Nizip.com
Üye ol
Dini İçerikli Konular

Yakin zamana sahidlik eden bir Nizip li

Görüntülenme: …

admin
Şehir: GAZİANTEP
Meslek: Ticaret
Yönetici
Üyelik: 2001-02-14 Herkese açık mesaj: 7.498
#485

Yakin zamana sahidlik eden bir Nizip li
.

Üstad''in mezarini tasiyan askerler .

Bediüzzaman’in mezarini gizlice tasiyan askerler Aksiyon’a konustu. Kefeni de bedeni de çürümeyen cenazenin tasinmasini masonlar istemis! .

Resim kaynağı


1960’in 12 Temmuz’u… Vakit, gece yarisina yaklasiyor. Urfa’daki Halil Ibrahim Dergâhi’ndan balyoz sesleri yükseliyor. Etrafi askerlerle çevrili türbede, 111 gün evvel vefat eden Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri yatiyor. Ihtilal komitesi üstadin mezarini tasima karari almis. Ancak balyozlari tutan askerler mermeri bir türlü kiramiyor. Nihayetinde komutan sesleniyor: “Mezari kim kirarsa 30 gün izin.” Pehlivan lakapli Yusuf öne çikiyor: “Ben kirarim.” Orada kimin yattigindan ne onun ne de diger askerlerin haberi var. Verilen emir geregi Pehlivan Yusuf olanca gücüyle balyozu salliyor. Önce mermer kiriliyor, sonra toprak kaziliyor. Said Nursi’nin naasi bozulmamis kefeniyle kabirden çikariliyor.

Bediüzzaman Said Nursi’nin 84 yillik hayati sikintilarla geçti. Mahkeme mahkeme, sehir sehir dolastirilip durdu. Birçok iskenceye maruz kaldi. Kadir Gecesi’ne denk gelen 23 Mart 1960 tarihinde Ipek Palas Oteli’nde vefat etti. Ardindan on binlerin duasi esliginde Hz. Ibrahim Makami’na defnedildi. Vefatindan üç gün önce Isparta yolunda talebelerine “Bunlar beni anlamadi.” dedi. Bu sözleri adeta vefatindan iki ay sonra gerçeklesecek olan 27 Mayis 1960 ihtilalinin habercisiydi. Ihtilal olmus ve Adnan Menderes’i idam sehpasina götüren süreç baslamisti. Ihtilali yapanlar Bediüzzaman’i vefatindan sonra da rahat birakmadi. Yeni iktidar mezarin tasinmasina karar verdi. Urfa’dan naas önce uçakla Afyon’a, oradan da Isparta’ya götürüldü. Askerler Bediüzzaman Hazretleri’ni tasimakla görevlendirildi. Bu sürece sahitlik eden erlerden biri Kahramanmaras’in Elbistan ilçesinde, digeri Gaziantep’in Nizip ilçesinde, bir digeri ise Istanbul’da yasiyor. Pehlivan Yusuf ise üç buçuk ay kadar önce vefat etmis. Said Nursi’nin naasini tasiyan uçaktaki muhabere subayi ise Bursa’da ikâmet ediyor.

KEFENI HIÇ ÇÜRÜMEMIS

12 Temmuz gecesi türbeyi 100 civarinda asker kusatir. Içeriye kimse alinmazken bekçilerin de disari çikmasina izin verilmez. Onu ziyarete gelenler birer avuç topragi hatira olarak yanlarinda götürmeye baslayinca Adana’dan getirilen mermerlerle mezarin üstü kapatilir. Gece yarisi kabri tasimak için gelen askerler balyoz darbelerine ragmen bu mermerleri kiramaz. Yusuf Hayal (1 Aralik 2005’te vefat etti) “Ben kirarim.” diyerek baslar vurmaya. Disleriyle 50 kilogramlik çuvallari tasiyan, tek basina bir arabayi 10 dakika boyunca kaldirarak hareket etmesine izin vermeyen Yusuf Hayal, balyozu her indirisinde mermerden de parçalar ayrilir. Mezarin üstündeki topragi kürekle disari atar. Ve kefene sarili beden ortaya çikar.

Yusuf Hayal’in kendine anlattiklarini aktaran esi Emine Hayal, “Içini açmamislar ama kefen hiç çürümemis. Aynen bugün konulmus gibi. Sik sik anlatirdi bize Yusuf. Kendi elleriyle naasi çikartmis. Adanali bir arkadasi galiba ona yardim etmis.” diyor. Bu sahnelere sahitlik edenlerden biri de Elbistanli Tahir Aktas’tir: “Türbenin etrafi abluka altina alinmisti. Askerden baska hiç kimse yoktu. Biz kabre 5-6 metre mesafedeydik. Gördügüm kadariyla cenaze sanki bugün defnedilmis gibiydi. Bakistik birbirimizle. Merak ediyoruz kim çikiyor diye. Mübarek adamin ismini hiç isitmemistik. Ama cenazenin çürümemis olmasindan dolayi tüylerimiz diken diken oldu.”

Askere gitmeden önce köylerinde ceset çikardiklarini, köylünün kokuya dayanamayarak oradan kaçtigini anlatan Aktas, “Ama bu mübarek insan çiktiginda yeni konulmus gibiydi. 3 ay 21 gün önce vefat ettigi düsünülünce çürümüs olmasi lazimdi. Ancak kefende bedeni aynen duruyordu.” diyor.

Yusuf Hayal’in anlattiklarini, asker arkadasi Senol Basaslan ise söyle aktariyor: “Gümüshaneli Yusuf’a mezarin yerini göster, oradan nasil çikarttin diye sordum. Beni götürdü. Mezarin yerini bir iki gün sonra gösterdi. O zaman anlattiklarina inandim. Askerdim, cahildim ama Bediüzzaman Hazretleri’ni seviyordum. Bana ‘Hiç leke yok. Aynen bugün konmus gibi’ demisti. Kefen topraga girdikten hemen sonra çürür. Ama o üç aydan fazla kalmis. Mübaregin kefeni çürümemis.” Basaslan, kirilan mermer parçalarini da alaydaki yemekhane kapisinin ardinda gördügünü kaydediyor. Daha sonra nereye götürüldügüne dair bilgisi ise yok. Yusuf Hayal’in mermeri kirmasindan ötürü hak ettigi izni 30 günden 45’e çikartilir. Bir ay kadar önce çiktigi Gümüshane’nin Demirören köyüne yeniden döner.

TABUT, C-47 UÇAGINA SIGMADI

Halilürrahman Dergâhi’nda (Hz. Ibrahim Makami) bir saat içinde yasanir tüm bunlar. Tabut bir arabaya yerlestirilip Sanliurfa Alay Komutanligi’na nakledilir. Askerî konvoy nizamiye kapisinda durdurulurken sadece Bediüzzaman’in naasinin oldugu arabanin girmesine izin verilir. Küçük havaalaninda Diyarbakir’dan gelen C-47 nakliye uçagi beklemektedir. Uçaktaki dört kisiden pilot Ahmet Kirlay, muhabereci Kadri Özkartal ve diger ekip gece yarisi apar topar kaldirilip Urfa’ya yönlendirilir. Kadri Bey’in esi Hikmet Özkartal tasinan kisinin Bediüzzaman oldugunu daha sonra ögrendiklerini söylüyor. “Biz sehit var sanmistik. Ama Bediüzzaman Hazretleri oldugunu ögrenince tüylerimiz diken diken oldu.”

Tabut, bu uçaga sigmaz. Naas, daha küçük bir tabuta yerlestirilir. Yusuf Hayal ve arkadaslarina ikinci bir emir verilir: “Büyük tabutu sehrin disinda bir yerde yakin.” Benzinle yakilmaya çalisilir, ancak tabut bir türlü alev almaz. Askerlerin bu saskinligini Yusuf Hayal’in esi Emine Hanim söyle anlatiyor: “Benzini dökmüsler ama yakamamislar. Vilayetin disinda bir yere götürmüsler. Tabutuna kaç teneke benzin döktük ama yakamadik derdi. Sonra tabutu oraya gömüyorlar. Bunlari üzülerek anlatirdi. O mübaregi nereye götürdüler hiç bilemiyordu.”

Gece yarisi Afyon Havaalani’na inen uçagi vali ve yaklasik 15 asker karsilar. Buradaki askerlerden biri de Nizipli Ahmet Çam’dir. Isparta’nin merkezindeki 58’inci Tümen Karargâh Bölügü’nde nizamiye nöbetçisidir. “Biraz atici, vurucu oldugumuz için bizi alip götürdüler. Muhafiz olarak gittik, muhafiz olarak geldik.” diyen Çam, subaylarin havaalaninda kendilerine katildigini aktariyor. Bir ambulansa yerlestirilir Bediüzzaman’in naasi. Pesine de 3-4 tane askerî araç takilir. Araçlar daglarin arasindan süzülüp sessizce yol alir. “Nereden gittigimizi bilmiyoruz. Daglarin tepesiydi. Araba önümüzde gitti, arkadan askerî arabayla gittik. Anayollardan gitmedik, dag yollariydi. Karanlikti.”

3-4 saatlik yolun sonunda gece yarisini geçerken Isparta’da meçhul bir yere gelinir. Yaklasik 10 metre ötesinde defnedilen kisinin kimligini dahi bilmeyen Ahmet Çam’in görevi Bediüzzaman’i defneden askerlerin tüfeklerini beklemektir. Sabaha karsi defin tamamlanir, ancak Çam, sadece uzaktan seyreder. Defnin ardindan bir yüzbasi erlere “Hiç kimseye söylemeyeceksiniz. Sizi asarlar.” der. Bunun üzerine kimse ne geldikleri yeri, ne de defin islemini o günlerde baskasina anlatir. Ahmet Çam, defnettikleri kisinin kimligini günler sonra gazetelerden ögrenir.

Tahir Aktas, Urfa-Suruç’taki birligine döndükten sonra ilçenin yaslilari ile konusarak gece yarisi gizlice kimi çikarttiklarini ögrenir. Bediüzzaman Hazretleri hakkinda bilgi aldigi kisilerden biri Bostanci köyünün seyhidir. “Seyh efendi hadiseyi anlatir ve aglardi. O kadar duygulanirdi. Ondan bilgi edinmeye çalisirdim yasak oldugu zamanlarda.”

Eski adi Höyüklü yeni adi Ecek olan köyde vekâleten karakol komutanligini yürüten Tahir Aktas’in eline Said-i Nursi’nin toplanma emri verilen eserleri ulasir: “Sehir merkezi ile pek alakamiz yoktu. Köyleri dolasirken ortaya çikiyordu eserler. Okumayi bilen köylülerde bulunurdu genelde. Karakol komutan vekilligi yaptigim zamanlarda sik sik geçerdi elime. Said Nursi’nin eserlerinin toplanmasi emredilirdi yukardan. Ama ben aldigim insanlara geri verirdim. Eserler belli ki bir âlimin yazisiydi. Benim Arapça okumuslugum vardi. Tehlikeli olmadigi belliydi. Dinî konulardan bahsediyordu. El koymanin bir anlami yoktu.”

26 Ekim 1959 tarihinde Van’in Ercis ilçesinde askerligine baslayan Tahir Aktas, alti aylik egitimin ardindan Sanliurfa’nin Suruç ilçesine jandarma olarak gelir. 30 aylik askerligin ardindan memleketine dönerek lokanta açar. Mermeri kiran Yusuf Hayal Van-Ercis’teki okuldan arkadasidir. Ancak Hayal’in birligi Sanliurfa vilayetinin karsisinda yer alan, yaklasik 30 kisiden olusan toplu birliktir. 72 yasinda vefat eden Yusuf Hayal 1961’de askerlik görevinin sona ermesinden üç yil sonra Almanya’ya isçi olarak gider. 24 sene kaldigi Duisburg’da demir döküm fabrikasinda çalisir. Esi Emine Hanim’i dönmesine 5 yil kala yanina alir. Her alti ayda bir esini ziyarete gelir. 1988’de Istanbul’a kesin dönüs yapan Pehlivan Yusuf, askerlikteki anilarini esi Emine Hanim’a ve ikisi kiz biri erkek üç çocuguna anlatir. Emine Hayal, “Bediüzzaman Hazretleri’ni merak ederdi. Kitabi vardi onda, biri aldi götürdü. Nasil aldi kabirden, nasil çikartti onu anlatirdi. Severdi Bediüzzaman Hazretleri’ni.” diyor.

“BENIM KABRIM BILINMEYECEK”

67 yasindaki Ahmet Çam ise Gaziantep’in Nizip ilçesine bagli Yeniyazma köyünde ikamet ediyor. Isparta’daki askerligi bir kenara konulacak olursa yasami köyünün disina tasmamis. Bediüzzaman’in mezari ile ugrasilmasina sasiriyor: “Bir adamin cenazesinden asker niye korkmus ki? Niçin nakletmis acaba? Sasiriyor insan. Bir adamdan niye korksun devlet.” diyen Ahmet Çam’in iki yil süren askerliginin basladigi tarih de Üstad’in vefatindan tam bir yil öncesine denk geliyor: 23 Mart 1959. Mart 1961’de de köyüne dönüyor. 68 yasindaki Senol Basaslan ise askerligin ardindan 1963 yilinda yerlestigi Istanbul’da Denizcilik Isletmeleri’nde manevraci olarak çalismis. Kadri Özkartal ise Bursa’da yasiyor. Kendisi konusmayi arzu etmese de esi onun yasadiklari hakkinda kisa bilgiler veriyor.

Bediüzzaman Hazretleri vefatindan üç gün önce Isparta’dan talebeleri Bayram Yüksel, Hüsnü Bayram ve Zübeyir Gündüzalp ile gizlice Urfa’ya geldi. Hükümet temsilcilerinin “Bir an önce ayril” uyarilarina ragmen, “Ben buraya dönmeye degil kalmaya geldim.” diyerek vefatini haber veriyordu. 21 Mart’ta geldigi, herkese kapisini açan, sofrasina misafirsiz oturmayan Hz. Ibrahim’in makaminda gözlerini yumdu. Yasadigi yillarda mezarinin Urfa’da kalmayacagina da isaret ediyordu: “Benim kabrim çoklar tarafindan bilinmeyecek.”

BEDIÜZZAMAN’IN MEZARININ TASINMASINI ISTEYENLER MASONDU

Bediüzzaman Hazretleri’nin küçük kardesi Abdülmecid Ünlükul, Konya’da oturuyordu. Temmuz 1960’in ilk günlerinde Vali Bey’in kendisini bekledigi haberi iletildi. Odaya girdiginde üç generalle karsilasti: Cemal Tural, Refik Tulga ve Mucip Atakli.

Abisinin mezarini sark ahalisinden ziyarete gelenler arasinda kaçaklar oldugu, nazik bir zaman geçirildigi söylenir. Bu yüzden Iç Anadolu’da bir bölgeye nakledilecegi söylenir. Israr etmemesi, buna mecbur oldugu, dilekçeyi imzalamasi gerektigi ifade edilir. Ünlükul, “Bari mezarinda rahat etsin.” feveranina ragmen istemeye istemeye dilekçeyi imzalar. Bu dilekçe Milli Birlik Komitesi’ne dönemin Içisleri Bakani emekli General Ihsan Kiziloglu tarafindan sunulur. Ancak komiteye talebin Abdülmecid Ünlükul tarafindan geldigi, abisini ziyaret edemediginden dolayi ikamet ettigi Konya’ya tasimak istedigi aktarilir. Dilekçe metni de orada okunur. Hukuki bir sorun olmadigi da belirtilir.

Ünlükul’u dinlemeye gerek duymayan Milli Birlik Komitesi Içisleri Bakani’na tasima yetkisi verir. Komite üyesi Ahmet Er, kararin alindigi toplantida bulunmadigini ancak Cemal Tural, Refik Tulga, Mucip Atakli ve Ihsan Kiziloglu’nun mason oldugunu iddia ediyor:

“Kanaatimi söylüyorum. Bunlar yapabilirler. Bu isimler masondur. Komitenin içinde Islam’a karsi olanlar da vardi, olmayanlar da. Ama Islamiyet’in büyüklügünün farkinda olan hiç kimse yoktu. Dini bütün adam yoktu. Ezanin Türkçelesmesi üzerine çok kavgalar ettik. Islamiyet havanin, suyun, isigin girmedigi yere kadar girmis. Islamiyet hayatimizin bir parçasi degil A’dan Z’ye kadar bir bütündür.”

Milli Birlik Komitesi üyelerinin kandirilmis olabilecegini degerlendiren Ahmet Er, “O bir cinayetti. Bu kadar büyük müçtehidi nasil rahatsiz edersiniz.” diyor. Abdülmecid Ünlükul, aglaya aglaya mezarin tasinmasina sahitlik eder. Hatta diger sahitlerin aktardigi gibi abisinin kefeni bugün konulmus gibidir ve kefeni açtiginda tebessüm eden yüzünü görür.

CEMAL TURAL KARSIMDA KALP KRIZINDEN ÖLECEKTI

Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili çalismalariyla bilinen Necmeddin Sahiner, 1966 yilinda Genelkurmay Baskani olan Cemal Tural’a önce mektup yazar sonra da onu ziyaret eder. “Tural karsimda kalp krizinden ölecekti. Bir daha bana Said Nursi ile ilgili mektup göndermeyeceksin, beni aramayacaksin, kitap göndermeyeceksin dedi.” Tasinma olayinin müsebbibi olarak ihtilalcileri gösteren Sahiner, Bediüzzaman’in mezarinin sadece birkaç talebesi tarafindan bilinmesiyle ilgili “Bu olay Cenab-i Hakkin, onun duasini zalimlerin eliyle kabul etmesidir.” diyor.

https://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=23726.
dervisdörtbudak Üye
Üyelik: 2002-06-06 Herkese açık mesaj: 634
#8758
Te?ekkürler hac?m.. Ortaya çıkmam?? hakk?nda bilmedi?imiz çok ?ey vard?r daha.
Huzi Üye
Üyelik: 2005-12-22 Herkese açık mesaj: 1.968
#8764
Abicim olay? biliyorduk ama bu kadar detay? ile ilk defa okudum,hatta defalarca okudum.. ?u anda bilgisayar?m?n ba??nda ba??m öne e?ik,gözlerim dolu, O büyük insan? dü?ünüyor ve Rabbimden bana ?efaat etmesi için dua ediyorum. Ke?ke onun döneminde ya?ay?p,O na hizmet etme ?erefini ya?asayd?k..
?smini bile anmaya utand???m O büyük insana SELAM OLSUN...
Onun izinde giden karde?lere SELAM OLSUN...


SELAM OLSUN DEVR?N MÜCEDD?D?NE
...

Resmi aç
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#8776
Mezar? bilinmese de sevgisi kalpimizde her zaman ya?ayacakt?r.
Tek üzüntüm askeriyemizin böyle bir çal??ma da ilk s?rada olmas?d?r.(emirlere uyar askerler onlara hiç bir kötü sözüm yok.Ve ke?ke o askerlerden biri de ben olsayd?m ben olsayd?m ben:( )
Mezarın? bilenler hala niye söylemiyorlar çok ?a??r?yorum .
Ülkemizde ?uan da aktif olarak çal??an mason lojaların?n say?s?n? tahmin bile edemezsiniz.


Ben hiç bir tarafta de?ilim sadece inançlar? u?runa ezilenlerin yan?nday?m kim oldu?u önemli de?il
davas?nda hakl? olsun yeter.

cengizkrbck Üye
Üyelik: 2005-11-22 Herkese açık mesaj: 583
#8835


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bu yüzy?l?m?za yön verecek asrın müceddidi olarak eziyetli bir hayat sürmü? ve sonunda (istedi?i gibi olmasa da) semeresini görmü?tür. En son ?anl?urfa daki cenaze töreninde ki müridlerinin say?s? bu davan?n umutlu bir dava oldu?unu kan?tlar niteliktedir. Bediüzzaman hazretleri görevlendirildi?i dönem itibariyle çok zor i?ler ba?arm??t?r. Onun görevi zor derken balki baz?lar? beni yanl?? anlayabilir onun için ?unu belirtmek isterim. "müceddid" demek Sevgili Peygamber(sav) efendimizden sonra asrın sorunlar? için gönderilen büyük alim demektir. Mesela Hazreti Mevlana o zaman daha çok ?slam?n ince f?k?h konuların? anlat?p bunlara uyumu benimsetirken Said nursi hazretleri ?MAN için dersler vermi?tir. Ve büyük bir dalgalanma ba?latm??t?r. Tabi ki o dönemde yurdumuzdaki i?gal güçleri ve sonras?ndaki içimizdeki vatan hainleri bu iman meselesinden pek ho?lanmad?lar. Bu yüzden arkas?nda b?rakt??? ku?ak çok ate?li idi. Bediüzzaman hazretleri de kendisinden sonra olacak olaylar? tahmin etti?inden dolay? mezarın?n gizli kalmas?n? istemi?tir. Yani askeriye mezarın yerini de?i?tirmese bile zaten talebeleri de?i?tirecekti. Ve ?u an bu mezaarın yerini bilen bir elin parmakların? geçmez. zaten bilenlerde söylemiyor bizim ?imdiki yurtta bilen bir abi vard? fakat 7 senedir bizim müdür ondan ö?renememi?. .
Huzi Üye
Üyelik: 2005-12-22 Herkese açık mesaj: 1.968
#8847
Üstad? görüpte halen ya?ayan varm? acaba..? Veya bahsi geçen olaydaki Nizipli kim acaba,hayatta olan yak?nlar? halen Nizip'te mi ...? Bunlar da benim merak ettiklerim...
benbaskan Üye
Üyelik: 2004-05-09 Herkese açık mesaj: 949
#8871
huzeyfe yaz?yorya Niziplinin hangi köyden oldu?unu ve sa? oldu?unu sölüyor iii oku bi can?m benim <img src=images/Smilies/big [Eksik eski medya kaydı] border=0 align=middle
coskun Üye
Üyelik: 2005-08-18 Herkese açık mesaj: 1.551
#8872

""67 ya??ndaki Ahmet Çam ise Gaziantep’in Nizip ilçesine ba?l? Yeniyazma köyünde ikamet ediyor. Isparta’daki askerli?i bir kenara konulacak olursa ya?am? köyünün d???na ta?mam??. Bediüzzaman’?n mezar? ile u?ra??lmas?na ?a??r?yor: “Bir adam?n cenazesinden asker niye korkmu? ki? Niçin nakletmi? acaba? ?a??r?yor insan. Bir adamdan niye korksun devlet.” diyen Ahmet Çam’?n iki y?l süren askerli?inin ba?lad??? tarih de Üstad’?n vefat?ndan tam bir y?l öncesine denk geliyor: 23 Mart 1959. Mart 1961’de de köyüne dönüyor.""

" " Arkada?lar bu ?ahs? tan?yan varm?. E?er bileniniz varsa lütfen hali ve durumu hakk?nda bilgi versin. Gidip görmek isterim o amcam?z?.

" " Huzeyfe karde? Bediüzzaman Hazretlerinin halen hayatta olan talebeleri var hemde çok var. DOST tv'yi izlersen Ankarada bulunan Said Özdemir, Urfa'da bulunan Abdulkadir Bad?ll?, Yine Mehmet F?rınc? s?k s?k sohbet tarz?nda konu?malar yap?yor. Bunun haricinde hakiki varislerim dedi?i Mustafa Sungur, Abdullah Ye?in gibi simas? nurdan olan insanlar hayattad?r. Hele Mustafa Sungur yokmu allah selamet versin.
.
Orhan Çelik Üye
Üyelik: 2006-02-25 Herkese açık mesaj: 3.080
#8879
Her geçen gün daha da çok ar?yoruz kendisini,daha çok özlüyoruz.
O'nu bir görmeye bin can feda ederdim.
fsoyarik Üye
Üyelik: 2005-05-06 Herkese açık mesaj: 5.099
#11265
kanatım odurki üstat Afyonda bir yere defnedildi.Alimin ölümü alemin ölümü gibidir diye buyurmuş allah resuli.Böyle alimler her yüzyılda bir gelir mevla şefaatlarından mahrum bırakmasın.
İşte Helal yiyen vucut çürümüyor bunun çok amel ile alakası yok ben üstadı vefatından üç ay önce ziyaret eden biri ile bizzat görüştüm selamlar
fsoyarik Üye
Üyelik: 2005-05-06 Herkese açık mesaj: 5.099
#11266
kanatım odurki üstat Afyonda bir yere defnedildi.Alimin ölümü alemin ölümü gibidir diye buyurmuş allah resuli.Böyle alimler her yüzyılda bir gelir mevla şefaatlarından mahrum bırakmasın.
İşte Helal yiyen vucut çürümüyor bunun çok amel ile alakası yok ben üstadı vefatından üç ay önce ziyaret eden biri ile bizzat görüştüm selamlar
neo Üye
Üyelik: 2006-05-24 Herkese açık mesaj: 43
#11279
ÜSSTAD KENDİSİ ZATEN MEZARI HUSUSUNDADAHA YAŞARKEN BU YÖNDE KERAMET GÖSTERMİŞTİR ARKADAŞLAR... DOLAYISIYLA YERİNİ BULMAK GİBİ Bİ ÇABAYA GİRMEYİNİZ......

ve bir alıntı

"style22" Bediüzzaman Said Nursi Keramet Sahibiydi

Bediüzzaman çok genç yaştan itibaren hal ve hareket tarzından, ihlası ve İslami sorumluluk anlayışı çevresindeki herkes tarafından hissedilmiştir ve o yaşlardan itibaren üzerinde kerametler oluşmaya başlamıştır.
.
Bediüzzaman Said Nursi, İslam Dünyası’nın gelmiş geçmiş en büyük alimlerinden birisidir. Hicri 13. asrın Müceddid’i olarak (insanları dinin özüne yönlendiren görevlendirilmiş alimler), İslam’a yaptığı hizmet ve Müslümanlara gösterdiği ışık, bir güneş gibi parlak, nurlu ve geleceği de aydınlatan özelliktedir. Eserlerindeki hikmetli üslup ve anlatım çarpıcılığı ile İslam’ın hakikatlerinin, akıllara ve vicdanlara yerleşmesine vesile olmuştur. Kuran’ın tefsirini ve Resulullah’ın örneğini, Müslümanlara en iyi aktaran alim olarak, hayatı boyunca birçok sıkıntıya göğüs germiş, çileli ve mücadelelerle dolu yaşamı onu daha da derinleştirmiş ve tefekkürleri, Müslümanların Allah’a olan sevgi ve haşyetlerinin daha da artmasına vesile olmuştur.
Tüm hayatı boyunca sadece ve sadece İslam’ın ve Müslümanların meselelerini kendine mesele etmiş, hiçbir zaman kendi ihtiyaçlarını, isteklerini ve nefsini düşünmemiştir. Son derece ihlaslı ve hamiyetli oluşundan ve Allah’ın onu müceddid olarak asrında görevli bir şahıs kılmış olmasından ötürü, veli ahlaklı ve kerametler sahibi bir insan olmuştur. O kendisinde tecelli eden kerametlerin bir kısmını ortaya koymakta bir sakınca görmemiştir, çünkü onları kendisinden bilmemiştir.

“Onlar bana ait değil ve o kerametlere sahib olmak benim haddim değil. Kuran’ın manevi mucizelerinin bir ışıltısı, parıltısı olarak ki hakikî bir tefsiri olan Risâle-i Nur'da kerametler şeklini alarak, takipçilerinin manevi güçlerini desteklemek için Allah’ın ikramları biçimindendir. İkram ise, izharı belirtilmesi bir şükürdür, caizdir, hem makbuldür.” (Şualar, 554)

Kuran hizmetine ve Risale-i Nur’lara yönelttiği bu kerametler, her ne kadar Üstadın söylediği doğru olsa da yine de kendi üzerinde tecelli eden kerametlerdir ve bunlar da onun ne kadar mübarek ve Allah dostu bir alim olduğunu gösteren nice delillerden biridir..
Demir Kelepçelerin Namaz için Açılması
Daha çok genç yaştan itibaren hal ve hareket tarzından, ihlası ve İslami sorumluluk anlayışı çevresindeki herkes tarafından hissedilmiştir. Bu özelliklerinden ötürü de, o yaşlardan itibaren üzerinde kerametler oluşmaya başlamıştır. Bir örnek vermek gerekirse,
“Molla Said çok genç yaşta iken siyasî hayata atılır, vatan ve millete hizmete başlar. İlk hayat-ı siyasiyesi Mardin'de başlamıştır. Bunun üzerine bir bir sorumlunun kahretme amaçlı uygulamasıyla, elleri bağlı, muhafız nezaretinde Bitlis'e nakledildi. Jandarmalarla yolda giderken namaz vakti gelir. Namaz kılmak için, kelepçelerin açılmasını jandarmalara ihtar eder. Jandarmalar kabul etmeyince, demir kelepçeleri bir mendil gibi açarak önlerine atar. Jandarmalar, bu hali keramet addedip hayretler içinde kalırlar. Teslimiyetle, rica ve istirham ile: Biz şimdiye kadar muhafızınız idik, bundan sonra hizmetçiniziz! derler.

Bir gün Bediüzzaman'a soruldu: Kelepçeyi nasıl açtın? Dedi: Ben de bilmem. Fakat olsa olsa namazın kerametidir. (Tarihçe-i Hayat, 42).
Bediüzzamanın Bereketli Sofrası
Üstad hayatı boyunca inkar edenler tarafından bir çok iftiraya uğramıştır. Allah’a olan samimi imanının ve imanın nuruyla sürdürdüğü bereketli yaşamın arkasında iman etmeyenler hep bir art niyet aramışlardır. Bediüzaman Allah’ın bereketlendirdiği sofrasını şöyle anlatmıştır:
Ehl-i dünya bana der: Ne ile yaşıyorsun? Çalışmadan nasıl geçiniyorsun? Memleketimizde tenbelce oturanları ve başkasının çalışmalarından olan imkanlarla geçinenleri istemiyoruz!.. Elcevap: Ben iktisad ve bereketle yaşıyorum... Kur'an hizmetinin kerameti olarak, erzak hususunda Allah’ın bir ikramı olan berekete mazhar oluyorum. Cenab-ı Hakkın bana ettiği ihsanları anıp, manevi şükrü olsun diye birkaç numunesini söyliyeceğim. Manevi bir şükür olmakla beraber, korkuyorum ki bir riya ve gururu oluşturarak o mübarek bereket kesilsin. Çünki şımarık bir gurur içinde, gizli bereketi izhar etmek, kesilmesine sebeb olur. Fakat ne çare, söylemeye mecbur oldum.

İşte Birisi: Şu altı aydır otuzaltı ekmekten ibaret bir kile buğday bana yetti. Daha var, bitmemiş. Daha ne mikdar yetecek, bilmiyorum.

İkincisi: Şu mübarek Ramazanda, yalnız iki evden bana yemek geldi, ikisi de beni hasta etti. Anladım ki, başkasının yemeğini yemekten kaçındırılıyorum. Kalanı, bütün Ramazanda benim idareme bakan, mübarek bir hânenin ve sâdık bir arkadaşım olan, o hane sahibi Abdullah Çavuş’un ihbarı ve şehadetiyle, üç ekmek, bir kıyye pirinç bana kâfi gelmiştir. Hatta o pirinç onbeş gün Ramazan’dan sonra bitmiştir.

Üçüncüsü: Dağda, üç ay bana ve misafirlerime bir kıyye (ağırlık birimi) tereyağı, hergün ekmekle beraber yemek şartiyle kâfi geldi. Hatta Süleyman isminde mübarek bir misafirim vardı. Benim ekmeğim de ve onun ekmeği de bitiyordu. Çarşamba günü idi dedim ona: Git ekmek getir. İki saat, her tarafımızda kimse yok ki, oradan ekmek alınsın. «Cuma gecesi senin yanında bu dağda beraber dua etmek arzu ediyorum» dedi. Ben de dedim: “kal”. Sonra hiç ilgisi olmadığı halde ve bir bahane yokken, ikimiz yürüye yürüye bir dağın tepesine çıktık. İbrikte bir parça su vardı. Bir parça şeker ile çayımız vardı. Dedim: «Kardeşim, bir parça çay yap.» O ona başladı, ben de derin bir dereye bakar bir katran ağacı altında oturdum. Üzülerek şöyle düşündüm ki: Küflenmiş bir parça ekmeğimiz var; bu akşam ancak ikimize yeter. İki gün nasıl yapacağız ve bu temiz kalpli adama ne diyeceğim? diye düşünmede iken, birden bire başım çevrilir gibi başımı çevirdim, gördüm ki: Koca bir ekmek, katran ağacının üstünde, dalları içinde bize bakıyor. Dedim: «Süleyman müjde! Cenab-ı Hak bize rızık verdi» O ekmeği aldık, bakıyoruz ki kuşlar ve vahşi hayvanlar hiçbiri ilişmemiş.. yirmi-otuz gündür hiçbir insan o tepeye çıkmamıştı. O ekmek, ikimize iki gün kâfi geldi. Biz yerden, bitmek üzere iken, dört sene sâdık bir dostum olan müstakîm Süleyman, ekmekle aşağıdan çıkageldi.

Dördüncüsü: Şu üstümdeki cekedi yedi sene evvel, eski olarak almıştım. Beş senedir elbise, çamaşır, pabuç çorap için, dört buçuk lira ile idare ettim. Bereket, iktisad ve rahmet-i İlâhiyye bana kâfi geldi. İşte şu örnekler gibi çok şeyler var.. ve Bereket-i İlâhiyyenin çok yönleri var. Bu köy halkı çoğunu bilirler. Fakat sakın bunları gurur için zikrediyorum zannetmeyiniz, belki mecbur oldum. Hem benim için iyiliğe bir kaynak olduğunu düşünmeyiniz... Bu bereketler, ya yanıma gelen hâlis dostlarıma hediyedir ; veya Kuran hizmetinin bir ikramdır; veya iktisadın bereketli bir menfaatidir; veyahud: «Yâ Rahîm, Yâ Rahîm» ile zikreden ve yanımda bulunan dört kedinin rızıklarıdır ki, bereket suretinde gelir, ben de ondan istifade ederim. (Tarihçe-i Hayat, 249-251).

"metin" Risale-i Nur’un yazılışı da kerametle doludur
Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatının her dönemi zorluklar içinde geçmiştir. Sürgünde geçen günler, zorluk ve baskı ortamları samimi bir kalple Allah’a tevekkül eden Üstad’ın hayatının bir parçası haline gelmişti. Bu zorluk ortamında dahi Risale’i Nur’un yazılması bütün hızıyla devam etmiştir. Risale’i Nur kaleme dökülürken yaşanan olağanüstü hadiseleri Üstad Tarihçe-i Hayat’ta şu şekilde anlatmıştır:
“Sözler adındaki Kuranın ışıltılarında üç keramet-i Kur'âniyeyi hissediyorduk. Sizler dahi, gayret ve şevkinizle bir dördüncüsünü ilâve ettirdiniz.
Bunlardan biri; Yazılmasındaki fevkalâde kolaylık ve sürattir. Hattâ beş parça olan On Dokuzuncu Mektub iki üç günde ve her günde üç dört saat zarfında toplamı on iki saat eder- kitabsız, dağda, bağda te'lif edildi. Otuzuncu Söz; hastalıklı bir zamanda, beş altı saatte te'lif edildi. Yirmi Sekizinci Söz olan Cennet bahsi bir veya iki saatte, Süleyman'ın Dere Bahçesinde te'lif edildi. Ben ve Tevfik ile Süleyman, bu sürate hayrette kaldık..” (Tarihçe-i Hayat, 177)
.
fsoyarik Üye
Üyelik: 2005-05-06 Herkese açık mesaj: 5.099
#11284
demir kelepçenin açılması konusunda üstadın farklı bir yaklaşımı vardı aktarmadan geçemeyeceğim.Üstad şöyle buyuruyor.
Ben kelepçe halimi 40 ımdan sonraki said olarak düşününce Nefsani ve Şeytani haller olmasından korktum.Zira yirmi dört saatlik şerri yaşantım içinde Şeriatı muhammediye muhalif hallerim var idi ve bu hal tövbe gerektiriyordu buyurarak bir insanın yaşantısında şeriatı muhammediyeye muhalif haller var ide bunun ya nefsani (Riyazet) ya şeytani olduğunu izah etmiştir. Selamlar

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim