Nizip.com
Üye ol
Genç Muhabbet

Evlenecek erkeklere tavsiyeler

Görüntülenme: …

Mustafa Bilici Üye
Üyelik: 2006-02-18 Herkese açık mesaj: 2.407
#145413
Müslüman bir gencin, benim evlenme vaktim geldi demesi için, önce dinini iyice öğrenmiş olması gerekir. Ondan sonra sünneti yerine getirmek niyetiyle evlenmelidir. Edebi, hayası olan, güzel ahlaklı, dinini, imanını, İslam'ın şartlarını öğrenmiş, İslamiyet'e uyan, sokakta dinin emrettiği şekilde giyinen bir kızla nikahlanmalıdı r. İffet sahibi, dinini kayıran bir kız aramalıdır. İllâ da (Kötü olsun, yeter ki malı çok, güzel bir kız olsun) dememelidir. Mal için, güzellik için iffeti ve salahı elden kaçırmamalıdır.

Şunlara riayet eden erkek mutlu olur:

1- Eşine karşı her zaman, güzel huylu olmalı. Allahü teâlâ iyi huylu olanları sever, huysuzları sevmez. Eşini incitmek haramdır. Ona karşı her zaman, yumuşak davranmalı. Eve gelince selam verip hâl ve hatırını sormalı, şakalaşmalı. Eşi ile oynamak sevaptır. Sıkıntısını, düşmanlarını, borçlarını söyleyerek onu üzmemeli. Üzüntülü ise, onu çok sevdiğini, söyleyip halini sormalı, tatlı şeyler söylemeli.

Bir hadis-i şerif meali:
(Müslümanların en iyisi, en faydalısı, eşine karşı iyi ve faydalı olandır.) [Nesai]

2- Yapması zor olan şeyleri bile inşallah yaparım diye söz vererek gönlünü almalı. Çünkü o, kendisine alışmış olan dostu, dert ortağı, yemeklerini yapan, çocuklarını yetiştiren fedakâr eşidir.

3- Çocuk terbiyesinde, ona yardımcı olmalı. Bebek, gece gündüz ağlayıp anasına hiç rahat vermeyen, onu insafsızca üzen bir alacaklıdır. O halde, ona yardım edene, Allahü teâlâ yardım eder.

4- Ona, gücü yetiyorsa o şehirde âdet olan elbisenin, ziynetlerin en kıymetlisini almalı. Sokağa çıkarken, bunları da örtmeli, yabancıya göstermemeli. Helalinden en iyi gıdalar almalı. Yemeği yalnız yememeli. Çoluk çocukla yemek sevaptır. Eve nafaka alırken kısmamalı, israf da etmemeli. Çoluk çocuğa verilen paranın sevabı, sadaka sevabından daha çoktur. Nafaka temin edemeyenin evlenmesi haramdır.

5- Eşi ile iyi geçinmeli. Onu azarlamamalı, yüksek sesle konuşmamalı. Mala ve namusa hıyanet etmeyen kadınları dövmek değil, onları hiçbir suretle üzmek caiz değildir. Dünya işlerindeki kusuru için, dövmek şöyle dursun, acı, sert bile söylememelidir. Kadınların kalbleri ince ve nazik olduğundan, birbirlerini çekemeyenleri çoktur. Bu bakımdan, bilhassa yeni evliler, uyanık olmalı, ana, kız kardeş ve başka kadınların, eşini çekiştirmelerine aldanmamalı, böyle şeyler söylenmesine fırsat vermemeli. Böyle sözlere uyarak eşini incitmekten sakınmalı. Anası ve kız kardeşleri için eşinin söylediklerine karşı da uyanık olmalı. Anaya eziyet edilmesine fırsat vermemeli. Anasına, kendisi, eşi ve çocukları, muhakkak saygı göstermeli. Ana babaya, kayın valide ve kayın pedere saygı, hizmet edilmesi birinci vazife olmalı. Büyüklerin rızasını, duasını almaya çalışmalı, hayır dualarını, büyük kazanç bilmeli.

6- Huysuzluğunu yumuşak karşılamalı. Onunla iyi geçinmeye çalışmalı. Akıllı eşler, birbirini üzmez. Hayat arkadaşını üzmek, ahmaklık alametidir. Huysuz kimsenin eşi, devamlı üzülerek sinirleri bozulur. Sinir hastası olur. Böylece çeşitli hastalıklar meydana gelir. Eşi hasta olan kimse, perişan olmuş demektir. Eşinin hizmet ve yardımlarından mahrum kalmıştır. Ömrü, onun dertlerine çare aramakla geçer. Bütün bu sıkıntılara kendi huysuzluğu sebep olmuştur. Ne yazık ki bu pişmanlığının faydası olmaz. O halde; eşine yapacağı huysuzluğun zararı kendine olur. Ona karşı, hep güler yüzlü, tatlı dilli olmaya çalışmalı!

7- Huyu değişirse, suçu kendinde bulup, ben iyi olsaydım, o da böyle olmazdı, demeli.

8- O kızınca, susmalı. Böylece, pişman olup, özür dileyebilir. İyilikleri görülünce Allah'a şükretmeli ve ona dua etmeli. Öyle davranmalı ki, eşim beni çok seviyor intibaını vermeli.

9- Günah olmayan kusurlarını görmemeli. Günahlardan vazgeçmesini, namaza, oruca ve gusle devam etmesini tatlı ve yumuşak sözlerle anlatmalı. Kıymetli şeyler alacağını söz vererek ibadetleri yaptırmalı, günahlarını önlemeli. Ayıplarını, sırlarını, herkesten gizlemeli. Kur'an okumasını ve ilmihalini öğretmeli. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumalı.

10- Ona, hep hayır dua etmeli. Çünkü, o, evinin bekçisi, aşçısı, terzisi, yoldaşı ve hayat arkadaşıdır.



kaynak: https://www.evlilikr ehberi.net
esento Üye
Üyelik: 2007-05-01 Herkese açık mesaj: 621
#145417
( Bİ TAVSİYEDE BENDEN OLSUN )

Ölümden sonra gelen güller
Resim kaynağı
Kıpkırmızı gülleri çok severdi.
Nerde görse bakışlarını alamazdı onlardan.
Kocası da ona her fırsatta kırmızı gül verirdi.
Bilhassa da evlilik yıldönümlerinde…
…
Kapının önünde bulurdu hep gülleri.
Çiçekçi getirir bırakırdı.
Alışmıştı artık aynı adrese kırmızı gül getirmeye.
Enfes fiyonklarla süslü, kucak dolusu kırmızı güller...
…
Yıllar geçti böyle.
On yıllar.
Her evlilik yıldönümünde hep aynı manzara olurdu.
…
Yaşlar ilerledi ve günün birinde adam öldü.
Kadın çok sevdiği kocasının hüznüyle yaşamaya devam etti aylar boyu.
Zaten çocukları da evlenip gittiklerinden vaktinin çoğunu tek başına geçiriyordu.
Bazen kitap okur, tefekküre dalardı.
Bazen de Yasin günlerine katılırdı komşular arasında düzenlenen.
Kaza namazları için bir çetele tutmuştu.
Kazaya kalan oruçlarını da tek tek hakkıyla eda etmeye gayret ediyordu.
…
Bir gün kapısının zili çaldı.
Komşulardır herhalde diyerek yerinden kalktı ve kapıya gitti.
Açtığında kimseyi göremedi kapıda.
Sonradan fark etti ki, kapının girişinde bir kucak dolusu kırmızı gül var.
Üzerinde de küçük bir kart!
…
Zorla eğilip çiçekleri aldı.
Eliyle belinden destek almak zorunda kalmıştı.
Yaşlılıktan olsa gerek!
İçeri girip kapıyı kapadı.
Dikiş makinesinin yanına yöneldi hemen.
Gözlüğü orada dururdu çünkü.
Kartı dikkatle okumaya başladı:
“Seni geçen seneki bugünden daha çok seviyorum.
Evlilik yıldönümümüz kutlu olsun."
…
Şok olmuştu kadın.
Çok da sevinmişti.
Hemen en yakındaki koltuğa attı kendini.
Sürpriz diye buna denirdi işte.
Kocası ona ölümünden sonra bile çiçek göndermişti evlilik yıldönümlerinde.
Gülleri kokladı, kokladı, kokladı…
Gözyaşları sessiz bir şekilde aktı.
Önce yanağına süzüldüler.
Sonra da çenenin altından bembeyaz başörtüsüne.
…
Birden bunların alabileceği son güller olduğunu düşündü.
Ölmeden önce ısmarlanmış olmalıydı kocası aylar önceden.
Zaten her şeyi daha önceden planlamayı ve yapmayı çok severdi.
İşini şansa bırakmazdı.
…
Sonra ayağa kalktı yaşlı kadın.
Güllerin saplarını kesti ve vazoya yerleştirdi.
Vazoyu da masanın üzerine, eşinin fotoğrafının yanına koydu.
Sonra da karşısına oturup uzun süre gülleri ve fotoğrafı seyretti.
Sessizce...
Bazen de nefes almadan sadece kalbinin sesini dinledi.
…
Aradan gene aylar geçti.
Güllerin yaprakları soldu.
Kadın solan hiçbir yaprağı israf etmedi.
Yere düşmelerine gönlü razı olmadı.
Hepsini özenle kuruttu kitap sayfalarının arasında ömrü boyunca saklamak için.
Canı sıkıldığında, morale ihtiyacı olduğunda o kalın kitabı açardı.
Sayfalarının arasındaki gül yapraklarını koklar, yalnızlığını giderirdi.
…
Aradan bitmek tükenmek bilmeyen koskocaman bir yıl geçti.
Yapayalnız ve hüzün dolu bir yıl...
…
Sonra bir sabah gene kapı çalındı tıpkı eski günlerdeki gibi...
Gene dışarı çıktı.
Gene kimsecikler yoktu.
Mahallenin çocukları zile basıp kaçmış olmalı diye düşündü.
Aaaa!
O da ne?
Kapının girişinde gene bir kucak dolusu kırmızı gül var!
Üzerinde gene bir kart vardı.
Biraz düşününce o günün evlilik yıldönümü olduğunu hatırladı.
İyi ama, bu güller neyin nesiydi?
…
!
Vardır bir hayır, dedi ve gülleri içeri aldı.
Bu sefer güllerden daha çok, kart ilgisini çekmişti.
Hadi geçen senekini kocası bir yıl önceden sipariş vermiş olabilirdi.
Ama bu neyin nesiydi?
Üzerindeki kart gene evlilik yıldönümünü kutluyordu.
…
Hemen çiçekçi dükkanını aradı kartın üzerindeki numaradan.
Çiçekçinin bir şakası mıydı bu yoksa?
Ona acısını hatırlatıp da ne yapmak istiyordu acaba?
Onu üzmeye kimsenin hakkı yoktu.
Olmamalıydı.
…
Çiçekçi telefonu açar açmaz tanıdı sesin sahibini.
Kadının derdini açıklamasına fırsat bırakmadan konuşmaya başladı:
“Biliyorum.
Eşinizi kaybettiniz.
Üzerinden neredeyse 2 yıl geçti.
Telefon edeceğinizi de biliyordum.
Daha doğrusu tahmin ediyordum.
Hem geçen sene hem de bu sene adresinize gönderdiğim güller önceden ısmarlamıştı.
Parası da önceden ödenmişti.
Hep böyle yapardı zaten.
Bir sonraki evlilik yıldönümünüzün çiçeklerini bir yıl öncesinden ısmarlardı.
İşini hiç şansa bırakmazdı.
Dosyamda talimat var.
Bu çiçekleri size her yıl göndereceğim.”
…
Kadın çok duygulanmıştı.
Eşi, öldükten sonra bile ona çiçek gönderiyordu…
Çok nadir bir olaydı bu.
Zaten o da kocasının değerini bilmişti.
Ona hep destek olmuştu sonuna kadar.
…
“Ha, bir de size özel bir zarf bıraktı.” dedi çiçekçi.
“Kendi el yazısıyla yazmıştı.
Onu da koymamı istedi çiçeklerin arasına.
Buldunuz mu?”
…
Kadın, bir yandan “hayır” derken, diğer yandan da çiçek sepetine tekrar baktı.
Evet, zarf ordaydı.
Yaşlılıktan olmalı, diye düşündü.
Görememişti onu.
Çiçekçiye teşekkür ederek kapadı telefonu.
…
Eğildi ve zarfı aldı.
Parmakları titriyordu kadının.
Zarfı açtı…
İçinden cicili bicili bir kağıda yazılmış kısa bir mektup çıktı.
Liseli aşıkların kullandığı kağıtlardandı bu.
Belki de adam, aradan yılar geçse de sevgisinin eskimediğini ifade etmek istemişti.
Kim bilir?
Neyse, biz mektupta neler yazdığına bakalım:
"Kırmızı güller, senin kapıyı açmadığın güne kadar adresine gelmeye devam edecek.
O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak.
Eve dönüp dönmediğini kontrol edecek.
Beşinciden sonra emin olacak ki sen artık yoksun!
Sonra o gülleri ona verdiğim diğer adrese götürecek.
Seninle yeniden ve ebediyen kavuşmuş olacağımız yere bırakacak..."

Alıntıdır.
Mustafa Bilici Üye
Üyelik: 2006-02-18 Herkese açık mesaj: 2.407
#145449
çok güzel gerçekten bu iş yoğunluğunda okumaya bir başlıyorum kendimi alamıyorum... teşekkürler..
vedatakkas Üye
Üyelik: 2008-01-08 Herkese açık mesaj: 761
#145454
Allah'tan bunları okumadan evlenmişim,dört dörtlük olmak o kadar kolay mı sanıyorsunuz siz.Hele bir evlenin de ondan sonra göreyim sizi.Yinede çok güzel yazılar,teşekkürler.
esento Üye
Üyelik: 2007-05-01 Herkese açık mesaj: 621
#146204
Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde bulunuyormuş:

"Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum" demiş.
Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı;

"Olur" demiş çekine çekine...

Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış.
"Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana" demiş oğluna. Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş... Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına.

Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş. Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış. Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu.

Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş. Sonra oğluna dönüp sormuş:

"Ne görüyorsun?"

Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış.

"Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış.
Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış. Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler.. "

Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş:

"Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır. Aşksız bir evlilikte her iki eş de şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler.

Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden uzaklaşırlar.

Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun, eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler. Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler."


Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu. Ama,

"Asıl ders bu değil!"
dedi baba. Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi.

"Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak... İkisinde de bir tat yok "

Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir fincana boşalttı. Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı oğluna uzattı.
"İçmek istersin herhalde" dedi. Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü.

"Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da işte böyle olur. Mis gibi, temiz ve huzur verici. Başka herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi..."

"Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini katmayı başarırlar."

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim