Yarım yüzyıldır Nizip’in semalarında o’nun okuduğu ezan sesi yükseliyor.Hangimiz tanımayız bu sesi.?Bu ses adeta Nizip ile özdeşleşmiştir.Uzun süre Nizip’ten ayrı olanlar Nizip’e geldiklerinde O’nun sesi ile bu ezanı işittiklerinde “İşte Şimdi Nizip’e geldim” diyebildikleri bir ses.Peki ama hepsi bu?.hayır..Çoğumuz onu sesisin haricinde tanımayız bile.İşte yarım yüzyıllık efsane ve bir ilim deryası Hafız hocamızın hikayesi.Ben Hafız İmam’ı çocukluğumdan beri tanırım.Onu ya camide müezzinlik yaparken, ya ders verirken ya da etrafına topladığı bazı genç-yaşlı insanlarla sohbet ederken görürdüm.Nizip’in ender yetiştirdiği bir hafızıdır.O,Genç-yaşlı, kadın-erkek binlerce insana İslam’ın temel kitabını öğreten bir muallimdir.O,Dünyevî anlamda gözleri görmeyen ama kalp gözüyle gören bir a’madır .Kendi okuyamasa bile, öğrencilerine her gün pek çok meseleyi okutarak dinleyen ve kendini yetiştiren, odasını kütüphaneye çeviren bir örnektir.İşte bu ilim deryasını bir hafta sonu ziyaret ettik.Uzun müddet görmediğimiz Hafız İmam’ın hiç değişmediğini gördüm.Maşallah sanki 10 sene veya 20 sene önceki Hafız İmam.
Resmi aç
-Sayın Hocam! Sizleri bir tanıyalım isterseniz. Kimdir İmam Dikici, bizim tabirimizle Hafız İmam?
-1940 yılında Nizip’te doğdum. Eski adı Tepe olan şimdiki Pazar Cami Mahallesinde. Beni babam altı yaşımda iken hocaya gönderdi. Saha Camiine gittim. Saha Cami, rahmetli Hacı Ahmet Kaya tarafından yaptırılmış, ancak bir müddet sonra amacının dışında, depo olarak kullanılmaya başlanmıştı. Sonra Allah rahmet etsin Ali Alkan Saha Camiini satın alarak ibadet yapılmasını sağlamıştı.Ben camiye gittiğimde hocam, Sait Mete idi. Babam benim hafız olmamı istiyordu. Derse başladığım zaman rahmetli Sait hocam bir gün Kur’an-ı Kerim’i bana getirdi. “İşte ezberleyeceğin Kur’an bu!” dedi. Ben şöyle bir dokundum. İki elimin arasına aldım ve; “Eyvah hocam. Ben bu kalın kitabı nasıl ezberleyeceğim? Bu bana nasip olur mu?” Ama aradan yıllar geçti, bir gün hocam elime bir şey bıraktı. Baktım ki Kur’an-ı Kerim.Bana dedi ki: “Sen bana bir zamanlar ne demiştin? Bu kitabı nasıl ezberleyeceğim, demiştin değil mi? İşte bak sen çalıştın ve Allah sana nasip etti.”Hafızlığımı bitirdikten sonra bir müddet hocamın yanında kaldım ama ben Tecvid, kıraat, makam dersi almak istiyordum. Bana değişik yerlere gitmemi söylüyorlardı. Fakat gidecek imkanım yoktu. Allah rahmet etsin, “Kel Şakir” bana, ayda 60 lira verecek Urfa’ya gitmemi söyleyince, yani bana burs sağlayınca amacıma ulaşacağımı anladım.
-Bundan sonra Urfa’da mı kaldınız bir müddet?
-Evet 1956’da Urfa’ya gittim. Orada Hafız Muhammed Akkaya’nın yanına gittim. Üç yıl kadar orada kaldım. Hocadan da epey ders aldım. Orada ders alırken Ramazan aylarında Nizip’e gelip mukabele okuyordum. Sonra geri dönüyordum.Urfa’da üç yıl kaldıktan sonra Nizip’e geldim. Bir yıl Sait Hocanın yanında kaldım. Üç yıl da Leylek/Tahtani camiinde fahri olarak görev yaptım.Urfa’da çok güzel günlerimiz oldu. Biz ilk olarak, Sait Mete Hoca, kardeşi ve Paşa Seyit ile gitmiştik. Paşa Seyit; “Benim burada bir dostum var, onu muhakkak görmeliyiz.” Dedi. Ve dediği zatı bulduk. Hal hatır faslından sonra adamın bana sürekli baktığını gördüm. Gelip beni tuttu, uzun uzun baktı, bıraktı. Yol boyunca eve giderken bu hareketi birkaç defa yaptı. Ben anlam veremiyordum tabi. Sonra kendisi şöyle dedi: “Ben yirmi yıldır hanıma hep şunu derdim: Hanım bekle, benim bir oğlum var, o gelecek. İşte şimdi geldin elhamdulillah.”Bizi evine götürdü, hanımına, “İşte beklediğimiz oğlumuz geldi.”dedi.
Ben Urfa’da Çakeri Camiinde kaldığım üç yıl boyunca, akşamları eve giderdim, hafta sonları elbiselerim orada yıkanır, ütülenirdi. Allah kendilerinden razı olsun.
-Urfa’da yanında üç yıl ders aldığınız Hafız Mehmet Akkaya manevi halleri de olan bir insandı bildiğimiz kadarıyla. Biraz bahseder misiniz?
-Evet Hafız Mehmet Hocam gerçekten farklı bir insandı. Yaşadığımız pek çok güzellikle oldu. Bir iki tanesini anlatayım sizlere.Merhum Talip Hocanın kayınpederi Ahmet Güngör bir gün hocama ziyarete gider. Hafız Mehmet, beni sorar, o da der ki: “Hocam orada öyle bir ağaç ektin ki gölgesi hiç bitmiyor.” Hocam Ahmet Güngör’e der ki: “Nizip’e gidince selam söyle. Hocanın kafasında bir şeyler dolaşıyor, sakın öyle bir şey yapmasın.” bana hocamın mesajı ertesi gün geldi. İşin ilginç yanı ben bir gün önce bazı olumsuzluklar yaşamış, artık ders vermeyi bırakmayı düşünüyordum. İşte Allah’ın bildirmesiyle, hocam beni ikaz ediyordu.Ben üç gün sonra Urfa’ya gittim. Bana sadece; “Tamam mı?” dedi. Ben mesajı almıştım. Ben de cevabı kısa kestim: “Tamam.” Dedim.Bir gün bir rüya görmüştüm. Rüyamda, Nizip’e gitmiş, bir evden izinsiz tavuk-yumurta aşırıyordum. Ertesi gün hocam bana, “Dün gece neredeydin?” diye sordu. Ben de, “Buradaydım” dedim. “Yok doğruyu söyle” deyince yemin ederek, “Vallahi hücredeydim. Hiçbir yere gitmedim.” Dedim. “Oğlum, Nizip’e gidiyorsun, niye hırsızlık yapıyorsun?” deyince ben perişan oldum. Bu hocamın apaçık bir kerametiydi.Bu manada anlatacağım çok şey var ama kısa kesmek istiyorum. Bir tanesini daha anlatıp bitireyim. Ben yine bir rüya görmüştüm. Rüyamda, bir merkep yükü kırmızı biberi Nizip’teki eve getiriyordum. Ertesi gün hocam bana sordu: “Biber kırmızı mıydı? Eşek siyah mıydı?” Ben “Evet öyleydi” dedim. “Eğer istersen eve dönebilirsin. Yükümü tuttum, gerekeni öğrendim diyorsan gidebilirsin” deyince, ben biraz daha kalmak istediğimi söyledim.Hocam 1972’de vefat etti. Allah rahmet etsin.
-Nizip’e döndükten sonra Leylek Camiinde üç yıl kadar görev yaptığınızı belirttiniz az önce. Resmi görev alışınız nasıl oldu?
-Resmi görev almam hayli geç oldu. 1983 yılında Antep’te yapılan bir sınav sonucu göreve başladım. Resmi olarak 22 yıl çalıştım. 2005 yılında emekli oldum.
-Nizipliler sizi Çarşı Camii ve Şıhlar Cami ile bağlantılı olarak biliyor. Bir de eskiden bedesten vardı. Bazen oraya giderdiniz. Sizin hiç boş durmadığınızı ve sürekli talebe okuttuğunuzu da biliyoruz. Çalışma temponuz nasıldı?
-Nizip’e geldikten sonra 4 yıl Saha ve Leylek camiinde görev yaptım. Sonra da Şıhlar Camiine geçtim. 1963 yılından beri buradayım. Kekeç Halil’in ısrarıyla geldik. Bana burada bir oda yaptılar. Biz de burada sürekli ders verdik. Zorunlu haller dışında her gün ders halkamız oldu. Yaz aylarında 180-210 arası talebemiz olurdu. Kışın da bu rakamdan aşağı olmazdı. Sabahçı öğrenciler öğle, öğlenci öğrenciler de sabah gelir derslerini okurlardı. Ayrıca geceleri de dersler verirdim. Gece vakitleri de esnaftan arkadaşlar gelirdi. Onlar gündüz gelemedikleri için gece program yapmıştık. Yaşı onbeş’den yetmiş’e kadar her yaştan Nizipli gelirdi. Akşamları da ortalama 30 kişi olurdu.
-Hocam şimdiye kadar hep talebe okutmakla yıllarınızı geçirdiniz. Şöyle bir ortalama rakam verecek olursanız, bu güne kadar kaç kişiye Kur’an-ı Kerim öğrettiniz.
-Ben bu anlamda bir liste tutmuş değilim ama şunu çok rahat söyleyebilirim ki Kur’an-ı Kerim öğrettiğim talebe sayısı kesinlikle on bin’in üstündedir.
-Sayın Hocam, bu kadar talebe yetiştirmenin güzelliği yanında bir başka güzelliğiniz var: Kitap okuma aşkı. Odanız maşallah bir kütüphane gibi. Her taraf kitaplarla iç içe. Üstelik gözleriniz görmediği halde kitaptan kopmuyorsunuz. Niçin, nasıl?
-Kitap bizleri bilgiye götürür, cehaletten uzaklaştırır, dinimizi sağlam kaynaklardan öğrenmemizi sağlar. Bir insanın kitaptan, okumadan uza kalmasını ben bir türlü anlayamıyorum. Zamanım yok bahanelerine sığınmamalı hiç kimse. Bir insan istedikten sonra buna fırsat bulur kesinlikle.
Ben hafızlığımdan itibaren kitap okumaya (dinlemeye) meraklıyımdır. Ve bunu hiç ihmal etmedim. İlk aldığım kitaplardan biri Abdulkadir Gölpınarlı’nın mealidir. Ondan sonra Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili tefsirinin çıktığını duydum. Elmalı Tefsiri gerçekten bir hazinedir.Rahmetli Hafız Halil Uzungöl Urfa’nın meşhur bir hafızıydı. 1930-40’larda bir müddet karamsarlığa düşmüş. Sonra bu tefsirin çıktığını duyunca alıp incelemiş ve çok beğenmiş. Ve şu sözü söylemiş: “Parası olan hemen alsın. Parası olmayan borç etsin yine bu kitabı alsın.” Bunu duyunca ben de bir takım aldım. Ve o günden bu güne gelinceye kadar hep okuduk, dinledik.
-Ramazan ayı sizler için çok yoğun geçer. Bir taraftan camideki mukabeleler diğer taraftan evlerde okunan cüzler. Nasıl geçer Ramazan sizin cephenizden?
-Gerçekten de Ramazan, hep rahmeti, bereketi ve yoğunluğuyla gelir. Hafız olmamız hasebiyle bizlere de daha çok iş düşüyor bu ayda. Müslümanlar en azından bir hatim indirmek için çaba harcarlar. Kimi okur kimi dinler. Bu çerçevede bizi de evlerde bir araya gelen erkek veya hanım kardeşlerimiz davet ederek mukabele okuturlar. Bu o kadar yoğun olur ki, bazı zamanlarda günde otuz cüz okuduğum olmuştur. Böylesine tempolu ve coşkulu geçen Ramazan günleri.
-Yorucu olmuyor mu?
-Elbette yorucu oluyor. Ancak Kur’an okumak, insanların bunu arzuladığını bilmek ve bu isteği karşılamak, Allah’la birlikte olmak her şeyi unutturuyor, gideriyor.
-Hafızlığınızın sağlam olduğunu biliyoruz. Ancak yine de karıştırdığınız zaman oluyor mu?
-İnsan olarak mümkündür. “Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür” demişler. Ancak biz sürekli tekrar ettiğimiz için sıkıntı çekmiyoruz.Babanız Cemil Hocayla ilgili bir olay hatırladım şimdi. Ramazan ayında ben sabahları okurdum Cemil Hoca da öğle vakti okurdu. Tabi ki ben okuduğum zaman kendisi de yanımda bulunur dinlerdi. Bizim bir şifremiz vardı. Şayet bir yanılma veya yanlışlık yaparsam diziyle bana dokunurdu ben de ayeti baştan alırdım.Ben Tahrim Suresini okurken baktım Cemil Hoca bana işaret ediyor. Allah Allah, düşündüm, bir hatalı okuyuş yoktu. Bir daha okudum, Hoca yine uyardı. “Hoca noldu?” dedim. “Nerdesin?” diye sordu bunun üzerine. Ben Tahrim suresindeyiz deyince, Cemil Hoca “Eyvah biz hata yaptık.” Dedi. Meğer hoca bir önceki sayfada dalmış, onun için bizim yanlış okuduğumuzu zannediyordu. Bir gün de ben Bakara Suresinin 201. ayetini okuyorum. “Rebbena Atina fiddünya haseneten ve fil ahireti haseneten vekina azabennar” ayetini okuduktan sonra diğer ayete geçeceğime”Amin veselamun alel murselin…” diye devam ederken, Cemil Hoca dizime vurarak “Hanan haraba kalmaya, bize tesbih mi çektiriyorsun?” dedi. Hemen kendime geldim, diğer ayete geçtim. Cemil Hocayla Çarşı Camiinde çok güzel yıllarımız geçti. Allah razı olsun, birbirimizi bir gün bile olsa incitmedik.
-Hocam 50 yıla yakındır Nizip’te hizmet veriyorsunuz. Allah sağlıklı uzun ömürler versin. Niziplilere özel bir mesajınız var mı? Son olarak neler söylemek istersiniz?
-Hafızul Kur’anın olmadığı bir şehirde oturmak caiz değil diye bir görüş vardır. Nizip bu konuda çok eksik ve yetersiz. Hafız yetiştiren bir kurumu yok. Hafızlık yapıp da gelen hocaları yok. Çoğu aileler, “benim çocuğum okusun da mühendis olsun, doktor olsun, öğretmen olsun” diyor. Hiç “Benim çocuğum alim olsun, iyi bir ilahiyatçı olsun, hafız olsun” diyen yok. Varsa da çok az. Bu Niziplilerin üzerine düşen büyük bir vebaldir.Keşke her sene onlarca öğretmen, mühendis, iktisatçı, doktor yetiştiği gibi ontane de hafız yetişse.
-İnşallah bu uyarılarınız gereken yankıyı uyandırır sayın hocam. Eklemek istediğiniz bir husus var mı?
-Allah beni son nefesime kadar Kur’an okumaktan ve öğretmekten mahrum bırakmasın. Hepimizi Kur’ana hizmet edenlerden eylesin. Tüm Niziplilere sevgi ve muhabbetleri sunuyorum.
Din Büyüklerimiz
#125099
#125101
#125128
#125143
#125148
#125150
#125151
#125153
#125159
#125212
#125228
#125237
#125491
#125591
#125953
#126655
#127364
Nizip'in Yarım Yüzyıllık Efsanesi:Hafız İmam
Sevgili Nezir hocam Allah c.c sizlerden razı olsun. Hafız İmamı öyle güzel anlatmış ve tarif etmişsinki ve bunuda röportajında çok akıcı bir dille mükemmel anlatmışsın. Allah selamet versin Hafız imamın o tok ve davudi sesi halen kulaklarımdadır. Keşke onun bu güzel sesini videoya veya kasede çekilse gelecek nesillere bir kültür mirası olarak bırakılsa diyorum. Çocukken onun sabah namazı için okuduğu sâlâ ve cuma salaları yürekleri coştururdu. Ben camide onun kuran okurken ağlayan çok insan gördüm. Öyle bir seski kalbe tesir etmemesi ne mumkündür. Allah imamımızdan ve onun gibilerinden razı olsun. Sevgili Nezir hocam İnşaallah bize bir gün, sohbet imkanı yaratırsanız tüm arkadaşlar bir araya gelir muhabbet ederiz. Selam ve sevgilerimle....
Teşekkür ederim Nezir Gül .Görev yaptıgım Nizip İmam Hatip Lisesindeki günler aklıma geldi,Sayın Cemil Gül ile birlikte okula geldikleri günü unutamam,öğrencilerin faydalanması için bıraktıgı bir makaralı teybi uzun süre kullandıgımızı belritmeden geçemeyecegim.Bu arada sayın Cemil Hocama da saygılarımı iletiyor ellerinden öpüyorum.Bir öğretmenin olarak senden gurur duyuyorum,yaptıgın mülakat için teşekkürler,Nizip de çok degerli insanlar var bunları topluma yansıtarak gelecek nesilleri aydınlatmaya devam edin,yolunuz açık olsun;Gözlerinden öperim....İsmail Gürün
öncelikle nezir gül hocama teşekkür ederim böylesine güzel bir nizibmizin degerli hocalarımından hafız imam hocamını bize hatırlattıgı için hafız hocam nizip için eşi birdaha kolay kolay gelmeyecegine inenıyorum dediginiz gibi şu gün olmuş hale bıkmadan usanmadan kuran dersi veriyor ne mutlu ona kendine kurana ve kuran okutmaya admış bu yaşına kadar cok zorluk cekerek gelmiştir çünkü zamanında kuran okutmaya karşı birdevlete karşı yinede o kuran ögretme şavaşından başarıyla ayrılmış ve bunun haklı gururunu yaşıyor galiba hafız
hocamız allah ondan ve onun yolundan gidenlereden razı olsun acıkca birşey iriraf edecem inşallah hoacalarmız kızmazlar bana hafız hocam emekli olduktan sonra ezan sesini gercek anlamada tadıravarak dinlemedim bugune kadar ezan okumak bir snartı hafız hocam bu sanatı cok iyi biliyor ve ezanı cok güzel ve zamanında okuyor be n küçüklükten beri tanırım ezan okunmaya 15 dakka kala caminin önüne gelir bir sigara yakana jadar ezan zamanı gelir ve ezanını vakitlerin makamına göre okur namaza giderdi ama şimdi bu böyle degil ezanlarımız zamnında ve layıkıyla okunmuyor bana göre bunuda burdan söylemek istedim çünkü konu bir ezan okuyan ve görevinin bilinçinde olan bir kişi konu alınmış bende duygularımı ve düşüncelerimi yazdım umarım bana kızmazsınız tekrardan nezir hocam ve saygı deger hafız imam hocamın ellerinden öpüyorum allah uzun ömür versin
nizip bir çok nufüsüna ders bir kıymetli hocamızdır.Bende zamanında onun askerliğini yapmışımdır.Yanında onu gezdirenlere verilen isim.Uzun zamandır görmedim arkadaşımlarımı görünce birbirizimi tanımakta zorlanıyoruz kimi zaman ama imam hocadan deyince muhabbet başlıyor.Zamanında az dayağını yemedim. :))))))))
Hafız-ul Kur'anın olmadığı bır sehırde oturmak caız degıldır. Bunun vebalı hepimizin üzerine olacaktır.
Öncelikle Nezir Hocama İmam hocamı gündeme taşıdığı için şükranlarımı sunarım.
Değerli İmam Hocamın bizlerde emeği çoktur.Allah razı olsun kendisinden.Bu gün Kuran'ı Kerim'de bir harf de biliyorsak onun sayesinde biliyoruz.Bende İmam hocamın talebelerindenim.Bugün yaklaşık 23 yıl oldu İmam Hocada talebeliğimin sona ermesi.Bu gün bize öğrettiği Kuran'ı Kerim'i okumayı unutmadıysak onun disiplin anlayışındandır bunun sebebi.Çocukken disiplinli oluşuşuna vede biz çocukları sıkmasına içerleniyorsak vede kızıyorsakta,şu an her seferinde kendisinden Rabbim razı olsun diyorum,eğer şu bilineki eğer o disiplin olmasaydı biz o gün Kuran'ı Kerim'i öğrenir ertesi gün unuturduk,bunu samimiyetimle söylüyorum. Vede ne zaman kendisiyle karşılaştığımda hocam nasılsın dediğimde; "Ama" olmasına rağmen hemen ismimi telafuz edip beni tanıması bana ayrı gurur ve şevk veriyor.Son olarak İmam Hocama Allah hayırlısıyla uzun ömürler verip daha nice talebelerimize kutsal kitabımızı öğretmesini dilerim.Hani Hz Ali'nin bir sözü varya bana bir harf öğretenin kölesi olurum.O misal yani
Değerli hocamının yanında 7 yıl kalfalık yaptım. O zamandaki en üst rütbe idi. O yıllarda yaşlı amcalar gelir ve bizleri gözleri yaş içerisinde izlerlerdi. Sorduğumuzda "Bizim zamanımızda yasaktı, öğrenemedik" derlerdi. Çok garipserdik bu lafları ! Kuran okumak nasıl yasak edilirdi ? Fakat bir müddet sonra kuran kursları yasaklandı ve hocamın kapısınada kilit vuruldu. O yıllarda Şıhlar camisinde kurs verilirdi. Evden kursa, kursdan okula, okuldan dükkana giderdim. Yasaklanmasına rağmen hocam yılmadı ve yıllarca bu görevini ücretsiz ifa etti. Sabahtan öğleye, öğleden akşama hatta geceleri yaşı ilerlemiş insanlara da kurs verirdi. Bir gece meşhur köfte partilerine bende katılmıştım. Görme özürlü olmasına rağmen, dimdik ayakta olması, yüzlerce delikanlıya aynı anda hükmedebilmesi, hiyerarşi sistemine ve yorulmamasına gıpta ile bakmışımdır.
Değerli hocam; üzerimde çok emeğiniz var, çok hakkınız var. Ben ekmeksiz çıktım ve sizi sıkca ziyaret edemiyorum. Geç kalmışlığında verdiği buruklukla, artık yüzümde yok. Lütfen hakkınızı helal ediniz. Elleriniziden hürmetle öpüyor, sağlık afiyet diliyorum.
Akrabalık dolayısıyla sülalenin yarısı Kuran'ı İmam Hoca'mızdan öğrenmişlerdir. Bende çocukken dayımoğlu Hüseyin ŞEKER'le Hafız İmam Hocamızdan ders almaa ilk gittiğimiz gün, bu hoca çok dövüyr demişlerdi de bende o gün kaçmıştım. Keşke o gün kaçmasaydımda beni bir güzel dövseydi. Bu olay hayatta tek pişmanlıklarımdan biridir.
Nezir Hocama bu güzel röportajı için teşekkür ederken HAFIZ İMAM HOCA'ma ALLAH'tan sağlıklı bir ömür diliyorum.
İmam hocam, Sofu İbrahim UTKAN İstanbul'a gittiğinden beri yanına gelemiyoruz. İnşallah en kısa zamanda ziyaretinize geliriz..ALLAH'a emanet olunuz.
o sadece nizip yöresinde deil bölegemiz günedoğuanladolu genelinde bir araştırma yapılsa sayılı kişiler arasına gireceğenden hiç şüphem yok yani hocamında belirttiği gibi nend nizi hafızlık bağlamında sayın hocamızla sınırlı kalsın nedn hafız yetiştirme kursları nizibimizde yayılmasın zihniyet deiğşmeli hafız imamlar TÜKENEMELİ BENCE ....!
çok güzel bir çalışma tebrikler nezir hocam
Nezir hocam Allah sizden razı olsun çok güzel bir çalışma devamını bekliyoruz inşallah.
Evvela,yılların eskitemediği değerli şahsiyet,hafız imam hocamızı bizlerle buluşturan Nezir hocama sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.Bir söyleşi ancak bu kadar güzel ve akıcı olurdu.Tabi ki burada Nezir hocamın ustalığı ve hafız hocamın hayata daima pozitif bakan esprili yanını göz ardı edemeyiz.Sayın hafız hocamla 1 yılı aşkın bir süre,çarşı camiinde beraber çalışma fırsatımız oldu.İnanır mısınız onunla beraber geçirdiğimiz süre,hayatımın en güzel dönemidir desem mübalağa yapmış olmam.çünkü sevgi dolu,hoşgörülü ve fedakar bir insandı.Kendileri hem hafız hem de a'ma oldukları için Namaza başlama hususnda aramızda belli şifreler kullanırdık.mesela derdi ki,ben sünneti kıldıktan sonra,bir defa öksüreceğim.şayet sen de hazır isen,bana öksürükle cevap verirsin.senden alacağım bu işaretle kalkar kamete başlarım derdi.Ve hep öyle yapardık.Namaz vaktine,ezanın saatine çok dikkat eder,saniyeyi geçirmezdi.
Yukarıda Mustafa kanal kardeşimin de ifade ettiği gibi,o duyduğu bir sesi bir daha asla unutmaz.Şöyle ki,Bir defasında emekli müftümüz salih hocam bizim camiye gelmişti.namazdan sonra hafız imam hocama dönerek hafız efendi nasılsın iyi misin.beni tanıdın mı demişti.Bunun üzerine hafız hocam esprili bir şekilde:Niye ben kör müyem ki,seni tanımim sen müftü hacı salih efendi değilmisen.demiş ve bizi güldürmüştü.Mevlam bundan sonraki ömründe kendilerine sıhhat ve afiyet içerisinde yaşamayı nasib eylesin.
Bu arada kendilerine bizi fazla ihmal etmeyin,vatandaş sizin sesinizi duymak istiyor dedim,inşallah zaman zaman sabah ezanlarını okumaya geleceğine dair bize bir de söz verdiler.Mevlam kendilerini korusun.
Resmi aç
Allah razı olsun nezir hocam . hafız imamın blinmeyen yönlerini keşfetmişsiniz. teşekkürler.
O’nun sesi ile bu ezanı işittiklerinde “İşte Şimdi Nizip’e geldim” diyebildikleri bir ses
işte bu çok doğru..çok güzel bir söyleşi...teşekkürle abi..
Teşekkürler değerli çalışmalarınız için sayın GÜL.
Degerli çalişmalarinzdan Dolyi Sizi Teprik Edrim
Böyle değerlerin yitip gitmesi bizim kaybedeceğimiz ve vereceğimiz en büyük bedel olur.Örnek olabilecek bir insan ve yaşantısı örnek alabilene ne mutlu....teşekkürler
Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.