Ela gözlü benli dilber Sendolasın benim gibi Zülfün sökük boynun bükük Bahçende güller bitmesin Kapından hekim geçmesin Dalında bülbül ötmesin
Gel yanıma sarıl bana Ela gözlüm yandım sana Gel yanıma sarıl bana Ela gözlüm yandım sana
Ela gözlü benli dilber Sendolasın benim gibi Zülfün sökük boynun bükük Bahçende güller bitmesin Kapından hekim geçmesin Dalında bülbül ötmesin Gel yanıma sarıl bana Ela gözlüm yandım sana Gel yanıma sarıl bana Ela gözlüm yandım sana
Gel yanıma sarıl bana Ela gözlüm yandım sana Gel yanıma sarıl bana Ela gözlüm yandım sana Ela gözlü benli dilber Sendolasın benim gibi oy
Gün olur
Yılgınlıklar birikir
Aşılmaz bir dağ olur
Umutsuz bir zamanda
Gün olur
Mazi anlamını yitirir
Anlaşılmaz bir çağ olur
Başıboş bir zamanda
Gün olur
Yiğit ezilir-büzülür, küçülür-ufalır
Maskaralık bir ihtiyar olur
Surat surat öykünülür
Sevgisiz, saygısız, amansız bir zamanda
Gün olur
Çiçek dalında soluşur-kurur
Tenekeden bir sobaya tuturuk olur
İçin için yanar, küllenir
Zemherilik bir zamanda
Gün olur
Umut namluya sürülür
Gez, göz, arpacık olur
Hakların gasp edildiği kahreden bir zamanda
Gün olur
Esen rüzgar esmez
Kesen bıçak kesmez
Yüzen balık yüzmez olur
Kurur yeşil, yarılır-çatlar toprak
İslenir-pislenir mavi, tutunamaz dalına yaprak
Afetli bir zamanda
Gün olur
Çeft kabunu beğenmez
Karayılan düşlerinde dahi sürünemez
Serçe kuşu unutur kanatlarının olduğunu
Ve unutur aşık
Sazının telindeki hikmetin vuslatlı coşkusunu
Hasretli bir zamanda
Gün olur
Delikli Kaya yuyacak bir damla su bulamaz çakıl taşlarını
Taşbaş dağı küser bire bin veren kırmızı toprağa
Savurur atar, tozutur Barak Ovasını inadına
Zeytin ağacı karartmaz tanelerini
Fıstık doldurmaz kabuğunun içini
Kuraklık bir zamanda
Gün olur
Yar koynunda bir çift suna beslenmez
Ne şuh kahkahalar duyulur
Ne de terli vücutlar birbirine kavuşmaz
Katıksız bir zamanda
Gün olur
Acıyı bal eyleyen şairin dili lal olur
Ağzını bıçak açmaz
Sansürsüz bir zamanda...
İstanbul Sevgisi Kara tren getirmişti beni sana Yıllar öncesi, Elimde eski bir valiz Sırtımda ters çevrilmiş Bir takım elbise. Kadıköy vapuruna bindiğimde Küçük dilimi yutacaktım Nerdeyse. Yemyeşil gerdanlık gibi önümde Uzanıyordu boğaz, Sana kaptırmıştım gönlümü İstanbul Yüreğim, sana sevdalıydı o yaz. Yeşilyurt, Gözde mekanlardandı bir zaman Ataköyde, Floryada geçen günler Bilseniz, Ne yamandı, ne yaman. Kumkapı denince akla Çamur Şevket gelirdi, Dost meclisleri kurulur Şarkılar söylenirdi. Beyazıt Kulesinden Camiler, minareler Külliyeler görünürdü, Hey! .. üniversitelim hey! .. Kitaplar koltukta Yenikapı’ya, Yakamoz’a yürünürdü. Beyoğlu, Beyoğlu’ydu eskiden Ütüsüz pantalonla Boyasız iskarpinle Kravatsız, Beyoğlu’na çıkamazdık, Şöyle gömlek düğmelerini Sereserpe açıp, Caka bile satamazdık. Bir ahuya takılırdı gönül Bebek’te, Sürüklenirdi peşinden Dalga dalga, Ne hal kalırdı kolda Ne de derman kürekte. Kanlıca’nın şekerli yoğurdunu Yemezsek hiç olmazdı, Sevda Tepesi’nde Sevdalı yüreklerde açan gül Çamlıca’ya iner çıkar solmazdı. Moda’dan Erenköy’e yürümek Uzun zaman alırdı, Ama her seferinde yüreğim Bağdat Caddesi’nde kalırdı. Bir Levent çiçek kokardı Buram buram, Orada yaşamak Ayrı bir kavramdı Ayrı bir kavram. Gece boyu hiç susmazdı Arnavutköy’ün neyleri, Beni çağırırdı uzaktan Emirgan’ın laleleri, gülleri. Hey! İstanbul hey! Hani nerde yedi tepen Fatih, Eyüp Sultanahmet, desen desen, Seher yeli gibi göğsümde esen. Asırlara ışık tutan, Ömürlere ömür katan İstanbul. Seni tam anlatacak kelimeler Henüz lügatlarda yok, Seni çok seviyorum İstanbul Çok seviyorum! .. çok! .. çok! ..
Anlattıkça üşüyor, anlattıkça ısınıyor yüreğim.
Bugün sardunyalarım da açmadı
Belki de küskün renklere
Ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım
Sensiz soluyorum anlayacağın
Mavi mavi ölüyorum
Duyuyor musun, orada mısın,
Var mısın, yok musun?
Bir tek şeyi unutma!
Seni sevdim ben.
Yanarak, yıkılarak
Aklıma her geldiğinde ağlayarak....