Nazım arkadaşın düşüncelerine hak vermemek elde değil. Ama bu sorun yalnız Nizip�in değil, ülkemizin maküs talihidir. İnsanlar günden güne zorlaşan ekonomik şartlar altında geçim derdine düşmekte ve tabir-i caizse akşama kadar eşşek gibi çalışmaktadır. Akşam evine yorgun argın gelen insanlar TV ya da internetin başına geçip kanallarvede internet siteleri arasındaamaçsızcagezinmektedir.Eline kitap alıp da okumak kimsenin aklına gelmiyor. Niye mi? Kitap okumanın sıkıntı verdiğinden bahseder çoğu insan. Halbuki akıcı bir roman insanındünyasını dağıtır. Bulunduğu noktadan soyutlanır insan, kitapla bütünleşir.Kimiside ne acı ki kitap okumayı "entellik"ten sayarlar. "Erkek adam kitap mı okurmuş? Erkek dediğin ya maç izler ya da kahvede kağıt oynar."Ben şimdi Nizip�te bir dolmuşta ya da bir parkta elime kitap alsam ne olur sizce? Arkamdan teneke çalmazlar mı? Dürüst olup özeleştri yapalım, aşağıda ülkemizdeki kütüphane ve kahvehane oranlarına bakınız lütfen. Şu da bir gerçektir ki memleketimizde çoğu kahvehanenin üstünde kıraathane yazmaktadır. Kıraathane nedir? Kıraat=okuma yani okuma salonu. Bu adın nereden geldiğini yazmama gerek yok sanırım. Şimdi size bir öneri, postalarınıza baktınızsa eğer karşısında durduğunuz şu aletin açma düğmesine basın ve kapatın biirrr... Evde ya da bulunduğunuz yerde elinize geçecek ilk yazıyı okuyun ikiiii... Sonra kendi kendinize bir sorun bakalım o yazıyı okurken aklınıza hiç o gün yaşadığınız sıkıntılar geldi mi? Bir nebze olsun kendinizi garip hissettiniz mi?
Bazı ülkelerdeki kitapokuma oranlarını ve yılda basılan kitap adetlerini aşağıda verdim.
Türkiye'nin "kitap okuma alışkanlığı" ayıbı.
OKUMANIN TÜRKİYE’DEKİ DURUMU
İnsanların yaşamakta olduğu hayatta belirli amaçları vardır. Bu amaçlar için bilgi ve yetenek gibi çeşitli etkenler önemlidir. Bunlardan elde edilebilecek en önemlisi bilgidir. Gelişmiş ülkelerde bilginin %60’ı ise okumakla elde edilmektedir.
Okumak kişisel gelişimdeki en önemli unsurdur. Gelişkin bir kişi çok okumuş kişidir. Okuyarak olayların içyüzü öğrenilebilir, konuya hakim olunur ve bunların sonucunda ise özgüven elde edilir. Ayrıca okuyan bir kişi zengin kelime dağarcığına sahip olarak düşünme kapasitesini ve genel kültürünü arttırır, etkili hitap ve etkili iletişim becerilerine de doğrudan sahip olur. Böylece edinilen bu özellikler ile toplumda etkin bir kişi olunabilir. Tüm bunlar insanların okuması gerektiğinin bir kanıtıdır ve dolaylı yoldan da eğitim seviyesinin arttırılmasına da yardımcı bir unsurdur.
Okuyarak Zaman Kazanmak
Genellikle işten, okuldan döndüğümüzde mevcut olan boş vakitlerimizi televizyon başında dinlenmeye çalışarak harcarız. Yani en verimli anlarımız olması gereken boş vakitlerimiz amaçsızca harcanmaktadır. Bazı vakitlerimiz ise zorunlu olarak boş geçer. Mesela seyahatler, hastanede, postanede sıra beklemeler vb.
Zorunlu veya zorunlu olmayan boş vakitlerimizi değerlendirmemiz gerekmektedir. Bunun en güzel yolu kitap okumaktır. Öğrenmenin en kolay yolu olduğunu daha önce söylemiştik. Buradaki kolaylığı kitap okurken dinlenebilmektir. Kitap okuyarak tren, otobüs, hastane, postane gibi yerlerde beklerken yaşadığımız sıkıntıyı en aza indirgeyebilir, koltuğa uzanarak sakin bir ortamda kitap okuyarak bedenimizi ve zihnimizi dinlendirebiliriz. Bunların yanında bir de bilgi bikrimi sağlarız. Başka bir deyişle; “Alan memnun, satan memnun.” olur.
Batı kültürü buna bir örnektir. Batı toplumu yanlarında daima kitap taşır ve boş vakitlerinde hemen açarak okumaya başlar. Batı kültürünün bu yönünü diğer örnek aldıklarımız kadar örnek almıyoruz. Halbuki asıl bize yarayan budur. Ülkemizde bu durum hamallıktan öte görülmez. Zira defter, kitap bile taşımaya üşenen bir öğrenci milletimiz mevcuttur.
Kitap Seçiminin Önemi
Sürekli okumaktan bahsediliyor ve teşvikte bulunuluyor. Bu ayrıntıların yanında dikkat edilmesi gereken diğer bir hususu daha vardır. Bu hususun adı kitap seçimidir.
Kitap basmak kolay iştir. Alet ellerindedir ve basarlar kitabı. Bugün bedava binlerce kitap bulabilirsiniz. Bunlar genellikle misyonerlik içeren zararlı yayınlardır. Basılan binlerce zararlı kitapların yanında faydasız kitaplar da bulunmaktadır. Bunu uygulamak yani doğru kitap seçimi yapmak ancak kişiyi doğru yönlendirmekle olur. Okunabilecek bir eserin kısa tanıtımını yaparsak;
Öncelikle heyecanlı ve sürükleyici olmalıdır. Okuyan kişi bu kitaplardan zevkine zevk katmalı, kendini maceranın içinde hissetmeli veya öğrenmenin zevkine varmalıdır. Çünkü aksi özelliklerdeki kitaplar insanı farklı psikolojilere sokmakta ve aklını karıştırabilmektedir. Şüpheci, umutsuz bir ruh haline bürünebilmeleri muhtemeldir.
Kitap karanlık, iç karartıcı olmamalıdır. Dili akıcı, samimi ve kolay anlaşılır olmalıdır. İnsan kendini okurken ferahta hissetmeli, kelimeleri kolayca anlayabilmeli ve kelimenin anlamını değil ne cümlenin ne anlatmak istediğini düşünmelidir.
Türkiye’de Kitap Okunuyor Mu?
Bu soruya cevap vermek çok basittir. Etrafınıza baktığınızda kitap okunmadığını çok rahat anlayabilirsiniz. Arabada, evde, okulda, işte, hastanede elinde kitapla oturan kaç insan gördünüz. Buna biraz dikkat ederseniz bir elin parmaklarını geçmeyeceği büyük ihtimaldir.
Eğitim ve kitap okuma alışkanlığı aynı doğrultuda gitmesi gerekirken bizim ülkemizde bu tam tersine gitmektedir neredeyse.
Üniversite Mezunları Kitap Okuyor Mu?
BM İnsani Gelişim Raporu’na göre Türkiye okuma alışkanlığında Malezya, Libya, Ermenistan gibi 173 ülke arasında sadece 86. sırada kendisine yer bulabiliyor.
Üniversite tahsili görenlerin sayısı son yılarda 14 kat arttığı halde kitap okuyan üniversite mezunlarının sayısı 1965’lere göre %10’lara kadar düşmüştür. Eğitim-Sen’in bir araştırmasına göre öğretmenler de kitap okumamaktadır. Türkçe programı okuma alışkanlığı edinilmesi konusunda ısrarcı olmasına rağmen bu programı uygulatacak olan eğitimciler kendisi bile uygulamıyor. Yapılan ankete göre;
%8’i hiç kitap okumuyor
%28i ayda bir kitap okuyor
%39’u ise bilgi vermek istemiyor.
Türkiye’de kütüphanenin 100 bin katı kahvehane mevcut. Batı’da okuma oranı araştırması yeni bir bilim dalı kabul edilmektedir. Yapılan bir araştırmaya göre de Japonya’da 25 kişiye, Fransa’da 7 kişiye Türkiye’de ise 12 bin 89 kişiye bir kitap düşmektedir. Ülkemizde okuryazar nüfusu %85lerde olduğu halde okuyan nüfus sadece %5lerde.
Üniversiteliler arasında yapılan bir araştırmaya göre sorunu Tv, internet ve sisteme bağlıyorlar.
Bu konudaki bir diğer araştırma ise Prof. Dr. Çağatay Özdemir’in “ Türkiye’de Öğretim Elemanları Okuyor Mu?” çalışmasıdır. Sonuçlara göre yıllık okuma oranları;
%16’sı hiç kitap okumuyor.
%72’si 1–2 kitap okuyor.
%11’i 3–5 kitap okuyor.
Sadece %1,4’ü beş kitaptan fazla okuyor. Dünyada iyi bir kitap okuru sayılmak için yılda en az 10–20 kitap okumak gerekiyor.
Bu araştırmaları değerlendiren gazeteci-yazar Özdemir İNCE “ Üniversitede hocalar okuduklarını papağan gibi tekrarlıyorlar. Her gün kullandıkları Jakoben’in bile ne anlama geldiğini bilmiyorlar.” demektedir.
(Tepeden İnmecili anlamına gelir. Fransa'da Aziz Dominicus tarikatına bağlı rahip ve rahibelere verilen addır. Ayrıca,
jakobenizm taraftarı, Fransız Devrimi'nde sol kanat (Jakoben) partinin taraftarlarını belirtmek için de kullanılır.
Fransız ihtilali yıllarında Maxmillien Robespierre başkanlığında çıkan sosyalist demokratik grup. 'Jacobin Club' adı altında o dönemde çok popüler olan isyancıların adı. Ancak jacobinlerin demokrasisi mutlakıyetçi demokrasi anlamına geliyor ve merkeziyetçi bir cumhuriyetten bahsediyorlar. O dönemde çok kanlı olaylar yaşanıyor(region of terror). Günümüzde orijinal anlamından tamamen uzaklaşmış jacobinler radikalciler-köktenciler olarak da anlam taşımaktadır.)
Mustafa Kemal Atatürk çok iyi bir okurdu. Kütüphanesinde 4bin kitabı bulunmaktaydı. Atatürk kitaba verdiği önemi şu şekilde açıklamıştır.
“Çocukluğumda elime geçen iki kuruştan birini kitaba vermeseydim işlerin hiçbirisini yapamazdım.” Buradan da cumhuriyetin temelinin kültür olduğunu çıkartabiliriz.
Kütüphanelerin Durumu
Kütüphanelerin oranının kahvehanelere göre binde bir olduğunu başlarda belirtmiştim. Türkiye’nin 2 bin, Fransa’nın 13 bin, Almanya’nın 10 bin, İngiltere’nin 12 bin kütüphanesi bulunmaktadır.
İlk olarak Türkiye’nin nüfusunun %40’ı kütüphanelerle tanışmadan ölüyor. Bunun sebebi ilk olarak kütüphane eksikliği, ikinci olarak da merak, araştırma ve okuma eksikliğidir. %31’i kütüphanelere giden Türkiye nüfusunun sadece %8’i kitap okumak için gidiyor. Diğerleri; araştırma, araştıran arkadaşlarına refakatçi olarak kütüphaneleri ziyaret ediyorlar. Araştıranların büyük bölümü de öğretmenlerinin verdiği ödev için araştırma yapmaktadırlar. bir şeyi merak ederek bir araştırma amaçlı kullanılmıyor. Bu verilerin Türkiye’de internetin yaygınlaşmasından daha önce saptandığını da belirtmekte fayda var diye düşünüyorum.
Kütüphanelerin yetersiz olduğu bir gerçek fakat mevcut kütüphanelerden yararlanma oranının düşüklüğü de ayrı bir gerçek. Batı ülkelerine nazaran çok alt sınırlarda bir oran mevcut. Fransa Halk Kütüphanelerinde 140 milyon derleme eser mevcutken bu ülkemizde 12 Milyondur. Yani %13 dolaylarındadır. Okuma kapasitesine sahip 15 yaşından büyük nüfusun 50 milyon dolaylarında olduğunu ve hepsinin kütüphanelerden sadece bir kitap okumak istemesini düşünürsek acı gerçekle bir defa daha yüzleşmiş oluruz.
Üniversitelerimizin bir çoğunda kütüphanelerimiz mevcuttur. Üniversite kütüphanelerinin genel amacına bakarsak araştırmalar için dokümantasyon olduğunu görürüz fakat şuanda birçoğunda araştırmaya uygun bir hal göremiyoruz. Kapasiteleri oldukça yetersiz seviyede.
Gelişmiş bir üniversite olmanın yolu araştırmalara kaynak sağlamaktan geçtiği halde bir çok hocanın kütüphanelere daha uğramamış olması da bizleri düşündürüyor. Hizmetin pahalı olması da üniversitelerin kütüphanelerini geliştirmeye sıcak bakmamasına da ayrı bir mazeret oluşturuyor. Bu ne kadar geçerli bir mazerettir orası da tartışılır.
Ülke olarak yapılması gerekenler, daha sağlıklı eğitim vermek, eğitime daha çok kaynak ayırtmak, bireyleri küçüklükten itibaren okuma konusunda aşılamaktan geçer. Zira okumayı bilmeyen topluma, okumaları için sağa sola geri dönüşümlü kitaplar bırakmak biraz gülünç oluyor gibi geliyor bana. Her şeyin eğitim ile mümkün olduğu ve teknolojinin de geliştiği dönemimizde, en azından teknolojiyi doğru düzgün kullanmayı öğrenmemiz ve öğretmemiz gerekiyor. Başta eğitim verenler olarak tüm toplum eğitilmeli. Ülkeyi kurtarmak için milyonarlın sokağa döküldüğü bir devlette bu konu için kılların zor kıpırdaması da ayrı bir meseledir ki ülkemiz geriye gitmektedir. Çanakkale başta olmak üzere verdiğimiz bağımsızlık savaşlarında doktorlarımızı, öğretmenlerimizi, bilimcilerimizi kaybettikten sonra yeni aydınları yetiştirmeliyiz.
Şimdi bir forumda sorulan
“Sizce Türkiye'de İnsanlar Neden Yeterince Kitap Okumuyor?” sorusuna verilen bir cevapla ve bir şiir ile yazımı sonlandırıyorum.
“Türkiye'de kitap kültürü yerine -erkeklerde- kahve kültürü; -bayanlarda-5 çayı kültürü olduğu için. Uyanmak için değil de uyumak için kitap okuduğumuz için. Kaliteli yazarlar yetişmediği için. (Ki bu da okumamanın doğal sonucu) Kitapların çok pahalı olması ve alım gücünün düşük olması. Saatlerce boş beklemek bize çok makul geldiği için. Otobüse bindiğimizde hemşerim nerelisin muhabettinden kurtulamadığımız için. Kitap okuyanları entel dantel olarak gördüğümüz için. Dedikodu yapmayı ve başkalarının hayatına girmeyi çok sevdiğimiz için. TV izlemekten başımızı kaldıramadığımız için ve aklıma gelmeyen diğer nedenlerden de özür dileyerek. Bence bunlar işte.”
OKUMAK GEREK Daha çok şey bilmek için,İleriyi görmek için,Gerçekleri görmek içinDaha çok okumak gerek. Daha güçlü devlet için,Huzur için, servet için,Daha mutlu millet içinDaha çok okumak gerek. Tembellikten vazgeçelim,Okumayı yol seçelim,Okumak, bilmektir derim,Daha çok okumak gerek...