Nizip.com
Üye ol
010_Fatih SOYARIK

Mehmet akpag kardeşimden alıntı

Görüntülenme: …

fsoyarik Üye
Üyelik: 2005-05-06 Herkese açık mesaj: 5.099
#234726
Bir Bağda veya Nizip Dağlarında Bekçi Olmak

2/6/2008 ·
Mehmet  akpag  kardeşimden alıntı(foto:magpak)

Yazdır. Sıcaklığın tarifi yapılmaz. Nefes almak güçtür. Fıstıklar tamda bene durmuştur. Gökyüzünde beş altı tane arı kuşu yol almaktadır. Kırmızı felhan toprakta üç tarafı ve üstü çınar dallarıyla örtülmüş bir çardakta kirasız ve kaygısız oturmaktasınız. Yanınızda telis çuval parçasıyla dışı dikilmiş bir su bidonu vardır. Bardağa ne hacet. Her kim gelirse bir kaptan içmekten başka çaresi yoktur. Bir de babadan kalma kırmalı tüfek yanı başınızda durur. Düşünecek, kaygılanacak ne varsa karşı köyde bırakmanın rahatlığıyla uzanmışsınızdır toprağa. Biraz öteden gelen keklik sesleri, hafiften bir rüzgar, kurumuş yaprakların hışırtısıyla gözleriniz yavaş yavaş kapanır.
Bekçi çardakları serindir uyutur sizi. Sıcaklığın zirveye çıktığı yaz günlerinde ağaç altına oturmaktan daha kullanışlıdır. Bir sınır karakolu gibi haram bilmezlere meydanın boş olmadığının duyurusunu kendince yapar. Yemeğin en hası yenilmez. Çoğu zaman domates ekmek. O yoksa peynir ekmek yenilir. Seçme derdi olmadığından mevcudun şükrü yapılır. Efkarlı türküler dökülür dillerden. Bazen bir Barak havası bazen o günün meşhur türküsünün birkaç kelimesi dökülür dudaklarınızdan. Hayatın kendisiden uzak, yorgansız, yastıksız geceler geçer. Yıllardan beri bitmeyen siyaset gürültüsünden uzak, alevare dalevara işlere bulaşmadan size teslim edilmiş bağın, fıstığa haramzadelerin eli değmemesinin yükünü işte bu ağaç kulübelerde çekilir. İçinizde yaşadığınız hüzünler, sevgiler, sevinçler ay ışığı altında defalarca yaşarsınız. Size teslim edilmiş başka fıstıklık ve bağ varsa eliniz uzanmaz.
Şayet bir çardakta altında bekçilik yaptıysanız, garip işlerin döndüğü şehirlerden kaçmayı kim bilir ne kadar da istiyorsunuzdur. Nasıl istenilmez. Ağaçların şarkı söylediği, rüzgarın dimdik durduğu o dağların bekçiliğindeki huzur hiç arzu edilmez mi? Varsa hasretiniz, benim gibi yapın resimdeki felhan toprağa hayalende olsa uzanıp kuru dalların hışırtısını duymaya çalışın.
Mehmet  akpag  kardeşimden alıntı(foto:magpak

fsoyarik Üye
Üyelik: 2005-05-06 Herkese açık mesaj: 5.099
#234727
Çok harika yazıları var uzun zamandır o girip konu atmıyor ben onun bir çalışmasını attım ondan izinziz sanırım beni hoş görür zira yazılarını özledik
Selamlar
ziya_eren27 Üye
Üyelik: 2007-08-04 Herkese açık mesaj: 1.287
#234729
sabah kahvaltisini bunun icinde yapacaksin o yazin sabah serinliginde kus sesi dinliyeceksin, yine buram buram hasret kokmaya basladim..
YakisikliAntika Üye
Üyelik: 2010-05-25 Herkese açık mesaj: 918
#234739
Vay be bana eski qunlerimi hatirlatti.Bende bir zamanlar bunun qibi cardakta fistiklari bekliyordum,Hele sabahlari sicak ekmek ve kahvalti birde kozde cay superdi vallaha.Hey qidi qunler hey....
fsoyarik Üye
Üyelik: 2005-05-06 Herkese açık mesaj: 5.099
#234743
Mehmet  akpag  kardeşimden alıntı
M.KÜÇÜK Üye
Üyelik: 2007-09-04 Herkese açık mesaj: 6.800
#234745
Ben hiç çardakta yatmadım, ama yatmayı çok istemişimdir.
fsoyarik Üye
Üyelik: 2005-05-06 Herkese açık mesaj: 5.099
#234876
Mehmet  akpag  kardeşimden alıntı
fsoyarik Üye
Üyelik: 2005-05-06 Herkese açık mesaj: 5.099
#234981
O Dağın Yiğidi: Haluk Sadin

8/9/2008 · Kategori: Bir Demet Insan , Deneme

Mehmet  akpag  kardeşimden alıntı

(Bu yazı Türk Edebiyatı Dergisi Mart 2005'te M. Emin Akpek Adıyla Yayınlanmıştır.)
"İnsanın kendine ait onlarca dünyası vardır. Benim dünyamda ise çocukluğumu ve gençliğimi geçirdiğim dağlar, yollar ve yokluklar önemli yer tutar… Yaşadığım her gün geçmişin izlerini yaşayan yüreğimle defalarca oralara gider o anları yaşar ve geri dönerim. Hele bir de gurbet insanı olunca bu gidiş gelişler daha da artar. İşte size geçmişe ait hakkında yazmayı borç bildiğim, pırıl pırıl bir hayat yaşamış, asrımızın pisliklerini eteklerine değdirmemiş bir adam hakkında bende kalanlar…"
Ben dün geçmişin derin dehlizlerinde saklanmış, anlatılmaz günlerimi bir daha yaşamak için yola koyulmuştum. Tozlu yolda yürürken arkada bıraktığım ayak izlerime çocukluğumda olduğu gibi bakarak yürümüş, kavurucu Temmuz’un ikindi serinliğinin bu kadar üşüteceğini ise tahmin edememiştim. Bir süre sonra yolumun, bir gelin süs ve endamından daha fazla heyecan veren bizim kınalı dağa, yani Karabağ’a düşeceğini ve hasretimin de bu denli içten ve gizliden olduğunu o topraklara ayağımı basınca anlamıştım. İki ayrı bağın kenarına sınır olsun, topraklar birbirine karışmasın diye konulan irili ufaklı taşların üzerinden geçerken, bunları yapmak için çocukluğunu ve gençliğini verenleri hatırlamıştım. O taşları bir bahar günü kardeşim Harun’un, babamın kafasına kazara attığı siyah taştan sonra, baba hışmından kurtulmak için iki kilometrelik evin yolunu kısa bir zamanda gitmesinin hatırasını bir kez daha tebessüm ve hasretle gözümde canlandırmıştım.
Bir ağacın altına oturup, gelen geçen herkese burada yaşananları anlatmayı arzuladım ama bir gün önce duyduğum haber beni sarstığından, diyeceklerim kimseye tat veremezdi. Beni sarsan haber bizim Sadin Amcanın haberi idi. Yani Bakırların Sadin’i: Haluk Sadin. O öbür tarafa tıpkı hiç kimseye haber vermeden yola koyulduğu bütün sabahlar gibi habersizce gitmişti. Atını, sabanını, tahrasını ve belinden eksik etmediği bıçkı bıçağını öksüz bırakmıştı. Akçaköy’ün kınalı dağları bir dostunu daha kaybetmişti. Yılın yarısından fazlasını atınızla beraber geçirmediyseniz, şafak vakti herkes uykusundayken bu dağlara has havayı teneffüs etmediyseniz o duyguları her ne şekilde anlatsam da eksik kalacaktır.

Mehmet  akpag  kardeşimden alıntı
Onun olduğu zamanda biz Karabağ’ın başı bulanık, hercai sevdalardaydık. On ikinci yaşımdan sonra kınalı dağımız, benim için bir dağdan öte bir sığınak, bazen de babam ve kardeşlerimle kayaları çukur haline getirip ektiğimiz fıstık fidanlarının büyümelerini görünce heyecanlandığımız bir tarım dersinin laboratuarı idi.. Kahvaltı soframızın peynirden sonra ikinci çeşidi olan zeytinin yuvası, kış için tatlı adına tek bildiğimiz pestil, dilme ve bazen de cevizli sucuklarını yaptığımız üzümlerin kaynağı, otuz beş bağlık bağımızdı buras. Biraz ileride ki bağın, fıstıklığın ve zeytinliğin sahibi, bu dağlarda alın terinin ne kadar dökülmesi gerekiyorsa on katını kadar dökmüş, dört oğul ve iki kız sahibi, öbür aleme gidişini haberini bir ay sonra aldığım Haluk Sadin Amca’yı yoldan gelen geçen herkese, hatta dünya aleme anlatsam da onun akıttığı tere kıyasla hiç bir şey yapmış olmayacaktım.

Mehmet  akpag  kardeşimden alıntı
Bu dağlarda bulunan ne kadar keklik, tilki, tavşan ve diğer mahlukat varsa, dostları Sadin’i bilir ondan haberli ya da habersiz onunla arkadaşlık ederlerdi. Bu dağlarda onu rastladığım zamanlarda o ellisinde bir delikanlı idi. Onun sessiz yalnızlığına hep gıpta ile baktım. Tertemiz, katıksız duygularını bir nebze yaşarım umudu ile zaman zaman üzüm bağlarını bellerken tepedeki dağa doğru kafamı çevirir Sadin Amcanın sabanıyla toprağı altını üstüne getirişindeki ahenge dalar, kendi işimi unuturdum. Beyaz atının kuyruğunu sağa sola öylesine sallayışı gibi kendisinin de hayatı öylece bir kenara savurmuş gibi bir tavırla çalışmasına türlü anlamlar verirdim. Gözlerinin sonsuzluğun kapalı perdelerinden birini açıp seyrettiğini, temiz koku adına ne varsa hepsinden nasiplendiğini düşünürdüm.

Onunla biz soluklanma, mola arkadaşı idik. Çift sürmeyi bıraktığını görünce ben de bel bellemeyi bırakır hafiften yokuş dağa tırmanır, onun yanına sürüle sürüle pamuk yumuşaklığına dönüşmüş toprağın üzerine oturur, karşımızda yeşil işlenmiş bir halı gibi duran ağaçlarla kaplı ufka yüzümüzü çevirir, onun anlattıklarını usanmadan dinlerdim.. Onun yaşıtı değildim ama bana anlatacağı çok şey olurdu. Derdi ne düşen hükümetler, ne haritada yerini asla gösteremeyeceği ülkeler arası savaşlar, ne devletler arası ilişkilerdeki kaypaklıklar, ne düşen doların rakamları ile yükselen borsanın oyunlarını bilirdi. Bunlarla derdi yoktu. Tek fikri kaygısı çocukları idi. Bana en küçük oğlu Ali’nin okulu bırakıp, elektrikçide çalışmasından bahsederken onun okumayı bırakmasından dolayı kızgınlığını bir baba şefkatiyle anlatır. Okul arkadaşım olan diğer oğlu Ahmet’i evlendirmesinden, İkizdere köyünden aldığı gelinin oğluna huzur verdiğinden bahsederken gözlerinin içi ışıldardı. Grekoromen dalındaki milli güreşçi oğlu Cemal’den anlatırken sanki halay başı çeken adamların gururunu taşır gibi olurdu. Cemal’inin Bulgaristan’a gittiğinden ve başarılı olup döneceğini hep ümitle beklediğini söylerken, ufka doğru şöyle bir bakar, dudak hareketlerinden dualar ettiğini hissederdim. Diğer oğlu Mehmed’in bir lokanta açacağından, işlerinin iyi olmasını çok arzuladığından söylerken mutluluğu biraz daha artardı.
Mehmet  akpag  kardeşimden alıntıAradan yıllar geçti, ben uzak memleketlerde okula başladım. Halik Sadin amcayı en son 1997 kasımında Karabağ’ımızın tepesinde görmüştüm. O, 1970 ve 1980 lerde olduğu gibi yine dinç ve alın terini toprağa dökmekteydi. Beyaz atı kendisi gibi zamana meydana okurcasına kuyruğunu yine öylesine sallayıp duruyordu. Yanımda benim Karabağ sevdamdan habersiz ve anlatsam da hissedemeyecek yabancı bir ülkeden bir arkadaş vardı. O bana meşhur kovboyların cirit attığı Arizona’nın kayalık dağlarından bahsederken, ben de ona bu tefekkür yeri, kendine gelenlere güven veren, adeta kendini yaratan Rabbinin kudretine sırtını dayamış gibi dimdik duran Karabağ ve orada rızkını arayanlardan bahsetmiştim. O gün biz Sadin Amca’yı serin gölgeli kayalığın yanında odun kırarken görmüş, ona hissettirmeden birkaç poz fotoğrafını çekmiştim. Bizi görünce çok sevindi, işini bıraktı, tertemiz kahverengi toprağa oturduk. Uzaktan gelen keklik sesleri arasında, yine dağlardan ve bir türlü satmaya kıyamadığı atından bahsetti. Onu daha fazla meşgul etmeden tepenin yukarısına çıkmış, bir zamanlar ondan haberli habersiz yediğimiz ama helalliğini aldğımız incir ağaçlarının yanına varınca birkaç kuru incirden başka bir şey bulamamıştık. O tepede epeyce kalmış ve doya doya toprağa uzanıp gökyüzünün maviliğini seyretmenin zevkine varmıştım.
O günden sonra memleketimin kınalı dağlarını göremeden yıllarımı çeşitli diyarlarda geçirdim.Bir kaç defa sılamdır deyip ana-baba ziyareti yaptım ama hiçbir şey artık eskisi gibi değildi. Belime musallat olan ağrılar Karabağ’ın yoluna düşmeme mani oluyordu.
Bir sabah serinliğinde tıpkı Sadin Amca erkenden kalkıp gideyim ve belki de o dağın namuslu kahramanını bir kez daha göreyim dedim ama yarı yolda dermanım kesildi. Bir tümseğe oturup uzaktan süzdüm kınalı Karabağ’ın tepelerini. Hayalen de olsa Sadin Amcayı kır atının peşinde giderken gördüm. Bu bile bana yeterdi. O sırada Çarşı Camii’den Hafız İmam’ın okuduğu cenaze salasını ayrı bir mana ve boyutta dinlerken, her gün birkaç defa aklımdan geçirdiğim kendi ölümüm bir kez daha aklımdan geçmişti. Ne köyün lağımlarını temizleyen ve bundan asla aşağılık duygusu taşımayan Gübreci Şevket’in ölümü, ne halamın ansızın gidişi, ne de Halik Sadin Amca’nın ölümünün sessiz sedasız olacağını bilemezdim.
Sadin Amca olsa olsa beyaz duru atına binecek, karanlıklardan ve karanlık düşüncelerden korkmayan, efsanesi dilden dile dolaşan Köroğlu gibi hep diyar diyar gezecek, bütün dağları doru atıyla sürüp, yeryüzü bataklıklarına bereket tohumları ekecek, çalışmasının her anını bir ibadet neşvesi içinde yapan Yunus edalı olarak, düş dünyamda bir kahraman olarak kalacaktı.
Hey gidi Karabağ’ın yiğidi Sadin Amca, biz seninle daha sevdalarından, kimsenin ulaşamadığı hayallerinden, atlarından, çoluk çocuğundan konuşacaktık. Ve bir kez daha Karabağ’ın tepesinden ufka bakacak, yanında getirdiğin bir parça açma ekmeğe, ya soğuk bulgur aşını lokmalayacak, ya da bir baş peyniri ekmeğimizi dürüm yapacak ve sonra da şükrün en hassını edecektik. Sen yine kıbleye esen rüzgarla beraber dönüp ikindi namazı için kıyama duracaktın. Ben de aşağı bağımıza gidip abdestimi tazeleyecektim. Senin gibi sakin, acelesiz bir abide duruşla namazımı kılamazsam da o toprakta, o muhteşem vakitte alemlerin Yaratıcısı’na dönme zevkinin en hassını yaşayacaktım. Benim için dönüş vakti olan akşama doğru sırtıma üzüm sepetini omuzlayıp bu dağın efesine el sallayacaktım.
Sadin Amca, gidişinle çocukluğumdan beri içimde taşıyıp durduğum ölüm ve hayat ötesi tohumların filizlendirilmiş duygular var. Sen şimdi beyaz atının üzerinde hesabını vermek üzere uzun bir köprünün üzerinde sabırla beklemedesin. Ne üstüne eteğine bulaşan anlatılmaz çirkinliklerin, ne de insan bilmezlerin, sözünde durmayanların ya da kulluğun hakkını vermeyenlerin hesabını umarım ki sen vermeyeceksin. Dupduru bir hayatın, alın teri ile akıtarak suladığın topraktan kazandığın ekmek parasının hesabını vermenin rahatlığı içinde, beklemek asır da sürse bekleyeceksin. Yiğit duruşun ve ak sakalının altındaki tebessümünü, şimdilerde beton şehirlerde yaşayanlar, biz ikibinli yılların insanları belki de hiç yakalayamayacak.
Sen gittin Sadin Amca. Sıra bizde. Sana alın değdirip, terinle sulayıp sürdüğü toprağın, dimdik kıyamına zeytin ve fıstık ağaçları şahitlik edecek. Şafak vakitlerinde sana yoldaşlık eden, bir kez olsun azarlamadığın doru atın helallik dilemeden gitmene aldırmadan şahitliğin en güzelini yapacaktır.
İyi adamdın be Sadin Amca…..Hem de çok iyi. Kıyamet şimdi bize kaldı. Her şey yalan, her şey nisyana mahkum olmuş. Geleceği ufukta belli olan gün geldiğinde bana, bize kim şahitlik edecek bilemiyorum. Şimdi bildiğim tek şey sana senin gibi gidenlere Hazreti Hamza’nın arkasından ağlayanlar gibi ağlamayı bilemediğim….
Hakkım sana helal olsun Sadin Amca. Sözüm olsun, bir daha köyüne gelirsem ilk işim, Aşağı Oba’nın karşı tepesindeki mezarlığa gidip Karabağ’dan topladığım çiçekleri senin mezarının başına Fatihalar ve Yasinlerle koymak boynumun borcu olsun. Mehmet Ağpak
admin
Şehir: GAZİANTEP
Meslek: Ticaret
Yönetici
Üyelik: 2001-02-14 Herkese açık mesaj: 7.498
#234986
Mehmet abi ile arasıra mailleşiyoruz. Kendisi şuan Kuzey Irak'ta hizmet ediyor. Bugünler gelip bana uğramış ancak ben hastanede olduğum için görüşemedik.
fsoyarik Üye
Üyelik: 2005-05-06 Herkese açık mesaj: 5.099
#234991
geçenlerde telefonla görüştük inan kardeşimizi çok özledik inşallah yeni çalışmalarla sık sık katılım saglar
Selamlar

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim