Genç Muhabbet

GÖNÜL BAHÇESİ

nizipli_mehmet Üye
Üyelik: 2005-10-03 Herkese açık mesaj: 8.461
#35766
Deniz Kızı Deniz koktu sabaha kadar saçları dudakları Yükselen göğsü deniz gibiydi Yoksuldu biliyordum Ama boynumda yoksulluk lafı etmezki ya Kulağımın dibinde yavaş yavaş aşk türküleri söylendi Neler görmüş neler öğrenmişti kim bilir Denizde buğaz buğaza gecen hayat Olta yapmak yem çıkarmak kayık temizlemek Dikenli balıkları hatırlatır Elleri ellerime deydi O gece gördüm onu Ne güzel doğarmış açık denize güneş Onun saçları öğretti dalgayı Çalkalandım durdum rüyalar içinde .
nizipli_mehmet Üye
Üyelik: 2005-10-03 Herkese açık mesaj: 8.461
#35768
ONCE SIIR BOLUMUNE ATTIMDA SONRADAN BURAYA ATAYIM DEDIM HEM DAHA UYGUN OLUR DEDIM
yumak Üye
Üyelik: 2006-12-03 Herkese açık mesaj: 33
#35965
BENDE GEÇEN 2 SENE ÖNCE 17 YAŞINDAYDIM
OsMaN_27 Arşiv üyesi
Herkese açık mesaj: 3.828
#35995
ne oldu yav bu gün siteye herkes de bir sitem arkadaşlar durun size an kısa zamanda bi forum açimda kendinize gelin ama biraz bekleyeceksiniz çünkü bilgi toplamam gerekiyor ...yumak ve zuhal kardeş kafa kafa vermiş sitem yapıyorlar Resmi aç hocalar kendinize gelin hayat herşeye rağmen güzel . bakın komik resimler var gidin biraz bakında gülün gaffura Resmi aç Resmi aç Resmi aç Resmi aç Resmi aç Resmi aç Resmi aç Resmi aç .
nizipli_mehmet Üye
Üyelik: 2005-10-03 Herkese açık mesaj: 8.461
#35999
osman hocam baya bır komık ve dusundurucu olsun da zaman alsın yoksa herkes bırıbırıne gırecek gıbı
Zuhal Üye
Üyelik: 2006-09-09 Herkese açık mesaj: 253
#36019
İŞTE O MASAL... Yüzyıllar önce yüzyıl uyuyan bir prenses varmış, bir büyücünün zulmünün esaretinde kimbilir belki olabilecek bir uyanışı beklemiş yüzyıl boyunca. İşte o masal; Her masalın, her söylencenin uzun uykusunda bir uyanma vakti vardır. Ve o gelmeden girişilen her eylem bir serüven yalnızlığı olarak kalır.Öyle anılır. Ve yüzyıl sonra vadesi erişip bir prens çıkmış ortaya. Masalın ve yüzyılın kendisine verdiği bu görevi seve seve üstlenmiş; zaten uyuyan güzel hakkında yüzyıldır söylenegelenlerin etkisinde daha onu görmeden deliler gibi tutulmuş ona. Kendisine verilmiş misyona mı, uyuyan güzele mi aşık olduğunu ayıredemeyecek kadar toymuş o zamanlar. Böylelikle hayranlığın, sevginin, sevdanın, aşkın, cinselliğin ve beraberliğin bir kulak dolgunluğu olduğunu bir kez daha görüyoruz "Bizim" sandığımız birçok duygunun, düşüncenin, değerin ve doğrunun içimize usul usul işlenmiş bir kulak dolgunluğu olduğunu... Ve prens dudaklarında yüzyıldır beklettiği öpücüğüyle birlikte saraya doğru yollandı. Masalına kahraman olma zamanı gelmişti. Prensesin odasına geldi. Prenses uykusunun içersinde batık bir gemi gibi gizemliydi. Uykusuyla bütünlenmiş güzelliğine, efsanesinin güzelleştirdiği yüzüne uzun uzun baktı Prens. Çok uzaktan, çok uzaklardan, tam yüzyıl sonrasından baktı. Sonra kararını verdi: Aradan yüzyıl geçse de uyandırmayacaktı onu. O gün gelse de. Uyandırdığında bu sevdanın, bu büyünün, bu tılsımın bozulacağını biliyordu çünkü; bir bakış, birkaç söz, bir dokunuş herşeyi bozacaktı. Sevmek suskunluktu, sevmek kesin sessizlikti, sevmek uzaklıktı, sevmek dokunamamak, erişememek, sevişememekti. Ya da yüzyıldır böyle öğretilmişti sevmek. Gözlerini açar açmaz, yüzyıldır gördüğü düşlerin anımsayamadıklarından ve o düşlerin tümünden, sızıya benzer bir duygu olacaktı kalakalmış olan. Biliyordu bu sızı hep olacaktı. Kaldı ki, o düşlerin tümüne eğemen olan ortak motifler, zaman zaman, yani yaşadıkça; yaşamını, ilişkilerini yoklayacaktı elbet. O düşlerin tümü anımsanmak içindi. Sonsuz bir anımsayıştı herşey; anımsayış ve unutuş. Ömrünün bundan sonrası düşlerinde gördüklerini yaşamakla geçecekti. İnsan uzun uykulardan sonra yalvaç bir yalnızlığa uyanıyor. Aradan yüzyıl geçtikten sonra hiçbir uyanış mutlu olamaz. Benim için artık çok geç kalmış bir sevgi bu, ben seversem yüzyıl öncesinin sevgisiyle seveceğim, o severse, beni üzerinden yüzyıl geçmiş bir sevgiyle sevecek. Aramızda kaç takvimin uzaklığı duruyor. Bir öpücük, yalnızca bir öpücük bu uzaklığı kapatmaya yeter mi? Sevgi, Zehirli bir düşün, büyülü sözcüğü... Öte yandan sevmek göze almaktı, sonuna dek gitmekti, gidebilmek yürekliliğiydi. Biliyordu prenses uykusundan uyandığında, ya da uyanır uyanmaz onu eskisi kadar sevmeyecekti. Çünkü sevmek sessiz ve tek başına birşeydi.Sevmek yalnızlıktır. Onu eskisi kadar sevemeyeceğinden korkuyordu. Onu uyandırmaktan korkuyordu. Eskisi kadar sevemeyecekti, belki de hiç sevemeyecekti. Çünkü arada o orman, o karanlık, o geçit vermez, o kiz olmayacaktı artık. İşte odasında duruyordu. Duman inceliğinde bir boşluk dolanıyordu yüreğini. Arada ne ormanın, ne de yüzyılın karanlığı olmadan onu nasıl sevebilirdi? Bu kadar büyük sorumluluğu yüklenebilirmiydi? Sevmenin zahmetini, birlikte omuzlanacak olan zahmeti yüklenebilirmiydi? Paylaşmaya, tartışmaya, özveriye, anlayışa gereksinen iki kişilik ilişkiyi göğüsleyebilir, gotürebilirmiydi? Sevmek imkansızlıktı. Kendimizde beslediğimiz, kendimizde büyüttüğümüz, kendimizde saklı duran bir şeydir sevmek. O hep bizdedir, bizledir, usul usul biriktiririz onu, içimizde yığılı durur. Ve günün birinde ansızın karşımıza biri çıktığında sanırız ki içimizden boşalıveren bütün bu duyguları o taşımıştır bize. Sevmek,kendi kendimizi büyülemektir; kendi kendimize yaptığımız büyü. Oysa yeniden başlayacaktır arayışlar, pişmanlıklar, yanılgılar. Herşey "tamamlanmak" içindir. Çoğu kez ölümün tamamlayıcı ellerine dek aynı umut, aynı arayış,aynı çırpınış ve aynı perişanlıkla sürükleniriz. Gözümüz arkada kalmıştır. Ansızın anladı ki uyuyan güzelin kendisini değil, masalını seviyordu Prens. Masalın bittiği yerde hayat başlar.
Sonbahar Üye
Üyelik: 2006-11-23 Herkese açık mesaj: 205
#36045
GÖKHAN YAZI HARİKA...
OsMaN_27 Arşiv üyesi
Herkese açık mesaj: 3.828
#36089
ilginç hikaye bu ’’ akıl oyunları flimde ’’’ vardı yanılmıyosam buna benzer hıkaye oda kendısını ajan zannedıyordu... eline sağlık zuhall hocamm Resmi aç Resmi aç Resmi aç Resmi aç Resmi aç Resmi aç
nizipli_mehmet Üye
Üyelik: 2005-10-03 Herkese açık mesaj: 8.461
#36186
osman dedıgın flımı seyretım amna bu oyuncularmı oynuyor;. Ed Harris,Christopher Plummer ,Paul Bettany Adam Goldberg , Russell Crowe gıbı artısler ben bu na baktım . ama bunda adam nobel odullu matematıkçı.
nizipli_mehmet Üye
Üyelik: 2005-10-03 Herkese açık mesaj: 8.461
#36187
zuhal çok guzel bır hikaye ıste ınsanların hayallere ne kadar baglı oldugunu gosterıyor
OsMaN_27 Arşiv üyesi
Herkese açık mesaj: 3.828
#36191
evet doğruu Resmi aç
Zuhal Üye
Üyelik: 2006-09-09 Herkese açık mesaj: 253
#36193
Sizofreni hastaligi: Ruh hastalıkları içerisinde en ilginç olanıdır.Hasta hayaller kurar ve yaşar, bu senaryoları beyni üretiği için gerçeklerden ayırt edemez.kesinlikle tedavisi yoktur.Beyin çalıştığı sürece yarattığı hayaller de onunla birlikte yaşayacaktır. Kullanılan ilaçlar sadece hastayı uyuşturmak suretiyle hayallerini engellemeye yarıyor o kadar... Bu kisilerin iclerindee bir cok kisilikler vardir. Birileriyle konustuklari zaman, iclerindeki kisilikler ortaya cikar(bu kisilikler sayi olarak 100’e kadarda cikabilir). Icindeki olan kisiliklerde aralarinda konusabiliyor. Allah yardimcilari olsun insallah.
Zuhal Üye
Üyelik: 2006-09-09 Herkese açık mesaj: 253
#36194
Arkadaslar, begendiginiz icin tesekkürler, sagolun.
helin Arşiv üyesi
Herkese açık mesaj: 3.828
#36214
ya bende cok hayal kuruyorum bazen gözümün önünde kurdugum hayalleri canlandirmaya calisim simdi bende sizofrenmi oluyom
Zuhal Üye
Üyelik: 2006-09-09 Herkese açık mesaj: 253
#36219
Kiz helin, sizofren degilsin sen. Herkes hayal kurar, bu dogal olarak normaldir. Bazilarimiz cok hayal kurariz, digerlerimiz az. Sizofren hastasi olanlar saniyolar ki, mesela yanlarinda arkadaslari var. Onlarla konusuyorlar, diger insanlara bu olmayan kisileri tanitmaya calisiyorlar. Bu olmayan insanlarda o sizofren hastasinin kendi icindeki kisiliklerdir(üsttede belirttigim gibi). Yani ciddi anlamda sizofren hastalari, olmayan, var olmayan insanlar kuruyorlar kendilerine. Bir sizofren hastasiylada zaman zaman konustugun , ve onun sizofren hastasi oldugunu biliyorsan eger, fark edeceksin ki, karsindaki kisi degisik kisiliklere sahip ve onun cogu zaman baska birisi oldugunu göreceksin. (yalnisim varsa düzeltin beni) Edited by - Zuhal on 17.01.2007 23:32:37
demet Üye
Üyelik: 2006-07-27 Herkese açık mesaj: 49
#36229
Sagol güzel bir hikayemis Zuhal Resmi aç
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#36234
Resim kaynağı
Resim kaynağı
. . Filmde çok özel ayrıntılar vardı sanki herşey gerçek gibi görünüyor (burada izleyenler bir yerde şizofren yapılıyordu sanırsam) ama şizofren olduğunu öğrenince izleyenler şok oluyordu.... Gerçekten hikaye ve bu film çok güzel... . şu an’a kadar hiç bir filmden bu kadar etkilenmedim..... izlemenizi isiterim. <table cellspacing="0" cellpadding="0" width="422" align="center" border="0" <tbody <tr bgcolor="#040848" <td height="68" <table cellspacing="0" cellpadding="0" width="422" border="0" <tbody <tr valign="middle" <td colspan="4" height="70" <div align="center" Akıl Oyunları https://www.bigglook.com/biggcinema/images/shim [Eksik eski medya kaydı] A Beautiful Mind </div </td </tr </tbody </table </td </tr <tr bgcolor="#040848" <td <table cellspacing="0" cellpadding="0" width="400" align="center" border="0" <tbody <tr <td colspan="3" height="10" <div target="_blank" align="center" <center "En İyi Film", "En İyi Yönetmen", "En İyi Yardımcı Aktris" Oscar ödülü</center https://www.bigglook.com/biggcinema/images/shim [Eksik eski medya kaydı] </div </td </tr <tr <td valign="top" width="105" height="3" </td <td valign="top" width="190" height="80" rowspan="2" <table cellspacing="0" cellpadding="0" width="190" border="0" <tbody <tr <td height="15" Yönetmen : Ron Howard </td </tr <tr <td height="15" Senaryo : Sylvia Nasar, Akiva Goldsman </td </tr <tr <td height="15" Yapım : 2001, ABD </td </tr <tr <td height="15" Tür : Romantik/Dram </td </tr </tbody </table </td <td valign="top" width="105" height="3" </td </tr <tr <td valign="top" width="105" height="40"
Resim kaynağı
</td <td valign="top" width="105" height="40"
Resim kaynağı
</td </tr </tbody </table <table cellspacing="0" cellpadding="0" width="400" align="center" bgcolor="#040848" border="0" <tbody <tr bgcolor="#040848" <td align="center" colspan="3" height="30" <span title="Poster İçin Tıklayın" http://www.bigglook.com/biggcinema/images/afis_bar [Eksik eski medya kaydı] </td </tr </tbody </table <table cellspacing="0" cellpadding="0" width="400" align="center" bgcolor="#040848" border="0" <tbody <tr bgcolor="#040848" <td colspan="3" height="10" </td </tr <tr bgcolor="#040848" <td colspan="3" height="30" <div align="center" Oyuncular Russell Crowe, Ed Harris, Jennifer Connelly, Christopher Plummer, Paul Bettany, Adam Goldberg, Josh Lucas, Vivien Cardone, Anthony Rapp</div </td </tr <tr bgcolor="#040848" <td colspan="3" height="7" </td </tr </tbody </table <table cellspacing="0" cellpadding="0" width="400" align="center" border="0" <tbody <tr align="center" bgcolor="#040848" <td valign="top" height="8" </td <td valign="top" height="8" </td <td valign="top" height="8" </td <td valign="top" height="8" </td </tr <tr align="center" bgcolor="#040848" </tr </tbody </table </td </tr <tr valign="top" bgcolor="#040848" <td height="185" <table cellspacing="0" cellpadding="0" width="380" align="center" border="0" <tbody <tr <td colspan="3" height="30" <div align="center" Konu</div </td </tr <tr <td colspan="3" height="23" Princeton Üniversitesi’nin mis kokulu çiçekler içindeki kampüsünde bir ilkbahar gününde, ekonomi alanında Nobel ödülü sahibi John Forbes Nash Jr. günlük işlerine hazırlanmaktadır. Sabahı evinde yeni makalesi üzerinde çalışarak geçirdikten sonra öğlen Yüksek Araştırmalar Enstitüsü’ne uğrayıp yemek yer ve birkaç meslektaşıyla matematik kürsüsünde sohbet eder. Akşam üzerine doğru da, bir gazeteciyle röportaj yapmak üzere " Fine Hall "daki kampüs ofisine gider. Çıplak ayakları, köküne kadar çürümüş dişleri, uzun ve kirli saçlarıyla " Fine Hall’un Hayaleti " olarak anıldığı, öğrencilerle sık sık kavga ettiği ve ardından boş sınıfların kara tahtalarına matematik formülleri karaladığı günlerden bu yana çok yol katetmiş, kariyerinde önemli bir yere yükselmiştir... Eski New York Times muhabiri Sylvia Nasar’ın yazdığı, Josh F. Nash’ın yaşam öyküsünden esinlenen film, paranoid şizofreninin gelişim sürecini ve evrelerini göstererek, hastalığın görsel bir ifadesini sunmayı amaçlıyor... </td </tr </tbody </table </td </tr </tbody </table .
demet Üye
Üyelik: 2006-07-27 Herkese açık mesaj: 49
#36238
ARKADAŞ . Bir kıvılcım düşer önce Büyür yavaş yavaş Bir bakarsın volkan olmuş yanmışsın arkadaş Dolduramaz boşluğunu ne ana ne kardaş Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş Ortak olmak her sevince, Her derde kedere Ve yürümek ömür boyu Beraberce elele, Olmasın hiç O ta içten gülen gözlerde yaş, Yollarımız ayrılsa bile, Seninle ARKADAŞ! . YILMAZGÜNEY .
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#36250
Ağlamaktan Korkma Gözüm! Bir gözyaşı, gül mevsiminde güle karşı akarsa aşk olur adı; sevgiyi damıtır en derin yerinden. Suçlardan sonra tenha gecelerde akarsa tevbedir tadı; gönülleri arıtır en kara kirinden. Madem ki gözyaşı bir kutlu demdir, elbette bir erdemdir. . Bir gözyaşı, bir cevherdir ateşten kaynayan ve alev gibi yanan. Özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangın olur. Bir ateş düşünün, dumanı âh ile çıkar da külleri göz yaşına karışır ya…Hayat bir mum alegorisidir hani, mumun başındaki yanış gözde yaş olur da gözyaşı alevle barışır ya…Alev can ipliğini yakınca, acıdır ki, bedenini eritir de mumun, su ile alev birbiriyle yarışır ya… Aşıka göre cennet olur cinnet ve kendi gözyaşında boğulur akıbet... . Gözyaşıdır ki yıkayarak yakar, yakarak yıkar. Arıtır ve eritir; temizler ve gizler…Fazilettir, diyettir…Bu yüzden denilir ki gözyaşı yiğitler kârıdır ve civanmertler vakarıdır. . Tohumu eken bilir, Göz yaşın döken bilir, Gül kadrin diken değil, Çileyi çeken bilir, Ve ey gözyaşım, . Bulutuna sadık yağmurlar gibi gel, ve kadim bir dostu uğurlar gibi git… Bir atımlık mesafede yalnızlığın kurşunlanan coşkusuyla gel, geleceği savaşa mecbur annelerin korkusuyla git…Geceyi içine döken tomurcukların yeşiliyle gel; goncayı açılsın diye bekleyen bülbülün diliyle git…Bülbüller konan dallarda yaprak gibi gel, ve derinlerde bendini yıkan bir ırmak gibi git. Yalınkalem savaşlara meftun acılarla gel, pişmanlık dolu yüreklerden sancılarla git…. Ve ağlamaktan korkma gözüm!... https://spaces.msn.com/rte/emoticons/rose [Eksik eski medya kaydı] İskender Pala.
nizipli_mehmet Üye
Üyelik: 2005-10-03 Herkese açık mesaj: 8.461
#36291
ewet hemde çok guzel bır flım
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#36607
Gönlünden kopan o sevgi sözcüklerini artık merakla bekliyoruz şair kardeş Resmi aç . . Şair Nasıl Olunur, Şiir Nasıl Yazılır? . OĞUL: Şiirin okulu var mı baba? Varsa göndersene beni oraya… BABA: Yok oğul. Ustaya gönderir gibi koyamazsın çocuğunu yanına bir şairin. Olsaydı paraya kıyar inan gönderirdim okulsa okuluna, ustaysa ustasına seni çocuğum. Okulu yok bunun şiiri kendi kendine öğreneceksin kendin olacaksın okulun da, ustan da… OĞUL: Ustasız zenaat öğrenilir mi baba? BABA: Öğrenilmez oğul... O yüzden ustalar edineceksin kendine Şair olmak istiyorsan eğer arayıp bulacaksın onları birer birer… OĞUL: Nerede bulurum onları baba? Kimdir onlar? BABA: Ömer Hayamdır örneğin biri Mevlana’dır biri de… OĞUL: Kimmiş Ömer Hayam baba? Ne demiş, yardımcı ol biraz bana… BABA: “Mey kaseme el koydun, yerlere vurdun Tanrım Beni zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım! Gül rengi şarabımı, yerlere döktün tekmil Yoksa sen de içmeden sarhoş mu oldun Tanrım.. İşte bu Ömer Hayam. OĞUL: Ya Mevlana? ... BABA: “İster putperest, ister Mecusi ol Kırk bin kere tövbe etsen de açıktır yol Dergahımız umutsuzluk dergahı değildir Bizce günahkar da bir tövbekâr da bir…” İşte bu da Mevlana. OĞUL: Ama bunlar şiir baba BABA: Zaten oğul şiir Şairin kendisidir. Örneğin ele alalım Shakespeare’i “Prenslerin o mermer ve tunçtan heykelleri Senin güçlü şiirin kadar kalıcı değil Anıtlar da yıkılır atiye kalmaz biri… Sen ki her dizen ile kalacaksın dipdiri” OĞUL: Kafam karıştı iyice, anlayamadım Şiir mi şair Yoksa şair mi şiir? .. BABA: “Ay gelir ışır, hayalin irişir Güzelim Annabel Lee Yıldızlar gözlerin gibi parlar Güzelim Anebel Lee Orada gecelerim, uzanır beklerim Sevgilim sevgilim, hayatlım, gelinim O azgın sahildeki Yattığın yerde seni…” İşte bu da Edgar Allan Poe’nun portresi. Görmek ister misin Lamartin’i de? .. Gör öyleyse kulak vererek kendisini şiirinde. “Ey göl hatırında mı, bir gece en derin sessizlikte …. Birden şu yeryüzünün bilmediği bir nefes Büyülenmiş sahilin yankısıyla inledi Sular kulak kesildi, hayran olduğum ses Şu sözleri söyledi: “Zaman dur artık geçme bahtiyar saatler siz akmaz olunuz artık! ..” OĞUL: Oyunu öğrendim baba İzin ver Baudelaire diyeyim ben de “Hatıralar annesi, sevgililer sutanı Ey beni şadeden yar, ey tapındığım kadın Oçak başında seviştiğimiz o anı O canım akşamları elbette hatırlarsın Hatıralar annesi, sevgililer sultanı! ..” BABA: Çabuk kavradın işi. Şair olursun bu gidişle İyi çalışırsan dersine: “Gördüm şimşekle çatlayıp yarılan göklerini Girdapları hortumu, benden sorun akşamı Bir güvercin sürüsü gibi savrulan fecri İnsanı giz olanı, gördüğüm anlar oldu.” Söyle bakalım oğul, kimi anlatır şu şiir? OĞUL: Rimbaud yu mu baba? BABA: İyi bildin oğul “Kapılar tutulmuş neylersin Neylersin içerde kalmışız Yollar kesilmiş, şehir yenilmiş neylersin Açlıktır başlamış Elde silah kalmamış neylersin Neylersin karanlık da bastırmış Sevişmezsin de neylersin…” Sen yanıtlamadan ben söyleyeyim oğul Bu da Eluard… OĞUL: Ne şairler gelip geçmiş meğer bu ölümlü dünyadan Şiir benimle başlar Benimle biter sanırdım Benim yazdıklarımın en güzel olduğuna inanırdım Söylemeye utanıyorum şimdi baba Meğer eline su dökülmez ustalar varmış yeryüzünde Onları tanımadan nasıl şiir yazardım? BABA: ABC’yi öğrenmeden anne yazabilir misin oğul? Baba yazabilir mi kalemin Nasıl yazamazsan bunları Tanımadan şiir de yazamazsın Aragon’u: “Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm Orada bütün ümitsizleri bekleyen ölüm Öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde…” …….. Ben bu radyumu bir pekbilent taşından çıkardım Benim de yandı parmaklarım onun yasak ateşinde Bulup bulup yeniden yitirdiğim cennet ülke Gözlerin Peru’mdur benim, Golkond’um, Hindistan’ım Kainat paramparça oldu bir akşam üzeri, Her kurtulan ateş yaktı üstünde bir kayanın Gördüm denizin üzerinde parlarken Elsa’nın Gözleri Elsa’nın, gözleri Elsa’nın, gözleri…” Diyebiliyor musun bunları oğul? OĞUL: Diyemiyorum baba… BABA: Diyemiyorsan da umutsuzluğa düşme. Yeter ki diyebilimeyi iste… Ama oturup hep aynı türküyü söyleme. Ağustos böceği gibi… Atışıp durma yedilik sekizlik maniler yazan senin gibi şairler(!) le İki üç kafiyeyle… Olmayın “körler sağırlar Birbirini ağırlar…” “Aman ne güzel olmuş Eline sağlık, yüreğine sağlık peh peh peh…” demeyin birbirinize… İyiyi arayın, güzeli arayın, doğruyu arayın. Kafdağı’nın ardındaysa da bulun onları Başınız dimdik olsun hep İleriye daha ileriye baksın gözleriniz Eğer şar olmak istiyorsanız… “Ey sen ki durmadan ağlarsın Döversin dizini Gel söyle bakalım ne yaptın Nettin gençliğini! ” dersin yoksa sonunda. Ama Verline olman gerekir bunu diyebilmen için de OĞUL: Ama sanatın bütün bereketli toprakları ekilmiş baba çorak topraklar kalmış bize… BABA: Sen bu çorak topraktan ey oğul gelmiş geçmiş şairerden çok daha iyi ürünler almak zorundasın! Kolay değil elbette işin Şiir uğraşının adı Zoru kolay etmezsen olur mu yaptığın işin tadı? OĞUL: Umutsuzluğa düşürdün beni baba Şiir yazmaya yeltenemem gayrı sondan sonra Utanırım şiir yazmaya bunca güzel şairlerin yanında onların binde birini yazamadıktan sonra… BABA: O zaman kulak vermen gerikiyor Oğul, Hugo’ya: “Ey şairler rekabet güzelin yaşaması içindir.. Birincilik daima açıktır… Cesareti kıran, kanatları düşüren ne varsa söküp atın Sanat cürettir. Doğacak dahilerin geçmiş dahilere eş olabileceklerini yok saymak kutlu varlılığını yok saymaktır Tanrı’nın.. Şu dahiler yok mu şu dahiler! Onları geçemeseniz bile denk olabilirsiniz kendilerine! Nasıl mı? Şöyle: Özge olmakla…” Özge olmak, farklı olmak, değişik olmak… İşte işin sırrı… Zor değil bütün bunlar. Aramak, bulmaya çalışmak, istemek yeter. OĞUL: Hepsi iyi, güzel de Bir de imge çıkardılar şimdi başımıza baba İmge ne? Akıl erdiremedim bir türlü buna Onu da anlatsana bana… BABA: İmbe bugün var olmadı ey oğul Onu öğrenmek için dönüp bakmalısın yüzlerce yıl geriye bakıp bakıp da ey oğul İmgeyi Tagor’dan öğreneceksin: “Şiirin inci sözcüklerinde insanlar için çeşitli anlamlar gizlidir. Herkes onların içinden beğendiğini seçer…” “Şiir hem at hem dizgindir. Hem ilham, hem işçilik… Atsız dizgin ya da dizginsiz at değildir şiir… “ diyorsa Dereme, bir şey demek istiyor demektir. Söz anlayana… Sokak şairi olacaksan ey oğul öğrenmen gerekmez tek şeyi yuvarla yuvarla yinele sözcükleri seçmeden içinden altını, gümüşünü geviş getirip durursun o zaman bir deve gibi. Bunu yapacağına Hiç yazma daha iyi… OĞUL: İyi bir şair olmak itiorsam ya baba? .. BABA: Gerçek Şairliğe soyunacaksan eğer ey oğul Montainge kulak ver: “Şiirin orta hallisi ya da kötüsü için kurallar, ustalıklar bir ölçü olabilir. Ama iyisi, yüksekliği, harikuladesi aklın kuralarını aşar. Onun güzelliğini tam ve sağlam olarak görenler bir şimşeğin ihtişamına benzer bir parıltı görmekle kalırlar. Büyük şiir muhakememizi tatmin etmez, allak bullak eder! ” OĞUL: Coşturdun beni baba Ben de bir şeyler anımsadım bu hususta Bak ne diyor Shelley usta: “İçinizde olmayan şiiri aramayın, bulamazsınız onu başkaca hiç bir yerde…” BABA: “Gerçek şairin her güzel dizesinde, söylenilenden birkaç kat fazlası vardır…” diyor Musset ” OĞUL: Demek ki bütün iş şaire düşmüyor. Okuyana düşen iş de az değil baba! BABA: Haklısın galiba… “Bir dizenin kendi içinde taşıdığı fikirleri, düşleri aşan, onlara bağlı olmayan apayrı, çırılçıplak bir güzelliği olabileceğini unutmayın.” derken I’Hermite de… İmgenin gizlerinin ipuçlarına veriyor bize. İşte bu gizleri keşfetme işi Benim işim diyebilmeli işiiri okuyan kişi. OĞUL: İyice havaya girdim ben de baba “İnsan iyi anlayamadığı bir sözden heyecan duyabilir” derken Gourmont, şiirin imgesini işaret ediyor. İşte sana ipucu O sözlere anlamı sen yükleyeceksin. Demek ki ey sevgili Okuyucu! BABA: Seçerseniz ey oğul sözcüklerden oluşan bu denizi Baudelaire’dir boğulmaktan kurtaracak olan sizi iyi alın ey oğul ondan dersinizi, “Şiirin ilkesidir bu, üstün bir güzelliği özlüyorsa.insan Bir ruh taşkınlığında kendini gösterir bu ilke. Bu coşkunluk aklın yoğurduğu gerçeğin dışındadır.” Anlat bakalım oğul bana şimdi şiirden ne anladıysan. OĞUL: Şiir yazmak aklına eseni çiziktirmek değilmiş baba. Her bir heceyi imbiğinden geçirecegiz aklın Ölçeceğiz biçeceğiz, işleyeceğiz kuyumcu gibi Yoğuracağız mantıkla, felsefeyle Vuracağız sonra onları mihank taşına. “Kaç ayar olmuş acaba şu dizem” diye. BABA: Dur oğul, bana ver sözün ucunu burada Yirmi dört ayar olmasını bekleme hiçbir zaman şiirinin Yirmi iki ayar da olsa ümitsizliğe düşme. On dört ayar bile olsa iş var demektir onda Yeter ki daha aşağı inme. Hem inip hem de ne güzel yazdım deme. Şimdi söyle hele oğul sen de Hangi şairdir yakan ilk özgürlük meşalesini Senin ülkende? .. OĞUL: Namık Kemal değil mi baba? BABA: Doğru, Namık Kemal… Peki, Türke Türk olduğunu Dilinin Türkçe olduğunu anımsatan ilk şair Kimdir? OĞUL: Ziya Gökalp mi acaba baba? BABA: Bildin… Gele gele geldik genelden özele Nasıl seçip ayırabilmiş Nazım Söyle hele Hemen onların ardından Fazıl Hüsnü Dağlarca İlhan Berk Kumsaldaki O değerli tek zümrüdü Nasıl seçebilmişse miyarlarca çakılın kumun arasından … Nasıl ayıklamışsa Orhan Veli Kanık Melih Cevdet Anday Oktay Rıfat Horozcuoğlu milyonlarca istridyeyi Bulabilmek için tek “siyah inci”yi Sen de dökeceksin aynı teri… OĞUL: Anladım, şiirin okulu yok baba Kendimiz beleyeceğiz biz bizi kendimiz çözeceğiz beleğimizi Necip Fazıl Kısakürek gibi Sezai Karakoç Cahit Zarifoğlu İsmet Özel gibi… BABA: Kendin soracaksın, kendin yanıt bulacaksın Şiirin ne olduğunu değil, ne olmadığını Salah Birsel gibi Yabana atmayacaksın Yahya Kemal Beyatlı’yı Enis Behiç Koryürek’i, “Maraşlı Şeyhoğlu Satılmışım ben Dağlardan dağlara atılmışım ben” diyeni… Kaç şair daha yazabilir ki Han Duvarlarını Faruk Nafiz Çamlıbel gibi… Parmakla sayarak Tutturabilirsin belki ölçüyü çocuğum Ama böyle yazamazsın gerçek şiiri. Hiç bir parmak sayamaz Çünkü ondaki tek heceyi. OĞUL: Öçüsüz uyaksız tadı olmuyor ama şiirin baba BABA: Kapı kapı dolaşıp uyak da arama boşuna oğul Aha, diye sevinme yakaladım, bu tunç kafiye! Anlamı cuk düşürdün mü Ona bak önce. OĞUL: Bütün bunları yapmayanlar da şairim diyor ama Şair diyorlar Ben yazdım oldu diyen her adama Ben de yazıyorum iyi kötü Neden şair demesinler kibana? BABA: Ben şair olamazsın dedim sana, yazamazsın demedim çocuğum Sen de yazabilirsin elbette herkes gibi Yazarsın, öteye bile gidersin hem şiir olur mu yazdıkların orasını bilmem Yine de söylüyorum Okumadıkça Şiiri Tanımadıkça Şairleri… Aşmadıkça kendini. Şiirbaz olur çıkarsın sonunda Ucubeler getirirsin şiir diye karşıma Şiir olmaz elbette şiirbazın yazdıkların Olsa olsa olur şiirleme… Şair olacaksan hayalperest olmalısın önce Değer vermemelisin dünya mülküne Neyine yetmez bir hırka, bir lokma? .. Oturup düşünmelisin sonra koyup külahını önüne: “Türk şiiri nerede dünya şiiri nerede Ben neredeyim şiir yazmaya soyunduğum şu ara? ..” OĞUL: Şiir yazabilmek için şiir okumak gerek biliyorum çokça baba BABA: Şairim diyorsun ama Kaç Türk şairini tanıyorsun acaba? Örneğin say bana Kimler gelip geçmiş Üç gariplerden bu yana? OĞUL: Cahit Sıtkı Tarancı Bedri Rahmi Eyüpoğlu Metin Eloğlu Soru kolaymış sınavsa bu Cahit Külebi Ceyhun Atuf Kansu… Şu şairler de toplumcu: Hasan Hüseyin Enver Gökçe Ahmet Arif Arif Damar Daha niceleri var. Şiirimizin Canbabası Can Yücel’i unutma İkinci yeninin bayraktarı Ece Ayhan Generali Ülkü Tamer Bunları da atmamalısın yabana. Anmadan geçmek olmaz Behçet Necatigil’i Attila İlhan da şiirin ustabaşısıdır onun gibi. Sonra… İmge şiirinde öncü güçler Cemal Süreya Teber Edip Cansever Turgut Uyar Üç silahşörler… Hilmi Yavuz Ahmet Oktay Özdemir İnce Refik Durbaş Kemal Özer Ahmet Erhan Ataol Behramoğlu’nun da ön saflarda yeni ayrı OĞUL: Bir de kadın şairler var baba Onurudur şiirin Gülten Akın Leyla Şahin… Lale Müldür Melisa Gürpınar Sennur Sezer de var Ayten Mutlu da var… BABA: Şu isimleri de iyi belle öyleyse Onları oğul, yeni şairlere örnek diye ver öyle bir yeni ki bu çocuklar Galiba hiç eskimeyecekler Eray Canberk Ahmet Telli Enis Batur Abdülkadir Bulut Seyit Nezir Tuğrul Tanyol Küçük İskender… Hepsi de bırakacaklar geleceğe silinmeyen iz Haydar Ergülen Sunay Akın Akgün Akova Turgay Gönenç Metin Cengiz… Yaşlandık oğul, anımsayabildiklerim ancak bunlar Anımsayamadıklarım beni bağışlasınlar OĞUL: Şimidi gelelim baba sözün özüne: BABA: Gelelim oğul sokalım gerçeği Aymazların gözüne… Üç dolarla beş Euro etmezse nasıl ki sekiz Türk lirası Gelmesin şiirin yazılabileceği akla üç ölçü beş uyakla. Bir de şu var mutlaka sözün sonuna eklenmeli Evet, kimilerine göre şiir para etmez çocuğum Ama unutma şiire güç de yetmez çocuğum..
akhenaton Arşiv üyesi
Herkese açık mesaj: 3.828
#36609
yazmak için önce kalp lazım, kalbe aşk lazım, aşk’a ise hasret lazım.. zaten vuslat olsaydı adı aşk olmazdı o duygunun.. bayaa uzun yazmışsın gökhan okuyana kadar kaç parca çaldı bilmiyorum. beni işten kovarlarsa sebebi sensin :)) . gayet güzel bir yazıydı, paylaşımın için teşekkürler.. Artık çok sık olmasa da yazmaya çalışacağım...

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim