Nizip.com
Üye ol
Genç Muhabbet

Dersim'de 1937-1938'de Ne Oldu?

Görüntülenme: …

xxhidayet Üye
Üyelik: 2009-01-31 Herkese açık mesaj: 3.361
#216519
Nokta Dergisi'nin 1987'de yayımladığı"Dersim 1937-1938/ Yarım Yüzyıl Sonra" dosyasını bugünün gündemine denk düşmesi nedeniyle "İlk kez açıklanan belgeler", "İsmet İnönü'nün Lozan'da okuduğu bildiri", "ABD, Demirel'e Federe Kürdistan Önerdi", "Demirel Koçaş'ı yalanlıyor", "Hedef doğrudan Dersim idi", "Dış basından", "Parlamenter gözüyle" başlıklıçerçeveleriyle birlikte aynen yayımlıyoruz.


"Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti bakımından mutlaka lazımdır...
Okul açmak, yol yapmak, refah sebeplerini sağlayacak fabrikalar kurmak, kendilerini meşgul etmeye yarayan çeşitli sanayi işleri sağlamak, özet olarak yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıslaha çalışmak hayalden başka bir şey değildir."
Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, İçişleri Bakanlığı'na raporunu sunduğunda Dersim olaylarına doğru bir adım daha atılmış oluyordu. Bir süre sonra Dersim'in adı Tunceli'ye dönecek, adına özel yasalar çıkarılacak, ardından da kanlar dökülecekti. Tam yarım yüzyıl önceydi bütün bunlar. Ve yarım yüzyıl boyunca konuşulmayacaktı. O kadar ki...
Muhsin Batur, 1985 yılında yayınlanan "Anılar ve Görüşler" adlı kitabında şunları yazıyordu. "Günlerden bir gün alayımıza emir geldi... Tren yoluyla Elazığ'a intikal edilecek, bir süre orada eğitim gördükten sonra o zamanlar Dersim denilen bölgeye gideceğiz. Tren yolculuğumuz 40 kişinin paylaştığı kapalı yük vagonlarında pek ilkel ve zor koşullar altında gerçekleşti. Elazığ'ın biraz uzağında Harput'un eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik ve iki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık. Okuyucularımızdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum..."
Muhsin Batur, yaşadıklarını kendisine saklamıştı. Pek çok başkaları gibi... "Bir şeyler", önemli bir şeyler olmuştu 50 yıl önce. Oysa bugün genç kuşaklar, neredeyse Dersim adını bile bilmiyordu. Bugünü anlamanın anahtarı olan "dün" unutulmuştu.
Ve yarım yüzyıl sonra Nokta "dün"ün kapısını açıyordu. İngiliz arşivlerinde bugüne dek karanlıkta kalan belgeler ve mektuplar; Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı'nın kamuoyuna yansımayan "Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar" adlı belgesel yayını; o günlerin canlı tanıkları... Bütün bunlar bir manzarayı gözler önüne seriyordu: Dersim isyanı... 1937 baharından 1938 baharına iki tenkil harekâtı. Binlerce ölü, onbinlerce sürgün..
Her şey köprüyle...

"37 geldiği zaman bir köprü meselesinden geldi. İki ya da üç kişi köprüyü yaktılar. Cehaletten çoban mı yaktı, başkası mı yaktı bilemezsin yani... Belli değil, yani bilmezlikten yaktılar. Ondan sonra başladı. Olay büyüdü..."
Kureşanlı 60 yaşındaki Veli Çelik'in anlattığı bu köprü olayı, Genelkurmay belgelerinde şöyle geçiyordu: "İlk olay, Pah bucağı ile Kahmut bucağını birbirine bağlayan Harçik deresi üzerindeki tahta köprünün 20/21 Mart 1937 gecesi Demenan ve Haydaranlılar tarafından yıkılması ve köprü ile Kahmut arasındaki telefon hattının tahrip edilmesiyle başladı."
Köprü bir kıvılcımdı. Avusturya veliahdının öldürülmesi Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasında ne ölçüde etkense, köprünün yakılması da Dersim olaylarını başlatmada o ölçüde etkendi.
Evet, köprü yıllarca için için yanan bir ateşi canlandırmıştı. Dersimlilerin asker ve vergi vermeyi reddetmeleriyle somutlaşan bir ateşti bu. Dersim bir sancıydı... Tunceli Kanunu, 1935 yılında böyle bir ortamda çıkarılmıştı. Kanuna göre, vali ve komutan, bakanların bütün yetkilerine sahip olacak; kaymakamlıklara muvazzaf subaylar, belediyelere başkanlar atayabilecek; ilçe ve bucakların merkezlerini değiştirebilecek; gerekli gördüklerini il dışına çıkartabilecekti. Asıl önemlisi hukuk alanındaki düzenlemelerdi. Bu kanunla Tunceli'de yapılacak yargılamalara da özel yöntemler getiriliyordu.
Gazeteci Naşit Uluğ, "Tunceli Medeniyete Açılıyor" adlı kitabında, yapılanları "mazinin kötülüklerini tasfiye" olarak yorumluyor ve şöyle diyordu:
"Doğu illerimizdeki kötülüklerin başında memleketin emniyet ve asayişini tehdit eden hıyanet ve şekavet ocakları vardı. Halkı esir gibi kullanan derebeylik ve toprak ağalığının yanında, bunların daha korkuncu olarak aşiret sistemi geliyordu. Bu sistem, Kemalist rejim muvacehesinde fiili bir isyan ve itaatsizlikten farklı görünmüyordu."
"Meğer askeri yolmuş..."

70 yaşındaki Şükrü Baykara Nokta'ya anlatıyordu: "1937'de önce yol yapıldı. Öğrendik ki meğer askeri yol yapılıyormuş. O zaman ben 19-20 yaşındaydım... Olaylar öyle hızlı oldu ki, iki-üç gün içinde sildi süpürdüler."
Önce yol gelmişti Dersim'e, ardından da uçaktan atılan bildiriler. 4 Mayıs 1937 tarihini taşıyordu bildiriler ve Genelkurmay yayınına göre "Türkçe, Osmanlıca harflerle, mahalli lisanda" yazılmıştı: "Sizi ayaklandırmaya çalışan zavallıları Cumhuriyet hükümetine teslim ediniz veyahut onlar kendileri teslim olmalılar. Bu takdirde cümleniz masum kalacaksınız. Teslim edilenler veya kendiliğinden teslim olanlar dahi Cumhuriyetin adil muamelesinden başka hiçbir şey görmeyeceklerdir. Aksi takdirde, yani dediklerimizi yapmazsanız, her tarafınızı sarmış bulunuyoruz. Cumhuriyetin kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz."
Bildirilerle aynı tarihi taşıyan Bakanlar Kurulu'nun gizli bir kararında da şöyle deniyordu:
"Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür."
Dersim'de adım adım tarih yaratılıyordu. Tarihi yaşayanlardan biri Mehmet Kangutan'dı. 1937'de 11 yaşındaydı Kangutan ve o günleri Nokta'ya bugün şöyle anlatacaktı:
"Abdullah (Alpdoğan) Paşa buraya geldiği zaman hem adli hem idari bütün yetkilere sahipti. İstese adam öldürebilirdi... Bütün aşiret reislerine emir çıkardı. Dedem Karabali aşiretinin reisi olduğu için oha da emir çıkardı: Herkes aşiretin silahlarını göndersin, fes yasak... Dedem belki yüz-yüz elli tüfeği katırlara odun yükler gibi yükledi, gönderdi. Herkes şapka giydi. Tüccarlarda şapka kalmadı. Ve adam yol yapmaya başladı. Atatürk'ün hastalığı zamanındaymış... Abdullah Paşa üç şey istiyordu: Askere gideceksiniz, verginizi vereceksiniz, birbirinizin malına göz koymayacaksınız... Abdullah Paşa'nın bu icraatına rağmen tek tük hadiseler oluyordu. Tabii bunlar büyük bir katliamı icap ettirmiyordu."
Silah meselesi Genelkurmay belgelerinde de yer alıyordu. Dersim havalisini teftişle görevlendirilen Diyarbakır Valisi Cemal Bey'in İçişleri Bakanlığı'na sunduğu şu raporla: "Üç-beş şahıs müstesna, ağalar ve reisler ve dahil bütün Dersimliler son derece fakirlik ve zaruret içinde çırpınmaktadırlar. Soygunculuk hareketlerinin sebebi, yaşamak hissi ve endişesidir... Her Dersimli, hayatını, malını korumak kaygusu ile silahlı bulunmak zorunluluğunda kalmıştır..."
Gerek Cemal Bey'in raporu gerekse öteki istihbarat ve değerlendirme, hükümeti bir sonuca götürüyordu: "Dersim'in ıslahatı zaruridir."
Genelkurmay yayınında şu satırlara yer veriliyordu: "Tunceli Kanunlarının uygulanmasında ilkin, Dersim'e hâkim olmak esası dikkate alındığı için Kahmut, Sin, Karaoğlan, Amutka, Danzik, Haydaran gibi bucak merkezlerinde birer karakol tesisi ve binalarının inşaasına başlanmıştı.
"Bu iş; çok uzun zamandan beri hükümet memuru ve nüfuzu görmeyen aşiret reisi ve ağalarının hoşuna gitmemiş ve özellikle Kalan'da yeni bir ilçe teşkili bunların kuşkularını büsbütün artırmıştı. Bu arada Suriye'den Tunceli bölgesine giren bazı Ermenilerin Koçkirili Ali Şir'in etrafta yaptığı menfi propagandanın halk üzerindeki etkisi de büyüktü. Bu durum dolayısıyla Yukarı Abbas uşağı aşireti reisi Seyit Rıza; Haydaran, Demenan, Yusufan, Kureyşan aşiretlerine adamlar göndermek suretiyle bunların hükümet aleyhine ittifakını sağlamış oldu."
Bu ittifakın gözle görünür ilk sonucu köprünün yakılması olarak gelmişti. Bunun üzerine, bölgeye ilginin artırılmasına karar verilmişti: "Son olay ve alınan haberler gösteriyordu ki, hükümetin Tunceli içerisine adım adım girişi, çıkarları bozulan bazı kimseleri sıkmakta, çıkarılan Orman Kanunu, dağ köylerinde keçilerinin aç kalacağı korkusunu doğurmakta ve bunlara benzer birtakım zararlı propagandalarla halk kışkırtılmakta idi. Bu durum dolayısıyla önümüzdeki ilkbaharda gerek Tunceli içinde ve gerekse çevresindeki illerde sarkıntılık ve çapulculuk hareketlerinin artacağı ihtimali karşısında Tunceli içinde ve çevresinde kuvvetli bulunmak lazımdı."
xxhidayet Üye
Üyelik: 2009-01-31 Herkese açık mesaj: 3.361
#216520
Kanlı bahar

1937 yılında ilkbahar Dersim'e böyle koptu kopacak bir fırtınayla birlikte gelmişti. Dağ taş silah aranıyor, silah toplanıyordu. Karakolların sayısı artmıştı. Ve...
Genelkurmay yayınının 382. sayfasında anlatılıyordu: "Hemen hemen her gün eşkıyanın şu veya bu karakola baskın yapacağı haberleri alınıyordu. Birkaç kez Elazığ'da bulunan uçak bölüğünce; eşkıyanın toplandığı yerler, özellikle bu ayaklanmayı görünürde perde arkasından yönettiği bilinen Seyit Rıza'nın evi ve civarı havadan bombalandı.
Her gün biraz daha şiddetini artıran kaynaşmaya rağmen henüz ciddi bir hareket olmamıştı.
Nihayet bir gün (26 Nisan 1937) Sin bucağının Hozat'la irtibatının dağ yolu ile yapılmasını sağlamak maksadı ile açılan ve mevcudu 36 sabit jandarmadan ibaret olan Askisor karakolu saat 20.00'den itibaren 100 kadar eşkıya tarafından kuşatıldı. Alınan diğer haberlerden de anlaşıldığına göre; bu gece eşkıyanın gruplar halinde Sin ve Kahmut bölgelerine baskın yapmaları bekleniyordu.
Bir gün önce Uzuntarla bölgesinde toplandığı haber alınan eşkıya 26/27 Nisan gecesi saat 23.00'te 80 kişilik bir kuvvetle Harçik suyunun doğusunda ve Pah kuzeyinde bulunan 9'uncu Seyyar Jandarma Taburu Süvari Bölüğü'ne taarruza başladı ve sabaha kadar eşkıya ile bölük arasında çok yakın mesafede ve çok şiddetli müsademe devam etti. Bölük bu saldırıyı ancak iki mangası ile karşılayabilmişti."
Hükümet kararlıydı. İsyan bastırılacak, Dersim "tedip", yani terbiye edilecekti. İlk kadın pilot Sabiha Gökçen'in uçağından atılan bu ilk bombalar kararlılığın göstergesiydi. Ama fırtına da kopmuştu. Artık tedip de yetmiyordu. Onun yerini, sözlüklerin "Düşman ya da zararlı kimseleri topluca ortadan kaldırma" diye tanımladığı "tenkil" almıştı. Bakanlar Kurulu kararlarında "tenkil"den söz ediliyor, Genelkurmay'ın arşivine tenkil raporları yağıyordu: "Bu hava taarruzunda özellikle Sabiha Gökçen Hanım'ın attığı 50 kiloluk bir bomba Keçizeken köyünden kuzeye doğru kaçan asi grubuna olduk­ça ağır bir zayiat verdirdiği yapılan gözetlemeden anlaşılıyordu."
Mehmet Kangutan da belleğindeki arşive yazmıştı tanık olduklarını: "Bir ara dediler ki yukardan kırıp geliyorlar. Tabii anamız gözü açık biri. Beni, ağabeyimi çıkarttı köyden... Gelmişler köye, toplamışlar tarlalarda. Biz tepenin arkasındaydık. Ordan mitralyöz seslerini duyuyorduk. Bizim köy ateşlendiği zaman, konağımız büyüktü, o konağı yaktıkları zaman ağlama tuttu beni. Biz karşıdan görüyorduk. İnsanlar da öldürüldükten sonra köyde insan hemen hemen kalmadı, ama biraz kaçan vardı."
Aynı sıralarda, yani 1937 Haziran sonlarında manzarayı Genelkurmay şöyle yorumluyordu: "Devam eden tarama faaliyetinde birçok asi köyleri yakılıyor, sıkıştırılan eşkıya grupları ile yapılan müsademelerde oldukça ağır zayiat verdiriliyor ve çok sayıda büyük baş hayvan, koyun ve keçileri toplanarak mahalli kaymakamlıklara teslim ediliyordu."
Genelkurmay'a gönderilen raporlarda benzeri cümlelere gittikçe daha sık rastlanır olmuştu. Bu raporlarda Seyit Rıza'nın adı da çok sık geçiyordu. "Temmuz 1937 sonlarında Tunceli'nin 1937 itaatsizliğine katılmış olan bütün aşiretlerin bölgelerinde, inilmemiş dere, çıkılmamış dağ ve taranmamış hiçbir yer kalmamıştı. Sarf edilen bütün gayretlere rağmen Seyit Rıza ve avenesi henüz ele geçirilememişti."
"Generalissimo"

Aynı günlerde Seyit Rıza, İngiliz Dışişleri Bakanlığı'na bir mektup yazıyordu. Seyit Rıza, "Dersim Generali" diye imza attığı ve elli yıl sonra ilk kez Nokta ile gün ışığına çıkan bu mektupta, İngiliz hükümetinden yardım istiyordu. Ne var ki, umduğunu bulamayacaktı. İngiliz Dışişleri Bakanlığınca İstanbul'daki İngiliz Konsolosluğu'na gönderilen bir yazıda şöyle deniyordu: "Eğer Türk hükümetine, mektubun tarafımızdan dikkate alınmadığı gayri resmi olarak bildirilirse iyi olur."
Bu ilginç yazının tarihi de ilginçti. İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın yazısı 5 Ekim 1937 tarihini taşıyordu.
Oysa Seyit Rıza bu yazıdan yaklaşık bir ay önce, 10 Eylül günü tutuklanmıştı. Anlaşılan bu kez İngiliz politikası, "bekle ve dengenin kimden yana döneceğini gör" biçiminde gelişmişti.
İngilizlerin gözlediği denge, Seyit Rıza'nın aleyhine bozulmuştu. Abasan aşiretinin başı Seyit Rıza, tutuklanmıştı. Kimi kaynaklara göre bu tutuklanma, "teslim olma" sonucunda gerçekleşmişti. Kimi kaynaklara göre ise, Seyit Rıza hükümetin "barış görüşmesi" çağrısına uyarak Erzincan'a gitmiş ve ele geçmişti.
Seyit Rıza'nın öyküsü yargılanıp 18 Kasım 1937 tarihinde sona eriyordu. Seyit Rıza, küçük oğlu Reşik Hüseyin, yeğeni Yusufhan aşireti reisi Kamber, Kureyşan aşireti reisi Seyit Hüseyin'in de aralarında bulunduğu on kişiyle birlikte asılmıştı. Bu, aynı zamanda 1937 harekâtının sonuydu. Başbakan İsmet İnönü, idamlar dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Dersim meselesini ortadan kaldırdık, son verdik. Dersim müşkilesinden kurtulduk. Dersim'i her türlü askeri hareketlerle temizledik" diyordu.
Ancak, "mesele" ortadan kalkmamıştı. 1938'e yine huzursuzluklarla girilmişti. Gazeteci Naşit Uluğ, şöyle anlatıyordu: "Azgınlık bu sefer Kalan mıntıkasında başladı. Kalanlılara bundan önce uslu oturduklarından dokunulmamıştı. Henüz imar ve temdin çalışmaları kendi bölgelerine erişmemiş olan Kalanlılar, ağaların ve Seyit'lerin tahrikine uyarak Diztaş karakoluna tecavüz ettiler. Kış gelmişti, dağlar karla örtülmüştü, yollar henüz bitirilmemişti, harekâta yazın devam edilmek üzere kış geçirildi. Havalar açılınca asker Kalan mıntıkasına girdi."
Bir başka "bahar"

Dersim'de yine hazırlık vardı. Yine bahar bekleniyordu. Ama bu kez hazırlıklar daha sistemli, tedbirler daha yoğundu. Başbakan da artık Celal Bayar'dı. Gerek 1937, gerekse 1938 harekâtını "yakinen" izleyen gazeteci Naşit Uluğ şunları aktarıyordu kitabında:
"Kamutay 1938 yaz tatiline girerken o zamanki Başbakan Celal Bayar, iç meseleler arasında Dersim'e de temas ederek, 'Bu yıl Dersim denilen işi kat'i surette tasfiye etmek için devletin bir tedbiri daha olduğunu ve ordumuzun Dersim havalisinde vazife alacağını ve umumi bir tarama hareketiyle bu meseleyi kökünden söküp atacağını söylemişti."
1938 harekâtı için her şey hazırdı. Öyle ki, harekâtın artık basılı bir "kılavuz kitabı" bile vardı. 1938 yılında Elazığ Turan Matbaası'nda Tunceli Vali ve Kumandanlığı tarafından bastırılan kitapçığın adı şöyleydi: "Tunceli bölgesinde yapılan eşkıya takibi hareketleri, köy arama ve silah toplama işleri hakkında kılavuz."
Dam nasıl yakılır?

Kılavuz, bir tenkil hareketi için gerekli tüm bilgileri içeriyordu. Örneğin, "köyde eşkıya araması" bölümünün 6. maddesinde "Silah atan köy yakılmalıdır" denilirken, 7. maddesinde bu işin nasıl yapılacağı anlatılıyordu: "Damlar taş ve topraktan ibaret olup yalnız tavan ve direkleri ve ağaç dalları vardır. Bunları yakmak güçtür. Ancak dam üstünden bir kısım toprak atılarak ağaçlar meydana çıkarılır. Toplanacak odun ve çalılar burada yakılmak suretiyle bina ateşe verilir. Oda kapısından içeriye odun yığarak ateşleme sureti ile genişletilir."
Kılavuzun "silah toplama" bölümünde de şu "bilgiler"e yer veriliyordu: "Silah teslime mecbur etmek için kadın ve çocukların toplanarak hükümete teslim edileceğini söylemek çok kere iyi netice verir. Bu gibilerin damlarını yakmak faydalıdır."
O günleri yaşayanlardan Şükrü Baykara'nın "kıran kırana" diye tanımladığı bir çatışma başlamıştı artık Tunceli'de. Genelkurmay yayınında, bu çatışmalardan 21 Temmuz 1938 günü Laç deresi civarında cereyan edeni şöyle anlatılıyordu:
"Haydutların sığındığı, ağızları mazgallı taş duvarlarla kapatılmış mağaralar, cesur askerlerimiz tarafından kuşatılmış, top ve makineli tüfek ateşinden başka 25'inci Alay'dan gönderilen istihkâm müfrezesi tarafından tahrip kalıpları atılmak suretiyle mağaralar tahrip edilerek içindekiler öldürülmüş, can havli ile dışarıya fırlayanlar da ateşle imha edilmişti. Böylece tarama sahası içindeki mağaralarda toplam olarak 216 haydut imha edilmiş, ayrıca 12 haydut cesedi Munzur suyu üzerinde görülmüştü."
Genelkurmay yayınının bundan sonrasında tarihler, mevki isimleri ve ölü sayıları birbirini izliyordu: "Haydutlardan 20 kadar ceset... Tayyare filosunun bombalı taarruzunda haydutlardan 40'tan fazla zayiat... Kaçmak isteyen 49 kişinin imhası... Dört köyden 395 haydudun ölü olarak ele geçirilmesi..."
Ve bir örnek: "Mameki Dağ Tugayı bölgesinde bir kuvvetimiz Çat Köyü'ne ateş baskını yaptı. Bu baskına haydutlar şiddetle karşı koydularsa da Çat Köyü'ndeki kalabalık, perişan bir halde bağrışma ve feryatlar içinde kaçıştılar. Bu müsademede haydutlar 15'i silahsız olmak üzere 70 kadardı. Müsademe sırasında 20 kadarı imha edildi."
Doğal olarak raporlara, belgelere yalnızca rakamlar ve kuru bilgiler yansıyordu. 80 yaşındaki Menez Akkaya ise, Nokta'ya anlattıklarıyla canlı bir tablo çiziyordu:
"Ben o zaman genç kızdım. Bizim köye askerler birkaç kez geldi gittiler. Bir şey yapmadılar bize. Türkçe bilmediğimiz için ne dediklerini anlamıyorduk. Daha sonra bir gün yine geldiler. Bütün köy halkını topladılar. 200-300 kişi vardı. Kadın, çoluk çocuk hepsi oradaydı. Hepimizi Değirmentaş'ın oraya götürdüler. Bize, silahlarımızı toplayıp serbest bırakacağız diyorlardı. Ama bizi çay kıyısına götürüp öldürdüler. Kocamı da öldürdüler. Biz üç kişi kurtulduk. Ben ağaca yapıştım, öyle kurtuldum. Günlerce aç susuz ölülerin yanında kaldık. Öyle olmuştu ki, korku diye bir şey kalmamıştı
1938 fırtınası Eylül sonunda diniyordu. Ardında binlerce ölü bırakarak. Genelkurmay yayınına bakılırsa, ölü sayısı 4 binden az değildi. Gerçi bu, Kurtuluş Savaşı boyunca 9 bin kişinin şehit olduğu düşünülünce oldukça büyük bir rakamdı, ama yine de "kesine yakın" olduğu söylenemezdi. Çünkü ölü sayıları genellikle yuvarlak hesaplarla veriliyor ve örneğin "tarama bölgesi içinden ölü ve diri 7954 kişi çıkarılmıştır" gibi, ölü sayısının bilinemeyeceği ifadeler kullanılıyordu.
Aralarında, özel olarak gönderilen Muhafız Alayı'nın bulunduğu yaklaşık 50-60 bin kişilik askeri kuvvet artık çekilmeye başlamıştı, Tunceli'den.
İsyan bitmiş, ölen ölmüştü. Kalan sağlar ise... Onlar için Bakanlar Kurulu, "Tunceli halkından ve yasak bölgelerin içinden ve dışından 5-7 bin kişinin Batı illerine nakil ve iskânı" kararını almıştı.
Ve İngiltere'nin Trabzon Konsolosu, Dersim olaylarıyla ilgili olarak Ankara'daki Büyükelçiliği'ne gönderdiği son raporunu şu değerlendirmeyle sonuçlandırıyordu: "Artık söylenen şu: Türkiye'de Kürt sorunu bitmiştir."
__________________________________
* Nokta Dergisinin 28 Haziran 1987 tarihli yıl 5, sayı 25'te "Dersim 1937-1938/ Yarım Yüzyıl Sonra" başlıklı dosyası Ayşenur Arslan, Hıdır Göktaş, Nadire Mater, Mahmut Övür ve Seral Özzeybek imzalarını taşıyor.
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#216528
Evet isimlerden bazılarını sayayım

İsmet sezgin
Ahmet necdet sezer

O günlerden kalan iki isim.
Ne zor tarih okumak.
Dersim vakası tarihimizde o kadar çok ki.

Mecburu iskan
bu olayın kibar adı.
Siz burada rahat durmuyorsunuz

Sizi başka bir yere gönderiyorum.

Ahmet necdet Sezere sormak lazım.
Yapılanlar doğru muydu?

Devletin Cumhurbaşkanı oldu ama.
Korkmaya devam etti.
Acaba o günleri iyi bilmesinden dolayı mı?
Derin devlete yani bürokrasiye
o kadar sadakatle bağlıydı.

O da İsmet Paşa gibi bir Cumhurbaşkanı oldu.
Sert ve Millete uzak.

Ama tekrar sormak isterdim.
İsmet Sezgine
ne durumdayız.
Çözdük mü?
Sorun yok ki aslında çözülsün.

Asıl sorun Devletin halka nasıl davranacağı.
Benzer sorunlar
çeşitli adlarla heryerde olabilir.
Sosyolojik bir olay.

Bir başkaldırı.
Haksızılığa karşı.

(Bazı arkadaşlar derin devlet lafını isimlerde falan arıyor.
Oysa Derin devlet demek
Burokrasinin devleti kanunlara uymadan yönetmesinden ibarettir.

Kanun yetmiyor
İnsanlar ancak
böyle yaparsak idare ediliyor demektir derin devlet.

Herhangi bir tapu memuru
sağlık çalışanı
nufüs müdürü
kanunlara değil kafasına göre davranıyorsa
o derin devlettir. )
müslüm akpek Üye
Üyelik: 2007-02-08 Herkese açık mesaj: 11.752
#216530
Bu anlatılanlar, açıkca bir isyanın bastırılmasıdır, adı Dersim yada başka bir şey olsun sonuçta burada devlete karşı bir ayaklanma olmuş ve devletde bunu bastırmıştır, devlet ne yapmalıydı bu insanları muhattap alıp istediklerini vermelimiydi, ben Dersim konusunda kıyameti koparanlardan butaya lütfen devletin o zaman ne yapması gerektiğini yazmalarını istiyorum.
Yani devlet öldürüldüğünü söylediğiniz 7500 kişiyi tabi doğruysa, zevk için mi öldürdü.
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#216535
Yanlışın devam ediyor.
Sorun ayaklanmanın
bastırılış biçimidir.
Uçakla sivil insanların üstüne bomba atmaktır.
Herkesi ayrım yapmadan
çoluk çocuk öldürmektir.

İsyan nasıl bastırldı bir de sen bu yapılanları oku.
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#216536
Ne yapılmalıydı.
Sadece silahlı olanlar
çatışma anında ölen ölür sonra
yakalanlar adil bir şekilde yargılanır.
Ama bu şekilde isyan bastırılmad.
nasıl yapıldı.

Uçak gönderildi
uçak
köylerin üzerine
herekes
tüm köyler
makineli tüfeklerle tarandı.
Alxas aşireti
büyük ve önemli bir aşirettir.
Bugünde öyle.
Allhaslılardan nasıl isyan bastırıldı okuyun
Ondan sonra yorum yazın.
Ezberiye
parti şunu bunu ile bu konuyu anlayamazsınız.
müslüm akpek Üye
Üyelik: 2007-02-08 Herkese açık mesaj: 11.752
#216537
Sayın Osman kardeşim, bir soru sordum madem bu kadar iyi biliyorsun isyan nasıl bastırılır, söylermisin, devlete karşı yapılan bir isyan nasıl bastırılır, inan çok merak ediyorum.
Bölükbaşı Üye
Üyelik: 2006-10-24 Herkese açık mesaj: 155
#216540
müslüm akpek;216537 wrote:Sayın Osman kardeşim, bir soru sordum madem bu kadar iyi biliyorsun ,
Sanırım Geçen yıldı, Bor madeni ile ilgili bir konu açılmış yorum yazmıştım .

Osman bey yorum ve görüşünü ısrarla belirtmişti .

O günden itibaren Nizip.com'da Bilgisayar ve Tarım konuları bölümü dışında pek katılımım olmadı . :)
müslüm akpek Üye
Üyelik: 2007-02-08 Herkese açık mesaj: 11.752
#216542
nizip.com olarak her görüşe saygı duyarak herkesin fikirlerini öğrenmek görevimiz olmalı.
Küsmeden kızmadan ölçülü bir şekilde herkesin yazması siteyi zenginleştirecektir.
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#216545
Yukarda yazıyor Müslüm abi ,
Okumadığınız için ne olduğunu bilmiyor
bir parti görüşü gibi bakıyorsunuz.

Bolukbaşı kardeşim
yaşın ve tahsilin bana denk herhalde
5 metre dilin var bakıyorum.
Sen görüş yazdında engelleyen oldu mu?
Bölükbaşı Üye
Üyelik: 2006-10-24 Herkese açık mesaj: 155
#216547
Tahsili bilmem ama yaşım denk sayılır. Zaten dilimi uzatmadan bir çırpıda cevabıda vermişsin .
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#216548
Hayır cevap genelde vermiyorum
Ama bundan sonra kimseye cevap niteliğinde yazı da yazmayacağım.
Eskisi gibi köşeme çeklip ordan devam edeceğim.
Görüyorum ki
Doğruyu öğrenmek
bilgi sahibi olmak isteyen yok.
Herkes internetten bulduğu
bir iki satırı kendi görüşü gibi
buraya kopyalayıp yapıştırıyor.

Sonrada sen insanlar doğrusunu öğrensin diye
düşün dur.

Demek ki gerek yokmuş.
Ben karışmayacağım.
müslüm akpek Üye
Üyelik: 2007-02-08 Herkese açık mesaj: 11.752
#216557
felsefefe;216548 wrote:Hayır cevap genelde vermiyorum
Ama bundan sonra kimseye cevap niteliğinde yazı da yazmayacağım.
Eskisi gibi köşeme çeklip ordan devam edeceğim.
Görüyorum ki
Doğruyu öğrenmek
bilgi sahibi olmak isteyen yok.
Herkes internetten bulduğu
bir iki satırı kendi görüşü gibi
buraya kopyalayıp yapıştırıyor.

Sonrada sen insanlar doğrusunu öğrensin diye
düşün dur.

Demek ki gerek yokmuş.
Ben karışmayacağım.

Osman da tamam sıradaki gelsin.:D:D
xxhidayet Üye
Üyelik: 2009-01-31 Herkese açık mesaj: 3.361
#216565
Tarihin her döneminde rejime veya devletin işleyişine karşı halk ayaklanmaları olmuştur veya olacaktır.
Burada Devletin hukuk mekanizmaları ve sosyal çerçeve içerisinde bunu değerlendirmesi en önemli görevidir.
'Tiz vurula kellesi' tabirinden uygulamaların ne akla ve ne de mantığa uygun olmadığı malumun ilanıdır.
Yahudi toplumu eleştirilebilir. Ancak, Adolf Hitler'in bu toplum üzerindeki 'soykırım' ı hiç bir şekilde haklı gösterilemez.
Stalin'in işlediği toplu kıyım ve sürgünleri 'bir devlet politikası' diye göstermek, acınası bir mantıkla açıklanabilir.
Bir Pol Pot'un "rejim düşmanı" diye kendi halkına uyguladığı ve 2 milyon insanın acımasızca katline seyirci kalınması 'Hangi hukuka sığar...???'
Düne kadar tüm Dünya'nın seyirci kaldığı Hutu'ların Tutsi kabilesi üyeleri acmasızca sokak ortasında palalarla parçalamaları insanlığın utanç vesikası değil mi?!..

Dolayısyla bugün resmi belgelerle ispat-ı mucip hale gelmiş bir "Dersim Trajedisi"nde; Kendi halkını havadan uçaklarla bombalamak...mağraya sığınmış insanları zehirli gazlarla toplu imha..dağlardan bataryalarla top atışlarıyla 'Toplu İmha, kurunun yanında yaşta yansın' mantığını,
neye göre
ve hangi Sosyal,
Hukuk ve Demokrasi anlayışına
sığdıracağız???!!...
müslüm akpek Üye
Üyelik: 2007-02-08 Herkese açık mesaj: 11.752
#216638
xxhidayet;216565 wrote:Trajedisi"nde; Kendi halkını havadan uçaklarla bombalamak...mağraya sığınmış insanları zehirli gazlarla toplu imha..dağlardan bataryalarla top atışlarıyla 'Toplu İmha, kurunun yanında yaşta yansın' mantığını,
neye göre
ve hangi Sosyal,
Hukuk ve Demokrasi anlayışına
sığdıracağız???!!...

Sen niye o kadar uzağa gittin ki, PKK mücadelesinde bunlardan çok daha fazlası yapıldı.
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#216649
müslüm akpek;216638 wrote:Sen niye o kadar uzağa gittin ki, PKK mücadelesinde bunlardan çok daha fazlası yapıldı.

Bu uygulamalar devam etmeli mi sence.
15 trilyona bir terörist ele geçirilmiş.
Bir bakan hesaplamış.
Ölü yada diri.

Bu teröristlerin
ele başılarına desek ki
Onlarda bizim kardeşimiz evlatlarımız.
(Suçluysa suçlu elbette)

Gelm lan geri zekalı
al sana 1 trilyon
gelirken 10 arkadaşınıda getir.
Bir iş kurun
çalışın beraber.
Seve seve gelir çalışırlar.
14 triyonda devlete kalır.
Alim Allah böyle işte bu kadar basit.
xxhidayet Üye
Üyelik: 2009-01-31 Herkese açık mesaj: 3.361
#216651
müslüm akpek;216638 wrote:Sen niye o kadar uzağa gittin ki, PKK mücadelesinde bunlardan çok daha fazlası yapıldı.

O bir gerçek!.. işte burda 'Acılardan kendine nema sağlayanların' daha fazla ve kanın üstüne bina dikilmemesi için ve

"anaların gözyaşlarının dinmesi"

için....
DENİZ Üye
Üyelik: 2009-01-12 Herkese açık mesaj: 21
#216707
Bir başka açıyla dersim olayları belgeseli...Akademisyenler ve yaşayanların anlatımlarıyla.......Youtube da 7 bölüm halinde var....1.bölümün linkini veriyorum diğer bölümlerde ardı ardına geliyor...Kesinlikle tüm bölümlerin izlenmesi gerektiğini düşünüyorum....Olayları çift yönlü düşünerek analiz yapılabileceğini düşünüyorum.... Öncedende belirtiğim gibi bu bir belgesel olup belgelere ve kişilere dayanmaktadır.....

YouTube üzerinde aç


Youtube girmeyenler için tamamı aşagıdaki linkte var....play a tıkladıktan 13-14 saniye sonra video başlıyor...

https://www.derenahiyesi.com//index.php?option=com_content&task=view&id=1&Itemid=36
müslüm akpek Üye
Üyelik: 2007-02-08 Herkese açık mesaj: 11.752
#216709
Deniz 2. bölümü dört gözle bekliyorum.
DENİZ Üye
Üyelik: 2009-01-12 Herkese açık mesaj: 21
#216713
2.bölüm 1.bölüm bitince ekrana geliyor....Ekrana gelen iki videodan üsttekine tıklayınız...diğer bölümleride bu şekilde izleyebilirsiniz...
YusufSerce Üye
Üyelik: 2006-08-30 Herkese açık mesaj: 510
#216719
müslüm akpek;216638 wrote:Sen niye o kadar uzağa gittin ki, PKK mücadelesinde bunlardan çok daha fazlası yapıldı.

PKK mucadelesinde cok daha fazlasi YAPILMADI! Cunku cok sukur ki artik Mustafa Kemal gibi bir diktator yoktur!!!!

Bakiniz, dogruyla-egriyi hukukla haksizligi ayirmamiz gerek! Ben sahsim olarak Amerikan hukumetine tam 5000 sayfalik PKK raporu sundum, gunlerce derdimizi anlatmaya calistim ve cok gururla da soyleyebilirim bizim de etkimizle bir nebze dogru goruldu!!! PKK bir TEROR ORGUTUDUR!!!! ama ayni zamanda Dersim'de yasanilan olaylar da bir SOYKIRIMDIR!!!!!

Insan canin oldugu yerde yurek vardir, yurekler carptikca bu zulumler AKLANAMAZ!
müslüm akpek Üye
Üyelik: 2007-02-08 Herkese açık mesaj: 11.752
#216789
Yusuf sen ne sıfatla Amerikan hükümetine böyle bir rapor verebildin, yoksa sendemi istihbarattansın.
YusufSerce Üye
Üyelik: 2006-08-30 Herkese açık mesaj: 510
#216812
müslüm akpek;216789 wrote:Yusuf sen ne sıfatla Amerikan hükümetine böyle bir rapor verebildin, yoksa sendemi istihbarattansın.

:))) Ciddi misin, saka mi yapiyorsun tam cozemedim ama bizi de adama sayacak bi 'sifat' buluyolar iste:))))

Bu yazdiklarin nedense 'muhtelif...' konulara gonderilmemis?! Nedem acaba? Yoksa belediye ile ilgili olmadigi icin mi?!
müslüm akpek Üye
Üyelik: 2007-02-08 Herkese açık mesaj: 11.752
#216838
Yusuf gerçekten merak ettim sen Amerika'da ne iş yapıyorsun.
vedatakkas Üye
Üyelik: 2008-01-08 Herkese açık mesaj: 761
#216894
YusufSerce;216812 wrote::))) Ciddi misin, saka mi yapiyorsun tam cozemedim ama bizi de adama sayacak bi 'sifat' buluyolar iste:))))

Bu yazdiklarin nedense 'muhtelif...' konulara gonderilmemis?! Nedem acaba? Yoksa belediye ile ilgili olmadigi icin mi?!
bana bak serçe,sen hiç diktatör görmemişsin galiba...dedeme de takmıştın sen,hani şehitlerimizi fani görmüştün ya ,hatırlamışsındır beni.
ATATÜRK ile fazla uğraştığına göre,yeni diktatörümüzden haberin yoktur sanıyorum.
amerikadasın yaaaaaaa:p

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim