Nizip.com
Üye ol
Genç Muhabbet

Yeniçeri necip fazıl kısakürek

Görüntülenme: …

felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#202526
YENİÇERİ 396 Sayfa Büyük Doğu Yayınları
NECİP FAZIL KISAKÜREK

Kitap üstadın üslubuyla, yani akıcı şiir gibi derin, bilgi dolu ve hikmet veren bir şekilde yazılmış.
Tarihte ki önemli olumsuz Yeniçeri olayları kronolojik şekilde işlenmiş.
Ustad bu eseri niye yazdığını şöyle açıklar;
Bu eser, sadece Yeniçeriyi anlatmak için yazılmış değildir. Bu eser, en fakir bedahet duygusunun bile kestirebileceği şekilde, tarihimizdeki Yeniçeri rezalet ve fecaatlerinin satıh üstü hikâyesi olarak kaleme alınmış bulunmaktan uzaktır.
Bu eser, dünyada ilk teşkilâtlı, meslekî orduyu temsil eden Yeniçerilerin ise nereden başlayıp isi nerede bitirdiğini göstermek ve bunun ruhî ve içtimaî müessirlerini çerçevelemek gayesiyle yazıldı.
Bu müessir, İman ve İslâm nurunun gönüllerde sararıp solması, İman ve İslâm vecd ve askının uçup gitmesi, İman ve İslâm ruh ve ahlâkının porsuyup kurumasından ibaret ve Yeniçeri, bu korkunç tecelliyi göstermekte sadece bir vesile...

Eser olayları Genç Osman la anlatmaya başlar.
Genç Osman, Anası ile girdiği konuşması çok veciz ve anlam yüklüdür. Buradan da anlıyoruz ki. Herhangi bir görevde Milletimiz ve devletimiz için alacağımız kararları yapacağımız çalışmalarda Kalbimize danışmak önce ondan onay almak daha güzelmiş;

— Gece yine tebdil gezmişsin! Galata meyhanelerini basmış, birkaç yeniçeriyi oralarda
Boğdurmuş, birkaçını da tas gemisine ve denize attırmışsın! Hatta birini elinle öldürmüşsün!
Genç Osman'ın kaslarında ani bir öfke düğümü:
— Bunları kim haber verdi sana?
— Yerin kulağı olduğunu bilmez misin? Hem böyle bir şey olur da bütün İstanbul duymaz olur mu?
— Bu kadar çabuk?
— Ne fark eder?
— Yoksa benim arkama hafiyeler mi salıyorsun?
— Hayır; halkın görüp işittiğini ilk haber alan ben olmak istiyorum!
— Neymiş söyleyeceğin bir çift söz? Ona gelelim!
Valide Sultan, canını dişine takmış bir tavırla, çığlık koparırcasına atıldı:
— Osman’ım, aslanım! Ocaklı kullarını böyle ezme! Sana sevgi ve bağlılıklarım örseleme! Bir fitneden, ayaklanmadan sakın! Bu genç yasında kendini padişahlıktan, beni de padişah analığından yoksun bırakma! Bilmiyor musun yeniçerilerin dillerindeki pelesengi: «Osmanoğulları taht'a geçemez; meğerki kılıçlarımızın altından geçe!»
Genç Osman, birden, öfkesini zapt etme ve sakin görünme gayretinde... Sesi müthiş, fakat pest
Perdeden:
— Sen çekil valide, simdi buraya erkekler gelecek. Keyfine rahatına bak! Devlet isleri nene gerek senin?
Valide Sultan, pırlantalı elini ağzına götürmüş, oğlunun ilk defa gösterdiği, Valide Sultan nüfuzunu köstekleyici celâdet ve şahsiyetten hayrette, hatta dehşette, geri çekilerek dönüp çıktı. Valide Sultan dönüp çıkarken, topuklarına doğru sarkan, çift örgülü açık kumral saçları oğlunun gözünden kaçmamıştır.

Genç Osman, Devletin düştüğü bu duruma çözüm aramaktadır Hocası ona şunu tavsiye etmektedir.
— Yeniçeri ocağını yıkmak, kökünden kazımak, yele vermek, arsasını dümdüz etmek, sonra o
Arsaya yepyeni bir bina çıkmak, yepyeni bir asker tertiplemek lazım, Sultanım!
Genç Osman Hoca Ömer Efendiyi uzun uzun süzdükten sonra, onu, sedirde yanma oturttu. Öğle vaktine kadar konustular.

Ustad 17. Sayfadan itibaren önce Yeniçeri tarihini kısaca anlatır.
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#202527
TESKİLÂT
Eski Türkler gibi her ferdiyle cenkçi olan, ayrıca askerî teşkilâta ihtiyacı bulunmayan ve ordu millet karakterini yaşatan bir oymak, istiklâle erip de devlet haline gelmeye ve millet-ordu
Keyfiyetinden haber vermeye başlayınca askerlik sınıfını kurmak zorunda kalınmış ve ilk is olarak
«Yaya» adiyle bin neferlik bir grup asker teşkil edilmişti. Muharebe zamanında kendilerine 1 akçe gündelik verilen bu asker ayrı bir sınıf çerçevesine alınınca, basında fikrî bir disiplin bulunmadığı için, isi hemen ceberut ve kuvvet imtiyazına dökmüş ve sivil halk üzerine bas belası kesilmeye başlamıştı.
Bu hale karsı Çandarlı Kara Halil (Osmanlı Devletinde ilk kaadi-yi asker) düzenli ve kışlalarda oturur, yeni bir sınıf asker teşkilini düşündü ve projesini, veziri sıfatıyla Padişaha arz etti. Hatıra ilk gelen, Osmanlı tabiiyeti altındaki Rumlar oldu. Bunların ihtida edenleriyle saf Türkler arasında hiçbir fark gözetilemeyeceğinden, ordunun bu yeni unsurlar sayesinde daha sıkı bir disiplin altına alınabileceği sanıldı. Ve iste bu gayeyle «devşirme» usulü Orhan Gazi tarafından kanunlaştırıldı.
İlk olarak 1000 Rum delikanlısı devşirilecektir.
Bunlardan her birine, eski «yaya»laf gibi günde 1 dirhem maaş verilecektir.
Devşirmeler süresiz olarak vazifede kalıp kışlalarda oturacaklar ve evlenemeyecekler. Sakat ve ihtiyar oluncaya kadar bu halleri devam edecek... Gösterecekleri yararlılıklara göre lûtuflandırılacaklar ve mesleklerinde ilerleyecekler...
Bazı tarihçiler Orhan Gazi'nin devşirmecilik bulusunu dâhice bir kesif ve usul sayarlar. Onlara göre bu teşebbüs, mağlûptan faydalanma ve kuvvet kazanma politikasındandır. Yine onlara göre, Osmanlılar boyuna muharebe etmek zorunda oldukları için, sağ Müslüman ve Türk unsurunun korunması için bundan daha yerinde bir çare düşünülemezdi.
Bu görüş bel libaslı bir Sart altında doğru, o Sart yerine getirilemeyince de hataların en kaati-liyle yanlıştır.
Yabancı unsur ve kan, İslâm ve Türklük havanında dövülüp kendisinden tek istiklâl zerresi kalmamacasına bünyeleştirilmedikçe, elde edilecek netice, hayat değil ölümdür.
Nitekim pek kısa bir devre sonra, gereken maddî ve manevî baskıyı üzerinde bulamadığı için, Rum kanı, Türk ordusu içinde Türk’ten intikamını almaya başlamıştır.

Üstadın Özetle görüşü bu paragrafta saklıdır.
Onun olumsuz görüşü hep devam eder. Asla yeniçeriye güvenmez.

İLK TESİR
Timurlenk karsısında Ankara bozgununun, yabancı unsur yeniçeri kanındaki fesat mikroplarını ilk
Defa harekete getirmiş olduğu bugüne kadar dikkat edilmemiş bir keyfiyettir. Ankara bozgununda
İlk kaçaklar, Anadolu beylerbeyi, Şehzade Mehmed Çelebi, peşinden onları çevirmek bahanesiyle
Kaçışı tamamlayan ve güya Türk’e bağlı ecnebi kanının ne demek olduğunu gösteren Sırp Kralı
Olduğu ve Padişahın çevresinde yeniçeri ve kapıkulu askerinden başka birlik kalmadığı halde,
Yeniçerinin bütün bunlardan, ileride gösterilmek üzere derin ve gizli bir teessür almamış olmasına
İhtimal verilmez. Bu ilk teessür, yeniçerinin üstündeki iman ve nizam baskısını hafifletmeye yetmiş, Fatih'den Kanuni'ye kadar bu baskı hep hafifleye hafifleye, kuvvetli başbuğ yumruğu altında ve zorla devam etmiş ve Kanuni'den sonra çatı birdenbire yıkılarak, yeniçeride, eski ideal asker vasıflarından hiçbir şey kalmamıştır.
Yeniçeri, bütün tarihi boyunca yalnız zaferlerde gurur ve sadakat heykeli tavrıyla boy göstermiş,
Bozgunlardaysa fedakârlık ve bağlılık örneği olarak hiçbir defa ortaya çıkmamıştır. Nasıl çıkabilsin
Ki, o taşıdığı ve bir türlü cevherini değiştiremediği yabancı kan icabı, zaferlerin bas paycısı
Geçinirken, bozgunların bizzat kaçağı ve bas sebebidir.
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#202528
Burada da görüldüğü gibi sıkıntı devam etmektedir.

— Ne yapmalı? Ya asker vaziyeti haber alır da bir fesat çıkarırsa?
Türk tarihinde orduya karsı ilk şüphe, yola çıkmış ve ortaya tam dökülmesi için iki asır kalmış olan
Felâketi o zamandan haber vermektedir.

Bu işaret taa I. Murat zamanında verilen. Tabi Yıldırım için de Timur savaşı anlatılır.

Büyük düşünür Yavuz Sultan selim devrinde olanları ise aşağıdaki gibi anlatır.

YAVUZ
Yavuz'un zorla tahtı zapt etme ve öbür şehzadelerle debelleşme teşebbüslerinde, yeniçeriyi, devlet politikasına doğrudan doğruya müdahale rolünde görüyoruz.
Yavuz gibi, Osmanlı tarihinin kudret ve haşmette belki en üstün şahsiyetini desteklerken, yeniçeri, her şeye rağmen haddini asmakta ve tarihimizde padişah hal'ine ilk defa zemin hazırlamaktadır.
Öbür şehzadeleri tutanların evlerini yağma eder, canlarına kıyar ve siyaset meydanında yalnız onun narası çınlar. Artık devletin de tereddi alâmeti gösteremediği bu şehzadeler kavgası hengâmesinde yeniçeri, doğruyu yerine getirirken bile eşkıya metodu içindedir.
YAVUZ'A RAĞMEN
Kardeşlerini ve kardeşlerinin çocuklarını birer birer öldürerek şehzadeler kavgasına nihayet veren ve devletle orduyu yepyeni bir hedefe yönelten Yavuz devrinde bile yeniçeri, sırtına geçirdiği sahte nizam gömleği altında hep aynı fesat bünyesini yaşatır. Bu fesat bünyesi bir anda dışarıya tamsak için devletin tepesinde zaif bir bas beklemektedir. O da çok geçmeden gelecektir.
Çaldıran seferinde, Padişahın yakınlarından, Hemdem Paşa’yı kandırıp huzura çıkarttılar:
— Yeniçeri kullarınız bunca zamandır düşmana tesadüf edilmemesinden üzgündürler. Sefer
Yorgunluklarına artık dayanamaz hale geldiler.

Yavuz gibi dirayetli Padişahlar olayları çözüyorlardı. Ama aynı zamanda ise devlet büyük sıkıntı altına giriyordu. Devleti Yönetebilecek Şehazedeler artık kolayca öldürülebiliyordu. Oysa burada bir tuzak daha çıkacaktı. Padişah olabilecek kişilerin arasından alternatiflerin olmayışı.

ÇÜRÜYÜS
Yeniçeri artık o kadar yüzsüzleşmişti ki, Azerbaycan ve Tebriz fetihlerini içine alan muazzam bir zafer devresinde, padişah harekete devam etmek için kışı Karabağ'da geçirecekmiş diye bir haber alır almaz mızrağını çarıklarını takarak meydan yerine dikilmiş ve başbuğ iradesine karsı: — Artık
Evime dönmek istiyorum! Demeye getirircesine ayak diremiştir.
Yeniçerilerin bazı vezirler tarafından kışkırtıldığını öğrenen Yavuz, nazik anı savar savmaz, bu vezirleri, birer bahaneyle devlet ve hayat defterinden silmeyi ihmal etmedi.

Kanuni devrine geldiğimizde ise pek durum o kadar iyi değildir.
dontpanic Üye
Üyelik: 2009-04-01 Herkese açık mesaj: 348
#202529
ve sonra yeniçeri ocağı kaldırılır mı değerli üye abim ve asakar_i muhammediye denilen ocak mı kurulur acaba?ta anımsayamadım.
saygılarımla.
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#202530
CİNAYET
Bizzat yeniçerinin eseri olmasa da onu alet diye kullananların marifeti olarak, Kanuni Sultan
Süleyman'a müthiş bir cinayet isletildi. Öz evladı ve Osmanoğulları içinde belki en kıymetli ve faziletli örnek Şehzade Mustafa'yı Padişahı tahrik yoluyla boğdurdular. Bazı tarihçilere göre hadisenin tertipçisi Şehzade Selim'in annesi Hürrem Sultan...
Sadrazam Rüstem Pasa İran Seferindeyken İstanbul'a gelen Sipahi Ağası ortaya bir haber attı:
— Yeniçeriler ayaklanmak üzeridir! «padişah artık kocadı; Rüstem Paşa’nın boynunu vurmalı, Şehzade Mustafa'yı tahta çıkarmalı, Padişahı da Dimetoka'ya sürmeli!» gibi laflar ediyorlar!
Haber hemen tesirini gösterdi. Rüstem Pasa İstanbul'a çağırıldı ve Padişahın baharda bizzat İran seferine çıkacağı ilan olundu.
Ertesi sene padişah İran seferine çıkınca Konya Ereğli'si taraflarında, ismet ve sadakat timsali oğlunu boğdurdu. Halkı mateme boğan ve zamanenin sairine en yanık mersiyesini söyleten bu facia, saray fırınının, bozuk yeniçeri mayasıyla yoğurduğu ilk zehirli hamurdur ki, tadanı, öz ve masum evladına kıymaya kadar götürmüstür.
Şehzade Mustafa, Kanuni'den sonra delilere açılan saltanat yolunu en üstün vasıflarla devam
Ettirecek ve zafer merhalesini en ileri haddine ulaştıracak ehliyet ve kabiliyette bir insandı.
Kitap birçok konuyu bir solukta okuyacak kadar güzel anlatıyor. Anacak meseleye sadece Yeniçeri sorunu olarak bakmış.
Oysa aslında kaybedilen topraklar ölen insanlar değil.
Aynı zamanda 3 çete diyebileceğimiz biz sacayağının tek tarafıdır yeniçeri. Diğer ayakları neler mi diyeceksiniz.
Bu ayaklardan birisi Cariyeler diğeri ise Enderun mektebinde yetişen ve devleti yönetmesi için yeni kimlik ve pasaport alan Yeniçerilerin kardeşleridir.

Yani o zaman için devletin büyük bürokratları da işin içindedir. Sadece Asker bu kadar planlı ve programlı bir şekilde hareket edemez.

Bu konuda Tercüman 101 temel eser serisinden çıkmış Baron de Tott a ait 18. Y.Y. da Türkler adlı eserine bakınız.
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#202531
CELALILER
Böylece, bir anda nehrin ters akıntıya geçmesi seklinde bozgundan zafere dönen Haçova
Muharebesinden sonra sadrazamlığa getirdikleri Cağa-lazade asker sınıfları arasında bir yoklama yapınca 30 binden fazla kaçak tespit etti ve bunların tahsisatını kesip aranmalarını ve boyunlarının vurulmasını emretti. Hatta kaçıp da cenk içinde dönenleri bile affetmedi ve öldürmekten çekinmedi.
Müteferrika Yunus Ağa’m bile kellesini uçurdu.
Bu ani ve haddini azgın şiddet, bir sürü aç, issiz serseri çapulcu insanın Anadolu ya akmasına sebep oldu ki, iste bir Yeniçeri ihtilâtından başka bir şey olmayan Celâli eşkıyası bu döküntülerden meydana gelmedir.

Kitap konuyu son sayfasına kadar anlatır.

KÖSEM SULTAN
Osmanlı tarihinin, en fettan, en işveli, en ince hesaplı, yerinde en hamleli ve hile dehasında en ileri saray kadınlarından biri olan Kösem Sultan, ağalar saltanatının bir nevi kurucusudur. Bu saltanat, zaten öteden beri gelen yeniçeri tagallüp ve tasallutunun artık mektepleşmesi seklinde ifadesini Mahpeyker'in Valide Sultanlığında bulur. Dördüncü Murad'm rüsd çağına kadar 10 yıl sürer,
Derken Padişahın korkunç şiddet karakteri arkasından 7 yıl kadar siner, göze görünmez olur,
Murad'dan sonra da bütün dehşetiyle meydana çıkar.
Simdi bu saltanatın, kuvvetini çocuk padişah ve fettan Valide Sultan'dan alan ilk devresindeyiz.
Son 5 yıl içinde cülus bahşişi diye 3 defada 6 milyon duka altını almış ve bu yeni gelenden güya bir şey istememeyi kabul etmiş olan asker, çok geçmeden homurdanmaya ve bu bağışlanmaz hakkını (!) istemeye davrandı:
— Olur, mu, hiç olur mu; Ocakların hakkını kesmek olur mu?
İsi bağırıp çağırmaya, bağırmaları da «asarız, keseriz!» demeye vardırdılar.
Kösem Sultanın emriyle iç hazineyi açtılar, mevcut bütün altın ve gümüş eşyayı darphaneye
[önderdiler, her biri güzel sanat eseri en nadide kıymetleri, yeniçeri hırsına yem olarak kırdılar,
Döktüler, potalara atıp erittiler.
Fakat yine yetmedi ve yabancı devletlerden iare dilenme tarihimizin ilk yüz kızartıcı vakası o
Zaman vukua geldi. Sadrazam Kemankeş Ali Pasa, tarihimizde ilk defe olarak ecnebi sefirlerine bas vurdu:
— Devlete borç olarak yahut başka bir şekilde altından para verebilir misiniz?
Para yerine «hayır!» cevabını verdiler.
Ondan bundan, o şekilde bu şekilde para toplanarak cülus bahşişi denkleştirildi ve dağıtıldı.
Bu defa da başka mesele: Yahudi icadı züyuf akçenin, yeniçerilere halisi verildiği halde sipahilere sahtesinin layık görülmesi...
Sipahiler ayakta:
— Vay, biz üvey evlat mıyız? Nedir bize edilen bu hileler?

Bu yine sıkıntılı bir Yeniçeri ayaklanmasını anlatan örneklerden biri.

Zaman zaman ticaret ve esnaflık bile yaparlar. Bugün için Mafya dediğimiz insan tiplerine ne kadar benziyorlar.
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#202532
HADİSELER
Ağalar saltanatının bu başlangıç demlerinde hadiseler üst üste gitmekte ve bütün kuvvetini,
Padişahlık makamında bir çocuğun, iktidar makamındaysa her taviz ve fedakârlığa razı ve her haliyle tam dişi bir şivekârın bulunmasından almaktadır.
Sadrazam Ali Pasa, kendisine rakip gördüğü Gürcü Mehmed paşayı, «Abazaya yardım etti!»
Bahanesiyle yeniçerinin ağzına atarken, bu defa J Mehmet Pasa tarafı, «vay, faziletli bir devlet bendesine nasıl kıyarsınız?» diye aynı yeniçerileri şahlandırıyor ve isin sonu yine paraya bağlanıyor.
O günlere ait öyle bir tablo vardır ki, idealsiz ve başıboş askerin sivil halkı kınaması ve sivillerin kazancına göz koyması bakımından şaheserdir:
Yeniçeriler, bayram yerlerinde çocukları salıncağa ve ata bindirip para kazanan esnafı kıskanıp bu isi kendileri yapmaya davranıyorlar. Bayram yerlerini basıp bir iki sille tokat, salıncakları ve kör topal beygirleri zavallı sahiplerinden zorla alıyorlar. Bir de ihtar:
— Sakın İstanbul'un başka yerlerinde bu isi edeyim demeyin! Ocaklıya mahsus bundan sonra bu is!

Sultanahmet Meydanında sallandırma işi o günden başlamış.

ÜÇ CESET
Ağalar saltanatının mektepleşmeye doğru gittiği devirlerin basında, meydana, yeniçeriler ve
Sipahilerden sonra askeri bir sınıf daha çıktı: Cebeciler...
Sultan Ahmet Meydanı'nda, ayaklarından başaşağı asılmış fakat bassız üç ceset... Bunlar Musahip Musa Çelebi, Defterdar Mustafa Pasa ve Hasan Kalfanın cesetleri. Etraflarına halk ve yeniçerili, sipahili asker toplanmış, boyunlarından hala şıp şıp kan damlayan cesetleri, kasabanın çengelindeki yüzülmüş koyunlar gibi seyrediyor.
Hadise mühim değildir; hemen her gün olan şeylerden... Yeniçeri ve sipahiler bunların kellerini istemiş ve sarayca hemen, ellerine birer horoz sekeri verilircesine kelleler takdim edilmişti.
Yeniçeri ve sipahiler de zafer alâmeti olarak zavallıların cesetlerini sürükleye sürükleye Sultan Ahmet Meydanı’na getirmişler ve orada bas aşağı asmışlardı.
İnsan okuyunca üzülmek bir yana sinirleniyor. Nasıl nasıl diye düşünüyor. Bu konuları daha kötü anlatan eserlerde okuduğumdan bana Ustad yine de konuyu sansürleyerek anlatmış diye geliyor. Yalnız Genç Osman’ın Yeniçeri tarafından tahttan indirilip asılışını çok geniş ve ayrıntılı anlatıyor.
Kitapta hiç olmazsa bu konuyu yeniden okuyun derim. Bir padişaha bu kadar eziyet edenler halka kimsesizlere neler mi yapıyor du?
Onu da Dadaloğlucun şiirinden dinleyin.

Belimizde kılıcımız kirmani,
Taşı deler mızrağımın temreni.
Hakkımızda devlet etmiş fermanı,
Ferman padişahın, dağlar bizimdir

Necip Fazıl bu cümleyi de yazmış. Ancak ben bu Türk ordusu ifadesine katılamıyorum. Çünkü Yeniçeri ne bir orduydu nede Türk.
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#202533
Tarihinin hiçbir zaman ve mekânında, Türk ordusunun yükseliş devirlerine denk bir ulvilik;
Ve alçalış devirlerine denk bir süflilik mevcut değildir.

Yeniçerinin artık eskimesi ve yenilmesi dirayetli devlet adamları ile olmuştur.
IV. Murat olayı bunun göstergesidir.
Kösem Sultan ağzından baklayı çıkardı. Bası dimdik hakim bir tavırla oğluna:
— aslanım, dedi; askeri kırayım deme! Dilediklerini yap! Varsın birkaç bende ve vezirin eksik
Olsun! Adam kıtlığına kıran girmedi ya! Sen sağ ol! Dışarı çıkmana lüzum yok! Tekliflerini
Kabul ettiğini bildir, yeter!
Sultan Murad'm yakınları da Padişahın askere görünmesine razı değiller...
Murad, birbirine zıt istikametlerden gelen bu telkinleri dinledikten sonra kükredi:
— Yol açın! Divana çıkacağım, askere görüneceğim!
Azimle yürüdü, Divana geçti, yerden biraz yüksek olan açık kubbe altındaki koltuğuna oturdu. Karsısında, kuduz hayvanlar gibi bakan bir sürü
Korkunç mahlûk...
Murad, koltuğuna oturur oturmaz sesini yükseltti:
— Neymiş muradınız, anlayalım!
Bir kıyamettir koptu. Ön sıradakiler ağızlarını açmaya cesaret gösteremezken arkadan müthiş
Küfürlerle karışık ulumalar başladı:
— Kıralım, keselim; ya istediğimiz kelleler, ya taht...
Padişah ayağa fırladı. Ellerini göğsüne kavuşturmuş, yıldırım saçan gözlerini kuduzlar sürüsüne
Dikti:
Ulumalar, havlamalar, böğürmeler göğü tutuyor ve hiç kimse söz anlamaya yanaşmıyor:
Padişah avaz avaz haykırdı:
— Mademki söz dinlemek ve anlamak sizde yok; Beni ne diye çağırdınız? Divan böyle mi olur?
Padişahın karsı edep bu mudur?
Ve döndü, heybet ve azametle harem kapısına doğru yürüdü. Bazı zorbalar, ellerinde hançerle,
Padişahın önünü kesmek ister gibi hamle ettiler.
îşte en nazik an! Kaderin birdenbire tecelli edeceği ve Osmanlı İmparatorluğunun akıbetini göz
Önüne sereceği an budur.
Padişahın ilk hamle anı.
Padişah bir anda durdu, göğsünü gerdi ve bütün dehşetini gözlerinde toplayarak nida etti:
— Yaklaşın bakalım, boyunuzu göreyim!
İste bu basit söz ve tavırdır ki, Dördüncü Murad'm kader denk pervanesinde ölü noktayı asmasına
Sebep olmuş ve yine bir kader cilvesi olarak yeniçeri felaketini onun saltanatı boyunca kökünden kazıyıcı yeni bir devreye başlangıç teşkil etmiştir.

Yeniçeri artık kaybetmiştir.
HODRİ MEYDAN
Recep Paşanın idamı, bazılarınca Yeniçeriyi ayaklandırmaya yeterdi. Fakat çıt çıkmadı. Zira ancak
Zaafa karsı kuvvete geçen Yeniçeri seciyesi, karsısında kuvveti görünce sinmekten baksa bir şey
Yapamazdı. Hatta o gece bazı Yeniçeri zorbaları, sıra kendilerine geliyor vehmiyle İstanbul'dan
Kaçmışlar, Anadolu'nun, köse bucak, göze çarpmaz taraflarına dağılmışlardı.
Böylece bir ay geçti. İlk sersemlik geçmiş gibiydi. Vaziyetin devamı, zorbalarca mağlubiyetin
Kabulü manasına gelecektir.

YIKILIS ve HORLAYIS
Avrupa harp tekniğine âsinâ birkaç muallim bulunarak orduyla İstanbul'a getirilmişti. Kurulan
Mecliste bunlar da bulunarak «Talimli Piyade Askeri» adiyle bir temel sınıf teşkil edilmesi
Kararlaştırıldı. Bir de, «Talimli Asker Nezareti» diye komik isimli Bakanlık icad edildi ve basına
Mustafa Resid Efendi (meşhur Tanzimat kahramanı ve şahsiyetsiz taklit yolunun açıcısı)getirildi.
İlâhi hikmet olarak her şey nasıl da dengi dengine düşüyordu! Sağdan ve soldan birkaç yüz yeni
Nefer tedarik edildi ve Levent Çiftliğinde talime başlandı.
Yeniçeriler manzaradan ürktüler ve yeni asker kadrosuna girmekten kaçındılar; gün geçtikçe de bu
Yeni askeri, kendilerini esir etmeye gelmiş bir düşman ordusu farz etmeye başladılar. O zaman
Üçüncü Selim, yeni askerlerin müstakil bir ocak olmasını ferman etti ve yeniçerilerle yenilerin
Arasını büsbütün açtı.
Hâlbuki yapılacak, eserimizin baslarında kaydettiğimiz ve Mareşal Fevzi Çakmak keneliyle bir
İngiliz muharririnden naklettiğimiz gibi, büyük bir manaya dayanan, asırlarca temel kuvvet rolünü
Oynayan ve sonra tereddiye düşüp kendi öz beynini ezmeye başlayan bu Ocağı kökünden kazımak
Değil, ruhta ve maddede islâh ederek onu yeni zaman ve mekâna tatbik etmekti.
273
Kangren olmuş bir bacağı kesip takma bacakla idareye bakmak yerine, onu muazzam bir ası
Sayesinde kurtarmaya çalımsak ve kazanmak arasındaki fark...
Hassa Bostancıları ocağa bağlı olarak «Bostanı Tüfenkçisi» adiyle
dontpanic Üye
Üyelik: 2009-04-01 Herkese açık mesaj: 348
#202534
ve celali isyanları başlar gider.halk ayaklanır bıkar alınan fazla vergilerden.ve daha derinleri var elbet konuların.severim ben ya böyle tarih olaylarını.hatta öyle ki yaşarım içinde.
felsefefe Üye
Üyelik: 2002-09-09 Herkese açık mesaj: 2.592
#202535
Uzun ve acı olaylardan sonra,
Allah kendilerini şeriat kılıcına uğratıp amellerinin cezasını bulmuşlardır.»
«Artık meydana çıkmış bulunmaktadır ki, yeniçeri Ocağının ilk kurulusunda murad edinilen
Yararlık ve itaat ölçüsü bir vakitten beri, aksine, yaramazlık ve isyana dönerek Yeniçerilik adı ve
Yoldaşlık unvanı eşkıyalı-ağ yuva haline geldiği için, şeriat icabı varılan ittifakla artık Yeniçerilik
İsmi topyekûn ortadan kaldırılmış ve yerine «Muallâm Asa-kir-i Mensura-i Muhammedciye»
Unvanıyla bir asker tertiplenmiştir.
Sultan Mahmut, ruhunun en sadık tercümesi olan fermanı hemen imzalayıp her tarafa tamim
Edilmesini irade etti. «Asakir-i Mensura-i Muhammedciye» Seraskerliği Hüseyin Paşa’ya, Nazırlığı
da Saib Efendi'ye verildi...
Serasker, eski Ağa Kapısında oturacak, fakat makamın ismi Serasker Kapısı olacaktı. Yeniçeri
Ağalığıyla beraber katar ve bölük ağalıkları ve yeniçeriliğe ait bütün unvan ve tabirler kaldırıldı.
Üçüncü Selim devrinde yeni asker teşkilâtına girenler vazifeye alındı ve o devirde yüzbaşı
Olanlardan birkaç kimse, binbaşı rütbesiyle birliklerinin basına geçirildi. Et Meydanının ismi
«Ahmediye»ye çevrildi ve «Eski Odalar» dedikleri, Şehzade Camii karsısındaki kışlalar yıkılıp
Yerine han ve dükkân yapılmak üzere arsaları Sultan Ahmed vakfına mal edildi.
Bir taraftan da idamlar devamda... Mahut Habip ile Cebeci bası ve eski Sekbanbaşı sürgünlerinde
İdam edildiler.
342
Fermanın yazılıp imza edildiği gün tellâllar bütün İstanbul'u çınlattılar.
— Yeniçerilik kalktı! Namı bile kalmadı! Asâ-kir-i Mensura-i Muhammedciye yazılıyor! Irz ve
Namus ehli olanlar dükkânlarını açsınlar! Şevketlû Padişahımıza dua etsinler! Artık emniyet
Tamamdır!
Aynı gün, ikindiye doğru, yeni Şeyhülislâm ve eskileri, ulema ve yüksek memurlarla birlikte «Liva-
yı Şerif»i Sultan Ahmed Camiinden alıp tekbir ve telkinlerle saraya götürdüler. Sultan Mahmut,
Sancağı, orta kapıdan girince başlayan yolun ortasında karşıladı. Sancağı Sadrazamın elinden
alarak Babüssuâde çatısı altında taht kurulan noktaya dikti. Sancağın etrafına, nöbet beklemek
Üzere saray Zülüflülerinden bir kıt'a dizildi. Yere renk renk ve nakıs nakış halılar serildi ve Sancak
Hususi yerine konuluncaya

Yeniçerilik kaldırılır.
Allahım Türk Milletine o günü de göstermiştir.
Süleyman Demirel’in çok güzel bir sözü sanki o güne o tarihe Tüm Osmanlı Sultanlarına Devlet adamlarına bir öğüttür.
Savuma millidir, özelleştirilir mi?
Osmanlı asker konusunu zaman zaman kendi milletleri yerine Müslüman olmayanlardan seçmeye kalkmıştır. Yani Generallerini asli ordusunu Müslüman olmayanlardan almıştır. Bu şekilde Türk Milleti askerlik bilgisinden mahrum kalmış sonra ise soğumuştur.
Taa ki devlet sıkıntılı bir hale girmiş işte o zaman millet tekrar ordusunu kurmuş ve vatanını korumasını bilmiştir.
Yeniçeri ve Enderun buna en güzel örnektir.
Kitap Yeniçeriliği olanca gerçekliğiyle anlatıyor. Okumanız umuduyla.

Osman Demir
Kasım Böler Üye
Üyelik: 2005-06-07 Herkese açık mesaj: 1.365
#202577
Osman bey, devamı da buraya aktarırsanız memnun olurum.

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim