Nizip.com
Üye ol
Genç Muhabbet

Güzel Bir Yorum (mutlaka Okuyun)

Görüntülenme: …

Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#162245
Ahmet Serif Izgoren'in, "Avucunuzdaki Kelebek" isimli kitabindan;Alınmıştır.

Vehbi Koç, oglu Rahmi Koç'a iki mektup verir; 'birini ben olunce aç, ikincisini de beni defnettikten sonra açarsin' der. Vefat ettiginde Rahmi Bey ilk mektubu açar. Mektupta, 'Oglum, senden tek bir istegim var; beni çoraplarimla gomsunler'.

Imam tum israrlara ragmen bu talebi kabul etmez. Rahmetli Vehbi Koç ister istemez çorapsiz defnedilir. Defin islemi bittikten sonra Rahmi Koç ikinci mektubu açar: 'Bak oglum bir çift çorap bile goturemedim'
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#162353
yazılar cok güzel yüreginize saglık paylsım için tesekkürler
Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#164884
Yoldan Güzel Geçmek


Bir kral halki için genis bir yol yaptirmaya karar verdi. Yapimi tamamlanan yolu halka açmadan önce, hatırlarda kalacak bir yarisma düzenlemeyi istiyordu. Isteyenin bu yarismaya katilabilecegini ilan ettikral, yoldan en güzel geçecek kisiyi belirleyecegini söyledi.

Yarisma günü, insanlar akin ettiler. Bazilari en güzel arabalarini, bazilari en güzel elbiselerini getirmisti. Kadinlardan kimileri saçlarini en güzel biçimde yaptirmisti, kimi de yanlarinda en güzel yiyecekleri getirmisti.

Gençlerden bazilari spor kiyafetler içinde yol boyunca kosmaya hazirlaniyordu. Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanina döndüklerine hepsi ayni sikayette bulundu; Yolun bir yerinde büyükçe bir tas ve moloz yigini vardi ve bu moloz yigini yolculugu zorlastiriyordu.

Günün sonunda yalniz bir yolcuda bitis çizgisine yorgun argin ulasti. Üstü basi toz, toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygiyla yönelerek, altınla dolu bir torba uzatti ve:


"Yolculugum sirasinda, yolu tikayan, insanların yolculuk etmesini zorlaştıran bir taş ve moloz yığını gördüm.İnsanlar rahat etsinler diye bu tas ve moloz yiginini kaldirmak için durdum. Yolu temizlerken, taşların altında bu altinla dolu torbayı buldum.

Halktan kimsenin bu kadar altını olamayacağına göre, bu altinlar sizeait olmali."

Kral gülümseyerek cevapverdi: "O altinlar sana ait."

"Hayir, benim degil. " Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadi."

"Evet"dedi kral. "Bu altinlari sen kazandin, zira yarismanin galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kisisensin. Çünkü, YOLDAN EN GÜZEL GEÇEN KİŞİ; ARDINDAN GELENLER İÇİN YOLDAKİ ENGELLERİ KALDIRAN KİŞİDİR!"
Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#164886
DESTEK



Kadin her sabah oldugu gibi o günde beyaz degnegi ve el yordami ile otobüse binmisti. Soför:
-Soldan üçüncü sira bos hanimefendi, dedi.

Kadin 32 yasinda güzel bir bayandi ve esi oldukça yakisikli bir deniz subayi idi. Bundan bir kaç ay önce yanlis bir teshis sonucu gerçeklestirilen ameliyatla gözlerini kaybetmisti genç kadin ve asla göremeyecekti.

Kocasi ameliyattan sonra aci gerçegi ögrenince yikilmis ve kendi kendine bir söz vermisti. Asla karisini yalniz birakmayacak, ona sonuna kadar destek olacak, kendi ayaklari üzerinde durana kadar cesaret verecekti.

Günler geçiyordu. Kadin her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdigi kocasina yük oldugunu düsünüyordu. Esinin bu içine kapanik,karamsar hali kocayi çok üzüyordu. Bir an önce bir seyler yapmasi gerekiyordu, karisi günden güne kendi içine kapanik dünyasinda kayboluyordu. Bütün gün düsündü koca, nasil yardim edebilirim güzeller güzeli esime diye. Birden aklina esinin eski isi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasil söyleyecekti, çünkü artik çok kirilgan ve nesesizdi. Bütün cesaretini toplayarak aksam karisina konuyu açti. Karisi dehsetle gözlerini açti:

-Ben bunu nasil yaparim ben körüm, diye bagirdi.

Kocasi ona destek olacagini, her sabah kendisinin ise birakacagini ve aksamlari da is çikisinda alacagini ve ona çok güvendigini söyledi. Çünkü esini taniyordu ve bunu basarabilecegini biliyordu. Kadin büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü esini çok seviyordu ve onu kirmak istemiyordu.

Her sabah esini isine birakiyor ve aksamlari da aliyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi, karisi eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocasi daha fazlasini istiyordu, kendisine söz vermisti sonuna kadar gidecekti.

Aksam karisina:
-Artik ise kendin gidip gelmelisin, dedi.

Kadin sasirmisti. Bunu asla yapamayacagini söyledi. Kocasi israr edince onu yine kiramadi ve bütün cesaretini topladi. Bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu.

Sabahlari kadin artik otobüs duragina kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek isine gidebiliyordu. Günler günleri kovaladi, hiç bir problem yoktu. Yine bir gün otobüse binerken, soför:
- Sizi kiskaniyorum, hanimefendi dedi.
Kadin kendisine söylenip söylenmedigini anlayamadan, neden diye sordu.

Soför:
- Çünkü her sabah sizin arkanizdan bir deniz subayi genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakiyor, otobüsten indikten sonra yesil isikta yolun karsisina geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanizdan öpücük yollayip size her gün sevgiyle el salliyor, dedi.





secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#165437
paylasımlar için tesekkürler bi tanede ben ekleyeyim:)
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#165438
Babanız yaşıyorsa hala çocuksunuzdur. Bu harika.

İnsan babası ölünce büyüyor çünkü. Yalnız başına kalıyorsunuz o zaman artık.

Çocukken her şeyi bilen, herkesten güçlü olan babamız biz büyüdükçe küçülüyor.

Zamanını tamamlamış ve geçmişte kalmış bir yaşlı olarak kendi köşesinden bize bakıyor. Uzakta olsa da, bize dokunamasa da...

Usandıracak kadar ayrıntılı sorularla hayatı öğrendiğimiz, her şeyi bilen babamızın sorularıysa biz büyüdükçe artık bize sıkıcı gelmeye başlıyor. Müdahale etmese, soru sormasa ne iyi olur dediğimiz zamanlar çok oluyor artık. Biz ondan daha iyi biliyoruz ya her şeyi. Zaman artık onun zamanı değil ya... Teknoloji gelişti ya... Her şey değişti ya...
Oysa ne zaman ki babanızı kaybediyorsunuz, işte o zaman gerçekten büyüyorsunuz. Çünkü çınarın gölgesi yok artık üzerinizde. Sizi fark etmediğiniz halde yağmurdan, güneşten koruyormuş meğer o gölge.

Siz de aile kuruyorsunuz, baba oluyorsunuz, sizinde gölge yaptığınız ve koruduğunuz birileri oluyor ama o gölgeyi çok arıyorsunuz.

Babanız öldüğünde büyüyorsunuz.
Artık soru soracağınız, öğreneceğiniz, azarını duyacağınız, takdirini alacağınız, akşam eve dönerken yolunu gözleyeceğiniz, korkacağınız bir babanız yoksa büyüyorsunuz.
Yarınınızdan sorumlu tuttuğunuz, her istediğinizi almak zorunda olan o kişi yoksa artık...

Hep sessiz ağlayan, suskun seven, en zor dönemde bile yıkılmaz görünen, sırtınızı dayadığınız çınar ağacınız yoksa artık...
Büyüyorsunuz o zaman işte.

Savaşın ortasında komutansız kalmaktır, babasız kalmak.
Kaç yaşınızda olursanız olun babanız yaşıyorsa hala çocuksunuzdur.
Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#167572
İKİ GEZGİN MELEĞİN HİKAYESİ
İki Gezgin Melek, geceyi geçirmek için oldukça varlıklı bir
ailenin evinin kapısını çalmışlar. Aile, pek kaba bir
üslupla,meleklere
yatacak yer olarak koca malikanenin konuk odalarından birini
vermek
yerine, soğuk bodrumundaki küçük bir köşeyi göstermiş.
Melekler buz gibi odanın soğuk ve sert zemininde kendilerine
yatacak
bir yer hazırlamaya çalışırken, Yaşlı Melek duvarda bir delik
görmüş ve
kalkıp deliği onarmaya girişmiş. Genç Melek, Yaşlı Meleğe bu
hareketinin
nedenini sorunca, Yaşlı Melek hafifçe gülümsemiş:
Herşey, her zaman, göründüğü gibi değildir...
Sabah malikaneden ayrılan melekler, gece bastırınca bir kez
daha
kalacak yer bulmak umuduyla, bu defa çok fakir bir çiftçi
ailesinin
kapısını
çalmışlar.
Son derece misafirperver olan fakir karı koca, sofralarında ne
var ne
yoksa meleklerle paylaştıktan sonra, onlara rahatça uyumaları
için
kendi
yataklarını vererek yanlarından ayrılmışlar.
Sabah güneş doğduğunda,melekler zavallı karı kocayı gözyaşları
içinde bulmuşlar: Yegane geçim kaynakları olan tek inek de
tarlalarının ortasında cansız yatmaktaymış.
Genç Melek bu sefer iyice öfkelenerek Yaşlı Meleğe isyan
etmiş:
Bunun olmasına nasıl izin verebildin ?! O varlıklı kaba adamın
herşeyi
vardı ama sen kalktın ona yine de yardım ettin. Bu iyi yürekli
fakir
ailenin
ise o tek inekten başka hiçbir şeyleri yoktu;buna rağmen onu
bile
paylaşmaya gönüllü oldular. Ama sen o ineği de yitirmelerine
izin
verdin!?
Bunun üzerine Yaşlı Melek, Genç Meleğe dönerek şu cevabı vermiş:
Herşey, her zaman, göründüğü gibi değildir.
O zengin malikanenin bodrumunda kaldıgımız gece, duvardaki
deliğin
dibinde külçe külçe altın saklı olduğunu farkettim. Malikanenin
sahibi bu
kadar açgözlü olduğu için ve kendisine verilmiş şans sayesinde
edindiği
zenginliğin bir parçasını bile paylaşmaya yanaşmadığı için, ben
de
o
deliği öyle bir kapatıp mühürledim ki artık arayıp bulsa da
açamaz.
Ve
devam etmiş:
Sonra, dün gece biz çiftçi ailesinin yatağında uyurken,
Ölüm Meleğinin o çiftçinin karısını almaya geldiğini gördüm.
Ben de onun yerine Ölüm Meleğine ineği verdim.
Yaşlı Melek, gülümseyerek bir kez daha eklemiş:
Herşey, her zaman, göründüğü gibi değildir.
Bazen, işler istediğimiz gibi sonuçlanmadığında, aslında bizim
de
başımıza gelen tam da budur işte. Eğer inanıyorsanız, yapmanız
gereken şey
sadece, her sonucun her zaman sizin lehinize olduğuna
güvenmektir.
Bunun
böyle olduğunu, ancak belirli bir zaman sonra öğrenebilecek
olsanız
bile
Bazı insanlar, Hayatımıza girerler Ve çabucak çıkarlar..
Bazıları ise, Dostumuz olur Ve bir süre orada kalırlar..
Yüreklerimizde O güzel ayak izlerini bırakarak..
Ve bu, İyi bir dost kazandığımız için,
Bir daha asla Eskisi gibi olmayacağız demektir!
Dün, tarih oldu.
Yarın, bir gizemdir.
Bugün ise bir armağan.
Bu yüzden İngilizcede present, hem şu an hem de armağan
anlamına gelir!
Bence bu çok özel bir şey ..... her anı doyasıya yaşayın ve
tadını
çıkarmaya bakın ... Hayat, bir kostümlü prova değildir!
Bil ki tam şu anda
birisi seni düşünüyor.
birisi sana değer veriyor.
birisi seni özlüyor.
birisi seninle olmak istiyor.
birisi senin başının belada olmadığını umuyor.
birisi ona verdiğin destek için sana minnettar.
birisi elini tutmak istiyor.
Birisi senin adına herşeyin iyi sonuçlanmasını ümit ediyor.
birisi senin mutlu olmanı istiyor.
birisi senin onu bulmanı diliyor.
birisi senin başarılarını kutluyor.
birisi sana bir armağan vermek istiyor.
birisi SENİN bir armağan olduğunu düşünüyor.
birisi seni seviyor.
birisi senin gücüne hayranlık duyuyor.
birisi seni düşünüyor ve gülümsüyor.
birisi üzerinde ağladığın omuzun kendi omzu olmasını istiyor.
BİRİSİNİN, SENİN BU MESAJI ONA GÖNDERMENE İHTİYACI VAR.
Kimseden umutlarını almayın. Sahip olduğu tek şey bu olabilir

Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#167574
Bir firmanin insan kaynaklari müdürü vefat eder ve göge yükselir.
Kapida melek onu karsilar ve söyle der: "Size bir sans verecegiz. 24 saat boyunca
cehenneme ve 24 saat boyunca da cennete gideceksiniz. hangisini daha çok severseniz
sonsuza kadar orada kalma sansiniz olacak."
Insan kaynaklari müdürü bu fikri gereksiz bulur: "Aslinda ben seçimimi çoktan yaptim. bu yola
basvurmamiza gerek yok.
Ben cennete gitmek istiyorum."
Melek bunun imkansiz oldugunu söyler: "Buranin da bazi kurallari var. bu nedenle dedigimi yapmaniz
gerekir. Sonra seçim sizin."
Müdür çaresiz kabul eder. bir asansöre biner ve yerin yedi kat altina iner. kapidan içeri girdiginde bir bakar ki,
yemyesil bir golf sahasinin üzerinde ve bütün sevdigi arkadaslari orada. seytan bile çok sevimli ve ona iyi
davraniyor. Bütün gün golf oynarlar, beraber yemek yiyip, içki içerler. Müdür çok eglenir ve zamanin nasil geçtigini anlamaz.
24 saat dolunca asansörle yukari çikar ve cennetin kapisindan içeri girer. Cennet de güzel ama fazla sakin bir yerdir.
bütün gün bulutlarin üzerinde arp çalip sarki söyler. 24 saat dolunca tekrar melegin karsisina çikar.
Melek sorar: "Evet, karariniz nedir?"
Müdür cevap verir: "Bunu söyleyecegimi hiç sanmazdim ama cehennemde daha iyi vakit geçirdim, oraya gitmek istiyorum."
Bunun üzerine asansörle yerin yedi kat altina iner. Bir de görür ki her yer çöp dolu, pis koku sarmis etrafi.
Dün çok eglendigi arkadaslari da çöpleri topluyor.
Seytana sorar: "Dün burasi bir golf sahasiydi, yemek yedik, içki içtik. Bugün ne oldu, durum neden böyle?"
Seytan cevap verir: "Dün senle is görüsmesi yapiyorduk. Bugün seni ise aldik."

Resim kaynağı
Güzel Bir Yorum (mutlaka Okuyun)
Resim kaynağı































nizipli_mehmet Üye
Üyelik: 2005-10-03 Herkese açık mesaj: 8.461
#167589
mustafa abi çok guzel şeyler paylaşıyorsun saol paylaşım için...
Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#168096
HANGİSİ
Juan, motosikleti ile Meksika sınırına gelir.
Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi
şüphelenir ve içinde ne olduğunu sorar.

Juan: 'Yalnızca kum', diye yanıt verince

polis: - Aç bakalım çantaları, der.

Juan çantaları açar, polis didik didik kontrol etmesine
rağmen kumdan başka birşey bulamaz çantada!
Bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür
tahlilden geçirtir ancak saf kumdan başka birşey yoktur!

Polis, çantalarını Juan'a geri verir ve
sınırdan geçmesine izin verir.

Ertesi gün Juan Motosikletinin arkasında iki büyük
çantayla tekrar sınırda belirir. Polis Juan'ı
gene durdurur, didik didik arar, birşey bulamaz ve Juan'ı
serbest bırakmak zorunda kalır.

Bu olay, polis emekli
olana dek yıllarca devam eder!
Bir gün emekli polis Meksika'da bir barda otururken
Juan'ın içeri girdiğini görür ve derhal yakasına yapışır;

-Senin yıllardır birşeyler kaçırdığından eminim. Çıldıracağım
Geceleri uyku uyuyamıyordum senin yüzünden. Lütfen
anlat bana ne kaçırdığını. Aramızda kalacağınaemin olabilirsin.

Juan gülümseyerek yanıtlar:
'Motosiklet'

DETAYLA BOĞUŞURKEN ÖZÜ KAÇIRMAYALIM :)


ESAS AKIL


Bir akil hastanesini ziyareti sirasinda, adamin biri sorar:
- Bir insanin akil hastanesine yatip yatmayacagini
nasil belirliyorsunuz?

Doktor: - Bir kuveti su ile dolduruyoruz. Sonra
hastaya uc sey veriyoruz. Bir kasik, bir fincan ve bir kova. Sonra
da kisiye kuveti nasil bosaltmayi tercih ettigini soruyoruz.
Siz NE yapardiniz?

Adam: - Ooo! Anladim. Normal bir insan kovayi tercih eder.
Cunku kova kasik ve fincandan buyuk.

— Hayir, der doktor.
Normal bir insan kuvetin tipasini ceker.

SADECE BİZE SUNULANLARİN DİSİNDA COZUM BULMAKTİR AKIL :)

Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#169870
Güven



“İngiltere’de, yargıçların maaşı yoktur. Onun yerine, ihtiyaçları oldukça kullandıkları; kredisi sınırsız çek defterleri yani limitsiz özel harcama yapma yetkileri vardır. İngiliz Devleti, yargıçlarına bu kadar çok güvenir.

Bir gün yargıcın biri bankaya gidip, yazmış olduğu tam 1.000.000 poundluk bir çeki bozdurmak istediğini söylemiş. Tabii ortalık birbirine girmiş. Banka yöneticileri, en üst makamdan onay almadan bu kadar yüksek miktardaki bir meblağı veremeyeceklerini söyleyip hemen İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Başbakanlık gibi kurumlara telefonlar etmişler. Ancak aradıkları her yerden gelen cevap aynıymış: Ödeyin !

Gel gelelim bankada dahi o kadar nakit yokmuş. Yargıca, ertesi gün gelmesi rica edilmiş. Ertesi gün, para bir bavulun içinde hazırmış.

Aradan birkaç gün geçmiş. Yargıç, çıkagelmiş. Parayı bankaya geri vermek istemekteymiş. Banka yönetimi şaşırıp kalmış. Hemen Adalet Bakanlığı’nı bilgilendirmişler. Derhal bakanlık müfettişleri devreye girmiş ve yargıca, bu hareketinin sebebini sormuşlar.

Yargıç: ‘Kraliçe’nin hükümeti, bize gerçekten bu kadar güveniyor mu? Onu sınadım’ cevabını vermiş.

Müfettiş raporları, bakanlığa iletilmiş ve aynı gün yargıç, görevinden azledilmiş. Adalet Bakanlığı, yargıca gönderdiği azil yazısında, gerekçeyi şöyle açıklamış:

‘Kraliçe Hükümeti’nin saygın bir yargıcı, devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez.’

‘Güven” çok ince bir çizgidir ve asla tek taraflı olamaz.”
Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#169871
Sorun kimde?



Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş.

Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş. "Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla"

O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?" Cevap yok Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış "Hayatım bu akşam yemekte ne var?" Gene cevap yok Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?" Hala cevap yok.

Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış "Hayatım bu akşam yemekte ne var?" Gene cevap alamamış Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"

Karısı cevap vermiş: "Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk"




Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#169873
Köprü


Bir zamanlar, birbirine bitişik iki çiftlikte yasayan iki erkek kardeş vardı. Günlerden bir gün bu iki kardeş arasında bir anlaşmazlık baş gösterdi. İki kardeş arasında o zamana değin ilk kez görülen anlaşmazlık, giderek büyüdü ve kardeşler arasında ayrılığa neden oldu.

İki kardeş, birbirlerine yalnızca küsmekle kalmadılar, yıllardır ortaklaşa kullandıkları tarım makinelerine değin sahip oldukları tüm araç gereçlerini ve mal varlıklarını da ayırdılar.

Küçük bir yanlış anlama sonucu başlayan anlaşmazlığı izleyen ayrılık, giderek büyüyen bir uçuruma dönüştü ve en sonunda yerini, karşılıklı kullanılan hoş olmayan sözlere bıraktı. Bunun arkasından da beklenenler oldu ve kardeşler arasında önce şiddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir sessizlik yaşanmaya başladı.

Bir sabah, bu iki kardeşten büyüğünün kapısına bir usta geldi. Elinde büyük bir marangoz çantası vardı. Ev sahibinden geçici bir iş istedi :

- - "Yapılacak ufak tefek bir işiniz varsa, size yardımcı olmak isterim", dedi. "Elimden hemen her iş gelir. Birkaç gün çalışırım, işi bitiririm." Büyük kardeşin aklına o an bir "iş" geldi.

- - "Evet, sana göre bir işim var" dedi ve küçük kardeşinin çiftliğini işaret etti. "Şu derenin karşısındaki çiftlik, komşumundur. Daha doğrusu, benim küçük kardeşime aittir o çiftlik. Geçen haftaya dek benim çiftliğimle onun çiftliği arasında bir otlak vardı. Sonra o, buldozeriyle oraya ırmak bendi yaptı ve şimdi aramızda, otlak yerine, çiftliklerimizi birbirinden ayıran bir dere var." İş isteyen adam, büyük kardeşin söylediklerini dikkatle dinledikten sonra sordu :

- - "Benden ne yapmamı istiyorsunuz?" dedi. Büyük kardeş önce kuşkusunu, sonra da kararını açıkladı :

- - "Kardeşim bunu, bana acı vermek için yapmış olabilir", dedi. "Fakat şimdi ben, onun yaptığından daha büyük bir şey yapacağım." Bunları söyledikten sonra adamı aldı, ahırların olduğu yere götürdü ve duvarın dibinde yığılı duran kütükleri gösterdi.

"Senden, bu kütükleri kullanarak, iki çiftlik arasında üç metre yükseklikte bir çit yapmanı istiyorum" , dedi. "Kaç gün çalışırsan çalış, nasıl yaparsan yap ama bana öyle bir çit yap ki, gözlerim kardeşimin çiftliğini artık görmek zorunda kalmasın".

İş arayan usta, başını salladı:

- - "Sanırım durumu anladım, efendim", dedi. "Şimdi bana çivilerin, kazma küreğin yerini gösterin ki hemen işime başlayayım.

Büyük kardeş ustaya kazma, küreğin ve çivilerin olduğu yeri gösterdikten sonra, alışveriş yapmak için kasabaya gitti. Usta ise, tüm gün boyunca ölçerek, keserek, çivileyerek sıkı bir biçimde çalışmaya koyuldu. Akşam güneş batarken o işini bitirmiş,

çiftlik sahibi büyük kardeş ise alışverişini tamamlamış, kasabadan dönüyordu. Çiftliğe gelir gelmez ustanın yaptıklarına baktı ve şaşkınlıktan gözleri, yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı. Karşısında, yapılmasını istediği çit yoktu ama, derenin bir yakasından öteki yakasına uzanan görkemli bir köprü vardı.

Biri kendi çiftliğinin toprağına, öteki küçük kardeşinin çiftliğinin toprağına oturtulmuş sağlam iki ayak üzerinde, yanlarındaki korkuluklarına varıncaya dek tüm ayrıntılarıyla yapılmış ve tam anlamıyla "usta işi" denilecek kusursuzlukta bir köprü uzanıyordu.

Büyük kardeş, hâlâ geçmeyen şaşkınlığıyla bu köprüyü seyrederken, karşıdan birinin geldiğini gördü. Dikkatle baktığında gelen kişinin, komşusu, yani küçük kardeşi olduğunu anladı. Kardeşi, kollarını iki yana açmış olarak köprünün karşı ucundan kendisine doğru yürüyordu :

- - "Benim sana karşı yaptığım bunca haksızlığa ve söylediğim bunca kötü sözlere karşın sen, bu köprüyü yaptırarak ne denli iyi ve ne denli büyük bir insan olduğunu gösterdin", dedi ağabeyine. "Şimdi bir büyüklük daha yap ve sen de kollarını açarak
bana gel..."

Köprünün iki ucundan ortaya doğru yürüyen kardeşler, köprünün ortasında bir araya geldiler ve özlemle kucaklaştılar. Büyük kardeş bir ara arkasına baktığında, çantasını toplayıp, oradan ayrılmakta olan ustayı gördü.

- - "Gitme, dur, bekle?" diye seslendi ona. "Sana yaptıracağım birkaç iş daha var, çiftliğimde..."

Usta gülümsedi :

- - "Ben buradaki işimi tamamladım, gitmem gerek", dedi ve ekledi : "Yapmam gereken daha çok köprü var..."



Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#174873
Genc bir cift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine tasinmislar. Sabah kahvalti yaparlarken, komsu da camasirlari asiyormus. Kadin kocasina ' Bak, camasirlari yeterince temiz degil, camasir yikamayi bilmiyor, belki de dogru sabunu kullanmiyor.' demis. Kocasi ona bakmis, hicbir sey soylememis, kahvaltisina devam etmis.
Kadin, komsusunun camasir astigini gordugu her sabah ayni yorumu yapmaya devam etmis.
Bir ay kadar sonra, bir sabah, komsusunun camasirlarinin tertemiz oldugunu goren kadin cok sasirmis 'Bak' demis kocasina ' Camasir yikamayi ogrendi sonunda, merak ediyorum, kim ogretti acaba ?'
'Ben bu sabah biraz erken kalkip penceremizi sildim' diye cevap vermis kocasi.

Hayatta da boyle degil midir ?

Baskalarini izlerken gorduklerimiz, baktigimiz pencerenin ne kadar temiz olduguna baglidir. Birini elestirmeden ve hemen yargilamaya davranmadan once zihin durumumuza bakmak ve 'iyi' olani gormeye hazir olup olmadigimizi farketmek guzel bir fikir olabilir ..
Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#178019
Mutlu Evliliğin Sırrı :))

Kahvede sohbet eden adama arkadaşları:
Senin aile yaşantına hayranız, eşin ve çocuklarınla
çok mutlu Bir yaşantın var. Karının bir dediğini iki etmiyorsun. Bu
Mutluluğunun sırrını
bze de anlat; yoksa pısırık olduğunu düşüneceğiz.''
derler.

''Kısaca anl
atayım..'' der adam.
''Düğünümüz bittikten sonra karım kendi
atına, ben de kendi
atıma bindik evimize doğru
gidiyoruz.

Benim bindiğim atın ayağı takıldı ve sendeledi. Karım
eğildi ve benim atıma 'Bir' dedi.
Biraz daha ilerledik ve benim atımın ayağı tekrar
takılıp tökezlediği zaman eşim tekrar eğilip atıma 'İki' dedi.
Az sonra atım tekrar aynı şekilde tökezleyince eşim
atından indi ve at'a
'Üç' dedi ve çeyizinden tabancasını çıkartıp atımı
alnından vurdu.

Ben şok olmuştum... Eşime bir hışımla çıkıştım
'Yazık değil mi ata neden
vurdun kadın manyak mısın sen?''

diye bağırdım...
Karım arkasını döndü ve bana 'Bir' dedi.
Ve o günden sonra karımın bir dediğini iki
etmedim.



Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#178027
Minik Bir Çocuğun Babasına Verdiği Ders



bir gün çok zengin adam oğlunu yanına alarak, insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek için, bir köye götürdü.]çok fakir bir ailenin evinde bir gün bir gece geçirdiler.
Şehire dönerken baba, oğluna sordu:

Yolculuğumuzu nasıl buldun?
Çok güzeldi babacığım'
diye yanıt verdi oğul.
insanların ne kadar fakir olabileceğini gördün değil mi?
Şunu gördüm...'
Dedi oğul, bizim evde bahçede bir köpeğimiz var, onların dört köpeği var. Bizim evde bahçenin yarısına gelen havuzumuz var, onların kilometrelerce uzunluğunda dereleri var. Bizim bahçede ithal lambalarımız, onların yıldızları var.
Bizim terasımız ön bahçeye kadar, onların ki ise ufka kadar uzanıyor.
Ufaklık konuşurken babası şaşkınlıktan tek kelime bile edemez. Ve çocuk ekler:
ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğiniz için teşekkür ederim babacığım der.....
Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#179239
KABAĞIN SAHİBİ
Vaktin birinde, bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir.
Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak,
varlıktan vazgeçecektir.
Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür
süslerden arınması gereklidir...
Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun
hareket eder, soluğu berberde alır.
— Vur usturayı berber efendi, der.

Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş aynada kendini takip
etmektedir.
Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa
usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı
girer içeri.
Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:
- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.
Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş.
Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur.
Ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar.
Fakat saygısız kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder:
'Kabak aşağı, kabak yukarı.'
Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki,
gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir.
Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın
ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir.
Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî
sorar:
- Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:
- Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki,
kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!

Hikâye böyle...
Ama hayat da böyle...
Ensemize, kafamıza vurup vurup dalga geçen sahte kabadayıların,
kabağın da bir sahibi olduğunu, bu sahibin de en affetmeyeceği şeyin
kibir ve kul hakkı yemek olduğunu unutmaya başlayanlar.
Ömrünüz güzel olsun.
nizipli_mehmet Üye
Üyelik: 2005-10-03 Herkese açık mesaj: 8.461
#179340
her şeyin bi sahibi vardır umarım her şeyine sahibi olan Allah'a sadık bir kul oluruz...
aşk-ı muhabbet Üye
Üyelik: 2007-07-19 Herkese açık mesaj: 278
#179352
Yüreğine sağlık...
Çok hoş bir hikaye, kıssadan hisse çıkarmak gerek.
Sevgiler...
Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#180156
Farkında' olmalı insan,
Kendisinin, hayatın olayların, gidişatın farkında olmalı. Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen…Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.
Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.
Henüz bebekken 'Dünya benim!' dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu,ölürken de aynı avuçların 'her şeyi bırakıp gidiyorum işte!' dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.
Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.
Azraillin her an sürpriz yapabileceğini,nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan
Hayvanların yolda , kaldırımda , çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.

Yaratılmışların en güzeli olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı.
Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.
Evinde kedi,köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.
Eşine 'seni çok seviyorum!' demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.
Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.
Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.
Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını ve aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli, fark etmeliyiz çok geç olmadan…..
Ömür dediğin üç gündür,dün geldi geçti yarın meçhuldür…
O halde ömür dediğin bir gündür,o da bugündür….

(Can Yücel)



Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#182941
SEVDİM

Öyle Çok “Sevdiğim” Var ki...

Çocukların gözlerini sevdim...

İçimde huzuru, mutluluğu yaşattığı için...

Dinmeyecek sanılan fırtınaları sevdim...

Yaşamın her döneminde, savaşmam gerektiğini öğrettiği için...

Başarısızlıkları sevdim...

Başarıya giden yolu gösterdikleri için...

Geceleri sevdim...

Tüm günümü nasıl geçirdiğimi değerlendirme olanağı verdiği için...

İnsanların sorunlarını dinlemeyi sevdim...
Yaşamın gerçeklerini görüp, daha olgun insan olacağımı bildiğim için...


Duyulan eksiklikleri sevdim...
Her şey (Bilinmeyen)e sahip olmanın, insanı ne kadar mutsuz ettiğini bildiğim için...


Sabahın erkenn saatlerinde çalan çalar saatimin sesini sevdim...
Bana bugün de yaşama olanağı verildiğini gördüğüm için...

Buzlu yollarda yürümeyi sevdim...
Yaşamda da atılan yanlış bir adımın, insana ne denli acı vereceğini anımsattığı için...

Uzaklıkları sevdim...
Özlemlerin Duyguları pekiştirdiğini bildiğim için...

Yaşamın renklerini sevdim...
Yaşanılan tüm Duyguları tablolara döktüğü için...

Bir şeylere inanmanın mutluluğunu sevdim...
Kendimi iyi duyumsadığımda, yanımda olacak insanların varlığını bildiğim için...

Her ne olursa olsun bir şeyin bittiği için üzülmek yerine yaşandığı için sevinmeyi sevdim... Üzüntülere liman olursak, mutluluğun başka yerlere demir atacağını bildiğim için...

Sevmekten ve sevilmekten korkmayan insanları sevdim...
Sevme ve sevilmenin sahtelikten değil, doğallıktan geldiğini bildikleri için...

Dostlarımla geçirdiğim zamanları sevdim...
İçten bir sohbetin, tüm ağrılara iyi geldiğini bildiğim için...

Ve sevdiklerimin ellerini tutmayı sevdim...
Avucumun içine bıraktığım yüreğime dokundukları için...


ÖZDEMİR ASAF
Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#196311
Hikaye uzun biraz ama okumanızı rica edeceğim asla ve asla pişman olmayacaksınız.


Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış... Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini...
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,
"Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış.
Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,
"Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi.
Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam,
"Ben terziyim" yanıtını alınca
"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.

Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.
Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.

Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.
Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.

Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın..."
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş..
Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle koparmamanız dileğiyle.

M.KÜÇÜK Üye
Üyelik: 2007-09-04 Herkese açık mesaj: 6.800
#196328
Hepside çok güzel,yüreğine sağlık
xxhidayet Üye
Üyelik: 2009-01-31 Herkese açık mesaj: 3.361
#196791
Yürek sevdalısı.. dostça nasihatler kulağımıza küpe olsun..
Emeği geçenlere teşekkür ederim..
Cali Üye
Üyelik: 2006-03-31 Herkese açık mesaj: 1.710
#196801
Torunu, pamuk gibi bembeyaz sakallı, nur yüzlü dedesine merakla soruyor:

'Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadar olur?' Dede tatlı bir gülücükle:

'Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum.' deyince torun:

Nasıl yani, peki, dedecim,, ömür bu kadar kısa mı yani?' Dede:

'Evet yavrum. ömür, ‘Namazsız ezan’ la, ‘Ezansız namaz’ arası kadardır.' diye cevap verir. Torun yeniden sorar:

'Namazsız ezan’ ve ‘Ezansız namaz’ sözlerinden ne kastettiğini anlamadım dedeciğim. Bu ne demek açıklar mısın?'
Dede şefkatle ellerinden tuttuğu torununa:

'Bak yavrum, geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu.

O çocuğun kulağına ezan okundu hatırladın mı?

Evet..

Hah, işte o ezanın namazı kılındı mı? Kılınmadı. O ezan 'Namazsız ezan'dı.

insan öldüğü zaman da kılınan cenaze namazının ezanı yoktur. O da 'Ezansız namaz'dır.

Aslında o namazın ezanı insan doğunca okunmuştu kulağına...

'Bak ey insan! Doğdun, ama öleceksin, ömür çabuk biter, hayatını iyi değerlendir. Boşa vakit harcama!' ikazını yapıyordu o ezan. İşte yavrum öMüR, EZANLA NAMAZ ARASI KADARDIR.

Sakın boşa geçirme.. ömrünü dolu dolu yaşa, bir nefes bile boşluk bırakma!

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim