Nizip.com
Üye ol
Genç Muhabbet

güzel yazılar:)

Görüntülenme: …

secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#164845
ÖNYARGILAR

Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu doğmadan ölmüş, tek başına yaşayan hamile bir kadın vardı. Kadın, kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başladı.
Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmazdı. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşmıştı.
Birkaç ay sonra kadının çocuğu doğdu. Tek başına tüm zorluklara göğüz germek ve yavrusuna bakmak oldukça zordu.
Günler geçti. Kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kaldı. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardı. Aradan biraz zaman geçti ve anne eve geldi. Gelinciği ve kanlı ağzını gördü. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırdı ve oracıkta öldürdü hayvanı. Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyuldu. Anne odaya yöneldi Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış yılanı gördü.
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#164846
O OLMAZSA YAŞAYAMAM

O olmazsa yaşayamam
O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni,
Senin O'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...

Can YÜCEL
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#164847
güzel yazılar:)
Hani eski zaman masalları anlatır...

güzel yazılar:)
Hüznümü huzura dolarsın..


güzel yazılar:)

Annem sen benim yanıma kalansın..


güzel yazılar:)
Hani bir biblon vardı kırdığım..

Resim kaynağı

Üstüne ne kırgınlıklar yaşadın.


Resim kaynağı

Ama bil ki bende parçalandım..


güzel yazılar:)
Annem ben senin yanında kalanım..


güzel yazılar:)
Annem sen üzülme..



güzel yazılar:)
Uzayan sohbet gecelerinde..


güzel yazılar:)
Rolleri unutup dost oluruz.



güzel yazılar:)
Bizi bağlayan bu kan değil yalnız..

güzel yazılar:)
Annem biz birbirimize kalanız..



güzel yazılar:)

Ben kararlı uçarken yolumda
sen çatık kaşların altında
katıksız sevgiyle bakarsın
Annem sen benim yanımda kalansın


güzel yazılar:)
Annem annem sen üzülme...



güzel yazılar:)
Ben hala senin dizlerinde...

https://video.eksenim.mynet.com/yel_iz/Canim_Anneme/127243/
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#164848
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.
* * *
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
* * *
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
* * *
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
* * *
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
* * *
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
* * *
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
* * *
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini...
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
* * *
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
* * *
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
* * *
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.
* * *
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
* * *
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
* * *
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.
* * *
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece
bazılarının hayatı tadacağını öğrendim...

alıntıdır..
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#164849
> > *Biz çocukken, tepesinde bir dantela örtüyle başköşede
> > duran yeşil ışıklı
> > ahşap radyomuzdan, hüzzam makamında ayrılık
> > şarkıları yayılırdı salona:
> > 'Ayrılık, ümitlerin ötesinde bir şehir'di o
> > zamanlar;
> > '...ne bir kuş, ne bir haber, ne de bir selam
> > gelir'di.
> > 'Yaman kelime'ydi ayrılık; 'benzetmek azdı
> > ölüme'...
> > Ve her kim uğrarsa bu zulme, 'gündüzü olurdu
> > gece...'
> > Selahaddin Pınar'ın tamburu 'Ayrılık yarı
> > ölmekmiş/ o bir alevden gömlekmiş'
> > diye inler ve sorardı:
> > 'Ey sevgili sen nerdesin/ nerdesin ey sevgili?'
> > 'Çerağ' nedir bilmezdik; ama Sevim Tanürek,
> > 'Alev alev çerağız biz/ Ayrılsak
> > da beraberiz' deyince bir yangın fitili tutuşurdu
> > yüreğimizde...
> > Sonra Zeki Müren çağlardı, tane tane söyleyerek:
> > 'Aynı bedende can gibiyiz/ cana can veren kan gibiyiz/
> > Yanıp da bitmez kül gibiyiz/ biz ayrılamayız/
> > Eller ayırsa bile/ yollar ayırsa bile/ biz
> > ayrılamayız.'
> > * * *
> > Büyüdük; o 'çerağ' da içimizde büyüdü alev
> > alev...
> > Sevdalandık... ayrıldık... yandık.
> > Ayrılıkla ölümü, biz de Abdürrahim Karakoç'un
> > 'Mihriban'ıyla kıyasladık:
> > 'Ayrılıktan zor belleme ölümü/ Görmeyince
> > sezilmiyor Mihriban...'
> > Timur Selçuk, 'Ayrılanlar için' değil, bizim
> > için çalıyordu:
> > 'Ne kadar acı olsa / ne kadar güç olsa/ Her şeyi,
> > evet her şeyi
> > unutmalı'ydık.
> > 'Kalırsa içimizde bir derin sızı kalır'dı.
> > * * *
> > Derken vuslat kolaylaştıkça; basitleşti ayrılmalar
> > da...
> > Kocamaya bir yastık yetmez oldu.
> > Sönenin son ateşiyle yakılan sigaralar gibi; ayrı
> > düşülen yavuklunun
> > hasreti, yeni bir aşkın kollarında giderildi.
> > Ve günün birinde Ajda Pekkan, 'başı yukarda meydan
> > okuyarak hayata',
> > ayrılıkların üzerindeki o kırık yeniklik duygusunu
> > silip attı:
> > 'Arkanı dön ve çık istenmiyorsun artık' diye
> > kovaladı eski sevgiliyi:
> > 'Bir zamanlar sen de bana acımadın/ yalnız kaldım/
> > Yıkılmadım ayaktayım.'
> > * * *
> > Herkes bu çıkışı bekliyordu sanki...
> > 'Ümitlerin ötesindeki o şehir' bir anda tarumar
> > oldu.
> > Bir baktık ki 20. yüzyılla birlikte, ayrılan yollarda
> > söylenen şarkılar da
> > değişmiş, herkese bir güven gelmiş.
> > 'Aşk dediğin geliyor, geçiyor' diyen Hande
> > Yener, ayrılığın onuncu gününde
> > eski sevgilisine 'Yalnız değilim,
> > sıkılmıyorum' mesajı göndermiş.
> > Nazan Öncel, bir vedalaşmayı 'Jetonu mu yoktu,
> > aramadı gitti/ velhasıl
> > bitti' diye özetlemiş.
> > Sonra jeton da tarih oldu.
> > Ayrılık acısının ilacı bulundu.
> > Demet Akalın bir yıl önce 'seve seve'
> > ayrıldığı sevgilisiyle 'İsim neydi
> > çıkaramadım/ adın neydi hatırlamadım' diye kafa
> > buldu.
> > Şimdilerde dillerde gezen bir yaz şarkısında
> > ayrılıklara iyi gelecek formülü
> > açıklıyor:
> > 'Hemen yeni bir aşk bulunur, yerin çabuk doldurulur/
> > Sevgilimi koluma
> > takarım/ Bebek'te üç beş tur atarım/ Olmadı bi de
> > sinema yaparım/ gördüğün
> > gibi çok unutkanım.'
> > * * *
> > Dedim ya, ayrılığın eski tadı yok.
> > Şarkılardan belli...
> > CAN DÜNDAR
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#164851
İnsanın ne yapabileceğini bilemediği o çaresiz zamanlar...Ya da çok şey yapmak isteyip de yapamadığı...Bazen alıp başımı gitmek gelir uzaklara.Yanıma sadece kendimi alarak,bırakıp cam kırıklarını hayatımın...Gitmek uzaklara...Beni tanımayan ve benimde tanımadığım,aslında kaçtıklarımdan pek de farkı olmayacak olan insanlar...Farklı bir iklim ve farklı bir coğrafyada buram buram solurken havayı...Kafamı kaldırıp da baktığımda yüzümdeki 'ben nerdeyim'şaşkınlığı ya da mutluluğu...Ya bir boşluk,ya da özgürlük?Ve bir gel-git daha yüreğimin okyonusunda...
Hayatımın sıradan geçtiğini düşündüğüm an...Artık neyi yapıp neyi yapmayacağımı bildiğim an...İşte bu seferde yaptıkların uzaklaştırmak istiyor seni.
İşte en güzel karar.Yeni bir sayfa...Hiç karalanmamış...Baştan yazmak istiyorum herşeyi.
Ama,ne silgiyi veren var...Ne de kalemi...
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#164852
İnsanoğlu birgün;

Virgülü kaybetti, söyledikeri birbirine karıştı...
Noktayı kaybetti, düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları...
Ünlem işaretini kaybetti birgün de, sevincini, öfkesini, bütün duygularını
yitirdi...
Soru işaretini kaybetti başka gün, soru sormayı unuttu, herşeyi olduğu gibi
kabul eder oldu...
iki noktayı kaybetti bir başka gün, hiçbir açıklama yapamadı.
Hayatının sonuna geldiğinde elinde sadece tırnak işareti kalmıştı...

" içinde de başkalarının düşünceleri vardı yalnızca."
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#164853
Yüzyıl önce Papa bütün Yahudilerin Roma'yı terk etmeleri gerektiğine karar verir.
Doğal olarak Yahudi toplumundan büyük bir tepki gelir.
Bunun üzerine, Papa ile Yahudi toplumundan önde gelen birisiyle karşılıklı dini bir müzakere yapmalarını önerir. Yahudiler kazanırsa kalacaklar, Papa kazanırsa gidecekler.
Yahudiler çaresiz kabul eder ve temsilci olarak Moiz'i seçerler.
Ancak Moiz'in Papa ile aynı dili konuşamaması nedeniyle müzakere de konuşmak yerine sadece işaret dilinin
kullanılmasını teklif ederler ; Papa kabul eder.
Müzakere günü geldiğinde iki taraf karşılıklı yerlerini alırlar ve karşılıklı olarak bir süre bakıştıktan sonra
Papa elini kaldırarak 3 parmağını gösterir. Buna karşılık Moiz tek parmağını kaldırır.
Papa parmaklarını sallayarak başının etrafında çevirir. Moiz ise parmağıyla yeri işaret ederek oturduğu yeri gösterir.
Papa yanındaki çantadan bir parça ekmek ve şarap çıkartınca Moiz de bir elma çıkartır. Bunun üzerine Papa ayağa kalkarak "Ben pes ediyorum, Yahudiler kalabilirler" der. Müzakere sonrasında Papa'nın etrafına toplanan
kardinaller Papa'ya ne olduğunu sorduklarında Papa; Ben önce 3 parmağımı gösterip Kutsal Üçlüyü işaret ettim. Buna karşılık o bana tek parmağını gösterip her iki dinin de tek Tanrı'yı tanıdığını söyledi.
Ben parmaklarımı sallayıp başımın etrafında çevirerek Tanrı'nın bizim etrafımızda olduğunu
gösterdiğimde o da oturduğu yeri işaret ederek Tanrı'nın onların durduğu yerde de olduğunu işaret etti.
Ben kutsal ekmek ve şarap çıkartıp Tanrı'nın bizim günahlarımızı bağışladığını göstermek istediğim zaman da hemen bir elma çıkartıp bana ilk günahı hatırlattı. Adamın her şeye bir cevabı var. Ne yapabilirdim ki?"

Aynı sırada Yahudi cemaati de Moiz'in etrafını sarmış
ona nasıl başardığını soruyorlardı Moiz; " Önce bana 3 parmağını gösterip 3 gün içinde burayı terk etmemizi istedi. Ben de ona bir tekimizin bile ayrılmayacağımızı söyledim.
Sonra bütün şehrin Yahudilerden temizleneceğini söyledi. Ben de, hiç bir yere gitmeyip olduğumuz yerde kalacağımızı söyledim" "Sonra ne oldu?" diye kalabalık heyecanla sormuş.
"Valla,sonrasını
ben de pek anlamadım. Adam biraz hiddetlendi ve öğle yemeğini çıkarttı. Bunun üzerine ben de benimkini çıkarttım. Hepsi bu!..
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#164854
Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi. Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi. Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyüyünce daha mutlu olacağımıza inanırız. Bundan sonra, ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz. Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz. Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır.
Eger şimdi değil ise ne zaman?...Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır. En iyisi bunu kabul edip her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir.

En sevdiğim sözlerden biri Alfred D. Souza' ya aittir.

Der ki;

"Uzun zamandan beridir hayatın gerçek hayatın başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, halâ hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu.

Sonra hayat başlayacaktı. Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı." Bu görüş açısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi. Mutluluk yoldur, öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin ve mutluluğu, vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için, ona daha fazla değer verin.

Unutmayın, zaman hiç kimse için beklemez.

Öyleyse;

Okulu bitirene kadar,

10 milyar kazanana kadar,

Çocuklarınız olana kadar,

Çocuklarınız evden ayrılana kadar, işe başlayana kadar,

Evlenene kadar,

Cuma gecesine kadar,

Pazar sabahına kadar,

Yeni bir araba, ya da ev alana kadar,

Borçları ödeyene kadar,

İlkbahara kadar,

Yaza kadar,

Sonbahara kadar,

Kışa kadar,

Maaş gününe kadar,

Sarkınız söylenene kadar,

Emekli olana kadar,

Ölene kadar.....


MUTLU OLMAK İÇİN İÇİNDE BULUNDUĞUNUZ AN' DAN DAHA İYİ BİR ZAMAN OLDUĞUNA KARAR VERMEK İÇİN BEKLEMEKTEN VAZGEÇİN. MUTLULUK BİR VARIŞ DEĞİL,

BİR YOLCULUKTUR. " PEK ÇOKLARI MUTLULUĞU İNSANDAN DAHA YÜKSEKTE ARARLAR, BAZILARI DA DAHA ALÇAKTA.

OYSA MUTLULUK İNSANIN BOYU HİZASINDADIR. "

--KONFÜÇYÜS--
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#164856
Eflatun'a iki soru sormuşlar:
Birincisi; "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir?
Eflatun tek tek sıralamış:
"Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.
Ne var ki çocukluklarını özlerler.
Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.
Ama sağlıklarını geri almak için para öderler.
Yarından endişe ederken bu günü unuturlar.
Dolayısıyla ne bu günü ne de yarını yaşarlar.
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar.
Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler."

Sıra gelmiş ikinci soruya;
"Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine sıralamış:
"Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın.
Yapılması gereken tek şey sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.

ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP
OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR."
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#164857
Bir gün Napolyon düşman askerlerinden kaçarken, bir bakkal dükkânına girmiş. Bakkala hemen kendisini saklamasını emretmiş.
Bakkal da Napolyon'u müsait bir yere saklayıp, biraz sonra gelen
düşmanları da 'Az evvel biri koşarak şu tarafa kaçtı.' diye savuştur­muş.
Nihayet biraz sonra Napolyon'un muhafızları yetişmişler. Bakkal ömründe bir daha karşılaşamayacağı Napolyon'a sormuş: 'Efendim, af
buyurun ama merak ettim, ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl
bir duygu?'Napolyon birden öfkelenmiş. 'Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçercesine konuşabiliyorsun?'
diye bağırmış. Hemen askerlerine,adamcağızı kurşuna dizmelerini emretmiş.Askerler bakkalın gözünü bağlayıp, karşısına dizilmişler. Mermiler namlulara sürülmüş, artık 'ateş' emri verilecek... Adamcağız
içinden 'Ah, ne yaptın sen? Şimdi ölüp gideceksin diye düşünürken,
arkadan bir çift el uzanmış, gözündeki bağı açmış.
Karşısında Napolyon varmış. Tek cümleyle cevaplamış
Napolyon: 'İşte böyle bir duygu!'



YAŞAYARAK ÖĞRENMEK, BEDELİ EN YÜKSEK ÖĞRENME BİÇİMİDİR
Mustafa KANAL Üye
Üyelik: 2007-04-17 Herkese açık mesaj: 1.205
#164870
Teşekkürler paylaşımın için.Eline diline vede yüreğine sağlık kardeşim.Gerçekten çok hoş bir paylaşım.
ferhat Üye
Üyelik: 2008-11-19 Herkese açık mesaj: 347
#164871
Ellerine sağlık Secret güzel olmuş. Ama Gelincik yazısı bilhassa daha güzel :)
Burada ön yargıyı anlattığı gibi "sabır" ı da anlatıyor
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#164974
begendiğinize sevindim:) peki videoyuda izledinizmi:))
sakalli0727 Üye
Üyelik: 2006-07-04 Herkese açık mesaj: 1.874
#164976
bu ne ya
hep kopyalari atmissiniz acilana kadar 40 saat geciyor
busenaz Üye
Üyelik: 2008-05-06 Herkese açık mesaj: 828
#164990
ya kopyada olsa kızcağız zahmet etmiş yazmış.
nizipli_mehmet Üye
Üyelik: 2005-10-03 Herkese açık mesaj: 8.461
#165082
guzellermıs özellikle ön yargı bende ön yargılıyımdır ama bakalım hayırlısı olsun...
ziya_eren27 Üye
Üyelik: 2007-08-04 Herkese açık mesaj: 1.287
#165099
ellerine saglik secret güzel bir paylaşımdı
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#165117
sakalli0727;164976 wrote:bu ne ya
hep kopyalari atmissiniz acilana kadar 40 saat geciyor
illa elestirecek bişi bulacaksın dimi:)
ne kadar vakit ayırdım ben zaman harcadım bi tesekkür beklerdim
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#165127
mavi patik

''Erkekler aglamaz.''

''Erkekler korkmaz.''

''Erkekler kadin gibi gülmez.''



Derken ortalik dul kadindan geçilmiyor. Zira zavalli erkekler genç yasta Hakk'in rahmetine kavusuyorlar.



Siz hiç kapi komsusuna sabah kahvesine gidip karisini çekistiren erkek gördünüz mü? Fare görünce bagiran? ''Bu ara sinirlerim zayif'' deyip habire aglayan?



Oysa onlar da kadinlarla ayni duygulara sahip olarak geliyorlar dünyaya. Lakin daha ilk gün ayaklarina mavi patik giydirmek suretiyle ''Agir ol bakalim!'' diyoruz.



''Ne alákasi var mavi patikle?'' demeyin. Mavi soguk ve ciddi bir renktir. Kime isterseniz sorun. Ve katiyen tesadüf degildir o patiklerin rengi. Düsünülmüs, tasinilmis, seçilmistir. Ayaga giydirildigi anda kulaga sunlar fisildanmis demektir: Sen erkeksin.

Erkek olmanin gerekleri vardir. Ömrünün sonuna kadar bunlari yerine getirmekle yükümlüsün. Ömrünün süresi ise çatlama kat sayina bagli. Içine ata ata ne kadar yasayabilirsen artik. Bize sorarsan pek uzun sürecegi kanaatinde degiliz.

Dikkat edecegin husus, en dramatik hallerde bile mavi patikli oldugunu Unutmamandir.



Misal, Asik oldun. Sakin belli etme. Birak karsindaki yansin tutussun. Sen agir ol. Molla desinler yeter ki Asik demesinler.

Misal, Sevgilinden ayrildin. Sakin aglayip sizlama. Yine birak karsindaki yikilip sürünsün. Gözyasi dedigin kadin kismina yakisir. Zaten senin gözyasi bezlerin mavi patik operasyonuyla alinmis bulunuyor.



Misal, Eve hirsiz girdi. Karinla yataktasiniz. Tikirti duydunuz ya da hirsizla burun buruna geldiniz. Kim bogusacak adamla? Bak bakalim karinin ayaklarina! Ne renk patikleri? Pembe. Ya hirsizinkiyle seninki? Mavi.

Kural, Mavililer bogusacak. Pembeliler bagiracak. Herkes görevini bilsin. Ta dogumhanede yapildi bu is bölümü.

Misal, Esinle kavga ettin. Ne yapacaksin? Hiç. Isine gidip hiçbir sey olmamis gibi çalisacaksin. ''Ay Ismail çok sinirim bozuk, benimki sabah sabah anneme laf etti'' diyemezsin. Karin o esnada telefonun basinda, bir sigara ve bir kahve esliginde
arkadaslarina seni çekistiriyor olabilir. Olsun. Onun mazereti var, patikleri pembe.

Misal, Evde aniden bir böcek peydahlandi. Kim gidecek üstüne? Tabii ki sen. Zira karinin gitmesi hiçbir ise yaramaz. Böcek renk körü mü? Maviyle pembeyi ayiramaz mi? Ve sorarim sana, hangi böcek pembeden korkar? Tam tersine aska gelip karinin üzerine tirmanmaya bile kalkisabilir.



Ama mavi... Birrrrr.



Misal, Savasa gidilecek. Kim gidecek? Tabii ki Mehmetçik. Sen hiç ''Vatan sagolsun'' diye bagiran Aysecik gördün mü? Benim bildigim Aysecik kameranin karsisinda ''Size baba diyebilir miyim amca?'' diyordu ve hatirladigim kadariyla omuzunda
tüfek falan da yoktu.



Diyecegim, Mavi patikli olmak zor zanaat.

PAKİZE SUDA
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#165128
Bir üniversite profesörü öğrencilerine su soruyu
sorar;
-'Var olan herseyi allah mı yaratti?'
Cesur bir öğrenci ayaga kalkar ve yanıtlar.
-'Evet herseyi Allah yaratti!'
Profesor sorusunu yineler ve ogrenci yine 'evet
efendim ' diye yanitlar.
Profesor devam eder;
-'Eger herseyi yaratan Allah ise ve şeytan var
olduğuna göre seytani da Allah yaratmis olur
ve çalışmalarımızda uyguladigimiz
'Kesinlestirme'prensibine gore de Allah şeytandır.

Öğrenci böyle bir önerme karsısında şaşırır
ve yerine oturur.Profesor ise ogrencilerine
bir kez daha
Allah!ın icindeki kaderin bir efsane oldugunu
kanitlamaktan oturu oldukca mutludur.

Bu arada bir ogrenci ayaga kalkar ve -Bir soru
sorabilirmiyim profesor? der.Profesorde
sorabilecegini soyler.
Öğrenci ayaga kalkar ve 'Soguk varmidir? diye sorar.
Profesör;
-'Nasıl bir soru bu böyle,tabiî ki vardır ' diye
yanıtlar. 'Sen hiç soğuktan üşümedin mi?'
Ogrenci ;
-'Aslinda, fizik yasalarina gore soguk yoktur.
yasamda/realitede biz sogugu sicakligin yoklugu
olarak dusunuruz.Herkes veya nesneler o enerji oradaysa
veya bir sekilde enerji iletiyorsa onu deneyimler
.Ornegin,Absolute 0 (-460 derece F)
sicakligin kesin yoklugudur (hic olmadigi
seviyedir).Tum maddelerin bu
seviyede reaksiyon verme ozellikleri bozulur ve
degisir.Soguk yoktur,o
yalnizca sicakligin yoklugunda duyumsadiklarimizi
tarif etmek icin
yarattigimiz bir kelimedir' der ve devam eder,
- Profesor, karanlik varmidir?
profesor ; -'Tabikivardir'.
Ogrenci yanitlar,
-'Korkarim gene yaniliyorsunuzefendim.
Cunku,Karanlik ta yoktur.
Yasamda/realitede karanlik isigin
yoklugudur.Biz isik uzerinde
calisabiliriz ama karanligi calisamayiz.Gercekte,biz
Newton'un prizmasini kullanarak
beyaz isigi kirar ve renklerin
cesitli dalga uzunluklari uzerinde calisabiliriz.
Ama karanligi olcemeyiz.Bir basit
isik isini karanlik bir mekani aydinlatarak
karanligi kirmis olur yani
karanligi gecersiz kilar. Siz belli bir
mekanin/uzayin ne kadar
karanlik oldugundan nasil emin olursunuz? Isigin
miktarini olcersiniz!
Bu dogrudur degilmi? Karanlik insanlik tarafindan ,
isigin olmadigi
yer/mekan icin kullanilan bir kelimedir. Son olarak
ogrenci profesore gene sorar;
-'Efendim seytan varmidir? Bu kez
profesor pek emin olamamakla birlikte yanitlar;
-'Tabiki, acikladigim gibi, biz onu her
gun ,her yerde onu goruruz.Seytan/kotuluk bir
kisinin baska bir kisiye
her gun sergiledigi insaniyetsizliginin bir
ornegidir.O , dunyadaki
islenmis tum suclarda,siddette yer alir.Bunlarin
tumu seytanin
kendisinden baska bir sey de degildir.' der.
Ogrenci devam eder;
-'Seytan yoktur efendim.Yani o kendi basina yoktur.
Seytan basit olarak Allahın yoklugudur.O aynen
karanlik ve soguk ta
oldugu gibi insanin allahın yoklugunu tarif etmek
uzere yarattigi bir
kelimeden ibarettir.Allah seytani yaratmadi.
Seytan/kotuluk insanin
tanrisal sevgiyi yureginde duyumsamadigi zaman
deneyimlediklerinin
bir sonucudur. O aynen sıcaklığın olmadığı yere
gelen soğuk ya da
ışığın olmadığı yere gelen karanlık gibidir.
Onun için Allah vardır...

Profesör yerine oturur. Genç öğrencinin adi ALBERT EINSTEIN'dir
secretgarden Üye
Üyelik: 2008-10-13 Herkese açık mesaj: 2.325
#165129
GERCEK ÖYKÜ

Nebraska'da yasli bir adam yasardi. Patates ekini icin bahceyi bellemesi
gerekiyordu, lakin bu cok zor bir isti. Tek oglu olan David ona yardim
edebilirdi fakat o da hapisteydi.

Yasli adam ogluna bir mektup yazdi ve muskulatini izah etti.

Sevgili David,

Patates bahcemi belleyemeyecegimden kendimi cok kotu hissediyorum.
Bahceyi
kazmak icin oldukca yaslanmis sayilirim. Burada olsan butun
derdim bitecekti. Biliyorum ki sen bahceyi benim icin hallederdin.

Sevgiler Baban

Bir kac gun sonra oglundan bir mektup aldi

Babacigim,

Babacigim Allah askina bahceyi kazma, ben oraya cesetleri gommustum.

Sevgiler David

Ertesi gun sabaha karsi 4'de FBI ve yerel polis cikageldi ve tum sahayi
kazdi lakin hic bir cesede rastlamadilar. Yasli adamdan ozur dileyerek
gittiler. Ayni gun yasli adam oglundan bir mektup daha aldi.

Babacigim,

Simdi patatesleri ekebilirsin. Bu sartlarda yapabilecegimin en iyisini
yaptim.

Sevgiler David.
nizipli_mehmet Üye
Üyelik: 2005-10-03 Herkese açık mesaj: 8.461
#165134
son hikayeyi birden çok kez okudum ama zekice yani :p

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim