İslamiyet insanlardan iki şey isterSual: Aklını dinde ölçü kabul eden bir genç, (Şu neden farz, şu neden günah? Bunların hikmetini, sebebini bilmeden kabul etmem, körü körüne inanmam) diyor. Böyle söylemek caiz midir?
CEVAP
Caiz değildir. Dinin emir ve yasaklarının hikmeti anlaşılmasa da Allah’ın emri olduğu için, hiç tereddütsüz kabul etmek, beğenmek şarttır. İslam âlimlerinin en büyüklerinden olan Hüccet-ül-İslam unvanına sahip İmam-ı Gazali hazretlerinin İhya’da ve İmam-ı Süyuti hazretlerinin Cami-us-sagîr’de bildirdiği hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Ahir zamanda değişik inançlar çıkınca, koca karı gibi inanın.) [Nesai, Deylemi]
Bu hadis-i şerif kocakarı gibi bâtıl şeylere körü körüne inanın demek değildir. Allah ve resulünün bildirdiklerine aklın almasa da, ispat edemesen de, inanın demektir. Cennet, Cehennem, Sırat köprüsü ve ahiret hayatı akıl ile mantık ile ispat edilemez. Mutezile aklı almadığı için sırat köprüsünü, miracı ve benzeri olayları inkâr etmiştir. Şimdi bile bir çok Müslüman inanamayıp mürted olurken, o zaman müşrikler, bu bir çılgınlık derken, Hazret-i Ebu Bekir, (O söylediyse doğrudur) diyerek imanın zirvesine çıkmıştır. Görmeden, aklını Peygambere tâbi kılarak, bir anda Miraca gidip geldiğine inanarak Resulullahı tasdik etmesi imanını yükseltmiştir.
Din nakle dayanır. Aklı dinde ölçü almamalıdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Dini aklı ile ölçen kadar zararlı kimse yoktur.) [Taberani]
Sual: Zor bir durumdan kurtulunca (Allah bizi kurtardı) manasına (Allah yüzümüze baktı) ifadesi kullanmanın mahzuru var mıdır?
CEVAP
Mahzur yoktur.
Sual: Hasbelkader bu işin başına geldim dedim, böyle söylemek küfür olur mu?
CEVAP
Böyle söylemekte mahzur yoktur. Kelime olarak hasbel kader, kader icabı demektir. Yani Allah böyle takdir etmiş, biz de buraya geldik demektir. Türkçe’de bir başka anlamı da, (Biz bu işe layık falan değiliz, ama, Allahü teâlâ böyle takdir buyurduğu [ihsan ettiği] için geldik) demektir.
Sual: Allah’ın sıfatlarını teker teker saymasını bilmeyene kâfir denir mi?
CEVAP
Sıfatları sayamayıp ama anlamlarını bilirse kâfir olmaz. Mesela Allahü teâlânın her şeyi yarattığını, her şeyi bildiğini, işittiğini, gördüğünü v.s. bilen kimse Allah’ın sıfatlarını biliyor demektir.
Sual: Müslüman olmayan bir insana, yaptığı iyilik karşısında "Allah hidayet versin" diye dua edilir mi?
CEVAP
İyilik yapmadan da o şekilde dua etmekte mahzur yoktur.
Sual: Haramlarda sebep aranır mı?
CEVAP
Haramlarda sebep aranmaz. Besmelesiz kesilen kuzu etini de yemek haramdır. Besmele ile de kesilse domuz eti haramdır. Sebebi şu veya bu değildir. Allahü teâlâ haram ettiği için haramdır.
Sual: (Görmediğim şeye iman etmeyi aklım almıyor, dindeki şeylerden ruhum sıkılıyor) diyen arkadaşıma ne cevap vereyim?
CEVAP
Almayan aklını ve sıkılan ruhunu göstermesini isteyin, niye almadığına, niye sıkıldığına bakalım.
Sual: Tevbe kapısı ne zamana kadar açıktır?
CEVAP
Güneş batıdan doğmadan önce iman etmek şarttır. Kıyametin büyük alametlerinden birisi de, güneş batıdan doğacaktır. Bunu gören bütün insanlar, iman edecekler. Fakat bu imanları kabul olmayacaktır. Çünkü artık tevbe kapısı kapanmış olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Tevbe kapısı açıktır. Güneş garbdan doğuncaya kadar kapanmaz.) [Taberani]
Bugünkü insanlar için ise, tevbe kapısı her zaman açıktır. Son nefese kadar tevbeler kabul edilir. Can boğaza gelmeden iman etmek şarttır. Ölürken, ahiret hallerini gördükten sonra kâfirin imanı muteber olmaz. Fakat o anda da, müslümanın günahlardan tevbesi kabul olur.
Sual: Bir ingiliz arkadaşım var. Müslüman olmuş, namaz kılıyormuş ama, hiç kimseye söylememiş. İngilizler müslüman olduğunu duyarsa, iyi gözle bakmayacaklarını söylüyor. Kitaplarda okumuş, kalb ile tasdik, dil ile ikrar etmek gerekiyor, şimdi ben kaç kişinin yanında müslümanlığımı ikrar etmem gerekir diyor. İkrar etmeden veya edemeden ölsem müslüman sayılmaz mıyım diyor.
CEVAP
Evet iman etmek için kalb ile tasdik dil ile de ikrar gerekir. Ancak, onun dil ile başkalarına ikrar etmesi gerekmez. İslam ülkesinde ikrar etmesi gerekir ki, müslüman olarak bilinsin ve müslümanlara yapılan muamele ona yapılsın ve müslüman mezarlığına defnedilsin.
Sual: Mecusi’nin biri Ramazan ayında çocuğuna dışarıda yemek yedirtmiyor, müslümanlara saygılı davranıyor ve son nefeste imanla ölüyor. Dini yazılarda ise namaz kılmayan müslümanın imanla ölmesinin zor olduğu, yani imanının tehlikede olduğu yazıyor. O müslümanken bile kâfir ölebiliyor da kâfir nasıl müslüman ölebilir?
CEVAP
İslamiyet insanlardan iki şey ister. Birincisi ne bildirilmişse hepsine olduğu gibi iman etmek. İkincisi bu iman ettiklerine hürmet edip, saygı göstermek, hepsini beğenmek. Bunlar imanla ilgilidir. Yapıp yapmamak ise günah ve sevap ile ilgilidir. Bahsettiğiniz örnekte üstelik bir mecusinin yani ateşe tapanın oruca, müslümanların ibadetine hürmeti, saygısı, onun müslüman olmasına vesile olabilir ki olmuştur da. Buna benzer olaylar çok olmuştur.
Fakat bir müslümanın senelerce namaz kılmaması, diğer haramları işlemesi, bunları yaptığı veya yapmadığı için değil, iman ettiği hususlara saygıyı, hürmeti azaltacağı, hatta yok edebileceği için küfre düşme tehlikesi çok fazladır. Namaz dinin direğidir buyuruluyor. Namaz insanı elbette kötülüklerden alıkoyar buyuruluyor. Kendisini koruyucu namazı niyazı yok. Üstelik laf olsun diye, gevezelikle saygıyı hürmeti kaybedenler ise çoktur. Bu yüzden, ikisi çok farklıdır. Birbirine karıştırmamak lazımdır.
Kâfir bir kelime-i şahadet söylerse hemen müslüman olur, bütün günahları affolur, fakat namaz kılmayan müslüman, yukarıda açıklamaya çalıştığımız sebepler yüzünden tehlikededir.
Sual: Tecdid-i iman tam olarak nasıl yapılır?
CEVAP
O işten pişman olmak ve kelime-i şehadet getirmekle olur.
Sual: (Allahümme ya mukallibel kulub sebbit kalbi ala dinik) duasının manası nedir?
CEVAP
(Ey kalbleri çeviren rabbim, kalbimi dinin üzerine sabit kıl) demektir.
Sual: Yeis ve ümitsizlik halinde, günahlardan tevbe kabul olur mu?
CEVAP
Tevbe kabul olur. [Yeis hali, ölürken ahiret hallerinin keşfidir. Yani ölürken Cenneti Cehennemi gösterirler, kâfire inansaydın işte şu Cennete gidecektin derler. Bu halde iken bile müslümanın tevbesi kabul olur. Ama kâfirin iman etmesi kabul olmaz.]
Sual: Tevbe etmek için illa 2 rekat namaz kılıp mı tevbe etmeliyiz?
CEVAP
Namaz kılma mecburiyeti yoktur. Namaz kılıp dua ederek Allahü teâlâya sığınmak iyi olur. Pişman olmak tevbedir.
Sual: Bütün günahlarım için nasıl tevbe etmeliyim?
CEVAP
Ya Rabbi, büluğ çağına erdiğim günden beri işlediğim bütün günahlara tevbe ettim, bir daha işlememeye söz verdim dersiniz.
Sual: Tecdid-i iman ve nikah duası nasıldır?
CEVAP
Şöyledir:
Allahümme inni üridü en üceddidel imane vennikaha tecdiden bi kavli la ilahe illallah Muhammedür resulullah.Sual: Çok gayri müslim kitabı okudum. Dini konularda, siyasi konularda, özellikle ticaret, yöneticilik üzerine. Kafam çok karıştı. Ne tavsiye edersiniz?
CEVAP
Gayri müslim kitaplar, müslüman kitaplardan sonra okunmalı, önce bir şeyler dolmalı ki ötekilere yer kalmamalı idi. Zaten dini konularda yazdıklarının hiç kıymeti yoktur. Siyasi, ticari ve idari konularda yazdıklarının çoğu da dinimizden yani İslam âlimlerinin kitaplarından ve Osmanlıdan kopyadır. Bu durumu ilim ve insaf ehli gayet iyi bilmektedir.
Sual: Mümin kendi imanı hakkında hiç şüphe etmemeli. Peki, bu şüphe etmek ne demek, bunu vesveseden nasıl ayırt edeceğiz?
CEVAP
Benim imanım var mı yok mu diye şüphe olmaz, imansız ölebilirim diye korkmak lazımdır. Elhamdülillah imanlıyım demelidir.
Sual: Tam olarak "akıl hastası" olmamakla birlikte, genelde ne yaptığını bilen, aklı tam olarak yerinde olmayan, zaman zaman tuhaf hareketler yapan, bazen aklı yerinde değil gibi davranışları olan ve akıl hastalığı tedavisi gören biri dinen mükellef midir?
CEVAP
Mükelleftir ama ne kadar? Gücü yettiği kadar, aklı aldığı kadar. Allahü teâlâ kimseye gücünün yettiğinden fazlasını sormaz. Aklı ermediği şeylerden mesul değildir.
Sual: Bazen imanla ilgili çok vesvese oluyor. O zaman diyorum ki, Ben Allah ve Resulüne iman ettim ve şu duayı okuyorum (Allahümmme ya mukallibel kulub sebbit kalbi ala dinik) ve büyüklerin, Peygamberimizin sevgisine sığınıyorum.
CEVAP
O şüpheler imandan ileri geliyor demektir. Şeytan imanlı olanla uğraşır, imansızla uğraşmasına sebep yok. O duayı okumanız ve öyle düşünmeniz çok iyi.
Sual: İblis, Hazret-i Âdem'e secde etmediği için niye lanetlendi? Şeytanın Hazret-i Âdem'e secde etmeyişi ile, Allah’a isyanın ne alakası var? Hem Allah’a isyan etmiş olsa bile, isyan lanetliğe, küfre sebep olur mu? Niye Allah kendisine değil de, Hazret-i Âdem’e secde edilmesini emretmiştir?
CEVAP
Secde, Âdem aleyhisselama değil, Allah için yapılması istendi. Yani Hazret-i Âdem istikametinde Allah’a yapılması istendi. Biz de Kâbe istikametinde Allah için secde ediyoruz. Kâbe’ye secde etmiyoruz. Meleklere ve İblise, Âdem aleyhisselam istikametinde Allah’a secde edilmesi emredildi. Şeytan ise, bu emrin yanlış olduğunu söyleyerek secde etmedi. Yani şeytan secde etmediği için değil, Allah’ın emrinin yanlış olduğunu söylemesi onun lanetliğine sebep oldu.
Namaz kılmayan, oruç tutmayan kimse, Allah’a isyan halinde olmakla beraber ona kâfir denmez. Ama namazı, orucu lüzumsuz görürse kâfir olur.
İşte şeytan da Allah’ın emrini uygun görmeyip, (Ben ateşten o ise, topraktan yaratıldı. Ateşten yaratılan bir varlığın, topraktan yaratılan bir varlığı kıble edinmesi yanlıştır) diyerek secde etmedi ve ebedi lanetliklerden oldu.
Resmi açAl beyazlı gemiler kalkar her gece her gece yüreğimden Bilmem gelipte gözlerinin önünden bir kez bile ...
BAKAMADAN....Yüreğimin ormanında Bir asi Bir asil Bir mavi Bir özgür Matem var şimdi.
Yüreğimdeki yara kapanmış, eski sevda şarkılarını unutmuştum. ... Sonra sonra, aramızda bir sevda doğdu ki, başkaları buna “karasevda” dediler. ...
Böyle bir kara sevda, Ancak kara toprakta biter... Çok geç kalınmış bir sevdanın kurbanı yüreğim, Maziyi siler seni anlatan bütün fasıllarım, ...aşk, bağışlanmış hüzündür!... Sen neyin yağmurusun ki yüreğime düştün de VAZGEÇİLMEZİM oldun. ...
Kara Sevda Sevgi demiştim hatırlıyor musun? İçimdeki yangına. Yanılmışım! ...Yüreğimde bu yangın Ortalığı kırıp geçiren Soğuk bir iklim ...
Sonra karasevda olup göğsümüzun derinlerine düşer her parçası. ... Bahar gelir gözlerime, Munzur suyu olup akar yüreğim sevda nehirlerine. ...
BEN AŞKI SATIN ALDIM
ben aşkı bir üveyikten satın aldım,yaşım onaltı
o zamanlar bakır rengindeydi dağlar
daha şıvan düşmemişti böğrüme
daha deli deli esmemişti ruzigar
kalbim acıya düşmemişti
sanırdım bütün ırmaklardan koşacaktım
halayda delikanlı başı olacaktım
bıyıklarım yeni terlemişti
gurbeti
ismail dayımın gönderdiği
kuru üzüm ve fıstık'nan
bir de istanbul fotoğraflarından tanımıştım
hey deli yanım!
türkülerim ince gül dalım
gönül közüm
verdiğim sözüm
ne zaman duman olsa
munzur'un doruklarında kalırdı gözüm
aradabir durup fırat'a bakışım
ve yanımdan ayırmadığım
bir üveyikten satın aldığım aşkım
yani ahretlik gülüyordum
istanbulu fotoğraftan
vurgunu üveyikten biliyordum
bir zemheri akşamında
oturtup tandırın karşısında babam
oğul yürü, dedi
yürüdüm
topak oldu babam,acıdan yundu gözleri
yalınız bir ''ah''etti anam
sessizce ırmağa düştü sözleri
yürüdüm
terleyen bıyıklarım
şahin bakışım
ve yıldızlı gecelerimden birinde canım
üveyikten satın aldığım halis aşkım
geride kaldı
ormanlar gördüm
ağaçlar gördüm
dallarında adamlar asılıydı
ipince fidanlar
ipil ipil kan sızardı dudaklarından
baykuşlar
gecenin koyukatmer al basması karanlığına karşı
nasıl da gülüyorlar
nasıl da gülüyorlardı
hani benim yıldızım
hani şehla bakışım
hani sazım
ve halıs aşkım
dağlardan geliyorum ben
fıratın doğduğu yerden
gönle aktığı yerden
serin göze başından
soğuk bulgur aşından
dağlardan geliyorum ben
aşkın doğduğu yerden hey!
yusuf'un kuyusundan eyyub'un sabrından geliyorum
etmeyin elemeyin
ben istanbulu fotoğraftan
vurgunu üveyikten belliyorum
hani benim yıldızım
hani şehla bakışım
hani sazım
ve bir üveyikten satın aldığım
halis aşkım
hey anam
ne aynam ne tarağım ne sedef çakım
ne tesbihim ne mintanım
bir han odasında
akşam alacası değip geçerken böğrüme
yavaşça önüme düştü alınyazım
kim tutar kaldırır başımı yerden
kim dinler türkülerimi bozlağımı sazımı
bir duan olaydı ah, yanıbaşımda
iki çift lafın
bir tas ayranın
bir dağ soluğun
entarine yapışmış kalmış bir yayla çimenin
bir tesbih böceğin
bir avuç toprağın
bir küçük taşın
bir tel saçın alyazmanın altından
hey anam
akşam indi kırıldı sazım
istanbulda
haramiler sokağında
bir han odasında
yavaşça önüme düştü alınyazım
hani benim yıldızım
hani şehla bakışım
hani dağlara verdiğim aşkım
akşam dediğim ana
istanbulda ay karanlık yürek pustur
bir de hikayesi var
kanadı kırık martıdan dinlediğim:
çok önceden
zebaniler yakıp geçerken şehri
üç damla baldıran zehri
üç damla hıyanet dökmüşler mavi denize
üç martıyı boğmuşlar
herşeyi gördüler diye
akşam dediğim
dam aralıklarından
han bacalarından kaçıp giden güneşin
vurması değil mi taa dağlara, dağlarıma
değil mi ana
yani akşam dediğim
isli han odasında
bir ben
bir viranşehirli yakup
bir de çaykaralı musa
üç bardak çay hatrına
üç gurbet türküsü değil mi uçurduğumuz
üç damla baldıran zehri değil mi ana
akşam dediğim
buradan
bu halis aşkımı
bir han kirasına sattığım hovarda istanbuldan
aranan bütün overlokçular sıraütücüler adına
budur havadisim
hatırladığın
ne bulgur tadı
ne bir çiçek
ne bir isim
ben gündüzleri müslüm gürses dinlemeye
geceleri han odasında
alınyazımı görmeye hüküm giymişim
yine de ana
ana yine de
öperim gözlerinden
dağlarımın
çimenimin
ve kanayan gençliğimin
öperim hepsinin tekmil gözlerinden
bıyıkları yeni terleyen gençliğimin adına
ana
can ana
yaran ana
oyy ana
hani benim yıldızım
hani şehla bakışım
hani sazım
bir üveyikten satın aldığım halis aşkım
ben aşkı bir üveyikten satın aldım,yaşım onaltı
o zamanlar bakır rengindeydi dağlar
daha şıvan düşmemişti böğrüme
daha deli deli esmemişti ruzigar
kalbim acıya düşmemişti
sanırdım bütün ırmaklardan koşacaktım
halayda delikanlı başı olacaktım
bıyıklarım yeni terlemişti
HAYAT NEDİR ANNE?
benim hiç sapanım olmadı anne,
ne kuşları vurdum,
ne de kimsenin camını kırdım...
çok uslu bir çocuk değildim ama,
seni hiç kırmadim, hep boynumu kırdım.
ben hayatım boyunca
bir tek kendimi vurdum! ..
suskun görünsem de,
fırtınalı ve mağrurdum anne.
bir mızrak gibi,
aynada hep dik durdum anne! ..
ben sana hiç bir gün laf getirmedim,
leke sürmedim.
ama göğsümü çok hırpaladım,
kalbimi çok yordum...
ben hayatım boyunca, en çok kendimi sordum! ...
benim hiç sevgilim olmadı anne,
ne bir yuva kurdum,
ne bir gün şansım güldü...
öpemeden bir bebeğin gidişini,
tükendi gitti çağım...
kimi yürekten sevdiysem,
yüreğini başkasına böldü...
bir muhabbet kuşum vardı,
o da yalnızlıktan öldü...
sen beni göğsünde
hep acılarla mı soğurdun anne?
yoksa evlat diye,
koca bir taş mı doğurdun anne?
eziyet degilim, zahmet değilim,
musibet hiç değilim;
bir senin mi balına sinek kondu, söylesene!
doğurdun da beni,
ne ile yoğurdun anne?
benim hiç hayalim olmadı anne...
ne seni rahat ettirdim,
ne kendim ettim rahat...
bir mutluluk fotoğrafı bile çektirmedi bu hayat!
kaybolmuş bir anahtar kadar
sahipsizim anne...
ne omuzumda bir dost eli,
ne saçımda bir şefkat...
say ki yollardan akan,
şu faydasız çamurdum anne...
say ki ıslanmaktım, üşümektim,
say ki yağmurdum anne!
bunca yıldır gözyaşlarını,
hangi denizlere sakladın?
oy ben öleyim,
sen beni ne diye doğurdun anne?
HANGİ AYRILIK?
Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz?
Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın?
Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın?
Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye?
Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye?
Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren?
Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren.
Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline?
Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde?
Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı?
Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı?
Hangi cama kafa atsam?
Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam?
Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam.
Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam.
Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür?
Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür?
Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine?
Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene?
Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın?
Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın?
Hiç sanmam! ...
Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! .
Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz.
Hangi mübarek dua,
Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye?
Olur mu be! . olur mu?
Bu da benim gibi adama yapılır mı?
Aşk dediğin mendil mi?
Buruşturup bir kenara atılır mı?
VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı?
Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden?
Hangi pense kopardı bizi birbirimizden?
Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini?
Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı?
Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı?
Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti?
Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti?
Dağ gibi adamı eze eze! .....
Hangi anası tipli parlak çömeze,
Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?
Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı?
Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı?
Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı?
Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı?
Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni?
Ve! .. Hangi su bağışlatır?
Hangi musalla temizler seni?
Bu Nasıl Ayrılık?...
İŞTE GİDİYORUM
İşte gidiyorum
Karşılıksız bir aşka kurban ettim ömrümü
İşte gidiyorum
Toprak alsın benimde bu hazin öykümü
İşte gidiyorum, gurbet yorgunu gövdemi
Çukura kim indirecek
İşte gidiyorum
Bu menfur cinayeti, şimdi çıkıp kim üstlenecek
Çürüdü gözlerim, yüreğim, bu yağmurlu şehirde
İşte gidiyorum
Beni kaldırın, hicran kalsın teneşirde
Size yüzyallardır sesini kaybetmiş
Bir türkü söyliyecektim...
Ve bir yayla şefkatiyle
Kirpiğinizin ucundan öpecektim
Bir masum türküydü sadece
Yüzbinlerce madurun gönlünde
Belki söyleriz hepbirlikte
Belki, mahşerin birinci gününde
Nasıl sevmiştim hepinizi..nasıl böyle oldu akıbetim?
Ve nasıl çöle döndü
O benim gül gülistan memleketim
İşte gidiyorum, hiçbiriniz, hiçbir dilde beni anlamadınız
Ben başımı verdim, sizinse
İnsafsız bir linç oldu karşılığınız
İşte gidiyorum
Penceresiz bir dünyanın labirentine
İşte gidiyorum
''Saçlarındaki yıldızları koparabilirsin anne''
Sonunda kaptırdım gönlümü
ölüm denen o kaypak türküye...
Ve işte kurtuldun benden
Şen olasın ey sevgilim Türkiye
Elbet benimde vardı
Kendime ve yurduma dair umutlarım
Belki bıraktığım yerden sürdürür
Dostlarım, karım ve çocuklarım...
Çatladı yüreğim çatladı sazım
Demekki böyleymiş yazım
Sizlere armağan olsun
Sizlerden ödünç aldığım bu yürek sızım...
Benim hiç hayalim olmadı anne
Ne seni rahat ettirdim, ne kendim ettim rahat
Bir mutluluk fotoğrafı bile çekdirmedi bu hayat
Kaybolmuş bir anahtar kadar sahipsizim anne
Ne omuzumda bir dost eli, ne saçımda bir şefkat...
Sayki yollarda akan, şu feydasız çamurdan anne...
Sayki ıslanmaktım, üşümektim
Sayki yağmurdum anne?
Bunca yıldır gözyaşını, hangi denizlere sakladın,
Oy ben öleyim, sen beni ne diye doğurdun anne?
Öyle bir Sevda ki...Öyle bir sevdaya düssem ki dostlar,
Ben Sevdama, Sevdam da bana nâr gelse..
Askin atesinde kaynasa yüregim,
Ben Gönlüme, Gönlüm de bana kor gelse...ALLAH sevmis, ben sevdim, ismi dillerde,
Sevgisi yüreklerde, hem gönüllerde,
Adini unutursam gurbet ellerde,Ben Gurbete, Gurbet de bana zor gelse...Dalsam ve kaybolsam tatli hülyalarda,
Baliklar gibi yüzsem ben Deryalarda,
´´ O `` nu (SallALLAH u Aleyhi Ve Sellem) anmadan yasanan dünyalarda,
Ben Aleme, Alem de bana dar gelse...
Gönül evi dostundur. Dostun evi gönüllerdir. Gel dost ile kalalım.
Gönül evi sonsuzdur. Dost aşkına sevelim. Dost aşkına yanalım.
Aşk gönül işidir. Gönüller bu yüzden aşkı iş edinir. Gel aşkı iş edinelim.
Aşksızlık gönüllerin ecelidir.Aşkla yanalım ikimiz.
Aşıklar yanar bilirsin. Aşkta dirilelim ikimiz. Aşıklar ölmez bilirsin.
Gel gönülden kavuşalım!
Gel gönülden konuşalım!
Sevgİ Üzerİne.. .Mahkeme salonunda 80 yaşlarındaki yaşlı çiftin durumu içler acısı haldeydi.
Adam inatçı bakışlarla, suskun ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözlerini ve bıkkın bakışlarını süzüyordu, kaşlarını çatarak. Hakim tok sesiyle yaslı kadına:
"Anlat, teyze, neden boşanmak istiyorsun?"
Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra kısılmış sesiyle konuşmaya basladı:
"Bu adam 50 yıldır bezdirdi beni hayattan..."
Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda. Yaşlı kadının gözleri doldu ve devam etti:
"Bizim bir sedef çiçegi vardı, çok sevdigim. O bilmez. 50 yıl önceydi, o çiçegi bana verdigi çiçekler arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamiştım, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadı, onları yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım. Her gece güneş dogmadan önce, bir tas suyla sulayacagım onu diye. 50 yıl oldu, bu adam bir gece olsun kalkıp bir kere de bu çiçegi ben sulayayım demedi.
Ben, böyle bir adamla 50 yıl geçirdim. Hayatımı, umudumu, her şeyimi verdim. Ondan hiçbir sey görmedim bir kerecik olsun, benim bildigim görevlerden birisini yapmasini bekledim. Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."
Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle, hakime yöneldi. Tane tane konuştu:
"Askerliğimi Reisicumhur köskünde bahçıvan olarak yaptım hakim bey. O bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim. Eşimi de orada tanıdım. Sedef çiceklerinin en güzellerinden buketler verdim ona. İlk evlendigimiz günlerin birinde, boyun agrısı nedeniyle, onu doktora götürdüm. Doktor çok uzun süre uyanmadan yatarsa, boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi. Her gece uykusunu bölüp uyansın, gezinsin
dedi. O Doktoru pek dinlemedi. Lafım geçmedi. O günlerde, tesadüf, bu çiçek kurumaya yüz tuttu. Ben ona: "Gece çiçek sularsan geçer", dedim. Adak dilettim. Her gece onu uyandırdım ve onu seyrettim, kontrol ettim o sevdigim kadını. Yavrusu bildigi çiçekleri sularken seyrettim. Her gece, o çiçek ben oldum sanki."
dedi yüzü çizgilenmiş ihtiyar adam.
"Her gece, o yattıktan sonra uyandım. Saksıdaki suyu gizlice boşalttım. Sedef çiceği gece sulanmayı sevmez, hakim bey................ "
Küfrüm Edebimi Aştı Bu GeceSen benim gözümde bir hiçsin artık,
Nefretim aşkımı aştı bu gece
Bugün ki sözlerin söz müydü artık
Son sözün sabrımı aştı bu gece
Kolayca bitsin bu diyemedin de
Salladın savurdun basiretsizce
Hiç mi ders almadın onca gezdik de
Yağmurun rahmeti aştı bu gece
Yürümeyen neydi,ilişkimiz mi?
Günüm sensiz bomboş deyişimiz mi?
Sensiz yaşayamam çelişkimiz mi?
Yalanın doğrunu aştı bu gece
Evlenmek hayali kapımda idi
Giriş kat evimin boyası yeni
Mobilyan,takımın, alınmış idi
Vuslatım tadını aştı bu gece
Yemedim yedirdim ne varsa sana
Üç kuruşum olsa verirdim daha
Memurdum yoksuldum hatırlasana
Hafızam haddini aştı bu gece
Ayakların donmuş,üşümüştün de
Gece yatamamış üzülmüştüm de
Bir ay oruç tutup yememiştim de
O çizmen boyunu aştı bu gece
Yapılan söylenmez, gelmezmiş dile
Allahtan beklenir kul bilmese de
Kızgınlığım buna, sebep ise de
Sabrım miadını aştı bu gece
Onca gez toz benle,seviyorum de
Sonra git nişanlan bir de ona de
Şerefsizlik değil, nedir bu söyle
Küfrüm edebimi aştı bu gece
Sana son bir sözüm, nasihatım var
Aldığım ahlakla bir terbiyem var
Seni doğurana ana deyip geçmek var
Saygım adabımı tuttu bu gece
Gönlümün romanı bitti bu gece
Hangisine yansam şimdi gün gece
Ömrümden beş yıl gitti bu gece
Ben sevda da senin ile yürüdüm.
Senin bile hiç haberin olmadı.
Gece rüyamda gördüm gündüz düşündüm
Senin yine hiç haberin olmadı.
Aklımı aldın beni benden götürdün,
Erittin tükettin beni bitirdin,
Gelir dedim uzaklara bakıttın
Senin yine hiç haberin olmadı.
Gezdiğim dolaştığım yerde hayalimde sen vardın
Senin ile yüreğimi dağladım.
Nice gecelerde düşündüm sabahladım.
Yandım amma hiç haberin olmadı.
Resim kaynağı/... Ve ben hala seni düşünüyorum ey sevgiliBen hiç 'ben' olmamışken... /Kovulmuş bir feryat peşlerdeDerme çatma alelade hallerDüş isimlerden ey yarDüş ki bizde düşünelim artıkDüş ki bizde düşünelim artıkVarlığı,yokluğuVe tüm yitirilen düşlemeleri...Hala bir ümit var ümmetteVe hala kanayan geceyle devam eder sözleşmelerBinbir bahaneler çehrelerde yaldızlıİçteki içler beyni yağmalama işlevindeO teslimiyette olmasa eğer heybedeKaranlık karanlıktaAydınlık mahpusluklardaVe biz halaSeni düşünüyoruz had aşmamacasına...İşte devam eder kelamKalemle olan kelam aşkına dairHer sevgili bizde Sen'sinKi her aşkta coşmada bedenler;Seni hatırlattığı içinArtık Sen'siz hüzünlü bir sonbaharSen'siz bir rüya düşlemesiVe Sen'siz taze günler bileBir zehirdir gayrı aleme...Gelemedik ravzanaBir eylül dokunuşuyla seneye inşAllahBilmem bu kaçıncı gözyaşlarıBilinmez bu kaçıncı serzeniştirVe acıların bakışları çatıkFer de gitmiş gözlerden artıkSen yoksun diyeBiz bittik diyeAlem yitti diye.../... Ve ben hala seni düşünüyorum ey sevgiliBen hiç 'Sen' olmayı becerememişken .../
Gül ey, ADANA 'nın demli gülleri!
Mağrip, maşrık senden alır alları!
Sende ikmal olur bülbül tülleri.
Çıkar, yurdu avaz avaz uyarır,
Sevda seferine ferman buyurur.
Mendilimde uğrun uğrun tütersin,
Beni esirmiye teşvik edersin
Çeyizimle benden evvel yatarsın
Halvet gülü, oya derler adına!
Gül oyası, dayamadım tadına!
Yâr yoluna intizarım avluda,
Yüze, göze hasretimsin havluda.
"Akkuş" bile sennen gelir mevlüd'e;
Gökyüzünden türlü kelâm getirir
Gülâbdanlar dolu selâm getirir.
Şu Defne'yi neyleseler, netseler,
Ezip ezip gül yağına kalsalar,
Billur şişelere koyup satsalar.
Dost günleri sürtinse yâr eğnine;
Merak olsak tenhaların zihnineSevda Bahçesi
Bir gül mahzun durur bahçede
Yaprakları yorgun.
Sen pembe güllerin en pembesi
Hasta solgun.
Bir gül taze durur bahçede
Yaprakları diri.
Sen beyaz güllerin en beyazı
Yağmur gibisin.
Bir gül baygın durur bahçede
Yaprakları serin.
Sen sarı güllerin en sarısı
Yağmur gibisin.
Pembe gül hülyandır açılmış,
Beyaz gül yanakların,
Sarı gül dağınık saçlarındır,
Ve mahzun kalbim ateş gibi
Yanan dudaklarındır.GÜLÜM
Gülsün Bana hayat verir Tatlı gülüşün
Sanmaki seni sen yapan Rengarenk güzelliğin
Beni sana bağlayan O narin gül özelliğin
Böyle temiz kaldıkça yüreğin Hiç bozulmayacak
Gül özelliğin İşte o zaman birtanem Hiç solmayacaksın
Her mevsim başka açan Gül kalacaksın
silindi herşey nazarından
belki de hayatın azarından
payıma düşendi yalnızlık..
şimdi gözlerimde varlık,
yokluk bilindi yarlık..
isimsiz, sebebsiz yalnızlık
ezildi hükmünde dermansızlığın.
şimdi ben giderim
gider türkü söylerim beni beklersin uzakta bir derviş selamıyla, sen sabah sabah... aşkın en uçuk kelamıylaçıka gelirsin peyklerdenzamansız yarılır yer ve sarsılır gökyüzü aşikar eylerim sensiz büyüttüğüm gül yüzü...şimdi bu sabah, hani gidiyorsun ya...gidiyorum demiyorsun ya...deniz çeker seni bilirim, gider bir sahilde gezinirsinsağ koluna güneş dokunurbir "ben" olurum, okunur...bendim ben olan heryerde sesimi yükselten avaz avaz... ve sonra ahraz... kalırım kalırım düşe düşe şehrin merdivenlerindenellerine...
Elif olmak zordur Çünkü elif olmak Yuvarlak bir dünyada dik durmanın Dik ve önde Belki acıyla Ama vazgeçmeden durmanın Dünya ne kadar dönerse dönsün Olduğu yerde kalmanın adıdır elif olmak Kaç silah varsa elife çevrilir Elif hep olduğu yerdedir Silahlar patladığında ilk vurulan eliftir Zordur elif olmak Elif olmak hep vurulmaktır Elif olmak yalnızca elif olmaktır Ne B, ne T, ne S Elif Yalnızca elif Elif demeden hiçbir şey denilemez Ben elif dedim Artık her şeyi söyleyebilirim
________________ ...Sus Gönlüm...Bir Elif Miktarı Sus...
Ah bir söyliye bilsem sana
Seni ne çok sevdiğimi
Uzanıp tutabilsem ellerini
Yüreğim yüreğine kavuşsa
Benden çok uzaklardasın sevdiğim
Sen içime çektiğim nefesim
Aldığım her solukta benimsin
Düşlerimde yalnız düşlerimdesin
Seni uzaktan sevmekte güzel
Bana uzakken sevgin bu kadar güzel
Ya benim olsan.. sevdiğim
O zaman bu yürek dayanırmı
Bu kadar büyük sevgiyi taşırmı
İçimden bir çığlık kopuyor
Kimsenin duymadığı bir çığlık
Seni seviyorum diyor seni seviyorum...
Hemde hiç kimsenin sevmediği
Sevemeyeceği kadar
Canımda can kadar
Bir gün kara toprak olana kadar
Bu yürek bu sevdayla kavrulur yanar.....
arkadaşlar öncelikle herkesi selamlıyorum.ve yazacağım ufakta olsa bir konuyu yazmaya gayret göstereceğim.
dümbelek çi alinin ibratlik hikayesi
adamın biri geçimini dümbelek çalarak sürdürür müş.adamın adı lakabıyla dümbelekçi ali diye çağrılırmış.dümbelekçi ali birğün arkadaşıyla sarayın etrafında gezerken ğüzelmi ğüzel bir kıza aşık olmuş.kız malesef padişahın kızıymış.arkadşı oğlum ali burdan çabuk ğidelim demiş.padişahın kızına olan aşkın duyulursa padişah bizi asar demiş.dümbelekçi ali ğönül ferman dinlemez diyerek ğitmek istememiş.
arkadaşı demiş ali ben senin ayağına padişahıda bu kızıda ğetiririm ama bir şartla ali hemen heyecanla sormuş şartın nedir diye.arkadaşı demiş ali sen şu mağaraya ğit 40 ğün boyunca alla alah diye zikir et kırkıncı ğün padişah ğelir buraya ama zikirden başka yemeğğin harticinde zarüri ihtiyaçların dışında kesinlikle kimseden konuşmadan allah allah diye zikir edeceksin diye tekrarlamış.ali başlamış zikir etmeye
alinin namı bir hafta sonra padişahın bulunduğu şehirde duyulmuş.tabiki padişahta duymuş ali diye bir sad var.ardan ğünler ğeçmiş ahali bu evliyada büyük keremet var bolluk bereket var diye dedikodu kazanında kaynatı dururlarmış 35 şinci ğünün de alinin arkadaşı halka demiş mağaradaki zad 5 ğün sonra bu şehri terk edip ğidecek demiş.bu olay padişahın kulağına gelmiş.vezirlerine emir buyurmuş ğidin söyleyin o zata bu şehirden ğitmesin onu sarayda daha ğüzel bir mekanda ağırlayacağım yeterki bu şehirden ğitmesin diye.vezirler gelmiş alinin yanına padişahın dediklerini söylemişler ama ali allah allah diye zikir etmeye devam ediyormuş.vezirler padişahın huzuruna gelirler padişahım ali isimli zad kesinlikle konuşmadı ancak zikir halindeydi demişler.padişah aliyi merak etmiş 40.ncı ğün ğitmişbide ben konuşayım demiş.ve alinin yanına gelmiş sen geldin şehrimize bereket bolluk geldi sen bu şehirden ğitme ne istersen yapmaya hazırım demiş.ali tabi allah allah diye zikir ederek istemem demiş padişah alinin ğitmemsi için gel burda kal sana kızımı vereyim damadım ol bu ülkeyi beraber yönetiriz demiş.ali durmuş padişahım demiş.ben bu mağaraya gelmezden önce geçimimi çalğıcılık yaparak geçirirdim .senin kızına aşık oldum bu mağaraya çekildim demiş.ben kızın için ğirdiğim bu mağarada allahı buldum allaha aşık oldum isteme demiş ali kızdan vaz geçmiş senin kızını bana sevdiren yüce yaradan kimbilir ne kadar ğüzel demiş.ben allah tan başkasını istemem.
burada kimin nezaman ne olacağı belli değil allahın herşeye ğücü yeter sahoşu derviş eder dervişi sarhoş eder hiç belli olmaz.allah herkesten razı olsun bizim sizlerin duasına ihtiyacımız var bir duada siz edin allaha emanet olun.
kartal yuvası