Gökhan Dokuyucu;87841 wrote:İbrahim hocam hikayeniz kanımı dondurdu. Eğer evlilik böyle birşey ise erkeğin kendisini unutması ise çok acı verici!
Hocam bu kadınlar içinde böyle değil mi onlar niçin sevdiği yada evlendiği kişiye benzeyemiyorlar?
Kadınlar hep sadık gibi görünüyorlar bu ne kadar doğru?
Dediğiniz gibi şuan bir paradoksun içine girdim ve aklımda milyonlarca soru uçuşuyor...
İki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasını anlayabilirim ama bir erkeğin kadının ruhunda yaşamasını ve kendini yaşayamamasını anlamakta zorlanırım...
Bu konuyu biraz açarsanız size minettar olurum...
Aslında bu konu biraz felsefeye girer. Ama ben olayı çok karmaşıklaştırmadan şöyle özetlemek istiyorum. Erkek, tabiatı gereği koruyandır. Dışa dönüktür. Kadın ise yaradılışı gereği naif, nazlı, zayıf ve korunmak ister. Hatta bunu tarihte kralları parmaklarında oynatan kadınların şuh kadınlık oyunlarında da görürüz. Onlar, bir erkeği yönetmenin yegane yolunun ona itaat ediyormuş gibi görünüp aslında yönetmekten geçtiğini anlamışlardır. Hatta, köylerimizde bile kocasından dayak yiyen bir kadının ağlamasından sonra kocasının onunla ilgilenmesi, yardımcı olması, isteklerini yerine getirmesine şahit olmaktayız. Aslında burada erkek kadının oyununa gelmiş oluyor. Çünkü kadın aslında dayak yemek için bütün şartları hazırlamıştır. Bu dayaktan sonra kocasını teslim almıştır.
Tevratta derki; Tanrı erkeği topraktan yarattı. Kadını da erkekten yarattı. Bu nedenle erkek toprağa bağlandı (siz buna dışa dönük diyebilirsiniz.) kadın ise er'ine bağlandı. Kur'an şöyle der: "Erkekler, kadınlara göre daha güçlü yaratılmıştır." (erricalu kevvamune alennisa)
Kadın, aslında güçlüdür. Onun silahları çok güçlüdür. Bu silahlarla hiç bir erkek baş edememiştir. Selçuklu Sultanı Melikşah'ın ölümünden sonra gerçekleşen iç savaşlar sırasında bir Türk komutanı şöyle der: "Erkekler savaşır. Kadınlar savaş çıkartır." Aslında batıda doğu ve güneydoğu insanıyla ilgili yanlış bir anlayış vardır. onların eşlerine baskı yaptığı ve kadınların büyük bir zulüm gördüğü şeklindedir. Belki bu şeklide yaşayanlar vardır. Ama bölgenin kahir ekseriyetinde böyle bir durum yaşanmaz. Erkekler dışarda çok güçlü görünürler. Çünkü biz erkekler atmayı, sallamayı ve ne kadar kazak olduğumuzu göstermeyi severiz. Ama, içerde kadının sözü geçer. Hatta erkekler korkudan evlerine arkadaşlarını getirmezler. Neden bizde kahveler yaygındır. Çünkü erkeğin arkadaşını evine getirme cesareti yoktur veya karısının dırdırından kaçmak için böyle bir yere sığınır. Ama evler, kadınların sürekli bir araya geldiği pasta ve börekler pişirdiği yerdir.
Erkekler, doğuştan bir misyonla yüklenmişlerdir. Korumak ve kollamak. O, evlenince eşini, baba olunca çocuklarını ve dul kalan bacısını, anasını korur. Bir süre sonra kendisi için değil onlar için yaşar. Nice arkadaşlarım olmuştur sigara alacak parayı bulamamış, aynı elbiseyi yıllarca giymiş, ama eşlerinin her ay saçlarını yaptırdığını veya yeni bir elbiseyi ne yapıp edip aldığını, ya da komşusu Ayşe teyzeden aşağı kalmamak için kocasını bir çok olumsuz duruma sürüklediğine tanık oldum.
Bir ara Türkiye'de kadın - erkek manzaraları adı altında bu gözlemlerimi bir öyküler zinciri haline getirmeyi düşündüm. Ama kadınlar tarafından afaroz edilmekten korktum. Biliyorsunuz artık kadın hakları gündemde. Kadınlar, mazlum ve ezilmişliklerine sığınarak bir çok yere gelmeye çalışmışlardır. Ben, aslında ülkemizde kadın sığınma evleri gibi erkek sığınma evlerinin de kurulmasının zamanı geldiğini düşünüyorum.
Bu yazılardan benim eşimden şikayetçi olduğum veya sıkıntılı olduğum anlaşılmasın. Bilakis herkesi kıskandıran bir aile hayatım var. Ama ülkemin gerçeklerinide görmekteyim. Yıllarca Türkiye'nin bir çok yerinde öğretmenlik yaptım. Kreş'de, dershane de işlettim. Örneğin kreşlerde edindiğim en büyük gözlemim, Türk kadınlarının gittikçe asabileştiğini evcil olmaktan çıktığını, bir çocuğa bile bakmaktan aciz hale geldiğini, asabi tavrının çocuğu olumsuz bir hale getirmemesi için kreşe yöneldiğini bir kreş işletmecisi olarak tanık oldum. Yani kadınların erkeklere benzemesi veya benzemeye çalışması çok tehlikeli sonuçlara bizi götürmektedir. Velilere bu anlamda bir çok seminerler yaptım. Ama nafile...
Kadınlarımız dejenere oluyor. Onların dizilerden ve kadın programlarından etkilenmeleri aile yapımızı da sarsıyor. Kadın milletvekilleri hep erkekleri suçlarken, hatta töre cinayetlerinde bile hep erkekleri suçlarken asıl suçludan gözler kaçırılıyor. Çünkü asıl suçluda kadın. Bir çok töre cinayetinin kışkırtıcıları da analar veya komşu kadınları oluyor. Bu kadınların erkeklerin erkeklik gururnu (ki bu neyse. Kadınların bizi kullanmak için keşfettikleri bir zaafımız.) tahrik etmesi sonucu erkekler harekete geçmektedir. Ayrıca, karısına zulm eden bir çok erkeğin bu davranışının arkasında da kadınlar vardır. Bunlar genellikle kaynanalar, eltiler olmaktadır. Onların gelini çekememeleri ve damadı bu konuda gaza getirmeleri erkeğin canavara dönüşmesine yol açmaktadır.
Bu konuyu fazla uzatmayayım. Yani sabaha kadar bu konuyla ilgili konuşabilirim. Ama nafile....
Erkekler mutlu olmak istiyorlarsa kadınlara teslim olmalıdırlar. Öncelikle evdeki otorite alanlarına dokunmamaları, kadınlara burada bir iktidar alanı tanımaları gerekir. Örneğin hangi erkek mutfaktaki bir eşyanın yerini değiştirme cesareti bulabilir. Bir çok erkek karısının kıyafetine mudahale etmezken kadınlar bu konuda hoyratça davranmakta erkekleri kendi istedikleri gibi giydirmektedirler. Çarşıda bir gözlem yapın. Bir çok kadın, yanlarında aksesura olarak taşıdıkları erkeğin kıyafetini kendi giydikleri kıyafetle uyumlu olması için özel bir çaba sarf etmişlerdir. Yani erkeğin kıyafet çizgileri yanındakine benzemeye başlamıştır. Ya rengi veya stili yani mutlaka bir yerinde kadının imzası vardır. Ayrıca, kocasına bakışlar yoğunlaştığını gördüğünde mutlaka kadınca bir refleksle çevresindeki hemcinslerine onun kendi malı olduğunun mesajını gönderir. O da kocasının ceketi üzerinde ya hayali bir saç teli alır. Ya kravatını düzeltir veya buna benzer bir jest yaparak çevresindeki hemcinslerini uyarır.
Neyse,,, konuyu fazla uzatmayalım. Sözü efendimiz Hz. Muhammed (sav)'e bırakalım. O şöyle der: "Kadınlar eğridir. Düzeltmeye kalkmayın. Kırarsınız." yani onları olduğu gibi kabul etmemiz gerekmektedir. Öyle kabul etmeyenler, bu birlikteliği sürdüremezler.
Not: Buradaki eğrilikten kasıt; islam inancına göre hz. havvanın hz. Adem'in eğe kemiğinden yaratılmış olduğuna telmihtir. Bu arada cennetten de atılmamızı sağlayan bir kadın değilmidir. Onun her şeye sahip olma ihtirası....Yani yaratılışımızın ilk aşamasında yakayı kaptırmışız:)))
Yazıyı bitirdikten sonra şöyle bir endişeye kapıldım. Kadınlardan soğuman veya korkman. Burdan böyle bir sonuca varmanı veya böyle bir düşünceye ulaşmanı istemem. Burada herkes kendi doğal yaradışı gereğini yerine getiriyor. Kadınlar kadınlığını, erkekler erkekliğini. Erkekler her şeyin sahibi olduğunu düşünürken, kadınlarda erkeğin sahibi olduğunu düşünmektedir. Hikayedeki kasdımı aslında mecazdır. Yani erkeğin evlilikle birlikte sorumluluk alanın genişlediği ve artık sadece kendisi için değil eşi için de çalışması gerektiğini görürüz. Bir çok filimlerde bile evli ve hatta çocuklu olanlar, tehlikeli durumlarda geri dururlar, arkalarında bekleyeni olduğunu söylerler. yani onun için bir var olma nedeni olan ailesi. Bu duygu belkide Allah'ın biz erkekler verdiği en önemli duygudur. Eğer Allah bizlere bu koruyucu duyguyu vermeseydi aile hayatı var olmazdı. Aile hayatı olmassa toplum ve devlet de olmazdı. Yani insanlar birer hayvan gibi sadece çiftleşmek için bir araya gelirlerdi. Ama bu duygu bize çok derin bir koruma duygusu veriyor. Bu da aile denilen müessesenin sürmesine yardım ediyor.
Kadınlar neden erkeklere benzemezler dersen, onlar anlaşılmaz mahluklardır. Biz erkeklerin kadınları anlama gibi bir özelliğimiz ve yeteneğimiz yoktur. Kadının bize ne kadarını göstermişse o kadarını anlarız. Ayrıca bu da yaradılışın bir hikmeti olamaz mı? Eğer onlar bize benzemeye çalışırlarsa yukarda değindiğim sorunlar doğar. Aile dağılır. Çocukların eğitimi aksar. Asabi ve yönetme hırsına kapılmış, evde kim yönetecek çatışmaların yaşandığı bir toplum oluruz..
Ama uzmanlar şunu belirtir. Evliliği on yılı aşmış karı-kocaların bir süre sonra birbirlerine benzediğidir. Yani körle yatan şaşı kalkar misali. Hatta bu benzerlik sadece huyla değil, fiziki benzerliğe kadar bile varır.
Neyse...
Allah, gönlüne göre versin. Bunların hepsi laf... Sen yine de onları sev.. Ne demiş atalarımız "Ne senle, ne sensiz olmuyor." Ben buna şöyle bir şey ekliyorum. "Bekar olup mutsuz olacağınıza, evli olup mutsuz olun. Daha iyi:))"