GeçilmezBu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;
Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez.
İçeride bir has oda, yeri samur döşeli;
Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.
Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada,
Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.
Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne topyekün?
Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez.
Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi;
Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.
Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berhava;
Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez.
Geçitlerin, kilitlerin yalnız O'nda şifresi;
İşte, işte o eteğe sarılmadan geçilmez! Necip Fazıl Kısakürek
Ey Dost! Efsunlara bürünüp kayboldun gözlerimden hicranlara boğulma çekilme sözlerimden ey dost...yıldızların istediği kadarsın bulutlardan silinen aydınlığın adısın umutsuzluk yakışmaz hayatın heybetine şerefsizlik karışmaz adamın gölgesine maveraya ulaşan yalansız sölerine varamadan nefesim saikalar patladı her infilak diriliş her ölümse son değil ezgilere gizlenen nameler tadındasın farkında olmadığın mutluluktur dert değil soyluluğun en yüce en derin katındasın... cezamıyım dertmiyim yoksa sefaletmiyim? sözlerinden utanan saklı bir afetmiyim belki biraz çaresizim ufukların ardında belkide yalanların en güzel gerçeğiyim.... sana olan sözlerimi sakladım gecelere utanıp bakamadım hayatta gerçeklere serseriyim avare saklamadım bilirsin sende en az benim kadar karanlığı seversin zavallının tekiyim şiirlere sığınan kan gölünde damlayım kutlu günü bekleyen gökyüzünde yıldızım karanlığa saklanan menziline gizlendim doruklardan geçerken
Dost dediğin Dostun yüreğinden geçeni bilmeli Dost dediğin Dostunu karşılıksız sevmeli Dost dediğin Verecekse almadan vermeli Dost dediğin Yüreği kan ağlarken, dost için gülmeli Dost dediğin Kara toprak gibi sadık kalabilmeli Dost dediğin Sığınacak yerin yoksa kucağını açabilmeli Dost dediğin Güne sıcak bir güneş olup doğabilmeli Dost dediğin Geceye parlayan yıldız olabilmeli Dost dediğin Sırtını yasladığın asırlık bir çınar Dost dediğin Gerektiğinde bir kalkan olabilmeli Dost dediğin Kahpe kurşuna göğsünü siper yapabilmeli Dost dediğin Velhasıl dost olduğunu bilmeli Dost dediğin İki yüreği bir beden sayabilmeli Ben herkese dost demem Benim dostum Yüreğimin sesini uzaklardan duyabilmeli Dost o zaman dosttur Dost dediğin Bir batında doğan kardeş olabilmeli
görününce Uzaktan O Cennet Vadi bir Başka Gülümser Gözbebeklerin bu Diyar Bir Masal Hazine Adasında aramak Apansız Bastıran Yağmurları ergenlik çağında Kız Edasında beyaz Gelinlikli O Rüyaları
serpişir En Safı O Gülüşlerin bir Dua Misali Nur Ziyasında el Edip,hasretle Süzüp Gözleri bir Sevi'nin Ardından Kalmak Yasında hasretle Kavrulup Yanmak Ne Güzel; kavuşmak ümit Edip Göz Yaşı Aynasında
ince,narin,billur;kırılmış Zaman her Gece ışıldar Her Bir Parçası bak;ne Ay Var Gökte Ne Vakit Gündüz bu Aydınlık Gözlerinin Parlak Sırçası bir Efsane Bu,bin Yıllardan Rivayet kaç Kez çizdi Resmini Asırların Fırçası
Zamansız gelir yalnızlığım yanıma,
Bazen bir gecede bazen daha ötede
Bazen ak sakallı nur yüzlü bir ihtiyar
Bazen gül benizli bir sevgili olur
Yaslarım başımı dizlerinin üstüne,
Konuşur,hüzünlerimin dili olur.
Zamansız gelir yalnızlığım yanıma
Solar bazen çiçekler bahar ortası
Bazen kış içinde nergisler açar
Dört mevsim birbirine girer,karışır
Deli yalnızlığım döner dolaşır
Son hazan bahçenin gülü olur...
Gök yüzü zifiri karanlikken , pembe bir dünyada el ele bu sevdanin
içineydik dünyada el ele bu sevdanin içindeydik biz seninle ve hep
birlikte olmakti temennimiz. Pembe düslerimiz vardi, içinde sadece
ikimizin bulundugu. Bu kisacik askimizda en güzel aksamlari en güzel
sevinçleri paylastik. Sevmeyi ögretin sen bana. Yüzün gülerken, içinde
mutlu olabilecegini ögrettin sen bana. Yüzün gülerken, içinde mutlu
olabilecegini ögrettin. Yasamanin seninle güzel oldugunu gösterdin.
Sevdim ben seni , kimsenin sevemeyecegi , can verip kan dahi
olamayacak kadar çok. Uykularimizi paylastik. Bir gece degil gecelerce
uykusuz kaldik sevdamiz için. Ben seni düsledim hep isil isil
gözlerinle yanimda. Dünyalara sigmayacak askimizi küçük yüreklerimize
sigdirdik. Ayri geçen dünümüze yasanmamis saydik. Hep birlikte
olmaliydik biz , öyle güzel oluyordu hayat. Sözler verdik birbirimize
, tutamayacagimizi bile bile. Bir sen söz vermedin sigarayi
burkamayacagina. Oysa her eline alisinda yüregim hançerlendi benim.
Çiçegimdin sen , incinirsin boyun bükülür diye dokunmaya dahi
kiyamazken ben , o seni zehirliyordu. Bir bunu anlatamadim sana.
Ayirmaya kalktilar bizi.kimse benim yüregimi yakan sevdami düsünmedi.
Sensiz hayat yoktu, söz vermistim sevdama , daha önemlisi sana.
Yasayamazdim , ikimizi içime gömüp seni birakamazdim. Aldiris etmedim
kimseye , ayrilmadim senden. Çünkü yasarsam , senin için yasarsam
,sevdam için yasayacaktim.
Ama sonra sen beni istemedin bana sevdamin tasiyamayacagi seyler
söyledin. Yüregimi hançerledin. Benim kadar düsüp “sevdigim
ne yapar?” demedin. Simdi ise ayrildigin ikinci yilinda kara
sevda oldu askimiz. Sen beni unutmadin, benim seni unutma gibi bir
çabam olmadi zaten .
Ama birlikte olmamiz için çaba sarf etmemiz , dünyayi hiçe saymamiz ,
bosuna. Düslerimizde kaldi bizim sevdamiz. Sözümüzü tutamadik.
Sevdamiz ve bir birimiz için yasamadik.
Simdi ikimizde baskalari için yasiyoruz , sevdamiz da sadece içimizde
yasiyor.
Ben sana söz vermistim , sevdamla ve seninle yasayacagima. Sen kendi
çiktin hayatimdan. Sevdam hala yasiyor. Bir gün üzerine çimenler
bitiginde yine yasiyor olacak sevdam. Beni öldürdügün gibi onu
öldürmedin. Sevdayi öldürmek kolay degil. Hiç öldüremezsin ki zaten ..
ACABA Uyuyan göllere ay ışığında Sevginin resmini çizsem kim anlar? Tomurcuk ayrılıp, gül açtığında Yağmurun saçını çözsem kim anlar? Bir mekan kaplamış ne varsa nerde Kendi ötesini saklar her perde Sonsuzluğun sona erdiği yerde Huduttan bir kulaç kazsam kim anlar? Aşk, kömür beyazı; kin, süt karası Eklenir yarama her dost yarası Et oldum bıçakla kemik arası Cellatla ahdimi bozsam kim anlar? Doğumda yalan var, ölümde gerçek Bir şeyler anlatır balık, kuş, çiçek Kırık gönülleri toplayıp tek tek Toplayıp göğsüme dizsem kim anlar? Gün geldi zamanı gömdüm kabire Dağ oldu aklımın verdiği fire Bağlasam telaşı çelik zincire Sabrın derisini yüzsem kim anlar? İçte deprem olur dışın düğümü İhlâssız çözülmez işin düğümü Aklımdan geçeni, düşündüğümü Okusam kim dinler, yazsam kim anlar?
BEKLEMEK Sarıcadüzü'nde bir yığın toprak Sulanır her sabah gözyaşlarımla Mihriban, Mihriban uyan da bir bak! Hasret düğüm düğüm ak saçlarımda... Ardıçlı ağaçlarda gene ay doğar Akasya gölgeleri delik - deşik... Bir pınar ağlar sabahtan akşama dek Yapraklar sallanır, ışıklar söner... Büyüdükçe büyür içimde bir dert, BEKLEMEK...
Ölü Vakitleri Yaşamak İhtiyar Evlerde Duvarları çatlak Tavanı dökülmeye hazır Temelinde bitlerin karıncaların ince bacaklı böceklerin gezindiği İhtiyar evlerde Zamanı çekip üstümüze Örtüyoruz kirli ve açık yerlerimizi. Bir şey mi var Sandık diplerinde saklanan merdiven altlarında unutulan Ahır köşelerine atılmış paslı çivilerine asılmış duvarların Nedir bizi bağlayan bütün bunlara ve geçen zamana. Siz oturdunuz mu hiç kıldan ince uçurumlarda Biz yatıyoruz her gün beli bükülmüş duvar diplerinde Uykumuz ürkek ceylanlara benziyor Bazan yorgun taylara. Biz sessiz ve kaygan zaman üstünde Unutmuş ve aldırmaz görünüyoruz Gıcırtılı merdivenlerden çıkan ölümü. Biliyoruz işliyor saat tıkır tıkır Her yerde ve her şeyde Sesini çizerek sonsuzluğa Tıkırtıların kımıltıların ve uzayan ağaçların. Ve aklın dar yalnızlığında
Sebeb Ey şairi vefat etti
Erdem Bayazıt, sanat hayatının 50. yılında yakalandığı akciğer kanserine yenik düşerek vefat etti.
1939’da Maraş’ta doğdu. İlkokul ve Lise öğrenimini burada tamamladı. Yüksek öğrenimine 1959 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde başladı. Geçim zorluğu yüzünden 1961’de öğrenimini devam mecburiyeti olmayan Ankara Hukuk Fakültesine naklederek askere gitti. Askerliğini yedek subay öğretmen olarak Burdur İli, Yeşilova İlçesi, Çuvallı köyünde yaptı. Askerlik dönüşü fakülte değiştirerek yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi DTCF Türk Dili ve Edebıyatı Bölümünde tamamladı. Edebiyat öğretmenliği, kütüphane müdürlüğü yaptı. İstanbul Türk Musikîsi Devlet Konservatuarı’nın kuruluşu sırasında genel sekreter olarak çalıştı. Daha sonra, Sanayi Bakanlığı İnsan Gücü Eğitim Dairesi Başkan Yardımcısı iken bu görevinden istifa suretiyle ayrılarak Akabe Yayınları’nın ve Mavera dergisinin yönetimini üstlendi. 1984’te Akabe A.Ş.’nin İstanbul’a taşınması kararı ile bu görevini devrederek yeniden memurluğa döndü. DPT’de sözleşmeli personel olarak çalışırken, 1987 Milletvekili seçimlerinde Anavatan Partisi’nden aday oldu. Kahramanmaraş’tan milletvekili seçildi. TBMM’nin 18. Dönem çalışmaları süresince Milli Eğitim ve Çevre Komisyonlarında görev aldı. 1991 seçimlerinde adaylığını koymadı, İstanbul’a yerleşti. Evli ve dört çocuk babasıdır. Tok, kavgacı, destana yatkın bir üslûpta söylenmiş olan şiirlerinde ayrıca ince duyarlılıklar işlenmiştir. İslâmî ton bir “leit-motiv” halinde bütün şiirlerine yayılmıştır. Şiirleri Açı (K. Maraş), Çıkış (Ankara), Yeni İstiklâl, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera ve Yedi İklim dergilerinde yayınlanmıştır.
Aldığı Ödüller: Risaleler; Türkiye Yazarlar Birliği 1988 Şiir Ödülü. İpek Yolundan Afganistan’a; TYB 1983 Gazetecilik Ödülü.
*Sebeb Ey İlk şiir kitabı 1972’de Edebiyat Dergisi Yayınları (2. baskısı Akabe Yayınları, 1979)
*Risaleler son şiirleri adı altında Akabe Yayınları arasında 1987 yılında çıktı (2. baskı 1989).
*Şiirler (Sebep Ey ve Risaleler iki kitap bir arada) İz Yayıncılık tarafından 1992 yılında basıldı (4. baskı 1998).
*İpek Yolundan Afganistan’a:1981’de İran, Pakistan, Afganistan ve Hindistan’ı içeren iki aylık gezi ile ilgili izlenimlerini kitaplaştırdı (Akabe Yayınları 1982).
Allah rahmet eylesin.
Bende güzel bir şiirini buldum üstadın buyrun;
AŞK RİSALESİ
Dirilmek yeniden Yerin uyanması gibi kımıldaması gibi toprağın Bulutları yarması gibi gün ışığının Yağmurun ansızın boşanması Binlerce kuşun bir anda parlaması havalanması Erimesi gibi karların ve buzulların Patlaması gibi dal uçlarında tomurcukların
Dirilmek yeniden Yüzyıl süren bir berzahtan geçmişiz gibi Kandan kinden öfkeden Üstümüze bir sağnak boşanmış gibi Sürekli lekelendiğimiz çözülmeye terkedildiğimiz Bir bataktan çıkar gibi.
Yürürken otururken yatarken Hep çürümek durumunda kalmış Duyduklarımızdan dolayı kulaklarımız Gördüklerimizden ötürü gözlerimiz Dokunduklarımız için ellerimiz.
Belli bir bozgun yaşamışız Her şeye ölüm dadanmış sanki Kadınlar ki anne olmamak için direniyorlar Erkekler ki savaşmayı tümden unutmuşlar Çocuklar zaten hiç çocuk olmuyorlar Çocukluk kalkmış dünyadan gibi Her çocuk antik çağ filozoflarından bir kalıntı sanki.
Aşkın son saltanatını yaşamak içinmi ey kalbim Ruhun serüvenine bir kale olmak için mi? Bu başkaldırma kanatlanma.
Durmadan geçiyordu o zamanlar Üstümüzden tanklar toplar binler tonluk arabalar Boğuk bir ses madeni bir böğürme Bir metropol devinin içimiz titreten iniltisi Ta uzaklarda şehirlerin üstünde kımıldayan Bir korkunun yüreğimizde biriken tedirginliği Bir sam yeli gibi bedenimizi yüzümüzü saçlarımızı Yalayarak Çekiyordu bizi ve herkesi.
Ama sen uzaklardaydın ey kalbim Uzaklardaydın, sevdiğim uzaklardaydı Ayın ve yıldızların çağlayarak Berrak şelaleler yaparak Coşku içinde aktığı Bir yerlerdeydi.
Hani bir gün bir çobana rastlamıştık Kavalıyla bir sümbülü emziriyordu Adı ferhat mıydı neydi Koyunların kurtların böceklerin ve çiçeklerin Sadakatten mest oldukları Her birinin gözlerinde Kaybolur gibi kayar gibi Dalıp gittiğimiz o saadet evreni Kayaların yüzlerinden okuduğumuz o ebedi bilinç Bizi çekip almıştı kılcal damarlarımızdan.
Yaslan göğsüme sevdiğim Benim gönlüm gök gibidir açık deniz gibidir Pas tutmaz benim içim yeryüzü gibidir toprak gibidir Sen ki bulut gibisin Ay gibisin güneş gibisin bazan.
Usul usul inen Yağmur tıpırtılarını Dinler gibi Dalıp gitmiştik Sen konuşuyordun İpil ipil yağan bir yağmur gibi konuşuyordun Onlar ki konuklarımızdı Adları Keremdi Yusuftu Kaystı Hepsi de ezelden tanıdıktı dosttu.
( Ara Çağrı ) Sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım Her gelişin bir taze haberdi unutmadım
Aşktı alıp verilen altın bir vakitti yaşadığımız Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki unutmadım
Can oynanırdı evlerde yollarda meydanlarda Can alınıp can verilirdi hiç unutmadım
Sen uyurdun uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki unutmadım
Ah sevgili ! Hayat görünürdü kapından, bir çırpınış yüreklerimizde Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde unutmadım
Toprağa düşen tohum onda gizlenen renk şekil koku Senin için biçimlenirdi renklenirdi kokardı senin için unutmadım
Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah unutmadım
O dirildi O dirildi diye birden çalkalanan sokaklar Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı hiç unutmadım Ey aşk ey dirilik soluğu ey evrenin hareket kaynağı Nasıl unuturum nasıl unuturum hiç unutmadım.
Haydi gel sevgilim Uzanalım toprağın altına Çiçekler mayalansın göğsümüzde Bu akıp giden bu kör gidip yol giden Kalabalıkları bu insanları Ezen çiçekleri, bir kere bile farkına varmayan Dökülen bu yıldızları yağmur birikintilerine Çiğneyerek geçen bu adamları ve kadınları Uyarmak için bir an durdurmak için Bu bizi terkeden, bacaları öksüz ve boynu bükük İçimizde sonsuzluk kavislerinden izlerini taşıdığımız Ama şimdi kendimizi zorlasak da anımsayamadığımız tasarlayamadığımız o kırlangıçları Ah tekrar dönülebilir mi? yaşayabilirmiyiz ? Uzansak yerin altına ve toprak olsak.
Haydi gel sevgilim Bir daha deneyelim Bir kere daha kesmek için yolunu kalabalıkların Yüreğimizden gönlümüzün derinliğinden Vermek hep vermek için Çünkü dağıttıkça çoğalır bizim zenginliğimiz Aşkın bir adı da berekettir En iyi anlatandır o Hirada bir mağarada Gözden döküleni Gönülden geçeni.
Ah hep o kelimeyi bulmak için bütün bu Çabalarım Seni çağıracak olan.
Nasıl da unuttuk Oysa daha anar anmaz adını Ansızın patlayan bahara bir pencere açmışız gibi Kış ortasında çıkıveren güneş gibi Birden sıyrılıverip bulutlardan Üryan görülen can gibi Doldururdun içimizi Ve eviçlerimizi.
Ah oruçlu bir ağustos vaktinde Bir kayanın dibinden kaynayan Soğuk ve berrak sulara Uzanıp kana kana Avuç avuç alıp Yüzümüzde içimizde Duyduğumuz Gibi Aşk.
Ah bir yalnızlık vaktinde Herkesle birlikte olduğumuz Gene de yalnız olduğumuz Bir parkta Ta uzaklardan gelir gibi Bir tamburdan bir ezginin Bizi bizden ve herşeyden Alıp götürdüğü gibi Aşk.
Haydi gel sevgilim gene arayalım Makam-ı İbrahimde rastlanan ayak izlerini Dedesinin elinden tutup Kubays dağına götürdüğü Yüzüsuyu hürmetine yağmur istediği Yeryüzünün bereketlenip çiçeklerle bezendiği Develerin coşarak çöllerde Ayak sesleriyle şiirler bestelediği O vakitleri.
Haydi gel bir daha bir daha Arayalım Herkesin ve herşeyin uykuya vardığı Bir vakitte Gürül gürül Bardaktan boşanır gibi Yeryüzünü ve gökyüzünü Dünyanın bu yüzünü ve öbür yüzünü Geceyi ve gündüzü Dolduran Yüreğimizi kuşatan O kitaptan Okunanı.
Yaşamak, avını gözleyen Sessiz gergin Soluk soluğa Bir atmaca Sağ elimin Parmakları ucunda.
Ve ölüm Bir güvercin Beyaz Süzülen masmavi gökten Berrak sulara.
Bir yıldız kayıyor kayıyor kayıyor Bir dal uzuyor uzuyor Bir gül kanıyor bir seher vaktinde Yanıyor bir ateş için için İçimde içimin de içinde Bir ezgi dönüyor dönüyor dönüyor Bir ney eriyor dudaklarımda
O limanlı şehir,o şen gemiler ve gündönümleri Sonsuz bir sis içinde kaybolup gitti İçinde bıraktığım mutlu günleri Aramıyorum,anımsadığım sadece düş ölümleri
Elimde bir şişe yüzümde gamzelerim Yitik yarı sarhoş geceler orda Orada parçalarım orada sevdiklerim Orada düşlerim,düşzedelerim
O şehirde sen de vardın hatırlasana Sisli soğuk geceleri ve yarı mahçup Anlatamadığım şeyleri sana Korkularım zaferde düşlerim mağlup
Şimdi başka şehirlerin başka sokaklarında Aşina karabasanlar görmekteyim ben Ve sen sevdiğim ve sen en iyi dostum Kayıp düşlerimi sormaktayım ben
O limanlı şehir,geceler yarı sarhoş İçmişiz,çakırkeyif,hafiften üşüyoruz Dalmışız,aşığız,hepimiz seviyoruz Dalmışız masmavi bir rüyaya hep Bir düş'ün içine düştükçe düşüyoruz...
Çekin kılıçları oklar gerilsin Yürüyün yarenler cenge gidelim Satuk Buğra han gelsin,gökler yarılsın Yürüyün yarenler cenge gidelim Belki tarih kadar eskidir yaşım Çekin kalkanları,atları koşun En mutlu gün bu gün vallah sarhoşum Yürüyün yarenler cenge gidelim Gürani rüyada zaferi saydı Kadırgalar tepelerden haliç'e kaydı Haydi yiğitlerim,erlerim haydi Yürüyün yarenler cenge gidelim Öncümüz on sekiz bin alemin efendisi Ardında Fatih Sultanın ta kendisi Ya ALLAH BİSMİLLAH,hep zafer sesi Yürüyün yarenler cenge gidelim Çalınsın kösler mehter çalınsın Gittiğimiz her il fetih olunsun Abdulhamit,Kanuni,Yavuz bulunsun Cedlerimin ruhunu şad edelim Yürüyün yarenler cenge gidelim Cengiz KILIÇPARLAR