Nizip.com
Üye ol
Genç Muhabbet

GÖNÜL BAHÇESİ

Görüntülenme: …

VURGUN Üye
Üyelik: 2006-11-23 Herkese açık mesaj: 17
#29047


YORGUNLUK NEYE GÖRE YORGUNLUK....

DÜNYADA MÜSLÜMANLARA YAPILAN VAHŞETİ GÖRDÜKÇE DİYORUM Kİ BENİM YORULMAYA BİLE HAKKIM YOK...ÇÜNKÜ NE SAVAŞIN İÇİNDEYİM NE DE ATEŞ ALTINDAYIM...AÇ DEGİLİM GERÇİ ÖGRENCİLİGİN VERDİGİ FAKİRLİK DIŞINDA:))) .

NEYSE YORULMAYA BİLE HAKKIMIN OLMADIGINI DÜŞÜNÜYORUM ALİBEY KARDEŞİM....
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#29306
Bir porsiyon alabilir miyim:)
Huzi Üye
Üyelik: 2005-12-22 Herkese açık mesaj: 1.968
#29307
6 nOLU MASAYA YARIM PORSİYON ÇEEEEEEEEEEK.... Resmi aç
demet Üye
Üyelik: 2006-07-27 Herkese açık mesaj: 49
#29310
Güzel demis....
Hayat doğru bir çizgi üzerinde yürümüyor. Varlık âleminin başlangıcından beri hep devirler var. Her bitiş aynı zamanda yeni bir başlangıç. Her inişin bir çıkışı, her gecenin bir sabahı, her kışın bir baharı olduğuna hep inanıyor ve gelecek ile ilgili planlarımızı bu beklentilerle yapıyoruz. Yeterki ÜMITSIZ olmayalim....
demet Üye
Üyelik: 2006-07-27 Herkese açık mesaj: 49
#29313


Yanina ayran, cola ,meyve suyu alirmiydiniz??? Resmi aç .
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#29319
Yoo bu güzel yemeğin yanında. bir mehtap birde denize vuran bir yakamoz ekstra birde denizden esen meltem iyi olur :)
Omer Copur Üye
Üyelik: 2006-11-06 Herkese açık mesaj: 305
#29320
Ya bacım açız burda zaten sen de gelmiş iki kaşık gülücük falan diyon yaa Resmi aç
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#29332


Abi şimdi siz boş verin bu yemeği ben size bir öğrenci yemeği tarifi vereyim..

.

domatesli biberli yumurta

buyukce bir tavaya yag domates ve biber koyup bir sigara yakiyoruz.sigaranin kulu yere dusmek uzereyse yumurtalari eklemenin zamani gelmis demektir. yumurtalari kirip sigaramizi bitiriyoruz.
pismistir herhalde ocagin altini kapatiyoruz.
.

biberli domatesli yumurta

her gun domatesli biberli yumurta yemekten sikildigimizda yapabilecegimiz bu enfes yemek tipki biberli yumurtali domates gibi pisiriliyor.

makarna

bir tencere dolusu sicak suya makarna posetini bosaltip maç izlemeye basliyoruz. ilk yarinin ortalarina dogru kalkip altini kapatiyoruz. tencerenin icinden sectigimiz makarnayi fayansa firlatiyoruz. yapisirsa pismis demektir. devre arasinda hala icinde su kaldiysa tencerenin kapagini kapatip lavabodaki en kirli tabagin uzerine dogru dokuyoruz. (o zaman hem tabak temizleniyor hem de makarnalar catalla yenebiliyor) uzerine ketcap sikip yiyiyoruz.not: fayansa firlattiginiz makarnayi bi ara oradan alin. sayica fazlalastiklarinda bazen hangisini firlattiginiz karisiyo.

tuzlu makarna

yapilisi ayni makarnaya benziyor. tek farki bu kez makarnalari suya atmadanonce tuz koymayi akil
ediyoruz ..oyle daha guzel oluyor.

pilav

pilav aslinda basit bir yemek degil. aranan kriterler var. tuzlu yumusak ve tane tane olmasi gerekiyor. sonuncusu kolay. pirincleri tek tek pisirdiginizde tane tane oluyorlar ama uzun suruyor. maharet hepsini bir arada pisirebilmekte; ama cok da sorun etmeyin. nasil olsa icine yogurt koyup bulamac haline getirdigimizde hepsi birbirine yapisiyor. kisaca yag koyup uzerine pirinc ekliyorsunuz. sonra da su ve tuz koyup pisiriyorsunuz. hem bunu suzmeye de gerek yok.
Omer Copur Üye
Üyelik: 2006-11-06 Herkese açık mesaj: 305
#29335
İşte realist insan budur.
demet Üye
Üyelik: 2006-07-27 Herkese açık mesaj: 49
#29336
Yemek pisirmeyi senden ögrenicegim ben Resmi aç
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#29343

"FONT-WEIGHT: bold; FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #008080; FONT-STYLE: normal; FONT-FAMILY: Tahoma; BACKGROUND-COLOR: #e6e6e6; TEXT-DECORATION: none; layer-background-color: #E6E6E6" ÖĞRENCİ YEMEĞİ .
"FONT-WEIGHT: normal; FONT-SIZE: 8pt; COLOR: #008080; FONT-STYLE: normal; FONT-FAMILY: Tahoma; BACKGROUND-COLOR: #e6e6e6; TEXT-DECORATION: none; layer-background-color: #E6E6E6" Önce tencereyi ocağa koy bakalım
İçine de üç bardak kaynar su katalım
Bakkalın yazdığı makarnayı açalım
Salçayı unutma üstüne sos yaparsın
Al öğrenci yemeği daha ne ararsın

Sabah olup yumurta aldın mı eline
Bak akşamın, bulaşığı da kalmış yine
Sen o yumurtaları çırp bakalım hele
İçine baharatı tuzu da atarsın
Al öğrenci yemeği daha ne ararsın

Akşam mı oldu aç bir hazır tavuk çorba
Suyunu baharatını kendin ayarla
İçine de bir avuç şehriye atınca
Yanına da salata domates doğrarsın
Al öğrenci yemeği daha ne ararsın

Sakın akşamdan nohut ıslatayım deme
Beceremezsin nohutu da israf etme
Bir kere içine koyacağın et nerde
Uğraşma, ekmek arası peynir yaparsın
Al öğrenci yemeği daha ne ararsın

Ucuz pirinç alırsan yapışır tavaya
Sen suyunu çok kat da olsun sana lapa
Bir bardak pirince iki bardak su katsa
İşte o zaman sen pilavdan tat alırsın
Al öğrenci yemeği daha ne ararsın

Buzdolabı tam tıkır boş kaplar geziyor
Geçen hafta ki turplar çürümüş kokuyor
Ne yapcan artık bakkal amca da yazmıyor
İşte böle geceleri aç aç yatarsın
Ananın yemeklerini daha çok ararsın .
"FONT-WEIGHT: normal; FONT-SIZE: 8pt; COLOR: #008080; FONT-STYLE: normal; FONT-FAMILY: Tahoma; BACKGROUND-COLOR: #e6e6e6; TEXT-DECORATION: none; layer-background-color: #E6E6E6"
.
http://r_yigit84.sitemynet.com/mynet_resimlerim/martilar [Eksik eski medya kaydı] .
bu resimdeki aç kargalarda biziz Resmi aç .

Edited by - Gökhan Dokuyucu on 11/28/2006 12:48:48 AM
Omer Copur Üye
Üyelik: 2006-11-06 Herkese açık mesaj: 305
#29348
Abi şiir bile dizdin beee. Pes vallaha, bir ozanlık sezmiştim sende zaten. Resmi aç
noir doiser Üye
Üyelik: 2006-01-16 Herkese açık mesaj: 162
#29399


hayal etmek...umut etmek ne güzel.

gerçekleşmesede gerçekleşeceğini düşünmek...

yagarken kar izlemek gökyüzünden düşüşünü....

ne güzel görebilmek....

yaşamak her ani içini dolduran sevgiyle....

kavuşmayı özlemek ne güzel....

yeni gune ulaşmak çekmek havayı doldurmak ciğerlerine....

yaşamak ne güzel....
nizipli_mehmet Üye
Üyelik: 2005-10-03 Herkese açık mesaj: 8.461
#29699
gokhan abı bu kıtaptan aldıgın baslık MEHMET COSKUNDENIZ’IN MI CAN HIKMET DEGIRMENCININ MI?
nizipli_mehmet Üye
Üyelik: 2005-10-03 Herkese açık mesaj: 8.461
#29700
gokhan abı bu kıtaptan aldıgın baslık MEHMET COSKUNDENIZ’IN MI CAN HIKMET DEGIRMENCININ MI?ÇUNKU BU SÖZU BIRINDEN HATIRLIYORUM AMA HANGISINDEN ÇIKARAMADIM DA ONUN İÇİN SORDUM
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#29736


Yo sorun değil ama aldığım yerde sadece alıntı yazıyordu ama her ikisininde böyle yazıları var daha önce baya o isimlerin yazılarını atmıştım..

seninde bulduğun güzel yazıları paylaşmanı bekliyoruz..

.
alibey2727 Üye
Üyelik: 2006-01-08 Herkese açık mesaj: 328
#29793


Fena halde mutsuz bir adam...
Bir zamanlar bir tepenin üzerindeki villada bir oğlan çocuğu yaşarmış. İyi de yaşarmış.. Köpekleri ve atları, otomobilleri ve müziği severmiş. Yüzmeye gider, futbol oynar, güzel kızlara bayılırmış. Bir gün Tanrı´´ya "Büyüdüğüm zaman neler isteğimi buldum, uzun uzun düşünüp" demiş...
"Neler" demiş Tanrı´´ya...
"Bir büyük evde yaşamak isterim. Ön kapısında heykeller olsun. Arka kapısında iki St. Bernard köpeği... Uçsuz bucaksız bir bahçe içinde... Uzun, çok güzel ve çok müşfik bir kadınla evlenmek isterim. Siyah saçlı, mavi gözlü, gitar çalan ve tatlı tatlı şarkılar söyleyen... "Üç güçlü oğlum olsun isterim ki, onlarla futbol oynayabileyim. Büyüdüklerinde birisi büyük bir bilim adamı, öteki senatör, üçüncüsü, milli santrfor olsun.
"Ben bir seyyah olayım...
Okyanuslara yelken açayım, dağların zirvelerine tırmanayım, insanları kurtarayım. Bir Ferrari kullanayım, yollarda... "Ne güzel bir hayal bu" demiş, Tanrı... "Mutlu olmanı dilerim..."
Bir gün oğlan futbol oynarken ayağını incitmiş. Ondan sonra değil dağlara, ağaçlara bile tırmanamaz olmuş. Okyanuslara yelken açmak da hayal olmuş tabii. Bunun üzerine pazarlama okuyup, tıbbi malzemeler dağıtan bir şirket kurmuş. Bir kızla evlenmiş, çok güzel ve çok müşfik. Ama uzun değil, kısaymış. Saçları siyahmış ama, gözleri mavi değil, ela imiş. Gitar çalamaz, şarkı söyleyemezmiş ama, harika yemek pişirir, olağanüstü güzel kuş resimleri yaparmış. İşi dolayısı ile, kent dışında bir villada değil, kentte bir apartmanın teras katında oturmak zorunda kalmış, ama evinin deniz manzarası gene harikaymış. iki St. Bernard besleyecek bahçesi yokmuş ama, evinde harika tüylü bir Ankara kedisi varmış. Üç kızı olmuş. En küçükleri tekerlekli sandalyede yaşamak zorundaymış, ama en güzelleriymiş. Üç kız da babalarını çok severlermiş. Onunla futbol oynayamazlarmış ama birlikte denize, parklara giderlermiş. Uçurtma uçurdukları da olurmuş, bazen. En küçükleri hariç tabii. O gölgede bir ağacın altında oturur, gitarı ile şarkılar söylermiş. İyi para kazanmış ama, Öyle kırmızı bir Ferrari´´si olmamış. Bir sabah uykudan üzüntü içinde uyanmış ve en iyi arkadaşına koşmuş...
"Ben" demiş, "Hiç mutlu değilim..."
"Neden" demiş, arkadaşı... "Çocukken siyah saçlı, uzun boylu, mavi gözlü, gitar çalıp şarkı söyleyen bir kızla evlenmek isterdim. Oysa karım uzun değil, ela gözlü, gitar da çalamıyor."
"Karın çok güzel" demiş, arkadaşı... "Harika resimler yapıyor, enfes yemekler pişiriyor üstelik." Adam dinlememiş bile onu...
Bir gün karısına "Hiç mutlu değilim" diye dökmüş içini... "Neden" demiş karısı... "Çünkü büyük bir bahçe içinde bir villada yaşamayı düşlerdim, oysa 47´´nci katta bir apartman dairesine tıkıldım. İki St. Bernard´´ın yaşayacağı bir bahçem olsun isterdim, hani nerede..."
"Konforlu bir apartmanda yaşıyoruz" demiş karısı... "Oturduğumuz yerden okyanus görünüyor. Gülüyor, eğleniyor, birbirimizi seviyoruz. Kedimizi okşuyor, güzel kuşların resimlerini yapıyoruz... Üç de harika çocuğumuz var.." Adam dinlemiyormuş bile...
Ruh doktoruna koşmuş bir gün...
"Ben mutlu değilim" diye...
"Niye" demiş, doktor...
"Çünkü ben bir gezginci olmak, okyanuslara açılmak, dağlara tırmanmak, insanları kurtarmak isterdim. Oysa masa başı işim ve sakat bir dizim var şimdi... "Ama sattığım tıbbi malzemeler yığınla hayat kurtarıyor" demiş, doktor...
Adam dinlememiş bile. Doktor da ona 100 dolar vizite yazıp yollamış.
Bir gün muhasebecisine "Ben çok mutsuzum" demiş...
"Neden" demiş, muhasebeci...
"Bir kırmızı Ferrarim olsun isterdim hep... Ve dünya umurumda olmasın. Oysa işe metro ile gidip geliyorum. Bir yığın da sorunum var." "İyi giyiniyor, en iyi restoranlara gidiyorsun. Bütün Avrupa´´yı, Amerika´´yı gezdin" demiş, muhasebeci. Ama adam dinlemiyormuş bile... Muhasebeci adama 100 dolar danışma ücreti fatura edip yollamış. Onun da hayalinde kırmızı Ferrari varmış çünkü. Adam, rahibe "Çok mutsuzum" demiş.
"Neden" demiş, rahip...
"Üç oğlum olsun isterdim. Biri bilim adamı, biri politikacı, biri sporcu. Oysa üç kızım oldu. Birisi yürüyemiyor bile.."
"Ama çok güzel ve çok zeki üç kızın var" demiş rahip... "Seni çok seviyorlar. Başarılı da oldular. Biri hemşire, biri sanatçı, biri de müzik hocası.."
Ama adam dinlemiyormuş bile...
Öyle mutsuzmuş ki hasta olmuş sonunda. Bir beyaz hastane odasında, etrafı beyaz giyinmiş hemşirelerle dolu yatıyormuş. Vücuduna bağlı teller hastaneye kendi sattığı kalp cihazına gidiyor, kollarına bağlı serumlarla besleniyormuş.
Fena halde mutsuzmuş adam şimdi. Ailesi, dostları, ve rahibi yatağının başına toplanmışlar. Onlar da üzüntü içindeymiş. Mutlu olanlar sadece ruh doktoru ve muhasebecisi imiş.
Bir gece adam hastane odasında Tanrı ile yalnız kaldığında "Tanrım" demiş... "Hatırlar mısın, çocukken sana yalvarmış ve istediklerimi sıralamıştım."
"Hatırladım" demiş, Tanrı... "Güzel bir hayaldi."
´´Peki, niye onların hiçbirini vermedin bana" demiş, adam...
"Verebilirdim" demiş Tanrı.. "Ama sana istemediğin şeyleri vererek bir sürpriz yapmak istedim."
"Bak neler verdim sana... Bir güzel, sevecen eş, iyi bir iş, yaşanacak güzel bir ev. Üç tatlı kız evlat.. Bir araya getirdiğim en güzel yaşam paketlerinden biriydi bu." "Evet" demiş, adam... "Ama bana benim gerçekten istediklerimi vereceksin sandım."
"Ben de senin, benim gerçekten istediğimi vereceğini sandım" demiş, Tanrı...
"Sen ne istedin ki" demiş, adam hayretle.. Tanrı´´nın da bazı şeyler isteyeceğini hiç düşünmemiş hayatında.
"Sana verdiklerimle mutlu olmanı istemiştim" demiş Tanrı...
Adam karanlık odasında sabaha kadar düşünmüş. Sonunda yeni bir hayal kurmaya karar vermiş. Yıllar önce kurduğu hayalin yerine "Keşke bunu hayal etseydim" dediği bir hayal...
Bu defaki hayalinde, zaten sahip olduğu şeyler varmış hep.
Adam kısa zamanda iyileşmiş, 47´´nci kattaki dairesinde çok mutlu yaşamış. Kızların şen şakrak sesleri, eşinin derin ela gözleri ve harika kuş resimleri arasında mutlu olduğunu hissedermiş bütün gün...
Geceleri de okyanusa yansıyan kentin ışıklarının dalgalar üzerinde oynaşmasına bakar, gülümsermiş...
Sınır tanımadan büyük düşünmek... Hayal gücünü sonuna kadar zorlamak... Ama elde ettikleri ile de mutlu olmayı bilebilmek...
Tanrı´´nın insana verebileceği en büyük iki nimet bu olmalı...
Bakın bakalım, size neler vermiş Tanrı....

*alıntı.

Edited by - alibey2727 on 20.12.2006 23:54:09
oktay.cankesen Üye
Üyelik: 2006-03-08 Herkese açık mesaj: 488
#29888


Tahterevalli Oynar Mısınız?

TAHTEREVALLİYİ BİLİRSİNİZ. HANİ bir ucunda siz, öbür ucunda arkadaşınız, beraberce salınırsınız, beraberce salınırdınız. Bir o yukarı, bir siz yukarı, bir o aşağı, bir siz aşağı. .
.
Gelin, şimdi de bir başka tür tahterevalli oynayalım. Arkadaşınızı kendi tarafınıza alın. Diğer arkadaşlarınızı da çağırın. Sevdiğiniz herşeyi, herkesi çağırın, kendi yanınıza alın. Çiçekleri, yıldızları, kelebekleri, küçükken oynadığınız misketlerinizi, gıcır gıcır potinlerinizi, dere kenarında seyrettiğiniz çakıl taşlarını kendi tarafınıza yığın. Tâ hiçbir şey kalmasın tahterevallinin öbür ucunda. .
.
Bir tarafta siz ve sevdikleriniz olsun, öbür tarafta hiçbir şey kalsın. Bir uçta herşey, bir uçta hiçbir şey olsun. Oynamaya var mısınız? .
.
Geçenlerde bir defa oynadım bu tahterevalliyi. Bir deprem gecesiydi. Herşey gayet pürüzsüzce giderken, birden bir gürültü duyuldu. Odanın tabanı, tavanı sallandı. Duvarlar titremeye durdu. Ha yıkıldı, ha yıkılacak. .
.
Bütün dünyamı kurduğum o dört duvar birkaç saniye sonra yıkılacak mı? Onca yıldır beslediğim hayaller, peşinden koştuğum idealler gele gele şu ruhsuz, hissiz duvarların kararına mı kalmıştı? .
.
Herşeyim, ama herşeyim; bütün bekleyişlerim, bütün özlemlerim gelip o birkaç saniyenin dizi dibine yığılmıştı sanki. Boynu kıldan ince, o saniyelerin kararını bekliyorlardı. Ya herşey, ya hiçbir şey. Herşey o ânın berisindeydi, hiçbir şeyse ötesinde. Bir uçta olmak, öbür uçta ölmek vardı. .
.
Tahterevallinin ucunda buldum kendimi. Dünyam sallandı. Ben ve herşeyim hiçlikle tahterevalli oynadı o gece. Hangi taraf aşağı, hangi taraf yukarı? .
.
Hepimizin oyunu bu aslında. .
.
Şöyle bir göz gezdirin çevrenize. Birşeyler hep değişip duruyor, değil mi? Birileri gidiyor, birileri geliyor. Birşeyler kayboluyor, yerine başkaları geliyor. Değişmeden, eskimeden kalan hiçbir şey yok. Herşey zamanın seline kapılmış, akıyor. Biz de içindeyiz. .
.
Herşey zamanın bir ucunda doğuyor, diğer ucunda ölüyor. Bir köşesinde genç, bir başka köşesinde ihtiyarız zamanın. Bir tahterevalli zaman; bir ucunda herşeyiz, bir ucunda hiçbir şey. Dünya hep bu tahterevallide salınır, salınır. .
.
Meselâ, geçen yıl, yapraklar sararmaya başladığında hafifçe sonbahara doğru salındı tahterevalli. Sonra bu bahar tekrar geriye ağdı. Dün akşam da salındı. Güneşin batışıyla geceye kaydı usulca. Ama bu sabah tersine döndü dengesi. .
.
Salınmaya devam edecek tahterevalli. Bugün de geceye kayacak, biliyorum. Peki, tahterevalli yine geri döner mi dersiniz? Gelecek bahar tekrar gelir mi? Meselâ yarın güneş tekrar geri gelir mi? Ya gelmezse, ya dönmezse? .
.
Neden gelsin, neden dönsün ki? Geçen yıl geldi diye mi? Bu sabah döndü diye mi? Evet, güneş bugün geri döndü dönmesine. Ama yarın dönmesi için hiçbir sebep yok. Pekâlâ dönmez, pekâlâ durabilir dünya. Dönmez mi dönmez, durur mu durur... Ve herşey biter bugün... Tıss... .
.
Elektronlar hep fırıl fırıl dönmek zorunda mı yörüngelerinde? Bir an gelse, hepsi dursa. Dursalar da atomlar çökse. Herşey bir anda çöküverse hiç olmacasına... Çatırt... Ya da kalbimiz "Glup" dese bir an her zamanki gibi... Ama "dup" demese... Dursa... .
.
Bu bir an niye şu an olmasın? Pekâlâ birkaç dakika önce de olabilirdi. Kimbilir belki de birkaç saniye sonrasıdır. .
.
Sözün kısası, her an hiçlik ile varlık arasında gidip geliriz. Herşeyimiz her an hiçlikten silkinir, tekrar hiçbir şeye dönüşür, ama tekrar silkinir. Tekrar, tekrar, tekrar... Tahterevallideyiz her an. Her anın bir ucunda, hiçbir şeyiz. .
.
Ama o daracık anlarımıza, nasıl da, oradan-buradan buluşturduğumuz hayalleri, beklentileri iliştiririz. Onlar üzerine uçsuz-bucaksız idealler ülkesi kurarız. Heykeller, saraylar yaparız çocuklar gibi. Kum tanelerinden. .
.
Bir yolcu olduğumuzu unuturuz. .
.
Nedense, herşeyin sarhoşluğuyla unuturuz hiçten geldiğimizi. Deprem gibi bazı anlarda ölüm iyice yaklaşır da, öyle anlarız, sahip olduğumuzu sandığımız herşeyin, hemen elimizden uçmaya hazır olduğunu. Sahi, ölüm hangi ânımızdan uzaklaştı ki? .
.
Öyle ya, bir yolcuyuz, ölmekle olmak arasında. Yoklukla varlık arasında. Hiçlikten geldik, herşeye uğradık. Sadece herşeyin alnına bir "Niçin?" sorusu yapıştırmak için. Yokken niye var edilmişiz ki? Herşey bir hiçken neden herşey olmuş ki? .
.
Tahterevalli oynar mısınız? .
.

Edited by - oktay.cankesen on 11/30/2006 6:43:35 PM
oktay.cankesen Üye
Üyelik: 2006-03-08 Herkese açık mesaj: 488
#29889


Aşktır bu, tutarsız kılan .

Hangi filme gidileceğine, hangi şarkının insanın içine işleyeceğine karar verendir. .

Bütün şarkıların adında içinde, nakaratında, bestesinde, sebebinde yerini alandır. .

Gittiğiniz her yolun başında onu görürsünüz. .

Yolları kendine çıkarandır .

Vurulduğunuz yakalandığınız ya da tutulduğunuz ilk anda artık kuralları O koyar. .

Sizden yana gibi dururken sizi en delik deşik yerinizden vurandır .

Yağmur yağar omu gelmiştir, Kapı çalar onun sesidir .

Radyoda şarkı duyarsınız o söylemektedir. .

Gazetelerdeki resimler onun suretidir Her gördüğünüz o dur .

Her yemekonun en sevdiğidir. .

Yeni taşınan komşunuzdur Bindiğiniz metro ona gitmektedir .

Kediler onun dilinden konuşur .

Giydiğiniz elbise onun .

Baktığınız aynada gördüğünüz kendisidir Bu yüzden AŞK A dır. .

Neden korkuyorsanız artık korkmazsınız Karanlık hoşunuza gider .

Trafiğe gece yarılarında tersten girmeyi .

Bağırarak ulu orta şarkılar söylemeyi .

Tanımadığınız insanlarla yarenlik etmeyi öğretir. .

İyi ki vardır .

İyi ki öyledir .

İyi ki yaşanmaktadır. .

Korkusuzluktur, .

Bütün otobüslere son anda koşarak bine bilirsiniz .

Vapurlara iskeleden açıldıktan sonra atlayabilirsiniz .

Trenlerden dışarı sarkabilirsiniz .

Nasıl olsa bir şey olamayacaktır .

Nasıl olsa AŞK A dır. .

Anne merhametinin ötesinde .

Firavun gazabının üstesindedir Aşk dağlayandır. .

Aşk paramparçadır .

Aşk için ağlanıyorsa gözyaşı ateştir nardır .

Aşk annedir, kıskançtır, .

Dağlıdır aşk yalnız ve kimliksiz bir derviştir .

Taşları kaynatıp çorba yapan umudunu yitirmeyendir .

Aşk acımaktır .

Dayanmaktır hep belkidir yani .

Ya gelirse dir .

Daha çok da ya dönerse dir .

Bekleyen şarkıların öznesidir Aşk .

madem ki gidiyorsunları

n tatlı telaşında son bir tesellidir .

Pencere camlarının buğusuna çizilen ırmakların, büyük ağaçların, derin yağmurların resmidir. .

Aşk kimsesizdir, öksüzdür .

Annesizliğin kırılganlığıdır .

Dur gitmeleri aşmışlıktır aşk .

Nasılsa gidicektiri bilmektir .

Meryem’dir aşk .

Gözyaşı kurutandır sonsuz elemin , büyük nefretin, tam imanın, asıl gurbetin çetelesidir. .

Aşk çocuktur .

Asiliğin en yakışanı .

Hesapsızlığın en şovelyesidir. .

Şaşırtandır garip kılandır .

Bağdat’ın gülü Kahire’nin avazı İstanbul’un duruşudur .

Aşk onbir yaşında Muhammed’in ananesidir .

Resim kaynağı
Derin acılar olmayacak sınanmalar kapısını çaldığı zaman buyur etmesini bilendir. .

Aşk böyledir .

Dile kolay hayata müşküldür .

Aşk Hacer’dir .

Kimsenin kimseye hayrı olmadığı yerde yine de ilk akla gelendir .

sonsuz karanlıkların ortasında vurgun yemiş bir çığlıkla çeralar yakandır. .

Koşmaktır aşk koşmaktır aşk .

Aşk Safa ile Merve arasıdır .

Ordadır ve okadardır . Tutunmaktır

Nasıl olsa AŞK A dır .

.

İbrahim Sadri .

Edited by - oktay.cankesen on 11/30/2006 6:50:55 PM
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#29890


Dediğin gibi oktay abi zaten hayat bir tahtarevalli bir o yana bir bu yana sallanarak geçiyor. .

Ama yazıda dikkatimi çeken bir husus var"Bir tarafta siz ve sevdikleriniz olsun, öbür tarafta hiçbir şey kalsın." demişsiniz. diğer tarafta sevmediklerimiz değilde hiçbir şey olması niye!!.

Depremde, afetlerde, yoklukta bu dengeyi hep anlıyoruz zaten keşke güzel günlerimzde anlayıp şu an’ın kıymetini bilebilsek...

Yazınız için çok sağolun....

.
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#29891


.
Sörfçü ve dalgakıran

http://1111.karakalem.net/imgs/authors/1b5a65c511a5024267f7a0a778d6c347 [Eksik eski medya kaydı] http://1111.karakalem.net/imgs/emailButton [Eksik eski medya kaydı]

.

.

İKİSİNİN DE VARLIK sebebi, dalgalardır. .
Öyle kıyıya hafifçe vurup geçen dalgalar değil yalnız. Metrelerce boya erişen dev dalgalar... .
Sörfçü ancak dev dalgalar olduğu sürece maharetini izhar edebilir, ve ancak dalgaların yer yer devleşip gemilere geçit vermez hale geldiği kıyıların yakınına dalgakıran inşa edilir. .
Sörf ve dalgakıran, insanın dalgalara karşı iki zıt duruşunu ifade eder bir bakıma. .
Sörfçü dalgalara biner, dalgakıran dalgaya karşı durur. .
Sörfçü dalgalara uyum sağladığı oranda başarılı sayılır, dalgakıran ise dalgalara direndiği ölçüde. .
Bu özellikleriyle, ikisi de, insanın tarihin akışı, sosyal hayatın dalgalanmaları, siyasal konjonktürün iniş-çıkışları karşısında iki farklı duruşun misali olur. .
Hayat, muttarid bir akış üzere gitmez. Dağdağalıdır hayat. Âlemlerin Rabbinin Kur’ân’ında bildirdiği üzere, günler döndürülür. İmanla küfür, hidayetle dalâlet, iyiyle kötü, hayırla şer arası o amansız mücadelede, inişler ve çıkışlar yaşanır sürekli. .
Peygamber aleyhissalâtu vesselamın bildirdiği üzere, ‘her yükselen şeyin bir inişi vardır’ şu yeryüzünde. Çıkışlar ve inişler yaşanır durmaksızın. Bazan iyiler üste çıkar, bazan kötüler. Bazan haklılar galip gelir, bazan haksızlar. Bazan haklılar kuvvet bulur, bazan kuvvetliler hakikat budur diye dayatır. Şu meydan-ı imtihan, şu hakâik-ı nisbiye dünyası, böylesi dalgalanmalar içinde sürdürür akışını. .
Ve nasıl dalgalar karşısında iki zıt duruşa sahip olabilmişse insanoğlu, nasıl birilerinin ‘sörf’ü keşfettiği zeminde başka birileri dalgakıran yapmayı akıl etmişse, hayatın dağdağaları ve dalgalanmaları içinde de, bazıları sörf yapar, bazıları dalgakıran. Bazıları dalgalara biner, bazıları dalgaları kırar. .
Sörfçü, sahildekilerin, bir büyük seyirci topluluğunun hayranlığını kazanır her seferinde. .
Onun dalgaya binip de yaptğı manevralar, televizyon çocuğu yeniyetmelere “Vav!,” eskilere ise “Vay be!” dedirtir her keresinde. .
Harika bir seyirdir karşılarındaki. .
Ne var ki, yine her seferinde ya dalga kıyıda biter, ya sörfçü dalgaya yenilir. .
İkincisi hepten bir felâkettir de, ilkinden de seyirlik bir tadın ve bir miktar adrenalin salgısının ötesinde, elde kalan pek birşey yoktur. .
Sörfü az kişi yapar, çokları seyirci kalır; ama kimsenin eline pek birşey geçmez. .
Dalgakıran yapmak ise hem zordur, hem de zevkli değildir. Üstelik, risklidir. .
Dalgakıran tamamlanasıya kadar, dalgalara karşı muazzam bir efor sarfetmenizi gerektirir. Hem dalgakıran inşası az zaman alan bir iş değildir. Üstelik sahildekiler kızar size; zira, sörfü seyrin zevkine engelsinizdir. .
Hayatın şu çağdaki akışına da baktığımda, sörfçü ve dalgakıran misali hayatlara çokça rastlıyorum. .
Dalgalara binen yahut dalgalara direnen hayatlara... .
‘Trend’i doğru okuyup ‘trendie’ olanlara yahut ‘trend’i doğru okuyup doğru okudukları yanlış trendlere karşı duranlara... .
Sörfçüler her dalgada yeni bir manevrayla bir seyir zevki sunuyorlar sahildekilere. .
Ama her yeni dalgaya uyum çabası içinde öyle yoruluyor, öyle bitap hale düşürüyorlar ki kendilerini... .
Dalgakıranlar ise, irili ufaklı nice gemiye hayat denizinde selametli bir seyr ü sefer imkânı sunuyorlar dalgalara karşı o destansı direnişleri ve dirençleriyle... .
Sörfçüler günü kurtarıyorlar en fazla; ama denizde seyr ü sefer halindeki nice değeri ve nice yolcuyu görmeksizin ve geleceği başkaca dalgaların kucağına bırakarak. .
Dalgakıranlar ise güne karşı direnmelerine bedel, hayat denizinde seyr ü sefer halindekilere müstakbel dalgalar için de selametli bir gelecek inşa ediyorlar. .
Sörfçü ve dalgakıran... .
Sörfçüler ve dalgakıranlar... .
Dalgalara binenler, dalgalara direnenler... .
Günler döndürülüyor, imtihan sürüyor, hayat devam ediyor.

felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#30266


Neskafe ısmarlayınca kaç yıl hatırı var .
oktay.cankesen Üye
Üyelik: 2006-03-08 Herkese açık mesaj: 488
#30270


felsefe. Neskafe ısmarlayınca kaç yıl hatırı var .

kiminle nerede içtigine göre deyişir. Resmi aç .

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim