Hayat Gül Kokulu Bir Sağanak YineGözlerimin önünde ıslak dağların kabaran yalnızlığı.
Ne varsa uçurumlar eşiğinde,
hüzünlerle yalpalayan ne varsa
gözlerimin önünde,
ve hayat gül kokulu bir sağanak yine…
Bir şeyler anlatmak istiyor hayat
ve alıp götürmek bir şeyleri kurt sofralarına…
Gün batıyor...
Gün batıyor bukağısı paslı bir sevinç oluyor yalnızlığım.
Unutuyorum sevgilim suretini;
durgunluğum “niçin”di unutuyorum…
Gün batıyor...
Gün batıyor ürkek yıldızlar dolanıyor yalnızlığıma.
Umurumda değil ne yağmur ne ayaz
ne de bu kerpiç kokusu havada;
unutuyorum, sabaha kadar, gün batıyor
ve geciken sabahlara koşuyor kuşlar,
gözlerimin önünde
ve hayat gül kokulu bir sağanak yine… Yılmaz Odabaşı
... BANA BUNU YAPMAYACAKDIN
Bana bunu yapmayacaktın
Öyle sırtımdan vurmayacaktın beni
Gelişin gibi onurlu olmalıydı gidişin
Ve öylesine gururlu bitişin.
Gel gör ki kötü oynadın bu oyunu
Erken düştü masken yüzünden
Demek sen içimde büyüttüğüm bir dev değil
Bir hiçtin
Görüyorsun işte
Gittin
Ve de bittin…
Bana bunu yapmayacaktın
Böyle bir hançerle yıkmayacaktın beni
Bir ihanetin adresi olmamalıydı ayak izlerin
Yoksa ben mi yanlış tanıdım seni?
Yoksa hep böyle kirli miydi senin denizlerin?
İşte ellerimde
Suç ortağın bir sinema bileti
Bir pastane köşesi
Bir tiyatro gişesi.
Bu kadar ucuza gitmeyecektin
Sigara dumanlarında harcamayacaktın bu aşkı
Ve aşk cellatlarına meze yapmayacaktın beni
Şimdi boş bir mezar bulsam
Seni böylesine sevdiği için
Oraya bırakırdım kalbimi…
Bana bunu yapmayacaktın
Böyle küstürmeyecektin şiirlerimi
Kan kırmızısı yağmurlar
Yağdırmayacaktın gecelerime
Kanatlarını kırmayacaktın umutlarımın
Beni böyle çıldırtmayacaktın!
Artık
Adın ihaneti çağrıştırıyor bana
Ve tadın bir yılanın en öldürücü zehrini
Söyle
Şimdi hangi yüreğe saplıyorsun
O acımasız hançerini? ..
Bil ki
Bundan böyle
Yasaklanmış kitaplarım gibisin bana
Yaklaşmam yasak
Dokunmam yasak
Ve ömrümce
Sarılmam yasak sana!..
AHMET SELÇUK İLKAN
GİTGit iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!
Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.
Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar
Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.
Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.
Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.
Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın.
Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak!
Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez.
Her darbene tehammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.
Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.
Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!
Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!
Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.
Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!
Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!
Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm,
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.
Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum.
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!
CEMAL SÜREYYA
sular yukselince ,baliklar karincalari yer
sular cekilince de karincalar baliklari yer .
kimse bugunku ustunlugune ve gucune guvenmemelidir!
Cunku kimin kimi yiyecegine ,
!!suyun akisi ''karar verir...
Gidene kal demeyeceksin...
Gidene kal demek zavallilara,
Kalana git demek terbyesizlere
Donmeyene don demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakisir.
Kimseye hak ettiginden fazla deger verme, yoksa degersiz olan hep sen
olursun...
Dusun....
Kim uzebilir seni senden baska?
Kim doldurabilir icindeki boslugu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni,sen hazir degilsen?
Kim yikar, yipratir seni sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Hersey sende baslar, sende biter...
Yeter ki yurekli ol, tukenme, tuketme, tukettirme icindeki yasama
sevgisini...
Hep hatirla:
" Caresizseniz, Care SIZSINIZ...."
Behcet NECATIGIL
DOGMAMIS BEBEGE MEKTUP...Hiç ulaşamayacağımı bildiğim halde seviyorum seni, biliyorsun değil mi?
Gecenin karanlığı ne kadar gerçekse, sen o kadar yalansın...
Tıpkı, o siyahlığı yok etmek için yakılmış lambalar gibi, ben de ancak sensizliğimi
sahteliklerle sıvayabilirim...
Sen hiç olmayacaksın ki!
Göğsüme bastırdığım bedenin olmayacak meselâ...
Ne ellerin olacak avucumda, ne bunları okuyacak gözlerin...
Ne de üstüne söyleyecek sözlerin...
Saçların olmayacak meselâ...
Kulaklarımda sesin,
yüzümde nefesin,
olmayacak...
Beni ne kadar çok sevdiğini anlatamayacaksın bana; dilin olmayacak,
Korkup rüyalarında beni çağıramayacaksın yanına; uykuların olmayacak,
Boynuma atlayıp, sarılamayacaksın bana; kolların olmayacak,
Yüzümde gezinip, yanağımı okşayamayacaksın benim; ellerin olmayacak,
Yürüyüp peşimden, gittiğim yerlere gelemeyeceksin benimle; ayakların olmayacak,
Beni hiç öpemeyeceksin meselâ; dudakların olmayacak...
Sen hiç olmayacaksın ki...
Hep bir parça eksik yaşayacağım, öte yanımda koskoca bir boşluk olarak kalacaksın; hiç dolmayacak.
Oysa; bütün hayatımı sana adayabilirdim. Adını dua gibi tembihleyebilirdim dilime.
Sadece ve sadece seni sevdiğim için, beni sevdiğin için yaşayabilirdim.
Ama sen, hiç olmayacaksın...
GAZEL Mahabbet Şâhınun bir bende-i fermânıyız cânâGedâ-yı kûy-ı aşkız âlemûn sultânıyız cânâ (Sevgi sultanının fermanlı kölesiyiz ey sevgili! Aşk yurdunun dilencisi;âlemin de şâhıyız ey sevgili!)Ruhun anup nola kûyunda feryâd u figân etsekFenâ gülzârınun bir bülbül-i nâlânıyız cânâ(Yanağını hatırlayıp mahallede feryad-ü figan etsek ne çıkar; biz yokluk gülistanının inleyen bülbülüyüz ey sevgili!) Ademden gelmeden bezm-i vücûda bâde ol demden Lebün esrârınun biz vâlih ü hayrânıyız cânâ (Kadeh (içki)henüz yokluk yurdundan varlık bulup meydana gelmemişti ki biz senin dudağının esrarıyla kendimizden geçip mest olmuştuk(ve hâla o sarhoşluk üzereyiz ) ey sevgili !)Nice demden mukîm-İ vâdı-i derd ü gam u aşkızSer –i kûy-ı vefânun sanma kim mihmânıyuz cânâ (Nice zamandır aşk,gam ve dert vadilerinde konaklamadayız;sanma ki ey sevgili ,vefa yurdunun başköşesinde ağırlanıyoruz!..)Selîmî –veş lebün vasfın edip şîrîn kelâm ileZamânın himmetünle hüsrev-i devrânıyuz cânâ (Selîmî gibi dudağının özelliklerini tatlı tatlı anlattığımız için senin sayende çağın Hüsrev’i konumuna yükseldik ey sevgili)I.Selim(Yavuz Sultan Selim)
Bu tarz bir şiirin dünya literatüründe tek yazarı Ulu Sultan Yavuz Sultan Selim.Soldan sağa okunan satırlarla yukardan assağı okunan satırlarda aynı anlam var.
Sanma Canım Herkesi Sen Can-ı Dilden Yar OlurHerkesi Sen Dostmu Sandın Belki Ol Ağyar OlurCan-ı Dilden Belki Ol Alemde Bir Dildar OlurYar Olur,Ağyar olur, Dildar olur,Serdar Olur
__________________
Şiire düşkünlüğü ile bilinen 3.seliminde ölümüyle ilgili bir yazı okumuştum yazıda 3.selim'in şiire olan merakı ölümüne kadar devam etmiş yazıyordu.
Aynen alıntı yapayım;
Osmanlı sultanı III. Selim, 1808 yılının sıcak bir temmuz günü, sarayın loş bir odasında olanlardan habersiz neyini üflemektedir.Alemdar Mustafa Paşa ve adamları yeniden tahta çıkarmak için harekete geçtiğinde sabık padişahın vücudunun ortadan kaldırılma kararı çoktan verilmiştir. Kendisini şehit etmek isteyenler, aniden odaya girer.Nereden bilebilir ki kılıç yerine canını 'ney'le müdafaa edeceğini! Çok sürmez bu mücadele. Ve Topkapı Sarayı'nın duvarları, ince ruhlu bir padişahın öldürülmesine sahne olur. III. Selim'in şehadetinin üzerinden tam iki asır geçti. Yaşamı boyunca müzik ve şiir ile ilgilenen III. Selim şiirlerini 'İlhami' mahlasıyla yazar. Öldüğü zaman ise hırkasının cebinden Nevres-i Kadîm'in:"Kendi elimle yâre açıp verdiğim kalem / Fetva-yı hûn-i nâhakımı yazdı iptidâ" beyitinin yazılı olduğu bir kâğıt parçası çıkar.
Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına...
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.
ÜMİT YAŞAR OGUZCAN
AŞK İKİ KİŞİLİKTİRDeğişir rüzgarın yönü
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar;
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk iki kişiliktir.
Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar;
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar;
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar:
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiç bir kelebek
Tek başına yaşayamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiç bir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Ataol Behramoglu
Uykusuz geçen bir gecenin ardından
Hiç istemediğim gündüz giriyor aramıza
Rüyalarda yaşarken ikimiz
Ayrılıyor birleşen ellerimiz
Hayatın bize yazdığı tecelli bu
Ben sana hasretimi
Kısa süren rüyalara saklıyorum hep,
Bunca hasreti birkaç dakikaya sığdırmak
Öldürüyor beni gülüm
sema gökçe
Sensizlik
Karanlık bir sokakta
Yürüyorum ağır ağır
Bir yandan yağmur, bir yandan gözyaşlarım
Çaresiz ve perişanım
Sırılsıklam olmuşum
Ve titriyorum...
Sen uzaklardasın şimdi
Bakıyorsun belki bir pencereden geceye
Dinliyorsun yağmurun sesini
Belki de anılar canlanıyor gözlerinde
Benle dolu, benle yaşanan...
Bense yürüyorum hala
Bomboş ellerim, bomboş yüreğim
Vefalı bir dost şimdi bana kaldırımlar
Sensiz geçen gecelerimin, yalnızlığımın
Tek şahidi onlar...
jale akman
Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama.
İkincisinde daha çok hata yapardım. Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım. Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar. Çok az şeyi ciddiyetle yapardım. Temizlik sorun bile olmazdı, asla. Daha çok riske girerdim. Seyahat ederdim, daha fazla. Daha çok güneş doğuşu izler, daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim. Görmediğim birçok yere giderdim. Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye. Gerçek sorunlarım olurdu. Hayali olanların yerine. Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben. Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu. Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten: Anlar sadece anlar Sizde anı yaşayın. Eğer yeniden başlayabilseydim. İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım. Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla. Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır. Çocuklarla oynardım. Bir şansım daha olsaydı eğer. Ama işte seksen beşindeyim ve biliyorum... Ölüyorum. Resim kaynağıalıntıdır...
İkili Yalnızlığımız...
Suskunuz... Hem de çığlık çığlığa bir suskunluk bizimkisi...
Bu konuşacak bir şeyimiz olmadığından değil. Konuşmaya
çalıştığımız şeylerin, alıştığımız yalnızlığımızdan
uzaklaştırması aslında bizim korkumuz...
İkimizde cesaret edemiyoruz. Öylesine alışmışız ki içimizde
büyüttüğümüz yalnızlığımıza. Seviyoruz onu. Bekli de
yaşandığında yok olacağı korkusu bizi tereddütte düşüren. Kaybetmekten
korkacağımız bize ait bir şey oluşturma kaygısı...
Sen yapamadığın hamlenin, hayatın boyu inanmak istediğin
değerlere sahip gibi gördüğün düzeni yok etme girişiminden Başka bir
şey olmayacağını düşündün hep... Bense yılların verdiği bir
alışkanlıkla içinde var ettiğim bana daha fazla acı vermemek için
susmayı tercih ettim...
İçimden çığlık atarak susuyorum... Susuyorum... İçimde o kadar
güzelsin ki... Sana susuyorum...
Demiştim ya "yüreğim susmayı öğreniyor". Aslı yok. Sevdiğini
anladığında içinde duyduğun çığlığın yankısı hiç bitmiyor.
O hiç susmayacak... Her gün, her saat bana haykıracak, bağıracak,
parçalayacak içimi. Benimse yüzümde o gülümsemem yer edinecek
tekrar...
Her soğuk üşütemediği gibi, her ateş de yakamazmış insanı...
Üşüyorum; alev alev üşüyorum... Hani saatlerce sessiz, tek kelime
etmeden sana bakışlarım var ya; gözlerinde beni ısıtacak olan
anlamları yakalamaya çalışma çabamdan başka bir şey değil...
Ve her yakaladığımda kaybettiğimi hissetmemden öteye gitmeyen
bekleyişler... Ve her kaybettiğimde yeniden yakalama çabam
alıntıdır
Ben acılar denizinde boğulmuşum
işitmem vapur düdüklerini , martı çığlıklarını
Dalgalar hergün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını
Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını Bu ne karanlık , bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını
Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli ruzğar çıksa; alıp götürse
Yilların içimde bıraktıklarını...
Aşka SevdalanmaCan verme sakın aşka aşk afeti candır Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır Aşk içre azap olduğu bilirem kim Her kimseki aşıktır işi ahü figandır Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var Aldanmaki şair sözü elbette yalandır.
Eski Bir SancıEski bir sevdayı anlatır,
Çalan her şarkı.
Her nağmede gizlidir,
Eski bir sancı.
Bazen hüzzamdır sessiz,
Hüzünlüdür eskiden.
Bazen sabadır sensiz,
Mistik ve de derinden.
Sen ki hasret yüklü gemide,
Yanımdayken özlemim.
Sen ki özlem yüklü sevdada,
Yurt yurt gezindiğimsin.
Ne sen bil bunu,
Nede ben söyleyeyim.
Aşık maşuktan ayrı,
Acı çeker bilirim...
Bu Dünya Hangimizin?Bırak deli Haydar-bırak be gardaş
Kafayı bozmaya değmez bu dünya
İster hızlı dönsün isterse yavaş
Sen seni üzmeye değmez bu dünya
Fani diyen varsın desin sana ne
Gönül veren gitsin versin sana ne
Haydut vursun hırsız yesin sana ne
Gücenip kızmaya değmez bu dünya
Nerde kan akıtıp kavga verenler
Nerde şimdi sefasını sürenler
Ne götürdü kucağına girenler
Bir yırtık çizmeye değmez bu dünya
Hayaller kur tespih tanesi farzet
Hepsi de senindir otuz üç adet
Bırak kalsın orda hiç çekme zahmet
İpliğe dizmeye değmez bu dünya.
Kulpu yok ki neresinden tutasın
Sana göre lokma değil yutasın
İçine gireni Allah kurtarsın
Üstünde gezmeye değmez bu dünya.
Gel gitme kal desem kalamazsın ki
Ortadan böl desem bölemezsin ki
Git tekrar gel desem gelemezsin ki
Aldanıp azmaya değmez bu dünya
Almak-satmak, tapu-senef nafile
Toplayıp yığdığın servet nafile
Sıla nafiledir, gurbet nafile
Yağmaya tozmaya değmez bu dünya
Sınırlar çizilmiş konulmuş yasak
Beş para etmezdi bizler olmasak
Kısmen göz yaşı kan-kısmen kir pasak
Yıkayıp süzmeye değmez bu dünya
Senin benim ne ki? Küçük mü dar mı?
Hani kimin dostu, kimseye yâr mı?
İnsan öldürmenin manası var mı?
Karınca ezmeye değmez bu dünya
Misafirsin, misafirlik suç değil,
Bakacaksan uzaktan bak, güç değil
Eti yenmez, koyun değil koç değil
Derisin yüzmeye değmez bu dünya
Kabuktur, manayı unutturmasın
Babayı, anayı unutturmasın
Boş hayal mevlâ'yı unutturmasın
Tırnakla kazmaya değmez bu dünya
Arkası karanlık, önü karanlık
Yarını karanlık, dünü karanlık
Kendine çağırır seni karanlık
Bir küçük hüzmeye değmez bu dünya
Cazibesi özelliği yok demem
Nakış nakış güzelliği yok demem
İki günde kaçar gider.. çok demem
Anlayıp sezmeye değmez bu dünya
Unutma ki yolcu yolunda gerek
Yolcunun azığı belinde gerek
İnsanlar insanlık hâlinde gerek
Mest olup sızmaya değmez bu dünya
Bilesin ha canım Haydar bilesin
Seni bekler soğuk mezar bilesin
Ebediyet ötede var bilesin
Tek satır yazmaya değmez bu dünya.
Yasaklı Rüyalar(sh.103)