bir Niziplinin siiri bir dötlükte olsa sana gönderiyorum.
ela gözlerine kurban oldugum sari kiz
benim gönlüm sana düstü gürpüdek,
o alyanaktan bir çift öpüs ver
öküzün suya siçtigi gibi sarpidak
selamlar sevik tama yorum
davranislarin dogru olsun, kendini yaniltma,
gönlünü, dilini alçak tut, sözünü abartma.
kendini atese atma bu dünya için,
kimseden bir sey alma gücünü zorlayarak.
dilini gözetle, gözünü gözetle,
bogazini gözetle, helâl ye, az ye.
baskasinin zararini isteme, kendin de zarar verme,
çok iyilik yap; heves ve arzularina hâkim ol.
hangi ise girersen, çikisina bak,
çikisi görülmeyen isler insana zararli olur.
eger öfken gelirse katilas, sabret,
sabirli kisinin sevinci sonra gelir.
“kutadgu bilig, 1069 yilinda yusuf has hacip tarafindan mesnevî
biçiminde yazilmis ve devrin hükümdari tabgaç bugra hana sunulmus bir eserdir.
eserde “iyi bir devlet yönetiminin nasil olmasi gerektigi” konusu islenmistir.
bir güzelim sensin, bir de gökyüzü,
gerisi denizler ötesi, hepsi.
gökyüzüyüm gündüzüyle, gecesiyle,
sen güzelim askiyla, nesesiyle
uyumlu, esgin, el ele, ikiniz,
mutlarla bezer, gönendirirsiniz
ömrümü, kiyisinda bir aksamin.
bu kutlu anlarinda yasamamin
solumayi bile unutuyorum;
sanki ölümsüzlügü tutuyorum!
ya o gökyüzü; öylesine mavi
üstümüzde, öylesine ebedi
o gökyüzü ve öylesine gerçek;
büyük, büyük, büyük, kocaman çiçek.
uzun bir yol var aramizda bir ucunda sen, bir ucunda ben,
bir ates yaniyor bagrimda atesi sen, dumani ben ben
ümit dolu gözyaslarim aglatan sen aglyan ben,
hasret sarkilari söylerken dudaklarim söyleten sen söyleyen ben hasretligimiz dile gelince mektupla kalemi sen kalemi sen kagidi ben bekleyecegim yillarca orada sen burada ben
gece yarisi kapi vuruldu
o geldi.
simsiyah elbisesi bembeyaz yüzüyle
bakti uzun uzun saskinligima
girdi içeri
durdu önce biraz sonra yine bakti suratima sefkatle
isik saçiyordu karanlik odalarima
aydinlatiyordu dünyayi odamdan
tekrar bakti saskinligima
konusmak istedim kapatti agzimi parmaklariyla
dolasti odalarda
affet
damlalar dökülüyordu pembe yanaklarindan
geldi sonra yanima
adini sordum meçhûl dedi
niye geldin dedim aglamaya dedi
neden agliyorsun dedim aynaya bak dedi.
yöneldi sonra kapiya dogru
son bir kez daha bakti saskinligima
yine dökülüyordu damlalar pembe yanaklarindan
ve çikti gitti etrafina nur yayarak.
o gidince baktim aynaya
günahlardan kararmis o suratima.
agladim, anladim kimin geldigini o zaman
tek bir kelime döküldü dudaklarimdan
affet!...
nurullah hemserim, asil ben tesekkür ederim foruma alaka gösterdigin için.ama buraya yazacak arkadaslardan ricam, yazdiklari siirlerin sairlerinin adlarini da yazmalaridir.çünkü malumunuz bu dörtlükleri yazmak yagun bir ruh haleti ister ve ucunda bir emek vardir.sairlik hakkaten zor bir zanaattir. o yüzden bu sanatçilara vefa borcumuzu ödemek için isim de yazalim.saygilar bizden...Nizipli_kurt hemseriniz
gül ve çiçeklerin yüzlerini güzellestiren zat nasil o güzel yüzlere arilaradan,bülbüllerden istihsan asiklari icad etmesin...ve güzellerin güzel yüzlerinde güzelleri yaratan elbette o güzellige müstak güzelleri de yaratacaktir.....
belkis agidi
firat nehri kiyisinda
bes tepe üzerinde kurulu zeugma kenti varmis
bu kentin bütün kizlarina balkiz adi verilmis
casusu lawrens’den beri
gözleri dönmüs kaçakçilar balkizlarin pesine düsmüsler
onlari nereye saklanmislarsa saçlarindan çekip çikarmislar
kimini ta amerika’ya kimini bilmem nereye satmislar
firat aglamis peslerinden
belkizlarina aglamis
zeugma yanmis kavrulmus
rengarenk mozaiktiler
kimi birkaç tabaka tütün fiyatina
kimi bir gecelik pavyon fiyatina
kimi avuç avuç kara parayla
yaban ellere satildilar
o yüzden firat nehri’nin agiti
o yüzden zeugma’nin terk edilmisligi
o yüzdendi
belkis’in sadece bir roma villasi içinde kendini sergileyisi
ama oda kirli yüzü kirli elli kaçakçilarca kesildi
simdi roma villasinin zemini anakaya üstü murç izli
kenthaur ile deineria duydukki newyork’da
paketlenmis digerleri gidiyormus yari yolda
kaçakçilarin uçkurlari ellerinde balkiz’in pesinde
sehvet dolu nefesleri tünellerin içinde
vurulur kazmalar açilir tüneller , zeugma’nin üzerinde
geceler sagir
mehmet önal(gaziantep müzesi arkeologu)