007_Mehmet AĞPAK

Domates Dürümü mü, Hamburger mi?

mehmetagpak Üye
Üyelik: 2005-02-24 Herkese açık mesaj: 415
#195323
Ne bir-iki satır yazabiliyor, ne de elime aldığım bir kitaptan birkaç sayfa okuyabiliyordum. Okusam da anlayamıyordum. Kapım ha bire açılıyor, ya oğlanlardan biri ya da kız kendilerine göre çok önemli bir soru soruyor veya benimle boğuşmak, oynaşmak istiyorlardı. Yorgundum. Tahammül edemiyordum. Haliyle sessiz bir yer aradım. Kimseye söylemeden, evden kaçmalıydım. Evden çıkıp yüz metre yürüdükten sonra kendimi kepir toprağa vurup Ağbayır tarafına gidebilir, sıra dutların yolundan narlığa da gidebilirdim. En iyisi motosikletin deposuna on liralık benzin doldurup Belkıs tarafına estire estire yol almalıydım. Barajın yanındaki çamlıkta biraz mola verirken hem yazıp hem de okuyabilirdim. Hatta yeni sahip olduğum MP3 ile helalinden para ödeyerek aldığım “Geceden Gelen” sidisindeki en damar parça olan “Yaru Ebed”i iki yüzüncü defa daha bir aşkla dinleyebilirdim. Maalesef yaptığım planlar hayalden öteye gitmeyecekti. Bu hayallerin ve ötesinin gerçekleşmesi için bin yüz kilometrelik mesafeyi öncellikle aşmam gerekiyordu. Hayalimi kimseye söylemeden kendi kendime avundum. Ya yerimde mıhlanıp oturacak, çoluk çocukla uğraşacak, ya da başımı alıp sessiz sedasız bir yerlere gidecektim. En sonunda evden biraz korkak biraz da zamansız çıktım. Dışarıda poyraz esiyordu. Üşüdüm. Aldırmadım. Eve en yakın bir alışveriş merkezinin kalabalığında kendimi buldum. İnsanlar demir tellerden yapılmış alışveriş arabalarının içine doldurmuş oldukları her türden malzeme ile bir o yana bir bu yana giderken, memleketimin tozlu bahçe yolu birden gözümde canlandı. Kendimi arık kenarındaki tozlu topraklı yolda buldum. Vakit ikindi serinliğiydi. Önümde kendi ellerimle yaptığım tahtadan arabayı kavisler çizerek sürüyordum. Üstünde Köşker Hanifi’nin bahçesinden biçtiğim bir çuval yonca vardı. Arabanın tekeri Tamirci Yılmaz’ın tamirhanesinden alınan rulmandan, odunları ise bizim bahçenin kavağındandı. Ot bukçusu* ise cebimdeydi. Aklımda şehre gitmek vardı. Babamın “Ülfet” fabrikasından dönüş vaktiydi. Aylardan beri babamın dediğine göre şehre belki yarın belki de bir ay sonra göçecektik. Anam da taşınmayı istiyordu. Taşınırsak şehirli olacaktık. Fırından tırnaklı ekmek alacak, dürümlerimizi onunla yapacak, bir de en güzel okula gidecektim. Ben yıllar öncesinin yollarında çocukluğumla beraber yürürken, ne olduğunu anlamadan bir alışveriş arabasının ayağıma çarpmasıyla kendime geldim. Arabayı süren çocuklu bayan, “Pardon amca” dedi. Orta yaştaki bu kadın bana “amca” demişti. Bu sıfatı kendime bir türlü yakıştıramadığımdan, alışamıyordum; çocukların bile bana amca demesine katlanamıyordum. “Önemli değil teyze” diyemeden yürümeye devam ettim. Alışveriş merkezinin üst katına çıktım. Harman yeri büyüklüğündeki mekanda ondan fazla yemek dükkanı bir daire şeklinde sıralanmıştı. Yüzden fazla masa da bu dükkanların önüne serpiştirilmişti. Her masanın etrafına da dörder tane turuncu plastik sandalyeler konulmuştu. Biraz dolaştıktan sonra boş bir masa buldum. Oturdum. Etrafı şöyle bir süzdüm. Neden buraya geldiğimi anlamadım. İşin doğrusu bu civarda gidecek bir yer de yoktu. Yüzlerce insanın kendi gürültülerini ürettiği bir mekanda birbirlerini anlamaya çalışmalarına bir süre baktım. Bu insanların ortasında kendimi dinlemeye çalışacaktım! Daha fazla dayanamadım ve Mp3’ün kulaklığının R harfi yazanını sağ kulağıma, L harfi yazanını ise sol kulağıma taktım. Böylece gürültüyü daha fazla duymayacaktım. Çantamdan bir kitap, bir defter ve bir de sıfır dokuz uçlu kurşun kalem çıkardım. Önce kitaptan birkaç sayfa okudum. Sonra onu bir kenara koydum. Defteri açıp öylesine yazmaya başladım. Oturduğum masa ders çalışma masasına dönmüştü. İnsanların çoğu pipetlerle kolalar içip, pizza veya hamburger yiyordu. Önünde kitabı defteri açık “amca” ‘ya kimsenin aldırdığı yoktu. İşin doğrusu benim de karnım açtı. “Hele gel amca tuz ekmek olalım” diyecek bir ses duymak istedim. Meğer tahta arabam gibi o davet de bin yüz kilometre ötede kalmıştı. “Kolanın, hamburgerin neyine buyur edecekler” deyip açlığımı unutmaya çalıştım. Domates Dürümü mü, Hamburger mi?Yemek yiyen birinin elindeki hamburger arasında bir dilim domates ve bir yaprak marul görünce çok uzaklardan gelen domates dürümünün kokusunu alır gibi oldum. Mayıs ayının ortasındaydık. Tam da dürümlerin en sadesi, en renklisi olan domates dürümü yapmanın zamanıydı. Yazmayı, okumayı bıraktım. Bir dağın tepesinde, bir ağaç altında veya bir pınar başında yapılması en zahmetsiz ve kolay olan domates dürümünün şehirde yapılacak olanını hayalen de olsa gözümde canlandırmaya çalıştım: Domates Dürümü mü, Hamburger mi?Fırından yeni çıkmış sıcak dırnaklı*ekmeğin ortasına bir adet domatesi keyfe göre iri ya da ufak şekilde doğramalıydı. Üstüne ister kuru, ister taze bir soğan ve bir adet taze sarımsak da yapraklarını dahi hiç zay* etmeden ince ince, sıra sıra dizmeliydi. Ve en önemlisi acının acısı iki tane yeşil biberin damarlarını, çekirdeklerini ayıklamadan doğrayıp eşit aralıklarla düzgünce sıralamak gerekirdi. Şayet fazla demezseniz orta büyüklükte biri baş peyniri de rendeleme usulüyle malzemenin üstüne serpiştirmeliydi. Zevke göre üç-dört dal bakdeniz* veya üç-dört yaprak nane, hiç biri de yoksa yeşillikten deyip bir kök pirpirimi* bıçakla doğramadan dal dal bütün malzemenin en üstüne koyup dürüme ayrı hava katmalıydı. Kokusu olsun muhabbetine küçük bir hıyarı, dürüme eklemenin hiç mahsuru olmayacaktı. Dürümün acısı yetmez deyip bir yarım yemek kaşığı kırmızı pul biberi dürümün üzerine sepriştirmeliydi. Bu dürümün yanında yayık ayranı içmeden olmazdı. İster bir bakır tasla ister bir ayran kepçesiyle ayranı dürümü yerken içmeliydi. Mc Donald’s’ın , Arby’s’in, XL Kumpir’in karşısına geçmiş kendimce domates dürümü tarifi yapmanın zevkini garip bir şekilde yaşıyordum. Pipetlerle kola içenlere garip gözlerle bakıp, bakır bir tasta ayran içmenin hayaline durmuştum. Bilmem kaç defa kullanılmış yağda kızartılmış patatesleri, tavukları karşımdakiler iştahla yerken milletin menüsünü değiştirmek olur muydu? Don Kişot’un yel değirmenlerine savaşı misali ben neyin savaşını verecektim? Hayalen de olsa domates dürümü yaparken çok acıkmıştım. Ne hamburger ne de diğer bilumum “fast food” denilen yiyecekler açlığımı keserdi. Memleketimde yapılınca ayrı bir lezzeti olan, üzerine biber salçası sürülmüş açma ekmek ya da domates dürümü benim karnımı ancak doyururdu. Benim açlığım biraz da özümeydi. Toprağımda yenilen içilen her şeye açtım. Burada, yerli gibi duran bir yabancıydım. Mc Donald’s’tan satın aldıkları yiyecekler yanında, çocuklar için verilen Spider Man boyama kitabının kullanılmasına yabancıydım. Cam bardak yerine plastik bardaklarda içilen çaylara ve karşımda bir genç erkekle kızın evcilik oyunu oynar gibi birbirlerine sarılmalarına, ve hatta elâlemin içinde öpüşmelerine, tavuk butlarını birbirine yedirmelerine yabancıydım. Ben iyisi kendime de yabancı olmadan buradan geldiğim gibi gitmeliydim. Eve gidince de Samsunlu Çerkez hanımın biber salçasız yaptığı yemeği yemeye başlamadan önce ve de çocukların “acılı baba” demelerine aldırmadan doluca bir yemek kaşığı pul biberi yemeğe döküp, öylece karnımı doyurmaya çalışmalıydım. Ama siz, bu yazıyı okuduktan sonra hazır yemeğinizi acı pul biber katarak “Antepli” yapmaya kalkmayın. Verilen tarif üzerine veya kendi tarifinizce bir domates dürümü yapıp, suyunu akıta akıta yiyin . Yanında da ayran için. Okuyuculardan “Ben hamburgeri tercih ederim, domates dürümü de neymiş” diyen olursa, ona da "hamburgeri" afiyet olsun. Domates Dürümü mü, Hamburger mi? Bizce Haneklerin Anlamları: bakdeniz: maydanoz bukçu: ot ya da bağ bıçağına verilen ad dırnaklı ekmek: pide ekmeğinin incesi pirpirim: semiz otu zay etmek: israf etmek
mehmetagpak Üye
Üyelik: 2005-02-24 Herkese açık mesaj: 415
#195325
Dün eve yakın bir fırından domates dürüm yapmak için iki tane açma ekmek aldım. Fırında çalışan gençlerin üçü Birecikli birisi de Nizipliydi. Gecenin onunda ancak dürümü yapmak kısmet oldu. Çocukları başıma toplayıp "Gelin sizinle domates dürümü yapalım" dedim. Beraberce özenerek yaptık (Ortadaki resim). Çocukların yiyeceği bölüme biberi az serptim. Dürümün bir kısmını çocuklar yedi. Ve çok lezzet aldılar. Küçük oğlan abisine "Abim domates dürümünü yedi; o artık Antepli oldu" dedi. Domates dürümü yemekle Antepli olunmaz ama kültür tarifi içersinde yemek de vardır. Benim gibi hem gurbette olan hem de dışarıdan evlenmiş olanlar, arada sırada bile olsa kendi kültürlerini göstermenin ve yaşatmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Gelecek hafta yeni bir yazıda buluşmak üzere.
Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#195328
Mehmet hocam; Öncelikle paylaşımınız için size teşekkür ederim. Domates dürümünü tek geçerim.Çünkü tadı hiç bir şeyde bulunmaz. Nar gibi domates. Kar gibi tuz. Yerken, suyu dirseklerinden akar. Canını sevdiğim domates dürümü.
müslüm akpek Üye
Üyelik: 2007-02-08 Herkese açık mesaj: 11.753
#195331
Değerli hocam yine beni aldın götürdün Ançeketin tozlu yollarına oradan rahmetli amcam Kasım Kiyanın bahçesine, topu topu bir kaç sefer yaptığımız Ançeket ziyaretlerimizin birinde, rahmetli Kasım Kiya bizi bahçeye davet etmişti, gittiğimizde amcam takın üstüne oturmuş, elinde sizin bahsettiğiniz domates dürümü suları dirseklerinden akarak yiyordu, bize gelin bakalım hoş geldiniz dedi. Biz de sofraya oturduk, pirpirim, nane, taze soğan, peynir,acı yeşil ve kırmızı dolmalık biber, köy ekmeği, yayık ayranı ve salça, köy ekmeğine önce hafiften salçayı sürdük üzerine domatesi hiç kesmeden elimizle yarıp yatırdık, sonra pirpirimi soğanı naneyi ve peyniri yatırıp dürümü sardık ve yemeye başladık, o tadı ömrüm boyunca unutamadım, yengemin yaptığı yayık ayranını henüz hiçbir yerde içmedim. Hocam tabiki domates dürümü , rahmetli babam " ağzının tadını bilen keş yer " derdi, bende macdonalt (dilimiz bile dönmüyor) ve benzeri yerlerde karınlarını doyuranlara sesleniyorum " ağzınızın tadını bilseniz domates dürümü yerdiniz". Hocam sizi bir Ançeketli olarak çok seviyoruz yazılarını ailece okuyoruz, gerçi çocuklar ne demek istediğimiz anlamıyorlar ama Ançeketi gördüklerinde anlayacaklar.
mehmet karakaş Üye
Üyelik: 2004-09-20 Herkese açık mesaj: 1.742
#195334
Hocam elinize sağlık.Gurbette kalmadım ama sizin yazılarınızla gurbette kalmadan gurbetteki insanları yaşıyorum.
M.KÜÇÜK Üye
Üyelik: 2007-09-04 Herkese açık mesaj: 6.801
#195345
Valla yazıya bittim. 41 yaşıdayım ve yazıda anlatılanların %80'i bende yaşadım desem yeridir. Şimdi olsa 2 dürüm yerim.
Gazikent Nakliyat Üye
Üyelik: 2009-01-20 Herkese açık mesaj: 229
#195373
hoca duygularını diğer yazılarınız gibi çok güzel kaleme almışsınız gurbette yaşayanlar olarak bizde bu duyguları yaşıyoruz.paylaşımınız için teşekküler hocam
xxhidayet Üye
Üyelik: 2009-01-31 Herkese açık mesaj: 3.361
#195376
Gurbetin kahrını ... çeken bilir...
admin Yönetici
Üyelik: 2001-02-14 Herkese açık mesaj: 7.504
#195377
Üç defadır okumam yarım kalıyor, sizle beraber bende gurbete gidiyor ve burayı hayal ediyorum. Aslında ben buradayım ! yani beni istanbula sürüklüyor ve buraları özletiyorsunuz. Özellikle Harman yeri büyüklüğündeki mekanda tanımlamanız ilgimi çekti. Geşekkür ederim
vedatakkas Üye
Üyelik: 2008-01-08 Herkese açık mesaj: 761
#195447
elinize kolunuza sağlık.nefis bir yazı olmuş. yutkuna yutkuna,özleye özleye,burnumuza tüte tüte okuduk bir çırpıda.teşekkürler. mc donalds,burger kıng vs. tarzı yerlerin önünden geçerken,beni son derece rahatsız edici bir koku alıyorum...bu da patetedleri kızarttıkları yağın kokusu.onlara okokuların arasında sağlıklı günler diliyorum.
şükrü çiftçi Üye
Üyelik: 2008-10-04 Herkese açık mesaj: 1.520
#195507
mehmet abi eline sağlık gerçekten insanları seven ve onlara yaşama inat ayakta tutman ve beraber sohbet edip dürüm yapman gerçekten nizipli olduğunun göstergesi abimde dürüm yedi antepli oldu sevincini yaşatmışsınız onlara emeğine sağlık nicelerine
nizipliakey Üye
Üyelik: 2007-05-25 Herkese açık mesaj: 57
#195535
mehmet abi paylaşımın için teşekkürler bencede domates dürümü bu arada afiyet olsun :DDD
nostradamus Üye
Üyelik: 2009-04-30 Herkese açık mesaj: 29
#195548
elinize ve beyninize sağlık...
Ekinci Handan Üye
Üyelik: 2009-05-21 Herkese açık mesaj: 17
#197043
ne guzeldi yorulup dagda fistik agacinin altin da domates durumu yemek ne guzeldi KOSKER HANIFINI bahçesin de o iri iri beyaz dutlari yemek gun gurbette olmadan da gurbeti icimiz de yasadik simdi de gur betin gobegindeyiz alistik sanirim sadece senin yazilarinla gurbette oldugumu hatirlayip goz ysi doksem de gurbeti icimize gomduk "ben gurbette degilim gurbet benim icim de"
nizip27700 Üye
Üyelik: 2007-06-27 Herkese açık mesaj: 476
#197052
Hocam ellerinize sağlık, önceki yazılarınız gibi buda çok güzel olmuş. Adeta hislerimize vede duygularımıza tercüman olmuşsunuz. Bende o eski Ançeketi çok ama çok özlüyorum. En son kurban bayramında Taziye ziyaretinde Ançeketimizi gördüm. gördüğüm o eski Ançeketten çok uzak yeni bir kent olma yolunda adım adım ilerliyor. Ne taş evlerden nede Kerpiç evlerden eser kalmamış. Köyü köy yapan bu tür yapılardı ama şimdi her taraf beton yığınına dönmüş :( :( Köyde cıvıl cıvıl kuş sesi yerine motor ve araba sesi duymaya başladım. Köprü üzerinde durup çayda kurbağa sesi dinlemek istedim maalesef o sesi bile duyamadım. O çayın kirliliğinden kurbağalarda nasibini almış hepside ölmüşlerdi. Ama yinede özümüzden gelmiş olan buram buram domates dürümünün tarifi çok muhteşemdi. bir kez daha ellerinize sağlık diyorum....

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim