Hani,
ben gittim ya senden...
’Seni seviyorum’ bile diyemeden
Hani...
son kez değemeden ellerin,
gözlerinde beni göremeden
Dudağıma buz vurdu,
bedenim dondu ya...
Sakın, silindin sanma
silinen sadece bedenimdi
Senden, bir parça geldi ruhumla
bir parçam sende kaldı
Sen geldiğinde,
tamamlanacağız
üzülme...Lütfen
Hazalyazının Hıncal Uluç’a ait olduğunu sanmıyorum. Ara sıra maille böyle yazılar geliyor. Heralde Hıncal hemşerimiz de (ne de olsa Antepli) vesile olmuştur.
Olayın sonunda böyle birşey olacağını tahmin etmiştim,
aslında 17 yaşında ölmek isteyen birine güzel bir ders verilmiş, ancak o anda orada bulunan anne ve babanın durumları bu dersi kaldıramayabilirdi, oğlunun 1 saat sonra öleceğini düşünen bir anne veya baba o anda bu acıyı kaldıramayıp daha kötü sonuçlar çıkabilirdi, işte o anda hayat dersi o gence değil o doktora verilmiş olurdu.
Mesele yataktan kalkabilmekte..24.03.2002 Sabah Gazetesi.
"Yarın sabah saat yedi buçukta kalkacağım" dedi genç kız.. Sonra ertesi günün programını yaptı.. "Duş.. Kahvaltı.. Evden çıkış.." diye başlayarak.. Önemli bazı ihtiyaçlarını karşılamak üzere alışveriş merkezine gidecekti. Sonra öğle yemeğinde uzun zamandır görmediği bir arkadaşı ile buluşacaktı. Öğleden sonra bir iş randevusu vardı.. .
Saatı sabah 7.30’da çalarken "Duş yapmasam da olur" diye düşündü... "Yarım saat daha kestireyim.." .
Bir yarım saat daha için kahvaltıdan da vazgeçti.. .
Alışveriş mi?.. O kadar da önemli değildi canım.. Ertesi güne kalabilirdi. Öğleye kadar uyusa ne kadar iyi olacaktı. O kadar sıcak ve çekici idi ki, yatak.. .
Öğle yemeğinde arkadaşı ile buluşma mı?.. Bunca zamandır görüşmemişler de ne olmuştu yani.. Birkaç gün sonra yeseler yemeği ne olurdu ki?.. Bir telefon eder, yok canım, yüz yüze konuşmak zor, bir mesaj çeker ertelerdi yemeği.. Oh be.. Artık canının çektiği kadar uyuyabilirdi.. .
Uyudu.. İş randevusuna, aç biilaç, alelacele yapılmış bir makyaj, iki fırça ile düzeltilmiş saçlar ve uykudan şişmiş gözlerle girerken, aynaya bakmadığı için, neden başarılı olamadığını da anlayamadı.. .
O gece yatarken gene plan yaptı.. 7.30 kalkış.. Duş.. Kahvaltı.. Gazetelere bakma.. 9.00: Alışveriş merkezine gidiş. 11.30: Arkadaşla buluşma.. 14.00: İş randevusu.. .
..Ve sabah 7.30 da saati çaldığında "Canım kahvaltı çekmiyor, duşu da daha dün gece aldım.." diye mırıldandı, yastığı kafasının üstüne koyup öbür tarafa döndü..
Kim mi anlattığım.. Siz.. İçinizden biri.. Kimbilir kaç kişisiniz orda.. Kaç yüz.. Bin.. 24.03.2002 Sabah Gazetesi.
Başarı, yataktan kalkma ile başlar.. Bu kadar basit.. Ama o kadar da zor.. .
Bir araştırma yapın yakın çevrenizde.. Başarılı olanlar, yataktan kalkmayı bilenlerdir. .
Nedir yataktan kalkmayı bilmek.. Karar verdiğin saatte gözünü açtığın anda, fırlayıp yataktan çıkmak.. Bir dakika bile gecikmeden.. Bir dakika bile yatak miskinliği yapmadan.. .
Uçak kaçacaksa, yaparız bunu.. Ama hayat kaçarken yapmayız.. Kaçan uçağın yenisi vardır oysa.. Ama kaçan hayatın saniyesi geri gelmez.. .
Yataktan kalkmayı öğrenmek, kendini tanımakla başlar.. .
Kendinizi iyi tanırsanız, kalkacağınız saati doğru belirler, güne doğru, yapabileceğiniz, başarabileceğiniz planla başlarsınız.. .
Saat 7.30’da yataktan çıkamadığınızı bile bile her gece "7.30 kalkış" diye yattınız mı, kendi kendinizi aldatır, daha kötüsü giderek aşağılık kompleksine düşersiniz.. "Ben ne berbat bir insanım. Verdiğim en basit kararları bile uygulayamıyorum" diye.. .
Bakın.. Hayali değil, gerçekçi planlar yapın.. .
"10.00’da kalkacağım" deyin.. Ama kalkın.. Geceden verdiğiniz kararları, ertesi gün uyguladığınız ölçüde kendinize güveniniz artmaya, kişiliğiniz oturmaya başlar. .
O zaman 7.30’da da rahatça kalkabilecek güce ulaşırsınız.. .
Yapamayacağınızı ezbere bildiğiniz planları her gece yatarken yapmak, sizi yaşarken öldürür. .
Durmadan plan yapıp ertelemek, hiç plan yapmamaktan çok daha hızla çürütür insanı.. .
Yataktan kalkacağınız zamana doğru karar verin ve kalkın.. Hayatınızın nasıl hızla olumlu gelişmeye başladığını göreceksiniz...
Her ne kadar her sabah duş alışkanlığım ya da iş görüşmemiz olmasa da muhakkak herkesin yapması gereken bir iş vardır....
Bu sene bu olayların aynısını harfiyyen yaşadım desem yalan olmaz... Çoğu kez "okula gitmediğin halde niye boş vaktin yok !! " tarzından sorulara takıldım... Gerçektende boş vaktim yoktu. UYKU saatlerimi vahşice harcıyordu... Dışarıdan bakınca kolay kolay anlaşılmıyor...
Halbuki geçen sene daha çokgezmiş daha çok işlerle meşgul olmuştum ... nedeni basitti her sabah 9’da okul vardı....
Bir abimizin hep dediği gibi " bir altın bileziğiniz de sabah uyanmanız olsun.. .