Şiirler yazıyorum
Renk armonosinde her telden
ama...
şiir seninle güzelleşiyor
Kuş tüyü saçlarından tut
tırnaklarına kadar
seni yazıyorum
Satır satır sen okunuyorsun
Kitaplaşıyorsun kalemimle
sonra ortaya çıkıyor
eser
ve heykelleşiyorsun
Yüreğime monte ediyorum
Yüzyıl okunası
ve seyredilesi
bir abide olarak.
Zaten kelimelersınırsız kaldığında sevgilinin gözlerine bakmak gerekirmiş çünkü söylemek istediğin her şey orda yazarmış....
Şiiri kendin yazdığın her satırındaki aşk kokan ama içinde hüzün olmasından belli demet hanım..
Şiiri defalarca okudum ama aklıma bir şey takıldı onunla yaşamak sana bir acı verecek gibi bir his var sanki ve ona zarar gelmemesini çok istiyorsun melek benzetmesi ile , ama aşk tek yönlü olmaz değil mi, acıyı bir kişi çekmesi çok kötü olsa gerek eğer orta da bir sevgi varsa paylaşılmalı değil mi? neyse ben yine bu gün biraz karmaşık kelimeler kuruyorum galiba... .
Alır mısınız bizi şoför abi
Türkü söyleriz keman çalarız
Uzun hava kırık hava oynak havalar
Hele bir darbukacımız var
Vallahi şeytan parmaklı
Nizip’i çıkar çıkmaz
O dinlenme tesisinde indir bizi
İsmini söylersem reklam olur
Alır mısınız bizi şoför abi
Her birimiz bir yuvadan geldik
Hepimiz çekirdekten çalgıcıyız
Şarkı söyleriz türkü söyleriz
Bir Türkçe bir Kürtçe bir Arapça
Türkümüzü söylersek yasak olur
Birecik Köprüsü’ne varmadan
O dinlenme tesisinde indir bizi
İsmini söylersem reklam olur
Alır mısınız bizi şoför abi
Grubumuz okullu ekmek peşindeyiz
Bir cumartesi bir pazar yetmez
Akşamları da çalışırız
Urfa’ya girmeden
O dinlenme tesisinde indir bizi
Yolcular çay molasındayken
Bir leylim havası çalarız
Sabuha’yı söyleriz Zeliha’yı da
Türkümüzü söyleyemeyiz
Söylersek işimiz yasak olur.
Ağam!
diyorlardı birbirlerine
büyük küçük gözetmeden.
Damarlarındaki kanın rengini bilmiyordum ama
esmerdi tenleri...
Zaten alıştırmıştık sabahı,
Bu kez de Nizip’te doğdu güneş üzerimize.
Güldük gülüştük, bir taziyede...
Nerde, niye olduğumuzu unuttuk;
Susuzluğumuzu belli ederek birbirimize...
...
Gün bitti, önümüz yoldu
Yine suladık fidanımızı
Kaynağı ölüm oldu...
Hacıbektaş ilçem, Nevşehir ilim
İki dere akar, her yer yeşilim
Ne yazık ki şimdi, köyde değilim
Seni çok özledim Aşağıbarak
*
Aslımı sorarsan, Oğuz boyundan
Gaziantep Nizip, Barak soyundan
Size selam olsun, Barak köyünden
Seni çok özledim Aşağıbarak
*
Kurt başı demekmiş, Barak manası
Karaman beyi de, yakmış kınası
Barak Türküsüne ağlar anası
Seni çok özledim Aşağıbarak
*
Hacıbektaş Veli’yi etsem ziyaret
Aslanlı su ile alsam bir abdest
Köy camisi, huzur evde rahat et
Seni çok özledim Aşağıbarak
*
Nuriye anamla ah bir gün kalsam
Zeynep halamdan da bir dürüm alsam
Amcam dayılarım, mezarın bulsam
Seni çok özledim Aşağıbarak
*
Naciye halam da çoktan göç etmiş
Beşyüz hane Barak sanki yok gitmiş
Bağlar viran olmuş, okulum bitmiş
Seni çok özledim Aşağıbarak
*
Gelin köye, Büyük Barak olalım
Kızlar gençler, köye merak salalım
Ana çocuk dolsun, ocak yakalım
Seni çok özledim Aşağıbarak
*
Ötaçeye gitsem, teyzeme varsam
Çökelek peyniri, püloya garsam
Gungulu maşrapla soğuksu versem
Seni çok özledim Aşağıbarak
*
Tandırda kaynamış fasulye nerde?
Yanında bir soğan kırmak var yerde
Şambayatı, killik, kavgası bir de
Seni çok özledim Aşağıbarak
*
Aşık Ali: Dedem var Hacı Durdu
Köprüler, çeşmeler, hayırlar kurdu
Babam Hanifi’ye tamir gururdu
Seni çok özledim Aşağıbarak
*
ALİ GÜNDÜZ
’Eşitlik olsun, bir Sağdan-bir Soldan’
Diyordu Eylül Cellatları beş koldan...
Dokuz Bozkurt, beş Dev-Genç ipe gitti...
Gencecik hayatlar Eylülde bitti....
x x x x
Bu gün ipe gidiyor Ahmet KERSE,
Kulak versin beyler, herkes bu derse...
İdam Mahkumu secdeye gidiyor,
Artık sevenlere veda ediyor...
Antep’imden bir çığlık yükseliyor,
Çığlık Arş-ı Ala’yı titretiyor;
’Allah’ım ben suçsuzum biliyorsun,
Sana geliyorum, sen gel diyorsun...
Ölümden korkmuyorum artık bugün,
Beni dua ile yad etsinler bu gün...
Sana açılan sonsuzluk kapısı,
Gel ölüm denen Sultan’ın tapusu...’
x x x x
Sehpaya çıktı o, dimdik başıyla,
Doyamadığı gencecik yaşıyla...
Çok yakışmıştı ona beyaz köynek,
Uçmağa varacak olan bir melek...
Uzay İstasyonu; İdam Sehpası,
Hakka gönderiyor, körpe mahpusu...
Ahmet sehpada hatip kesilmişti,
Günlerdir asılmadan asılmıştı...
Bir haksızlığa kurban gidiyordu,
En çok ona intizar ediyordu...
x x x x
İdamı isteyen Savcı ağlıyor,
Kalemini kıran Hakim ağlıyor,
Telkinini veren İmam ağlıyor,
Nöbeti tutan Mehmetçik ağlıyor,
Tabureyi çeken Cellat ağlıyor,
Ne hazindir ki; kör karar bağlıyor...
x x x x
İşte vakit saat dolmuştu o an,
Bir can teninden ayrılmıştı bu an...
Kabuslar ve acılar diniyordu,
Cansız beden Kıble’ye dönüyordu...
O gün bir mu’cize gerçekleşmişti,
Şehid’ler Kervanına karışmıştı...
’Onlara ölüler demeyin sakın! ! !
Onlar diridir’ mezarına bakın...
Altın Tas’la onu melekler yıkar,
Mehmetler ona bir Fatiha okur...
15.2.2002
Not: 31.1.1983 günü Gaziantep’te
idam edilen Ahmet KERSE’nin mezarı,
Nizip İlçesinin Orul kasabasındadır.
İdam edilen 9 Ülkücü’den biridir..
-Bu hikayeyi idama şahit olan İmam’dan
dinledim ve şiir yaptım.
Alleben dediğin ne ki?
Süt pınarı…sahre şenliği…can suyu…
Alleben Antep yahu!
Alleben’den de şairler geçmiş dostlar bilir misiniz
Hadi diyelim Ülkü Tamer Antepli
Allebeni bilir; tadını, havasını, kokusunu…
Onat Kutlar Ömer Asım Bey de
Cahit Tanyol hocam da Nizip’ten gelip geçerken
Peki ya Salah Birsel
Elli dörtte Antep’te müfettişiymiş işin
Bana göre mutlaka kimi geceler
Kayacık’ta, Kırkayak’ta Hamiyet’i dinlemiştir
Nakıp Ali’de Mualla Gökçay’ı
Türkü çağırıp lorke oynarmıştir
Delikanlılarla Alleben’de.
Antep mi? !
yakın memleketi belleğimin
Özlemin sıcak ve canlı İzmir’inde
Gözleri göz elleri el
Sanki merakımı bilirmiş gibi Salah Birsel
Zübeyda’nım sokağında çifte fırınlarda
Dumanı tüttürür ekmeğin
Yüz on sekiz numaralı evde
Tokmak suskun tık yok içerden
Salah hoca taşımış zaten
Ak buluta bahçeli evini
Derler ki için için gülermiş
Alaysılı dudağıyla bize
kıkır kıkır Kikirikname’den!
Elemli günlerin başladığı yıllar
Buruk bakarken bana güneş
Soluyor sanki her geçen gün bahçemdeki güller
Titriyor yüreğim selvinin heyecanına eş
Taze bir gelin edasıyla kondu
Kartal kanatları ile analık
Zaman artık vardı-yoktu
Bir gri şerit gibi başladı hayata yolculuk.
Komşu kızı çekik gözlü nuran
Henüz üç dört yaşındaydı
Minnacık solgun yüzünü hiç unutamam
Küçücük eteğini eritti kader
Kara bir haber çöktü
duydum..burkuldu yüreğim..ruhum derbeder..
Çetvelle çizilmiş gibi bir hizada beyaz taştan
duvarlar...ayırır bu sıcak evleri.
Bu duvarlar ki gölğe olup dost ağırlar
Saklanır harçtan kalplerinde mazi kokan hatıralar.
Gelin olmuşlardır çoktan
Betül teyzenin sarışın güzel kızları
Bahtı kırılmış sonradan birisinin
Duydum.kaybetmiş sevdiği can kocasını.
Kanatsız bir melekti Nizip’li emine teyze
Kirvesiydi bu ihtiyar gün görmüş sessiz mahellenin
Küçük oğlu kadim dostum can ali
Saklıdır hala tatlı hatıralar taşlarında küçük dehlizin.
Çok hoş adetleri vardı unutamam
Bu nezih vatan beldesinin
Koşardı ellerinde çocuklar bir yığın kap-kaçak
Dolarken dökülürdü yarısı şerbet sebilin..
Uzaktan çok hoş görünürdü şehrin ışıktan bulutları
Mavi çamlar gibi doldururdu renk kaynayan ufukları
Mehtabın kıskandığını gördüğüm çok olmuştur
Kırardı kıskanç rüzgar mavi bulutun ebruli dallarını.
Can bulur hafızam canlandıkça küçük bir hatıram
Hatırası bile sarsar yakar yüreğimi
Tahta bir kutuda doldurdu çile dolu ömrünü
Yoktu kimsesi Allah’tan başka
Görmezdi gözleri a’ma’ydı hafız amca
Bilmem neden
Zaman zaman bakardı küçük çocukların falına
Geçerken gördüm birgün-güneşlenirken kapısında cami’nin
Söylesin falımı diye ısrar ettim
Çözdü ati’ye ait kıldan düğümü
’Delikli kova burcundansın-Kırık annen gibi bahtın’
Saplandı yüreğime kırık hançer gibi bu faldan bahtım
Silinmedi öyküsü kazındı hafızama
Eklendi elemi buhurdan hatırama.
Ah dostlar bitmez öyküsü insanın
Taşır zamanı sararıncaya kadar bükülen sırtında
Doğan güneş bir gün mutlaka batacak doğmak için yarına
Hatıraları kalır kırık dökük satırların harflerden kalan bahtına..
Delice akar bir suydun zamanında
nice nice canları bedeninde uyuttun
durulmuş bir göl oldun sonunda sn ey nehirlerin nehri
Fırat Fırat, sen Fırat oldun olalıberi
.
Delice akar bir suydun zamanında
Nice nice canları bedeninde uyuttun
hiç böyle üzülmemiştni gari
yapabileceğin özge bir şey yok artık sevgili Fırat
Ağla bari...
Ağla sevgili Birecik kenti
ağlayın bir zamanlar sallarla insanları ve yükleri
Antep toprağından Urfa toprağına taşıyan SAL işçileri
Sizin yerinizi alan Birecik köprüsü de ağlasın
güzelim Fırat’ımı tepeden izleyen
on bin yıllık Birecik kalesi de
sen de ağla o kaleyi ev tutan
sen ey sevgili son kelaynak
sen de ağla…
Harran toprakları ağlıyor
giderek tuzlanmasına
verimsizleşmesine ağlıyor Şanlıurfa’mın
acı biberleri, İsotları yetiştiren topraklar
ayşekadın fasulyeleri
kokusu kırk gün sonra çıkan sarımsakları
dahası ağıyor…
Ağla içinde bıçağımı yitirdiğim Diyarbakır karpuzu
Hatay’ın topatan kavunları
Ağlayın ağamın bağışladığı topraklarımda
ektiğim ürünümden bire on değil
ona bir alamadığım hasatlar karalar bağlayın
halinize hepiniz, hepiniz ağlayın…
verimli Nizip toprağında
her yıl bire bin veren ben fıstık sen de ağla
bu yıl hiç ürün veremedim diye küşümlen
küşümlen küşümlenebildiğin kadar…
Ben ağlayamıyorum
kurumuş göz pınarlarım da onun için
Yerime siz ağlayın...
Oy için, iktidar için
araştırmadan, incelemeden
yapılan hizmet(!) ler sonucu
koca barajlar kuruldu.
sulama kanalları açıldı ama
bu topraklarda ürün alınamayacak artık
aşırı sulamaların sonucu
tuzlanmadan ötürü
bu topraklarda artık bitki yetişmeyecek..
İşte budur halkımın halı
biz yitirdik varımızı yoğumuzu
ey güneydoğu uşağı
kazandı ama biri, kazandı barajlar kıralı.
İşte bütün bu nedenlerledir ki
bağrına bas ta ateşten kor’u
Ağlasın herkes, herkes gibi
Sen de ağla ey şiirimin bahtsız okuru.
Bir ev vardι Anadolu’da
Anadolu’nun bağrι nda.
Küçük, beyaz badanalι .
Kι rmι zι ydι tütmeyen bacasι .
Rengârenk çiçekler vardι ön bahçede
Arkadaki yemiş ağacι çok yaşlι ydι
Bilmem kaç asι rlι k.
Dallarι nda kuş yuvalarι
Yuvanι n birinde kanadι kι rι k bir güvercin yaşardι .
Bu küçük ev, yoksuldu, hüzünlüydü
Sekiz nüfus barι ndι rι rdι içerisinde
Kι ş aylarι nda sarar, sarmalardι
Ayazdan, kardan, tipiden korurdu onlarι .
Yazι n da gölge olur serin tutardι ,
Ağlayana beşik,
Gülene oyuncak olurdu.
Bir küçük kι z vardι Anadolu’da
Anadolu’nun koynunda.
Kaküllü saçlarι dalga dalgaydι .
Gözleri masmavi, yanaklar pembe
Tombul tombuldu.
Konuşan bebekleri yoktu onun
Bez bebeklere sarι larak uyurdu.
Patikleri ayaklarι nι vurduğundan,
Yalι n ayak çamurlarda koşar,
Patlamι ş balonlarla evcilik oynardι .
Sarι saçlι küçük kι z,
Her gün ekmek kι rι ntι sι götürürdü.
Arka bahçedeki güvercine.
Arkadaşι ydι onun
Konuşurlardι .
Annesinin hasta olduğunu
Babasι nι n ilaç parasι bulmak için
Üç tekerlekli arabasι yla şehri dört döndüğünü.
Abilerinin saçι nι çektiğini
Ablalarι nι n bazan okuldan kaçι p oğlanlarla buluştuğunu
Canι nι n bisiklete binmek istediğini
Güneşe göz kι rptι ğι nι
Gökyüzünün mavi, ormanlarι n yeşil olduğunu
Rüyasι nda melek olup uçtuğunu
Anne sütünden başka süt içmediğini
Gülmeye özlem duyduğunu
Her şeyini ama her şeyini
Anlatι rdι dostu güvercine.
O da guuur... guuur... diye yanι tlardι .
Nizip / GAZÍANTEP
SÖZÜN ÖZÜ:
Aşk, gülü dikeniyle avuçlamaya benzer. Ellerin kan içinde kalır, ama dikenlerin hesabını gülden soramazsın.
Teşekkür ederim, birkaç tanesine göz gezdirebildim ve gerçekten duygusallar. Bunları gönül bahçesine aktarıyorum, şiir konularını orada topluyoruz. Devamınıda beklerim.
Resim kaynağı 1955 yılında Gaziantepin Nizip ilçesinde doğdu.4 çocuk annesi.Sağlık bakanlığından emekli oldu. Damlalar..adlı şiir kitabını ve Günahım ne..? adlı romanı yazdı.Anılardan bir demet adlı kitabı hazırlık sürecinde.
Mapushane duvarı kan kırmızısı
Dışımız ağlıyor içimiz sızı
Pişmanlıklar diz boyu
Ellerim kırmızı, yüzümde
Göstermeyin kırmızı ne varsa
Bıraksın yakamı, alın benden
Keşke çekmeseydim o bıçağı
Sıkmasaydım son kurşunu
Hayatıma ruleti sokmasaydım
Oynamasaydım yazı turayı
Ölen o muydu, yoksa ben mi
Kaybettiklerimi sıraladım,
kazandıklarım neydi
Sırtımı sıvazlayan dostlarım
Bakın yalnızım, tutun ellerimden
Çekin kör kuyulardan
Korkmayın....
Hani şanım, hani şöhretim
Hani şerefliydim..
Selamınız nerede
Şimdi ağlıyorum o insana
Ağlıyorum kendime
Ağlıyorum kaybettiklerime
Mahsun gözlerde yanlızlık okunur ya öyle,
Sonbahar hüznünü yaşatıyorsun.
Bende alıştım senin edalarına.
Sabahları şen ve ürkek çırpınışlar,
Ürkekliğim ya gelmezsen diyedir.
Bülbülün güle ahuzarından,
Gül ölüm sesizliğine bürünür.
Deprem olmuş,iş bitmiştir,
Yüreğim çırpınır gelmezsin diye.
Sabahları şen nameler dökülünce dudaktan,
Bil ki kapıdasın diyedir.
Düşündükçe düşünür, gözyaşları dökülür.
Ta...ki uzaklardan meltem eserde,
Kokun gelmiştir, gül diyarından,yardan
Gelebilseydim kaldırım taşlarını beraber adımlardık
Sen özlüyorsun ben çılgınları oynuyorum
Bekliyorum......beklerim.....bekleyeceğim.....
Penceremden uzaklara dalacağım,
Seni tutuğum gibi, bağrıma saracağım
Koklayacağım tıpkı alıştırdığın gibi
Sensiz içmiyorum sabah kahvemi.
Gün başlamıyor sen olmayınca
Denizler, dalgalar şarkılar nerde..
Viran olmuş bir evin penceresinde,
Beklemek ateşten gömlekmiş meğer
Sen yüreğimde korsun,yanarda yanarsın.