Bir adam ne zaman yalnızlıktan ağlasa Bir yaprak düşer ağaçtan; sararmış ve mağrur Gökyüzünde bir uğultu başlar aniden Ve sonra kırk ikindi yağmurları dökülür serin serin ….
Bir adam ne zaman yalnızlıktan ağlasa Uzakta bir ülkede güneş batar, üşür insanlar Hava kararır; kuşlar aniden yuvalarına döner Ve sonra kısalmaya başlar geceler ağır ağır ….
Bir adam ne zaman yalnızlıktan ağlasa Bir denizde med cezirler başlar; ölür balıklar Gemide ölü bir adam bulunur kimsenin tanımadığı Ve sonra faili meçhul bir kuytuya gömülür derin derin ….
Bir adam ne zaman yalnızlıktan ağlasa Bir sokağın en sıcak betonuna sığınır kimsesizler Gaiplerden uzanacak bir dost eli bekler çaresiz Ve sonra bir iklim kaplar tüm bedenleri soğuk soğuk ….
Bir adam ne zaman yalnızlıktan ağlasa Yalnızlıktan ağlamadığını söyler iç çekerek Bir adam ne zaman yalnızlıktan ağlasa Uzak diyarlarda sessiz, kimsesiz bir ölümü düşler Bir adam yalnızlıktan ağlamasa gerek ....
Baktım ki gökyüzü baştan başa bulut
Unut diyor o güzel günleri unut
Baktım ki deniz her dalgasıyla düşman
Kuşlar av peşinde balıklar pusuda
Çok gerilerde kalmış cıktığım liman
Yok görünürde sığınacak bir ada
Baktım ki o musibet gün gelip çatmış
Yolcusunda tayfasında şafak atmış
Ne yelken kar eder ne kürek ne istim
Dayandım aşk ile yürüttüm gemiyi
Aşk ile koskoca dağları düz ettim
Avladım sonunda o civan kekliği
Üç beş sayfa koydum masaya
Birde kalem aldım elime
Bir sayfa benim, bir sayfa senin
Son sayfada bizimdi
Beni bir satırda anlattım
Seni bir sayfada
Bizim sayfamız boş kaldı
Kalemden kıskandım, kağıttan kıskandım
Bizi kendimize sakladım
O boş sayfanın yerine
Bize ait her şeyi
Kalbime yazdım.
Usul usul öptü penceremin camını Bir nefes çektim sigaramdan doyasıya Bir şimşek ta uzaklardan aydınlattı odamı Demleniyordu kaçak çay; yağmurlar başlamıştı…
/Yağıyordu tane tane ………………………….. Yağıyordu usul usul/
Bir hüzün yankılandı doksan model radyomdan Babamdan yadigârdı; gitmedi arkasından Bir şarkı çalıyordu bilmediğim makamdan Bir nefes çektim önce; ağladım arkasından…
/Yağıyordu tane tane ………………………….. Yağıyordu usul usul/
Dışarıda bir yağmur; gittikçe hızlanıyor Karardı hazin güneş; gece mi yaklaşıyor? Cebimde yârin resmi; gözyaşı damıtıyor Soğuk hava, sıcak çay; ölümü andırıyor…
/Yağıyordu tane tane ………………………….. Yağıyordu usul usul/
Yağmur, çay, sigara ve hüzün şiirleri Nedense gözlerimde hep ölüm resimleri Yeniden hatırlattın yağmur eski sevgilileri Tane tane yağar yağmur ikindi vakitleri…
/Yağıyordu tane tane ………………………….. Yağıyordu usul usul/
MAHSUN (09/04/2009)
Nizip'te ne zaman yağmur başlardı O zaman içimi bir hüzün kaplardı Bu gece yağmurlar yüreğime akarken İçime akıttım yağmur seni; yıldızları sayarken...
Şu gece vakti şiirimi okuyan tüm kardeşlerimize yürekten, küçücük bir hediye niteliğinde...
Bir gece şair ölürse Susar şiirler Kalemler öylece durur Sayfalar boynun büker Kelimeler anlamsızlaşır Fikirler öksüz kalır Hafif bir rüzgâr eser Azrail ruhu alır O kadar şiir yazmıştır da şair Bir cümle söyleyemez ölürken: La ilahe illallah…
Gece oldu mu yalnızlaşır sokaklar Sokak ışıkları ince nağmeler fısıldaşır Karanlıkla ay ışığı cilve yapıp dururlar Radyolarda en hüzünlü parçalar atışır Hüzzam bir şarkı söyler kaldırımlar Bulutlar gözyaşında şairlerle yarışır…
Sen ay ışığı kadar parlak durursun gecede Bense sokaklarda dolaşırım aheste aheste
Gündüz oldu mu cıvıl cıvıldır sokaklar Hareket vardır gündüzün fıtratında Masmavi giyinmişler en neşeli bulutlar Kıskandırır dolunayı güneş her doğuşunda Can verir sokaklara ağaçlarda yeşiller Bir başka anlam vardır sevgilinin gözünde…
Yalancı gündüzler yaşarım gecenin ortasında Bir hayal düşlerim zifiri karanlık gözlerinde
Gece ile gündüz gibi bizim sevdamız “a” ile “z” kadar birbirimize uzak Sen ilkbaharı yaşatırsın; ben ise güz Birbirimize yaklaşmamız bile yasak Sen Fırat’ta su misali; diyezden çalan bir saz Unutmalısın; benim hayatım her daim ayaz…
MAHSUN (11/04/2009)
Not:Gecenin şu kör vaktinde bu şiiri okuma erdeminde bulunan tüm arkadaşlarıma..
Mehmedim sevinin başlar yüksekte
Ölsek de sevinin eve dönsek de
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte
Yarın elbet elbet bizimdir
Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir…
Bu şiiri üniversite yıllarında yazmıştım.
Helallik almak istediklerimiz yok şimdi.
Köşelerinde bir sükut hali var.
Her şeyin kıymetin var iken bilmek lazım...
OLSA... Karanlık gecemde bir gaz lambam olsa O soğuk havada beni ısıtacak bir soba Ve bu sobanın üstünde içimi ısıtacak bir demlik çayım Ve her şeyden önemlisi; bunları paylaşacak bir can dostum olsa Ve o dostla sohbet ede ede sabah olsa Ve dinlesek sonra camiden yükselen sabah ezanını Ve kılsam sonra son sabah namazımı Sabahın ilk ışıklarını birlikte görsek Ve o ilk ışıkların rızkımızın geldiği deryada yansımalarını Ve sonra cebimizde kalan son parayla simitçi çocuktan iki simit alsak Ve bu simitlerden biri simitçide kalsa Sırf o simidi almaya parası olmayan birine vermesi için Sonra can dostumla o bir simidi paylaşsak Yesek doya doya; karnımız doyana kadar Ve içsek tabiki üzerine; sobada demlenmiş çayımızı Ve yoldan geçen yaşlı amca da içse çayımızdan bir bardak Mutlu olsa ve bir iki askerlik hatırasını paylaşsa bizimle Ve öpsem o yaşlı amcanın ellerinden Gelse aklıma yaşlı, hasta babam Sonra arasam babamı ve balığa çıkmadan ondan helallik alsam Hakkını helal etse bana ve o gönül rahatlığıyla; Her günkü amacımdan farklı açılsam deryaya Varsam keyfine hayatın ve o deryada kaybolsam, yok olsam… MAHSÛN
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
VAZO Bir vazo kırıldı mı tam kırılmalı Yeniden tamiratı mümkün olmamalı Zira tamir edildi mi Her daim kırılmaya müsaittir Ya hiç kırmayacaksın vazoyu Her şeyine gözün gibi bakacaksın Ya da kırdın mı adam akıllı kıracaksın Parçaları bir daha toplanmayacak Niye dersen Bir kez kırılırsa o vazo Değerini kaybeder Ne yaparsan yap Eski değerini kazanamaz Parçalarını toplamaya çalıştın mı Acı verir, tüketir sabrını adamın Bırakacaksın olduğu yerde Toplanabiliyorsa kendi toplansın MAHSUN
Arkadaşlar bu gün buraya son bir şiir ekleyip bu konuyu kapatmak istiyorum. Bu günlerde edebi konular üzerinde fazlaca yoğunlaştık. Edebi konularda da mümkün olduğu kadar yorum yapmamaya çalışacağım. Zira Davut Hocanın "Gözlerin Dili" adlı makalesinde yaptığım yorumla ilgili Yusuf kardeşimiz beni "Kraldan çok kralcı" olmakla itham etmiş. Yapım gereği böyle ağır lafları sanal ortamda da olsa kaldıramamaktayım. Ben kimseyi hedef almadan yorum yapmaya çalıştım orada. Lakin kardeşimiz üzerine alınmış olacakki o cevabı vermiş. Tabiki herkes gibi ağır cevaplar yazmak zor değildir. Yalnız, ben burada kalp kırmak için bulunmamaktayım. Umarım Yusuf ne demek istediğimi çok iyi anlamıştır.
Bu gün son şiirimizi de ele alalım o zaman:
HAYAT
Hayat bir esintiydi sanki: sanki bir yel
Esti, saçlarımı dağıttı ve geçti
Bir baktım ki saçlarımı da almış
Sesimi çıkaramamışım
Bir yandan verirken yeni bir şeyleri
Bir yandan götürmüş; bilememişim
Önce gülen yüzümüz solmuş
Sonra yeni yeşerdiğini sandığımız umutlarımız
Bitirilmişiz bir yandan; sömürülmüşüz
Ne varsa hayatta değer verdiğimiz
Baharımız, gündüzümüz ve sevdamız
Hepsi tükenivermiş, hepsi silinmiş; elimizden alınmış…