Cana bizim ımız imlalara sığmaz
Yazılsada binde biri inşalara sığmaz
Aşıkta olan derdi meşakkat gamı mihnet
Neşrolsa eğer kuy ile sahralara sığmaz
Hasretle ta gecelerde akar dide-i aşkım
Bir katredir amma yedi deryalara sığmaz
Bu hikmeti bilmezmisin ey sufiyi salus
Bir kalbe sığan var olan eşyalara sığmaz
Allah için olsun bizi dur etme kapından
Abdi seni sevdi deyu dünyalara sığmaz
Fırkatin nariyle gönlüm, yan olur, püryan olur,
Varlığın zevk-u sefadır, yokluğun giryan olur,
Ay yüzün gören gözlerim, mest olur hayran olur,
Yakma ey can, yakma kalbim, ateş-i suzan olur.
Bağ-ı aşka düşen gönül, bülbül-i nalan olur,
Can-ı bülbül ol gülşende, aşk ile devran olur,
Gülyüzün gören gözlerim mest olur hayran olur,
Yakma ey can, yakma kalbim, ah ile efgan olur.
Vuslatın aşkıyla gönlüm, şad olur şadan olur,
Derd-i aşkın neyleyim ki, derdime derman olur,
Nur yüzün gören gözlerim, mest olur hayran olur,
Yakma ey can, yakma kalbim, ateş-i niran olur.
Kimsesiz Hiç Kimse Yok Hiç kimse yok kimsesiz
Herkesin var bir kimsesi
Ben bugün kimsesiz kaldım
Ey kimsesizler kimsesi
*******
Kimse aradığım yollarda
Kimsesizlik kimsem oldu
Dinsin artık hicranın cana
Kimse aradığım yollar
Kimsesiz kimselerle doldu
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyâr olur
Sâdıkâne belki ol bu âlemde dildâr olur
Yâr olur ağyâr olur dildâr olur serdâr olur "Yavuz Sultan Selim Han"
Şiirin güzelliğinin yanında bir de şöyle dâhiyane inceliği varmış: Sanma şâhım / herkesi sen / sâdıkâne / yâr olur Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyâr olur Sâdıkâne / belki ol / bu âlemde / dildâr olur Yâr olur / ağyâr olur / dildâr olur / serdâr olur
İşte Yavuz Sultan Selim in Şah İsmail ' e yazdığı bu çok ince manalı şiirin Günümüz Türkçesiyle yazılışı. ( Hikayeyi okuduktan sonra ne anlatmak istediğini daha iyi kavrayacaksınızdır.)
Şahım sen herkesi kendine sadık dost sanma
Sen herkesi dost sanma belki o düşmanın olur
Belki o kişi alemlerde sözü geçen olur
Dost olur düşman olur sözü geçen olur hükümdar olur." )
Yavuz Sultan Selim Han bu beyiti Şah İsmail'e yazmıştır. Gelelim Hikayesine ;
Yavuz şiire, edebiyata ve satranç oynamaya meraklı biridir. Aynı şekilde Şah İsmail'de de bu özellikler vardır. Sarayında ünlü şairleri barındırır ve çok iyi satranç oynar. Bunu bilen Yavuz Şahın şahın bu özelliğinden yararlanmak ister. Tebdili kıyafetle (gezgin bir abdal kılığında) şahın ülkesine gider. Hanlarda , Kervansaraylarda satranç oynayarak önüne geleni yener. Haber şaha ulaşır. Şah der ki çağırın birde benimle oynasın. Yavuz Şah'ı da yener. Şah sinirlenir ve Yavuz'a der ki: " sen edep nedir bilmez misin? Hiç şahlar mat edilir mi?" Elinin tersiyle Yavuza bir tokat atar. Şahın kızdığını anlayan Yavuz onu yücelten şiirler okumaya başlar. İşte şahın huzurundan ayrılırkende bu şiiri okur. Ancak Şah İsmail hala onun Yavuz Sultan Selim olduğunu anlamamıştır.
Yavuz yediği tokatın acısını unutmaz. Birkaç sene sonra Çaldıran'da Şah İsmail'i yener ve ona bir mektup gönderir. Mektupta o günkü tokadın acısını aldığını söyler ve ilave eder: " atacaksan tokadı böyle atacaksın. "
Aslında Yavuz bütün olanları şiirinde Şaha anlatmış ancak Şah anlamamıştır. Herkesin dost olmayacağını bir gün böyle kişilerin karşısına serdar olarakta çıkabileceğini söylemiştir
Bu gurbet câna gâyet kâr kıldı
Ki âlemden beni bî-zâr kıldı
Ne kılam gerdiğ-i eyyâm beni
Belâ vü derd ile bîmâr kıldı
Ne nahs olur aceb bu tâli'im kim
Beni âlem içinde zâr kıldı
Gülistân yerine ni'me'l-bedeldir
Felek yerimi ğimdi hâr kıldı
Görün gerdûn-ı dûnun himmetini
Bu gurbetde Cem'i bîmâr kıldı cem sultan
II. Mahmud'un kızı Âdile Sultan, Osmanlı hânedanında Divan tertip etmiş yegâne kadın şairdir. Hece vezniyle de şiirler yazmış olan Âdile Sultan'ın şiirlerinde, Yunus Emre, Fuzûlî ve Şeyh Gâlip gibi şairlerin etkisi görülür:
Bu gün meydân-ı aşk içre salâdır isteyen gelsin Geçip cân le hem başdan bu devrânı bilen gelsin
Eğer kim cânına kıyan olur cânânınâ vâsıl Anınçün meclis-i tevhîde hep câna kıyan gelsin
Visâl-i yâra tâlib zümre-i merdâna mhtâcdır Bu sözü fark eden insân-ı kâmil her zamân gelsin
Bu gün al ders-i aşkı Âdile meydân-ı himmetde Zamândır ma'rifet tahsîline tâlib olan gelsin
Yakışıklı kardeşim Divan edebiyatı edebiyatın çok farklı bir sahası ve bizim kültürümüz bende çocukken sizin gibiydim amma inceliklerini fark edince tadı bir başka oluyor
Selamlar kardeşe
Şair Nabi,Sultan 4. Mehmet döneminde hacca gitmek üzere bir kısım devlet erkanı ile birlikte yola çıkar.Kafile Medine-i Münevvereye yaklaşmıştır.Vakit gecedir,Rasulullah (s.a.v) efendimize bir an önce ulaşmak özlemi ile Nabi nin gözüne uyku girmemiştir.Fakat kafiledeki bir paşa hem de ayaklarını kıbleye doğru uzatmış ,uyumaktadır.
Hz Peygamberin (s.a.v) beldesinde edebe aykırı böyle bir gaflet halini bir türlü hazmedemeyen ve çok üzülen Nabi,içinden gelen bir ilhamla kasidesini bir anda irticalen söyleyiverir.Kafile şafak vakti Medine-i Münevvereye girmektedir.Ravzayı mutahharanın minarelerinden sabah ezanı okunmaktadır.Müezzin,ezanın ardından Türkçe bir kaside okymaya başlar.
Nabi dikkat eder,okunan, kendi kasidesidir.Hemen minarenin kapısına koşar.Müezzine, allah aşkına,okuduğun bu kasideyi nereden öğrendin?Müezzin şöyle cevap verir:
Bu gece rüyamda Efendimiz (s.a.v) i gördüm.Bana dedi ki ; ya müezzin kalk yatma ! benim ümmetimden bana aşık bir zat benim kabrimi ziyarete geliyor.Muhabbetinden benim için şu kasideyi söylemiştir.İşte bu cümlelerle minareden onu istikbal et ; buyurdu.
Bende hemen kalktım abdest aldım; Peyganberimizin iltifatına mashar olan aşık acaba kimdir diye düşünerek minareye koştum.Öğretildiği gibi okudum.Nabi ,Rasulullah benim için ümmetimden mi dedi ? diyerek sevincinden oracığa bayılıp düşer.İşte o kaside:
SAKIN TERK-İ EDEPTEN
Sakın terk-i edepten kuuy-i mahbub-i hudadır bu
Nazargahı ilahidir,makamı Mustafadır bu
Felekte mah-i nev babusselamın sine-çakıdır bu
Bunun kandili cevza matla-i zıyadır
Habibi kibriyanın habgahıdır fazilette
Tefevvuk-kerde-i arşı cenabı kibriyadır bu
Bu hakin pertevinden oldu deycur-i adem zail
Amadan açtı mevcudat düşçeşmin tutuyadır bu
Murat-ı edep şartıyla gir Nabi bu dergaha
Metafı kutsiyandır cilvegahı enbiyadır bu
AÇIKLAMASI:
Burası Allahın sevgilisinin beldesidir.Cenabı hakkın nazar buyurduğu ravza-i nebidir.Bu gökteki yeni ay babusselam kapısının yüreği yanık aşığıdır.Ayın kandili cevza yıldızı bile ışığının nurunu ondan almaktadır.Burası,Allah (cc) sevgilisinin ebedi istirahat gahının türbesinin bulunduğu yerdir.Ve fazilet bakımından cenabı hakkın arşının bile üstündedir.Bu toprağın ziyasından yokluğun karanlıkları ortadan kalktı,bütün yaratılmışların görmeyen gözleri açıldı.Çünkü bu toprak gözlere şifa veren sürmedir.Bu dergaha edep ölçülerini gözeterek gir.Çünkü burası meleklerin tavaf ettiği ve peygamberlerin tecelli ettiği bir yerdir
* Fakir, Allah'tan başka her şeyden müstağni ve yalnız Allah'a bakan kimsedir olan. * Yüksek ahlak, Hakk'ı tanıdıktan sonra, halktan gelen eza cefanın insana tesir etmemesidir. * Tevekkül, bir şehirde yemek yemeye senden daha müstahak olan birisinin bulunduğunu bildiğin zaman, yemek yememendir. * Konuşan diller, susan kalplerin helakidir. * Sözler ve sohbetler illetlere. Fiiller sirke bağlıdır. Allah ise cümlesinden müstağnidir. * Mürid tövbesinin, mürit ise arınmışlığın gölgesindedir. * Müridin cehdi kefşini, Muradin keşfi cehdini geçmiştir. * Kişinin vakti, bağrındaki deryanın incisidir; yarın kıyamet günü bu incileri mahşerin zeminine çarparlar. * İyi yaradılışlı olmak esenliktir: [FONT=tahoma]* Dünyadan geçmek nefs zühdü. Ahiretten geçmek ruh zühtüdür. [/FONT]