Kitap okumaya başlamak için öncelikle sağ elimizdeki fareyi bir kenara koymak gerekiyor. Sonra bir şeyler düşünülebilir. Aklıma şöyle bir fikir geldi, bu konuyu takip edelim. Herkes burada en son okuduğu kitabı özetlesin ve tavsiye edip etmeyeceğini yazsın. Ben başlamak isterim.
Stratejik Üretim Yönetimi, Tekin Akgeyik: Kitap akademik düzeyde Yalın Üretim (Lean Manufacturing)’in temellerini anlatıyor. Yalın Üretim nedir diye soracak olursanız. Bir üretim düzeneyinde ara stokları minimum yaparak üretimi kesintisiz devam ettirmek diye özetleyebiliriz. Bunu daha anlaşılır bir şekilde anlatacak olursak, bir zeytin presini ele alalım. Zeytin yağı çıkarmak için ne lazımdır? Zeytin, enerji, taşımak için araç ve de üretimi stoklamak için teneke. Bunları öyle ayarlayacaksınız ki zeytin yağı üretilir üretilmez hemen fabrikadan çıkıp satılmaya gidecek. Ne içeride zeytin çekilmek için bekleyecek ne de zeytin yağı satılmak için bekleyecek. Anlatımım tavşanın suyunun suyu oldu belki ama işin felsefesi anlaşıldı sanırım. Eğer işletme ve üretim sistemleri üzerine ileri düzey birşeyler öğrenmek isterseniz tavsiye ederim. Ama bu işlerle alakası olmayan birinin kitaptan birşey anlayacağını sanmıyorum.
Mustafa bey bence haklı. Kahvehanelerde kitap bölümleri olursa, insanlar boş kaldıklarında ellerini atarlar. Neden olmasın. Sadece kitap değil başka faydalı çalışmalarda düşünülmeli ve öneri olarak yazılmalı. Sonrasında aklımıza yatanlara için bir kampanya başlatabiliriz.
Admin abi soylediklerin mantıklıda nereye kadar millet kıraathanelere kitap okumaya gelecek veya eline kitapalacak.Öncelikle bunu kıraathane sahipleri sahip çıkmaları gerekir.Okey kagıt dururken kimsenin yanasacagını zannetmiyorum......:(
Erol Anar’ın Sana Mektuplar adlı romanı hep severek defalarca okuduğum bir kitapdır...
Kitapta yazar kendine bile söyleyemediği sırları okuyucularıyla paylaşmış. Yani her insan bazen kendine bile anlatmadığı sırları başkasına anlattığında farkeder ya işte yazar bize bunu anlatmaya çalışmış...
Yazar içinde yaşattığı sevgiliye farklı zamanlarda mektuplar yazarak kendini ifade ederek kendi içindeki sırları yansıtmış....
<pre <p align="left" Kısa bir bölümü bu yazıyı şans eseri nette buldum:)
SANA MEKTUPLAR
Biliyormusun, seni karsimda hiç bir zaman sen olarak
bulamadim. Aslinda sen yoktun, benim için degil yanlizca,
kendin içinde. Zaten senin temel ve en önemli sorunun
buydu. Hani bir sey görürsün bazen uzaklarda belli
belirsiz bir sey, seklini hiç bir seye benzetemessin. bir
canli, bir esya, bir kutu,bir kus ya da herhangibi bir sey
olabilir. Ama seçemessin; seçemedigin için aslinda hiçbir
seydir o senin için. Iste öyle bir duygu hissettim, her
zaman senin karsinda.. Sen karsimda ya da yanimda
oturuyordun, ama hep uzaklardaydin, dalgindin.
Yanimdaydin ve yoktun.
Bilirsin, insan içinde bir süre yasadigi her ortama ayak
uydurur ve alisir. Insan, önceki boyutu unutur ve sanki
yüzyillardir o an içinde bulundugu ortamda yasiyormus
gibi hisseder kendisini. Ancak alistikça da mutsuzlugu
artar; çevresine, topluma ve kendisine yabancilasir.
Insan kendini nereye ait hisseder? Dogup büyüdügü, o
bin isik yilli uzakta kalan kente mi, yoksa yasamini
sürdürdügü yere mi? Ya da henüz görmedigi, saiirin "Bir
yer var biliyorum, anlatamiyorum." dedigi belirsiz bir
yere mi?
Insan dogup büyüdügü yerden uzaklastikça mutsuzlugu da
artiyor ve sürekli geriye bakarak giderek siliklesen
.bir zamanlar mutlu oldugunu sandigi- günlere özlemi
artiyor. Insanlik tarihi de hep bu arayisin- bir yer var
ya da olmali- arayisin üzerinde yükselmistir. Insanlik tarihi,
hep ileriye, daha güzelin aranmasina yöneliktir. Insan,
tatminsizdir. Içinde bulundugu- kendi tercihiyle de olsa-
hiç bir ortam onu tatmin etmez. Bir süre sonra o ortamdan
sikilir. Ve baska bir arayisa girmek ister. Ancak çogu
insan bunu basaramaz. çünkü, yasamin baglari onu sikica
kusatmistir ve içinde bulundugu ortami terk edemez.
Bu durumda yasam anlamsizlasir ve kisinin mutsuzlugu
katlanarak büyür.Yeni bir arayisa girmek, büyük bir
cesaret ister. Insanlarsa, genellikle yeni zorluklara
gögüs germeyi "belirsiz bir gelecek" ugruna anlamsiz bulur.
Oysa anlamsiz olan, yanlizca simdiki yasantilaridir.
Kendini hiçbir yere ait hissetmedigini, her yerde yabanci
olarak duyumsadigini söylemistin bir gün. Bence bu,
kendini kendine bir yabanci olarak hissediyorsun.
Bu bulundugun yerle ilgili bir sorun degil. Insan, kendisinden
kaçtikca, kendi içine inmekten uzaklastikça, nerede bulunursa
bulunsun kendisine yabancilasacaktir.
Yabancilasma insanin içsel huzurunu ve kendisiyle
barisikliginida ortadan kaldiriyor. Ve insan kendisini
yasama yenilmis hissediyor.
Kendini sürekli yenik hissetmek, herhangi bir seye degil
insanin kendi kendisine yenilmesir, demistim sana.
Ve yenilmeye bir kez yenilirsen, artik hiç bir seyi yenme
sansin yoktur. Kendini yenemeyen insan, hiç bir seyi yenemez.
Amerikali komedyen Milton Berle, " firsat kapinizi
çalmassa... bir kapi yaratin" der. Senin yapman gereken
de bu. Bir kapi yaratman gerekiyor. Açilmayan kapilara,
ileriye dogru yürümelisin. Yeni bir kapi her zaman
yaratabilirsin.
Yasam her zaman güçlü olmayi gerektirir. Tek basina
ayakta kalmak zordur, ama bir kez bunu basarabilirsen
hiç kimse ve hiç bir sey seni yikamayacaktir. Senin de
yapman gereken, kendinden özür dilemen ve yeniden yasam
mücadelesine baslamandir. Insan, yanlizca baskalarina
haksizlik ettiginde degil, kendisine haksizlik ettiginde
de kendisinden özür dilemeyi bilmelidir. bu, insanin
kendisi ile barisik olmasi için çok önemli bir yoldur
Niye çekip gidiyorsun sessizce aramızdan?Dayana bilecek miyiz buna bilmiyorum.Işıgınsöndügü kenarda bekliyor olcagız seni sakın gelmemezlik yapma olur mu?Karanlıkda bırakma bizi.Sonra bizlerde küseriz sayende dünyaya.En önemli ne biliyormusun senin var oldugunu bilmek yaşatıyor bizi.Hücremde yarı açık loş ışıkta bekliyor olcam seni.Sakın gelmemezlik yapma olurmu?Kahroluruz sonra ayrı düşmek ayrılıktır sonuçta.Gözden ırak olan gönüldende ırak olurmuş.Irak düşme GÖNÜL BAHÇESİNE.......Sakın gelmemezlik yapma olur mu?
Nelerle ugrastigina bir bak, dostum! Elinle, beyninle, dilinle, kaleminle, yüreginle hep bir seyler yoguruyor, egiyor, büküyor, dokuyor, yaziyor, örüyorsun. Bu hep böyle! Belki biktin, belki yoruldun. Belki de inceden inceye “Bu böyle gitmez!” çigliklari atiyorsun. “Mecburen, mecburiyetten” diye mirildaniyorsun. “Nereden çikti bunlar?” “Hiç bitmeyecek mi?”. “Ben bunlarla ugrasacak adam miyim?” Dogrusu, bunca soru her gün benim de yüregime dolusuyor; beni de umutsuz ediyor, mutsuz ediyor.
Iste sana büyük sirri fisildiyorum: Hayatta biçimlendirdigimiz seylerin kendisini aramiyoruz aslinda. Ugrasilarimizin ortasinda olusturmaya çalistigimiz bir bosluk, kendimize ait bir oda, kendimize özgü bir alan var. Tipki testi yapan ustanin çamurla ugrasirken yaptigi gibi. Aslinda ustanin testi yapmak için elini çamura bulama nedeni çamurun ortasinda bir bosluk-su doldurulacak ve su içilecek bir bosluk- olusturmaktir. Ne var ki, testi ustalarinin çogunun testi yaparken su içmeye vakit ayiramamasi gibi, sen, ben ve senin ve benim gibi binlercesi testi yapmaktan basini kaldirip testiden su içmeye firsat bulamiyor.
Evet, çogu zaman, gündelik ugrasilarin arasinda yüregimizin susuzlugunu sonsuzcasina giderecek, ruhumuzu sonsuz mutluluklara gönderecek bir “kevser”i doldurup içebilecegimiz boslugu istiyoruz. Gündelik ugrasilarimizla o boslugu olusturacak zamanlarin ve mekanlarin kabugunu örüyoruz, kabini sekillendiriyoruz. Farkinda olmadan serin ve tatli bir testi boslugu insa ediyoruz.
Testi yapmaktan boslugu görmeye ve kullanmaya vaktimiz olmadigi için, inadina hep çamurla ugrastigimizi düsünüyoruz. Gel, bugün için olsun, testi yapmayi birak, yaptigin testiler içinde kendine ve sevdiklerine ayirdigin o derin boslugu farket.. Lütfen iyice bak; göreceksin ki, herkes orada bekliyor seni. Su bos zamanlarda arayip durdugun, gecelerin sessizliginde bulusmaya çalistigin, günlerin telasinda özledigin kendin bile or’dasin! Çocuklugunun oyuncak bebegi hâlâ orada, donuk ve masum bir gülüsle agliyor. Babanin seni kucaklayip koklamakla duyacagi bitimsiz haz orada, annenin hiç zorlamadan dudagina yapisan hayirli evlat duasinin fisiltilari orada, kalbinin damarlarini genisletecek ferahlik duygusu orada.. Haydi, gel, sen de su iç!