 Herkese açık mesaj: 440
#15469
NE İSTEDİNİZ BENDEN KOSKACA DÜNYANIZDA YOK MUYDU BENİM DE YERİM BU KADAR MI KÖTÜYDÜM KÜ SIGAMADIM HİÇBİRYERE KABUL ETMEDİNİZ BENİ OYUNCAKMIYDIM BEN OYNA KIRILINCA YENİSİNİ ALIRIM HESABIYLA MI OYNADINIZ BENLE YAPBOZ MU SANDINIZ BENİ BOZULUNCA YAPILABİLECEKMİYDİM HİÇ Mİ DÜŞÜNMEDİNİZ HİÇ Mİ VİCDANINIZ SIZLAMADI ELİMDEKİ SON ŞEKERİ DE ALIRKEN NE İSTEDİNİZ HANGİ YAPTIGIM ŞEY BU KADAR ZORUNUZA GİTTİ DE EZİP GEÇTİNİZ BENİ NİYETİNİZ NEYDİ BENİ PARÇALAMAK MI HİÇ Mİ DÜŞÜNMEDİNİZ ZAVALLI YÜREGİM BU KADAR ACIYI KALDIRIR MI BOŞLUKTA BIRAKTINIZ BENİ KAPKARANLIK Bİ KUYUNUN ORTASINDA NE YANA DÖNSEM NE YAPSAM NEREYE GİTSEM HANGİ ŞİİR ANLATABİLİR HANGİ ŞARKI BU KADAR DAGLAYABİLİR VE HANGİ KUMARADA KAYBEDİLEN BENİM KAYBETTİGİM KADAR OLABİLİR AKLINIZIN UCUNDAN GEÇTİ Mİ Hİ YADA DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ BİRKERECİKTE OLSA DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ BENİ GÜLEN YÜZÜMÜN ARKASINDA Kİ KAPKARA VE DURGUN VE ÜZGÜN ÇEHREMİ SİZ DÜŞÜNMEDİNİZ BENİ GÖRMEDİNİZ KALBİMDE YANAN ATEŞİ DUYMADINIZ İMDAT DİYEN SESİMİ KONUŞMADINIZ SÖYLE DİYE DERDİNİ ŞİMDİ VE BUNDAN SONRA SİZ BENİM İÇİN KÖR,DİLSİZ VE SAGIR İNSANLARDAN BAŞKA HİÇBİRŞEY DEGİLSİNİZ GELSENİZ DE ARTIK ESKİ NAZLI YOK ONU SİZ ÖLDÜRDÜNÜZ ŞİMDİ SAKIN HA SAKIN ÜZÜLMEYİNİZ.. A.N.T .
asi ve mavi Üye
Üyelik: 2006-07-12 Herkese açık mesaj: 440
#15490
METAL ABİM HAKLISIN AŞKIN NE ANLAMA GELDİGİNİ BİLMEDEN AŞKTAN SEVGİDEN SÖZ EDİYORUZ....RABBİM İÇİMİZE ÖNCELİKLE ALLAH AŞKINI KOYSUN GERİSİ GELİR ZATEN... GÖKHAN ABİ DÖNÜŞÜN MUHTEŞEM OLMAMIŞ NE YAPCAZ::))))
asi ve mavi Üye
Üyelik: 2006-07-12 Herkese açık mesaj: 440
#15491
BU ARADA SALDIRAY ABİM NEYE ŞAŞIRDIN....ÜNLEMİN DAGITMIŞ BÜTÜN SİTEYİ::)))

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim