Neredeyse klasik bir münazara konusudur: Evlilikte aşk lâzım mı,değil mi? Beylik bir cevap olarak herkes “Tabiî ki lâzım” der.Oysa bence sevgi şarttır,ama aşk şart değil,hatta risklidir bile.
Durun durun,hemen itiraz etmeyin,önce isimlendirmeyi doğru yapalım.Kullandığım mânâda sevgi; karşısındakine ihtiyacını hissetmek,onunla beraber olmaktan mutluluk duymak,onun eksiklerini de hoş görmektir.Aşk ise,ona muhtaç olmak,onsuz olamamak, eksiklerini ise görmemektir.Böyle bir aşk,aslında sağlıksız (gözü kör de denir) bir ruh hâli değil midir? Peki sağlıksız bir duyguyla sağlıklı bir beraberlik nasıl kurulur? Depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçların abartılı aşk duygularını da azalttığını biliyor muydunuz? Saplantı düzeyindeki aşk,bir hastalık bile sayılabilir aslında.
Ama modern çağın klişelerinin dayatmasıyla,çoğu gençler,aşk evliliğini en büyük hayalleri olarak kabul ederler.Bu kişilerin çoğu aşık olduklarında karşılarındaki kişinin eksiklerini,uyumsuz yönlerini görmez,o coşkulu duygunun esiri olup mantığı tamamen bir kenara atarak yanlış evlilikler yaparlar.Aşık olmuş birisi için karşısındaki,dünyanın en mükemmel kişisidir,kusursuzdur,onun için yaratılmıştır,o olmazsa hayat boyu mutsuz kalacaktır.Oysa aşk bir duygu ve duygular da geçici olduğu için,bir süre sonra aşk küllenmeye başladığında,önceleri görülmeyen yanlışlar göze batmaya başlar.Coşkuyla başlayan ilişki hüsranla biter çoğu zaman.
Aslına bakarsanız,aşık olan için,bu denli riskler taşıyan bu duygu,aşık olunan kişi için bile,çok rahatsız edicidir.Düşünün; siz öylesine,gelişigüzel bir söz söylüyorsunuz (“İnecek var şoför bey!”),
aşığınız:
“Ne hoş bir cümle kurdun” diyor.Siz sıradan gündelik bir davranışınızı yapıyorsunuz,o “Ne güzel içiyorsun çorbayı!” diyor.Böyle olduğundan büyük görülmek insanı rahatsız etmez mi sizce? İlişkinin doğallığını,davranışların içtenliğini öldürmez mi?
Zaten o yüzden değil midir ki,çılgınca aşık olunanlar,genellikle aşıklarına karşılık vermez,acı çektirir? “Delice sevdim,ömrümü verdim” diye başlayan şarkılar, “O beni sevmedi,kalbini vermedi” diye devam etmez mi hep? Tesadüf değildir bu.Aklı başında hiç kimse,olduğundan büyük görülmek, hak ettiğinden fazla ilgi ve sevgi görmekten mutlu olmaz—kısa süreli bir zevk dışında.
Üstelik bu tip gerçekçi olmayan sevgiler,abartılı hayranlıklar,yöneldiği kişinin zihnine “Ben onun zannettiği gibi mükemmel değilim.Öyle olmadığımı fark ettiğinde ne olacak?” tedirginliğini kazır.Böyle seven, sevdiğini zorlu bir cendereye sıkıştırmıştır aslında.Ve göğe çıkaranlar, hayallerinin gerçek olmadığını görünce,ortada bir yerde kalamaz,bu kez de yerin d***** batırırlar sevdikleri(!) kişiyi.Büyük beklentiler büyük hayal kırıklıklarını hazırlar.
Siz siz olun,eğer karşınızdaki,size olduğunuzdan daha fazla kıymet veriyorsa,sizi olduğunuzdan mükemmel görüyorsa,size sırılsıklam aşıksa, uzaklaşın ondan.
Dozunca seven,hatalarınızı da gören,ama iyi yönlerinizin hatırına onları affeden,sizden abartılı şeyler beklemeyen,zorlamayan,destekleyen bir sevgi çok daha güzel değil mi?
Siz siz olun,eğer karşınızdaki,size olduğunuzdan daha fazla kıymet veriyorsa,sizi olduğunuzdan mükemmel görüyorsa,size sırılsıklam aşıksa, uzaklaşın ondan
sözlerinize katılmamak mümkün değil.Zaten o yüzden değil midir ki,çılgınca aşık olunanlar,genellikle aşıklarına karşılık vermez,acı çektirir? “Delice sevdim,ömrümü verdim” diye başlayan şarkılar, “O beni sevmedi,kalbini vermedi” diye devam etmez mi hep? Tesadüf değildir bu.Aklı başında hiç kimse,olduğundan büyük görülmek, hak ettiğinden fazla ilgi ve sevgi görmekten mutlu olmaz—kısa süreli bir zevk dışında...bütün bunlar tecrübelerle sabittir.
Aşk ve sevgi konusu, dediğiniz gibi her zaman gündemde olan bir konu, olmaya da devam edecek. Aslında Aşk ve Sevgi 'nin daha tam ayrışması yapılamamış, yani hangisini ne olduğu konusunda fikir ayrılıkları vardır.Ancak, Link'imin adındanda anlaşılacağı gibi bu konulara karşı duyarlı birisiyim. sizinle fikirlerimi paylaşayayım müsadenizle...
Sevgi: her ne kadar soyut bir kelime olsada aslında birazda somuttur. Yani ölçülebilirliği vardır, Birisini az veya çok sevdiğinizi söyleyebilirsiniz.Bir şey karşı sevginizin azaldığını veya yok olduğunu veya çoğaldığını da söyleyebilirsiniz.Yani sevgi zamanla çoğalabilen veya yok olabilen bir değişkendir.
Aşk: Aşk denice durmak lazım,Aşk'ın aslında pek tarifi de olmaz. Çünkü aşk yaşanırsa var olan ve ölçümü olmayan, derecesi, şiddeti bilinmeyen soyut bir kavramdır. Aşk'ta Göz yaşı vardır, Aşk'ta hasret vardır, Aşk'ta Kavuşamama vardır, Aşk'ta çile vardır, Aşk zamana göre değişmez, yıllandıkça artan, çoğalan bir grafik çizer. Zaten aşk kavuşmayla pimi çekilmiş bir bomba gibi kendini yok eder. Onun için Aşk'ta kavuşma olmaz.
Aşk, her nesneye karşı da olmaz. Aşkın ileri boyutlusu son derecesi İlahi'dir.
Şimdilik söyleyeceklerim bunlardan ibaret. Aslında yukarıdaki örnekler çoğaltılabilir,birazınıda size bırakıyorum. Sevgiler...
Evet sevgili aşk-ı muhabbet,nickinizden de anladığımız kadarıyla siz bu işlerin uzmanı olmalısınız.sizin engin düşünce ve tecrübelerinizden istifade etmeyi arzu ederiz tabi.Aşkın ufak bir açılımını yapmışsınız ama taktir edersiniz ki bunlar yetmez.konuyu biraz daha derinlemesine işlemenizi bekliyor,umud ediyoruz.sevgiyle kalın..
Vallah bunu biraz daha açarsanız iyi olacak sanırım.Ya da belki bunun açılımını yapacak arkladaşlarımız çıkabilir.bekliyelim görelim bakalım.Bu arada tekrar hoşgeldiniz.
Tabi tabi efendim.zaten buradaki gaye,katılımı sağlamak,sağlıklı bir tartışma platformu oluşturmak değil mi?yorumlar geldikçe konu olgunlaşacaktır sanırım.iyi akşamlar.MSK
Bence evlilikte Her iki seçenekte olmalı. SEvgi ve Aşk ayrılmaz bir ikilidir Tabii bu benim düşüncem.
Aşık olmadığım biri ile evlenmem...
saygı duymadığım biri ile de evlenmem...
Bu gidişte evde kalacağım zaten:D
Hocam bu güzel paylaşım için çok sağolun.
Bu konunun olgunlaşmasını merakla bekliyorum...
Bu bölümde defalardca aşk üzerine yazdık. Gene yazalım. Çünkü aşkı anlamaya-kavramaya ömür kafi gelmez. Çünkü işin içinde karşı cins var. Karşı cinsler ömürleri boyunca birbirlerini anlayamamıştır. Bu tarih boyunca böyle sürüp gitmiştir. Aşık olmak nasıl bir duygudur? Aşık olmak kesinlikle kişinin elinde değildir. Aşk, kendiliğinden çıka gelir. Eski Yunanda kişi birine aşık olduğunda Aşk Tanrıçası Eros'un okunu yediğine inanılırmış. Bu da aşkın, istenmeden hissedilen bir duygu olduğuna yapılan bir açıklama gibi birşeydir. Ama söz konusu evlilik kurumu olunca ister istemez işin rengi değişiyor. Çünkü aşk, öyle bir duygudur ki kişinin gözlerini bağlar, kulağını sağır eder. Kişi aşık olunca adeta üç maymunları oynar. Tabi durum böyle olunca aşık maşuk'unun hep güzel yüzünü, has sözünü hisseder ve görür. Onun hatalarını göremez. Tek bir arzusu vardır. O da maşuku ile izdivaç etme arzusudur. Evlilik aşkı zamanla köreltir. Çünkü izdivaç bitmiştir. Kişi maşukuna olan tek hasretini giderince ve onu her istediği an ulaşınca aşkın kuvveti giderek azalır... Evlenilecek insanın iyi etüt edilmesi gerektiğine dair öneriler vardır. Bunlardan en dikkat çekeni en az 6 ay bir tanıma faslının olması gerektiğidir.
Aşka aşık eden bir yazar İskender Pala ile söyleşi
Aşk nedir, neye aşk denir?
Aşk bir sarmaşıktır ve en iyi bir tanımı da budur. Aşk kelimesinin kökeni de oradan gelir. Sarmaşık bir ağacı dıştan sarar, yemyeşil gösterir ama içten içe kurutur. Nice çınarlar, nice selvi boylular aşkın sarmasıyla içten sararmış kurumuştur, dışı yeşil görünür hâlâ. Kaç çeşit aşk vardır? Ne kadar güzel varsa, o kadar aşk vardır. Kitaplar aşkı, ilahi, mecazi ve beşeri olarak tasnif ederler. Üçü de aynı yerden çıkar aynı yere varır. Adı ne olursa olsun aşk, beşerin ve dünyanın yaratılışının sebebidir. Dünya aşk ile yaratılmıştır ve aşk üzerine döner. Aşk bir disk gibidir, döndükçe enerji üretir.
Aşk nasıl bulunur? Birdenbire bulunur. Galip Dede, "Birdenbire bul aşkı, bu tufte (armağan) bulanındır" der. Aşk, bir bakıştan ibarettir ve anında bulunur. Çünkü, o kalbin görüşüdür. Aşk bedeni nasıl kuşatır? Bu, kalp ile zihnin örtüşmesidir. Kalbin, akla hakim olup oradan gözünüzü, kulağınızı, ihtiyatınızı kapladığı an aşk bütün genleri ve hücreleri kuşatmış demektir.
Bu noktada mı aşk'ın gözü körleşir? Kördür evet. Siz bakarsınız ama gördüğünüz görmek istediğinizdir. Kalbin görmek istediğini görmeye başlarsınız. Çünkü aşk bir bakıştır ve güzelliği sadece siz görürsünüz. Leyla kara kuru bir kızdı ama Mecnun'un gözüyle bambaşkaydı.
Hasret aşk'ı ne kadar büyütür? Sevgiliden ne kadar ayrı kalırsanız aşkınız o kadar büyük. Bugün tanışır, yarın kolkola gezerseniz aşk o kadar olacaktır. Üç ay ayrı kalırsanız büyür, askere gidersiniz çoğalır. Aşk bir hastalık mıdır ve birgün geçer mi? Evet, bir hastalıktır ama bu reddedilecek bir hastalık değildir. Bu hastalığı ömründe bir kez geçirmeli insan... Gerçek aşk ise yarası kapanmıyor. Bugünkü ucuz ilişkiler değil tabiî. Aşkın yarası yanık yarası, kılıç yarası gibidir. Mutlaka kalpte izi kalır.
Peki, aşk bir teslimiyet midir? Evet, teslimiyettir ve hiçbir şekilde soru sormamaktır.
Aşk tazelenir mi? Sevgili her daim, aşıkını sınar. Bazen bir söz, bazen bir hareket bazen de bir "seni seviyorum" ile aşk tazelenir. Güzel söz, sadece güzel söz. Ne zaman, aşk nefrete dönüşür? Nefret aşkın bir parçasıdır. Çünkü, aşk acıyla son bulur her zaman. Aşkın gıdası acıdır. Çok evlilik öncesinde mutluluk tüketildiği için, evlilikte sonra sadece acı kalır. En nihai acı ayrılıktır ve o da bazen nefrete dönüşür. Nefret, bütün değerlerin alt üst olduğunu ve aldatıldığınızı hissettirir. Ve, o vakit aşk intikamla mı tanışır? Eğer gerçekten aşk varsa asla intikam yoktur. Çünkü aşk, uğrunda ölseniz bile intikam almamaktadır. Nef'i "Zapt-ı ah eylemedir âşıka evvel çare. Ben ise âhsız aram edemem. Âh medet" der. Sevgilinin yaptıklarından dolayı beddua edemezsiniz, onun hakkında kötü bir şey düşünemezsiniz bile. Gelelim dünyevi aşk'a. Oradan da uhrevi aşk'a... Bazı mutasavvıflar "dünyevi aşk ilahi aşkın giriş kapısıdır" derler. Yani, önce Leyla sonra Mevla biçiminde.. Hep tartışılmıştır bu. Hep de tartışılacak. İlahi aşk avdet ettiğinde, dünyevi aşk pılıyı pırtıyı toplar gider mi? Hayır. Hayır, hayır, hayır. Beşerdeki aşkın bizi götüreceği yer İlahi aşk ise, İlahi aşkın galebe çalması ile beşere haksızlık edilmiş olmaz. Sevdiğiniz insandan sıçrayıp yükseldiğinde dönüp ona bir daha bakmıyorsanız, İlahi aşk zaten olmayacaktır. Ama bazen aşk tacı tahtı da terkettiryor... Evet, İbrahim Ethem gibi. Çünkü, dünya sultanı olmak, dünyalıktır. Gönül sultanı olmak uhralıktır. Aşk sınıf farkını da yok eder. Türk filmleri boşuna değildir. Aşk'ın, aşkın noktasında yana yana, döne döne yok olmak mı var? Pervane ile mumun hikayesi. Aşkı anlatan en güzel örnek budur. Pervane ışığın etrafında dönen gece kelebeğidir. Işığa âşıktır o kelebek. Bu öyle bir aşk ki sevgilisinin etrafından hiç ayrılamaz, gittikçe çapı daraltarak döner. Döndükçe çember daralır, daraldıkça şevki artar. Hızlanır ve kucaklamak ister. Artık o cezbeden kurtulamaz. Bülbülün gül karşısında şeydalanması gibi. Öyle bir an gelir ki, o pervane sevgilisini kucaklamak ister ve kendisini bütün hızıyla alevin koynuna atar ve yanar. Ondan sonra da mumun aşk'ı tezahür ediyor, değil mi? Mum, içindeki can ipliğini yakmaya başlıyor. Gözlerinden yaşlar akıyor ve vücudu eriyor. O eridikçe gözlerinden akan yaşlar ayaklarının altında denizler oluşturur. Veee bir müddet sonra, can ipliği yanmaktan, vücudu erimekten bitap halde, kendi gözyaşlarında boğulur. Aşk, ikisini de mahvediyor. Ötesi var mı artık...
Peki, bir kitabı var mıdır aşk'ın? Pekçok kitabı yazıldı. Mesela, Divan şairleri hep aşkın kitabını yazdılar. Ama hiç kimse bir formül getiremedi. Bu bakımdan aşkın kitabı yalan. Herkese göre bir aşk kitabı var. Benim aşkımın da senin aşkının da kitabı yazılamadı daha. Aşk'ın iksirini imal etmek mümkün olsaydı, hekimler onun içine önce neyi katarlardı? Herhalde nur'dan yapılırdı. Ama onu döveceğimiz havana üç tutam acı, üç tutam muhabbet ve daha neler neler, katardık kimbilir.
Hasan Hoca;98316 wrote:Siz siz olun,eğer karşınızdaki,size olduğunuzdan daha fazla kıymet veriyorsa,sizi olduğunuzdan mükemmel görüyorsa,size sırılsıklam aşıksa, uzaklaşın ondan
neden aşktan insanlar korkup ürksün ki.bundan daha güzel ne olabilir..aşkın olmadığı yerde sevgiyi nasıl ararsınızki....
izole_hayatlar;101949 wrote:neden aşktan insanlar korkup ürksün ki.bundan daha güzel ne olabilir..aşkın olmadığı yerde sevgiyi nasıl ararsınızki....
siz cümlenin bir bölümünü almışsınız buna göre yorumunuz doğru olabilir ama,şu son cümleye göre hareket edilse,daha mantıklı olmaz mı sizce?
Dozunca seven,hatalarınızı da gören,ama iyi yönlerinizin hatırına onları affeden,sizden abartılı şeyler beklemeyen,zorlamayan,destekleyen bir sevgi çok daha güzel değil mi?
Tabi ki herkesin tercihi kendisinedir.biz ileriki safhalarda sıkıntılar yaşanmasın diye dostlarımızla tecrübelerimizi paylaşıyoruz.Herkese mutluluklar...
aşk-ı muhabbet;101860 wrote:Hasan hocam,
Daha fazla yazmayacağım. Yazarsam sabahı bulur. gene de bitmeez.
Sevgiler...
Aman ha sevgili aşk-ı muhabbet,bizi yalnız bırakmayın.Daha birşey paylaşmadınız ki bizimle.oysa biz sizden daha doyurucu bilgiler almayı,tecrübelerinizden yararlanmayı arzu etmiştik.Tek kelimeyle hayal kırıklığına uğrattınız bizi.iyisi mi siz yine de bizi ihmal etmeyin.sevgiyle kalın...
''aşki anlatmaya-kavramaya bir ömür kafi gelmez'' diyorsunuz. Doğrudur mutabıkız...
Ancak;
''Çünkü işin içinde karşı cins var''diyorsunuz. Maalesef burada sizinle aynı fikirde değilim.
Aşk hakkında yukarıda yazdıklarımı okumanızı tavsiye ediyorum.Orada örneklerle aşkı anlatmaya çalışmışım. Tabii anlatabildiğimce..
Aşk, sadece karşı cinse karşı beslenen bir duygu olsa, zamanla azalır ve biter.
Oysa aşk, bitmeyen, zaman geçtikçe derinleşen bir seyir izler.
Bu arada Aşk ile Sevgi'yi de birbirine karıştırmamız lazım.
Bunlar derin mevzular Şidilik ara veriyorum. Sevgiler...
Sevgili Aşk-ı Muhabbet kardeşim, Cevabımda ben de aşkla sevginin farkına az çok değinmiş bulunmaktayım. Ama dikkat ederseniz ben cevabımda aşkı kadın-erkek muhabbeti düzeyinde incelemişim. Yani konuyu aşkın genel kapsamında değil de en temel düzeyi olan insan ilişkileri adı altında yorumlamışım. Aşkın sonu evliliğe varınca zamanla aşkın bitebileceği uyarısında bulunmuşum. Sanırım bu noktalarda da benimle hemfikirsiniz. Hakeza şunu da belirteyim. Eğer genel kavramıyla aşk zamanla bitecek olsaydı -haşa- İlahi aşk, Muhammed aşkı ömür geçtikçe tükenir, küfür vuku bulurdu. Bu noktalarda dikkatinizi çekmek isterim. Yorumunuz için de teşekkür ederim...
''aşki anlatmaya-kavramaya bir ömür kafi gelmez'' diyorsunuz. Doğrudur mutabıkız...
Ancak;
''Çünkü işin içinde karşı cins var''diyorsunuz. Maalesef burada sizinle aynı fikirde değilim.
Aşk hakkında yukarıda yazdıklarımı okumanızı tavsiye ediyorum.Orada örneklerle aşkı anlatmaya çalışmışım. Tabii anlatabildiğimce..
Aşk, sadece karşı cinse karşı beslenen bir duygu olsa, zamanla azalır ve biter.
Oysa aşk, bitmeyen, zaman geçtikçe derinleşen bir seyir izler.
Bu arada Aşk ile Sevgi'yi de birbirine karıştırmamız lazım.
Bunlar derin mevzular Şidilik ara veriyorum. Sevgiler...
Aşk bir hastalık.Ama bu reddedilecek bir hastalık değildir. Bu hastalığı ömründe bir kez geçirmeli insan... Gerçek aşkın ise yarası kapanmıyor. Bugünkü ucuz ilişkiler değil tabiî. Aşkın yarası yanık yarası, kılıç yarası gibidir. Mutlaka kalpte izi kalır.( iskender pala)