İstanbul'un Fethi 29 Mayıs
1451'de babasının ölümü üzerine Padişah oluyor

ilk iş olarak İstanbul'un Fethi'ni programına alıyordu. Çünkü baştan beri Fetih ruhu ile yoğrulmuştu. Bu anlayışla devrinin teknolojisinden faydalanıyor

askerini bu disiplin içinde eğitiyordu.
Bizans'ın geçit vermez surlarını yıkabilecek

1

5 kilometre uzağa fırlatılabilen 2 ton ağırlığında toplar döktürdü. Ayrıca "Havan topu"nu icad etti.
Bu sırada Bizans'ın durumu hiç de iç açıcı değildi. Halk ahlakî ve ekonomik çöküntüden bıkmış

Konstatin'in zulmünden yılmıştı. O kadar ki halk "Hristiyan külahı görmektense

Müslüman sarığı görmek daha iyidir." diyecek duruma gelmişti. Çünkü o dönemde Osmanlı "Adil bir dünya düzeni" kurmayı başarmış

dünyanın hayranlığını kazanmışta.
İstanbul'u fethetmekte kararlı olan II. Mehmet tarihin ilk ağır toplarını döktürdü. Karadan ve denizden kuşatılması gereken bu şehir için her türlü tedbiri aldı. "Ya ben İstanbul'u alırım

ya da İstanbul beni." diyordu. Ölümü göze alacak kadar kararlı alan bir insanın elinden hiçbir şey kurtulamazdı. Öyle de oldu.
Fatih

düşmanların hayallerinin bile ulaşamayacağı şeyleri "gerçek" haline getirmişti. Donanmayı bir gecede Dolmabahçe'den Haliç'e indirmeyi başardı. Gemileri gemiden yürüttü.
Hocası Akşemsettin Hazretlerinin izni ve duası ile kuşatmayı başlattı. 53 gün durmadan surlar doğuldu. Geçit vermez surlar delik-deşik oluyordu. Bütün tedbirlere rağmen İstanbul düşmüyordu. Son gece Fatih hocasının yanına geliyor:
- "Hocam

ne olur

artık himmet buyurun da İstanbul'u fethedelim." diye ağlıyordu.
Akşemsettin Hazretleri kısa bir uykuya dalıyor

rüyasında "Ebu Eyyüb el-Ensarî'nin kabri gösteriliyordu. Bu fethin müjdecisiydi. Gece yarısı "Talebesini yeniden çağırıyor

29 Mayıs sabahı için son hücum emrini veriyordu. Gerçekten bu son hücuma surlar dayanmıyor

İstanbul Osmanlıya teslim oluyordu. Surlara Tevhid Bayrağı'nı dikme şerefi ise ulubatlı Hasan'ın... Genç ulubatlı

bir ok yağmuruna maruz kalmasına rağmen

azim ve kararlılığından hiç bir şey kaybetmiyor

bayrağı burçlara diktikten sonra şehitlik rütbesine yükseliyordu.
Ulubatlı bir sembol şahsiyetti. Fatih'in ordusunda

Ulubatlı Hasan misali Peygamber müjdesine ulaşmanın aşk ve iştiyakiyle yanıp tutuşan

Anadolu'nun binlerce bağrı yanık delikanlısı bulunuyordu. Her biri genç neslin ideal örneği olması gereken yiğitler...
Fatih

önde hocası Akşemsettin Hazretleri olduğu halde

çoşkulu bir törenle İstanbul'a giriyordu. Bizans halkı ve kadınlar yollara dökülmüş

genç Fatih'i selamlıyor

üzerine çiçekler atarak tebrik ediyorlardı. Başka bir ülkenin tarihinde böyle göz yaşartıcı bir sahneye şahit olabilmek mümkün mü? Çünkü Bizanslılar

Osmanlı'nın zulmetmeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Öyle de oldu. Fatih

Bizanslıları dinlerinde serbest bıraktı ve mabedlerine dokunmadı.
Fatih İstanbul'a girerken

yeryer halkı öndeki "Akşemsettin"i padişah zannediyor

Akşemsettin "hükümdar arkada" işaretini yapınca

Fatih'teki edep

terbiye ve inceliğe bakın ki

şöyle karşılık veriyordu:
"- Evet

hükümdar benim

lakin o da benim Hocam'dır!"
Fetih'ten sonra

başkent

Edirne'den İstanbul'a taşınıyordu. Daha önce Trakya bölgesi fethedildiği için

İstanbul ortada kalmış

fetihle birlikte Trakya ile Anadolu arasındaki köprü de kurulmuş oluyordu.
İstanbul'un Fethi

yıkılmaz sanılan Bizans surlarının yıkılabileceğini

"sağlam İmanın tekeden bile süt çıkarabileceği" gerçeğini ortaya çıkarmıştı.
Fetih

bir işgal olayı değildir. Tüm insanlığı sevgi ve özgürlük ülkesine taşıma arzusudur. Mutluluğa kanat açmaktır. Kilitli gönüllerin açılması

fetih ile gerçekleşir. Zaten fetih de "açma"

"başlatma" anlamlarına geliyor. Fedai olmadan fetih olmaz. Can feda etmeden İslam yayılmaz. Uğrunda ölünebilen davalar ebedî olarak yaşar.
Kaos

huzursuzluk ve madde saltanatının hüküm sürdüğü bir dünyada fetih ruhuna o kadar muhtacız ki... Fetih anlayışı

insanımıza hız ve hamle gücü kazandıracak

azim ve fedakarlık duygularını canlı tutacaktır.
Millet olarak

genç nesle zafer ve başarılarımızı yeteri kadar anlatabildiğimiz söylenemez. Eğer

Çanakkale

İstanbul

Preveze

Mohaç

Varna gibi zaferlerin birini Batılılar gerçekleştirmiş olsaydı

sırf onun için yüzlerce film yapar

bu başarısını yeni nesle anlata anlata bitiremezdi. Nitekim tarihlerindeki basit direniş örnekleri için bunu uyguluyorlar. Bize düşen ise "Fatih ruhu"nu genç nesle taşımak ve yaşanmaya değer hayatın ne olduğunu göstermek.
Zaferlerimizi tanıtalım ki

"gençlerimiz inançları uğrunda fedakarlık yapabilme" zevkini tatsınlar. Kahramanlarımızı tanıtalım ki

her gencimiz "Fatih

Ulubatlı Hasan

Yıldırım

Yavuz

Seyyid Çavuş" olmaya özensin. Fetih bereketiyle

bütün insanlığın yüzü gülsün.
ALINTIDIR ...