Genç Muhabbet

GÖNÜL BAHÇESİ

ottomanempire Üye
Üyelik: 2006-07-29 Herkese açık mesaj: 942
#1078
Dervişler bir sofiden şikayetçi olarak şeyhe geldiler.. Ey yüce şeyh himmet et bizi bu kötü huylu sofinin elinden kurtar. dediler. Şeyh: - Şikayetiniz nedir? diye sordu. Dervişler: Bu sofinin üç kötü huyu var. diye başlayarak saydılar: . Söze başladımı,can gibi susmak bilmez,Yamaye başladı mı yirmi kişiden fazla yer,uyudu mu ashab'ıkehf gibi uyur.. Şeyh bunun üzerine sofiye dönerek:. Her ne yaparsan haddi aşmadan yap,çünkü işlerin hayırlısı orta hallisidir. Arkadaşına pek yükleme,çok söz söyleme,çokça övme çünkü bu ayrılığa sebep olur,dedi. Derviş sukunetle şeyhe cevap verdi:. Orta yol hikmetse orta hallilikte nasiptir.su deveye göre azdır,fakat fareye göre deniz gibidir. Birinin dört ekmeğe iştehı olurda iki veya üç tane yerse bu orta haldir.Fakat dört ekmek yerse bu orta hal değildir.O adam kaz gibi hırsına esir olmuştur.. Birinin de on ekmeğe iştahı olsa da altısını yese bu orta bir yiyiş sayılır. Benim elli ekmeğe ihtiyacım var senin altı yufkaya.Biz eşit sayılmayız.Sen on rekat namaz kılınca usanırsın,ben beşyüz rekat kılsam usanmam.. Birisi kabeye kadar yayan yürür,öbürü mescide varıncaya kadar yürüyünce kendinden geçer. Orta halli oluş sana göredir.Bu önü,sonu olan şeye nispetledir.. Bir şeyde evvel ahir olmalı ki ortası tasavvur edilebilsin.. Benim halim uyuyormuş gibi yapan adamın haline benzer.Gören beni uyuyoyr,sanır,halbuki gözüm uyuyor gönlüm uyanıktır.''dedi.. BÜTÜN HALK ENDİŞELERE VESVESELERE MAHKUMDUR.O YÜZDEN HEPSİNİN GÖNLÜ HASTA,HEPSİ GAMLI KEDERLİDİR.. EĞER LOKMA,KİMDE ULULUK RUHU HALİNE GELİYORSA,NE DİLERSE ONU YESİN,ONA HELALDİR.. MESNEVİDEN ÖNCEKİ KONUDA Bİ HATA OLUŞTUĞU İÇİN BUNU GÖNDERMEK ZORUNDA KALDIM ÖZÜR DİLİYORUM SAYGILAR . Edited by - osmandogan on 13.09.2006 23:53:46
Huzi Üye
Üyelik: 2005-12-22 Herkese açık mesaj: 1.968
#1233
<div align="left" <p align="center" GÜL.<blockquote <blockquote <blockquote Resmi aç Gül yüzü bulusma yeridir, en temel kavusma gül yüzünde gerçeklesir.Çünkü gül yüzler bakisi aska dönüstürür.Bakis ki askin masuka dönüsüdür; ilk tanisma ve son ayriliktir.Sonra mayelenir bakis; bakis ask olur, bakis vuslat olur.Asik ve masuk tanismaktan öte geçerler, geri döner ve sankibirbirlerini hatirlamis olurlar.lk bakisma sonsuz beklemelerin duruldugu bir göl olur.Güzellik gül yapraginda beklemistir aski.Ask gül yüzünde güzelle bulusur.Ask gül tenlerde görünür kilar kendini.Ve güzellik askin bakisinde seyre dalar kendini...O yüzden gülden yüz çeviremeyiz.Güle uzak duramayiz.Ask atesi örseler yüregimizi.Kizil kanlar gibi dolasir ask.Ve kizil utançlarla alevlenir yüzümüz.Güle döneriz, Sevgiliye döneriz.Sevgili yüzü olmadan edemeyiz Meger gül ,yüzüne Nazar Eden oldugu için gülmüs.Herseyi ve herkesi Var edenin teveccühü ile gülmüs.Önce Teveccüh Eden Varmis.Yokluga yönelmis Ebedi Güzellik Sahibi.Bilinmek dilemis, sevilmek irade etmis.Gizliden açiga çikmis "Mahfi Hazine"Hiçlik safagı kizila boyamis.Varlik güzel yüzlü bir gül olmus Var edilen hersey bir gül yüzünde taclanmis. Yoksa biz dikenler idik, yalniz bir gül hatirina bu bahçeye vardik.Varlik gülseninde bir gül yüzünden ihyalandik.Ab-i hayat öylece dolandi yuregimizi, tenimizde öylece utanc gülleri acti.Edebi, iffeti gül yüzünde belledik, tebessümü gül yapragindan dudagimiza devsirdik.Gülün son yapraginin sonrasina hayranligimizi ekledik.Begendigimizle kusattik gülü; asklarimizi gül yanina devirdik.Gülün yüzünde güldük ,güle baktik, güleyazdik.Güler olduk, güldük.Güller acildi, güle döndük.Gülyüzünde var edilen herseyle yüzlestik.Var edilmisler gül yüzünden gün yüzüne çikti.Öylece gülün yüzünde bulustuk.Gül yüzünden tanis olduk.Sonra herkesi ve herseyi oraya cagirdik.Herseyi elimize aldik, herkese elimizi verdik.Gülün yüzüne vardik.Bildik ki, aslinda biz sadece gül yüzünden vardik.Ebedi Sevgili'nin teveccühüdür gülü güldüren.Kalbimize aski salan Sevgilinin nazaridir.Ki bu kalp Sevgili'nin vechesinden baskasina dönmez.'Batan seyleri sevmez'Yitip gidenlere gönül vermez.O'nun vechinden baskasina kanmaz ask,Ask O'nun teveccühü ile var oldu.Güzellerin güzel yüzlerinde güzelligi O halkeyledi.Asiklarin bakislarinda sevgiyi O tasvir eyledi.Ve güzellerin en güzelini Mahbubu eyledi.O'na muhabbet eyledi, O'nu Muhammed eyledi.Ebedi teveccühünü O'nun vechinde kristallestirdi.Cümle halka O'nun yüzünü gül eyledi.Degil mi ki, var edilmisler O'nun yönelmesiyle varlıga yüz buldu.Öyleyse bu varlik gülsenine önce o Mahbub'un gül yüzü düstü.Biz dikenlerdik aslinda.Bir gül hatirina bu bahçeye vardik.Gül-ü MUHAMMED(a.s.m) yüzünden tanis olduk.Sonra herkesi ve herseyi yüregimize cagirdik.Herseyi elimize aldik, herkese elimizi verdik.Gülün yüzüne vardik Gül yüzünden var olduk "Sayet Allah'a muhabbetiniz varsa, bana ittiba din ki Allah da size muhabbet etsin."(Al-i imran 31) Sevgili'nin teveccühünü yüzüne devsiren Gül'e, Yüzümüzü Sevgili'nin vechine çeviren Gül' e güllerce salat ve yüz'lerce selam ettik. </blockquote </blockquote </blockquote </div
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#1258
Aşka aşık bir adam var......... Aşka aşık bir adam var şimdi çok uzaklarımda… Aşka aşık bir adam var şimdi nabzımda… Aşka aşık bir adam var taa en derinimde… Aşka aşıktı adam… Aşksız olmaz diyordu, başka bir şey demiyordu… Yüreği öyle kırılgandı ki, dayanamıyordu bu dünyanın adaletsizliğine… O yüzden hiçbir zaman tam olarak iyi hissetmedi kendini… Hep bi şeyler eksikti… Hep idare eden günler izliyordu birbirini… Mutlu olduğu günlerde bile, dünyanın bi köşesindeki mutsuz insanları düşünüp üzülüyor, mutluluğunu onların umutsuzluklarına gömüyordu… Ama umut kıvılcımları saçıyordu sesi… Ne kadar çaresiz olursa olsun, düşüp dizlerini kanatsa da hayatın geçit vermez yolları o her defasında ayağa kalkıp tekrar yola devam edebilecek kadar kocaman bir yüreğe sahipti… Her daim aşk vardı çünkü yüreğinde, her şeye karşı sonu gelmez bir aşktı onu kendisi yapan… Aşka aşıktı adam… Hüzün mevsimini seviyordu en çok… Hazan mevsimi Aşka Aşık Adam demekti, Aşka Aşık Adam hazan… Yere düşen her yaprağa bir anlam yüklüyordu… Her birine tek tek yitirdiklerini yazıyordu hiç usanmadan… Alıp kitaplarının sayfaları arasında saklıyordu yaprakları, artık bir daha dönmey ecek olan her yitirdiğine inat… Aşka aşıktı adam…. Ruhundaki çocuğu yitirmemişti henüz.... Çocuk masumiyeti ilk günkü kadar tazeydi benliğinde… Çocuk kalabilmekti belki de onu bu denli farklı kılan… Etrafında büyümek isteyen onca insanın aksine o biliyordu ancak bir çocuk gibi bakarsa görebileceğini her şeyi olduğu gibi… Aşka aşıktı adam… Her ne kadar sevmediğini söylese de çok seviyordu İstanbul’u… Yüreği daraldıkça Marmara’nın kıyısında buluyordu kendini… Hırçın dalgalara dalıyordu ürkek gözleri… Denize anlatıyordu içindeki dehlizleri… Aşka aşıktı adam… Biliyordu her aşk ayrılıklara gebe… Biliyordu aşk umut etmekti, aşk gelmeyeceğini bile bile beklemekti… Biliyordu, aşk acı çekmekti… Bir gün beklediği aşkı buldu sandı ama “İmkansız” diyordu Kristal Kadın ona… “İmkansız bizim aşkımız…” İmkansızdı da gerçekten… Eğer bi parça umut olsaydı bu aşk için koşup gitmez miydi sanıyorsunuz Kristal Kadın… Gidip bir ömrü sıcaklığını hiçbir zaman duyumsayamayacağı göğsünde uyuyarak geçirmek istemez miydi… Gidip hiçbir şey yapmadan, ona hiç dokunmadan saatlerce gözlerinin taaa içine bakarak günü akşam etmeyi istemez miydi… Gidip tüm art niyetlerden, tüm beklentilerden arınmış aşkını köprüdeki biletçiye, Kadıköy’deki simitçiye, Beykoz’daki ayakkabı boyacısı çocuğa, Sultan Ahmet’teki güvercinlere ve İstanbul’un hiç bilmediği ve hiç bilemeyeceği her köşesine haykırmak istemez miydi… Ama olmuyordu işte… Bu aşkın kaderi yıllar ve yıllar önce yazılmıştı… Silmeye gücü yoktu Kristal Kadının… Keşke olsaydı… Keşkelerle bitirdi ömrünü Kristal Kadın… Son “Keşkesi” ve tek “İyikisi” oldu Aşka Aşık Adam’a olan aşkı…”Keşke sevmeseydim seni” derken keşkesi kendi için değildi.. Aşka Aşık Adama ol an aşkı hayatındaki en güzel, en doğru, en kendini bulduğu şeydi… Ardında bırakacağı adama üzülüyordu şimdi her şeyden çok… Kristal Kadın zaten sonsuzlukta bulacaktı aradığı huzuru… Ama adam yaşanmamış anıların altında ezilecekti bir ömür… Kristal Kadın’ı kahrediyordu bu son demlerinde… Gözyaşları yarım kalmış her şey adınaydı şimdi… Yarım kalmış ve hiç yaşanamayacak tüm anılar içindi keşkeleri… Ama çok sevdi Kristal Kadın Aşka Aşık Adamı… Hem de hiç olmaması gerekirken, hem de tam giderayak, hem de hiçbir şeyin bu aşkı imkan dahilinde yapamayacağını bile bile… Küçük bir oyunla başladı her şey, çocuksu bir heyecanla… Benliklerindeki çocuklar elele verip, hiç olmayan mekanlarda daha önce hiç oynanmamış oyunlar oynuyordu… Umutlarını uçurtma yapıp uçuruyorlardı sonsuz gökyüzünde… Hayallerini kağıttan bir geminin içinde yüzdürüyorlardı sığ bir su birikintisinde.. Hiç olmayan bir dünya kuruyorlardı sadece ikisinin bildiği ve sadece ikisine ait… O dünyaya sokağımız dediler… O dünyada bir daha benzeri olmayacak duygular beslediler ve büyüttüler o duyguları çocukları gibi… O dünyada kırılganlıklar, o dünyada hüsranlar, o dünyada yıkımlar, o dünyada çıkmazlar da büyüttüler farkında olmadan…. Sonra o oyun düşleri oldu… “Mavi Düş” diyordu Kristal Kadın; “Bu bizim mavi düşümüz…” Önceleri Aşka Aşık Adam daha çok savunuyordu bunun bi düş, sadece bi düş olduğunu…. “Uyanacağız bir sabah, ve sona erecek bu düş…” diyordu… Kristal Kadın’da öyle olmasını istiyordu aslında… Aşka Aşık Adam uyanarak bitirmeliydi mavi düşü, Kristal Kadın sonsuza dek uyuyarak… Hiç u nutulmayacak bir düş tadında yaşanmalı ve Bİ GÜN bitmeliydi her şey… Geçmişe bakılıp küçük bir tebessümle hatırlanacak, merak ve umursamazlık duygularının arasında sıkışıp kalacak bir düş olarak kalacaktı yaşananlar ve yaşanamayacak olanlar… Ama olmadı… Düş çizgisini aşıp hiç olmaması gerekirken gerçeğe yol almaya başladı bu aşk… Olmamalıydı, düş olarak kalmalıydı… Kalamadı… Gerçeğe yol aldıkça acı kaçınılmazdı… Gerçekler acıyı da getirdi beraberinde… Ve acı tüm duygularını bastırıyor şimdi… Kaçınılmaz bir sona koşullandırmıştı Kristal Kadın kendini… Ve bu yemin her ikisine de çok acı veriyor şimdi… Aşka Aşık Adam çığlık çığlığa zamanı durdurmaya çalışmakla meşgul, Kristal Kadın olanların sevdiği adamı daha fazla üzmemesi için zamanı hızlandırmak çabasında… Ama zaman kendi bildiğini okumakta kararlı…”Ben Zamanım… Gücünüz yetmez beni durdurmaya, hızlandıramazsınız dakikaları ne kadar istesenizde… Kendi bildiğim yolda akar, kendi nehir yatağımda çağlarım… Hem ilacım yaralara, hem ızdıra p bekleyişlerinize…” Ve Kristal Kadın hiç söylememesi gereken şeyleri bir kez daha söyleyerek şöyle diyor son kez: “Çok sevdim ben seni, hiç sevmemem gerekirken… N’olur çok görme bana bu son sevdayı… Bak isminde gizli sonuncu oluşun… Biliyorum aslında hiç tahmin edemediğim kadar üzdüm seni, biliyorum faydası yok hiçbir şeyin… Ama zaman ilaç da olduğunu söylüyor yaralara bak… Unutacaksın CANIM… Unutacaksın yaşanmayanları, yaşadık dediklerimizi de üstüne ekleyerek… Hiçbir acı sonsuza dek sürmez… Aşka aşıksın sen, aşkla devam edeceksin virgül koyduğun hayatına yeniden… Hiç görmediği, caddelerinde hiç gezmediği bir şehri özler mi insan? İstanbul’u özlüyorum şimdi tüm özlemlerin üstünde… Ve seni özlüyorum hiç hak etmediğimi bile bile… Ben demiştim, anlatmaya çalışmıştım bir zamanlar, hatırlasana CANIM… “Kaybettim uğruna savaş verdiğim her şeyi… Didindikçe yitirdim etrafımdaki tüm güzellikleri… Değer verdikçe değersizleştim, umut bekledikçe ertelendim… Bu anlamsız düzen aldı beni benden, senden önce… Senden önce de çocuksu bir saflıkla uzattığım ellerime dikenler koydular… Senden önce de sonsuz bir boşluk içindeydim… Senden önce de çok kereler yenildim… Sen geldin değişti sandım tüm renkler, değişti de bir süreliğine… Önümde uzanan düz çizgi yön değiştirdi sandım… Kurtuldum bir süreliğine asırlık prangalarımdan, nedensiz kaygılarımdan… Çok kısa sürdü pembe düşsellikler… Uyandım… Sen geçerken uğramıştın hayatıma, anladım…Şimdi sen, gözümde varolduğun yerden rahatsız, orda kalıp kalmamakta kararsız… Şimdi sen, bendeki seni çözmeye çalışıyorsun… Gereksiz… Benim çıkmazlarım bana kalsın… Umutsuzluklarımı beslemeye çalışıyorum yıllardır aslında hiç olmayan umutlarla… Süt isteyen bir bebeğe su verip kandırmaya çalışır gibi kandırıyorum benliğimi hiç olmayacak şeyler için… Benim dünyam yalnızca kendimi kandırdığım masum, zararsız yalanlarla, aldatmacalarla dönüyor… Hayatım bir mutluluk oyunundan ibaret… Ve kimseden avuntu beklemiyor yüreğim… Sen olduğun yerde kal benim için… Ben seni hiç olmayışında düşledim… Barış dedim adına, kumral bir kız çocuğunun gözlerindeki ışıltıda gördüm seni, aynadaki yansımam yaptım … Bu düş sadece bana ait… Sen bana aldırma...” Hiç unutmadığını biliyorum aslında, buna rağmen niye hatırlatma gereği duyuyorum onu bilmiyorum… Hiçbir şey bilmemek ne acı Aşka Aşık Adam… Ve sen demiştin ki… “ölüm kadar gerçek olsaydı varlığın... sen bir hayaldin sadece ve bir hayali seveceğim kadar seviyordum seni.... düş(tün) güzelliğinle yüreğimin içerilerine...” Evet, hayaldim… Evet DÜŞ(tüm)…. Düş bitti, uyan artık… “N’olur” dedirtme bana… Bir de sen böyle yapma n’olurrrr…. Gitmek üzere olanlar aşık olamazlar mı Aşka Aşık Adam… Hakları yok mu buna, söylesene… Yüreğime söz geçiremedim, suç benim mi? Sen aşka aşıksın… En çok sen anlarsın… Ve geri kalan tüm cümleleri boğazında düğümlendi Kristal Kadın’ın… Aşka Aşık Adam ondan da önce terk etti o sokağı… Mavi Düş karanlığa gömüldü, umutlar sonsuzluğa… Ve bu aşk hiç yaşanmaması gerekenler arasında aldı yerini… Geçmişte tebessümle hatırlanamayacak olan, pişmanlıklarla dolu, düşken karabasana dönüşen bir çıkmaz sokak bu aşk şimdi… Ne edilecek bir çift söz, ne yazılacak iki satır dize var artık… Sadece hüsran bu düşten geriye kalan… Sadece gözyaşı…
ibrahimher Üye
Üyelik: 2004-08-07 Herkese açık mesaj: 755
#1315
Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika bir şeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı, ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafe ye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı.. "Ben artık gideyim" demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.. &gt;"Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi.. "Kahveme koymak için.." &gt;Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı.. &gt;Kahveye tuz!.. &gt;Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla "Garip bir ağız tadınız var" dedi.. &gt;Delikanlı anlattı: &gt;"Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki.." &gt;Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının.. Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı. &gt;İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri.. Ev duyusu olan biri.. &gt;Kız da konuşmaya başladı.. Onun da evi uzaklardaydı.. Çocukluğu gibi.. O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu.. Tatlı ve sıcak.. &gt;..Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii.. &gt;Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü.. &gt;40 yil sonra, adam dünyaya veda etti. "Ölümümden sonra aç" diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına.. Söyle diyordu, satırlarında.. &gt;"Sevgilim, bir tanem.. &gt;Lütfen beni affet. Bütün hayatimizi bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun?.Öyle heyecanlı ve gergindim ki, seker diyecekken 'Tuz' çıktı ağzımdan.. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim. Simdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok.. İşte gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatimin en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yasamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatimi yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da.." &gt;Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. &gt;Lafı açıldığında bir gün biri, kadına "Tuzlu kahve nasıl bir şey" diye soracak oldu.. &gt;Gözleri nemlendi kadının.. &gt;"Çok Tatlı!.." dedi.. Edited by - İ.H.Er. on 10/12/2006 4:11:37 AM
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#1340
ANNELERİMİZE Bazen bir güneş tutulması gibi oluyorsun sankii.... yada dağın bir ucu denize dayanırken o derin denizin bitişi olmayan o derinliğine yansıyan ay ışığı gibi... nesin sen bilinmez ya bir kuyruklu yıldız ya da bir gezegen mi? ne seni tutabiliyorum ellerimle nede sana bakabiliyorum gözlerimle aslında bakabiliyorum yada baktığım her yerde seni görüyorum ama bilinen tek şey var ben aslında sana bakmaya doyamıyorum... sen en kıymetli varlıksın.. bunu tüm dünya, gezegenler, kuyruklu yıldızlar, samanyolu herşey herkez tüm canlılar.... -hani bazennn asla olmazzz diyosun ya hani bende sana off yyyaaa yine mi diyorum ya aslında o offllları çekerken bile iikide bana kızıyoo yoksa ben konrtol edilemez bir hal alırdım diyorum ama birde şunu atlamamak gerekki seni herseferinde kandırabiliyorum sence nie? cevabını ben vereyimmi sen bana kıyamazsın benim üzülmeme, bir damla gözyaşıma dünyaları yıkarsın... o yüzden o yumuşak yufta yüreciğin nedense bana hemen evet diyebiliyooo dimiii sana beni dünyaya getirdiğin için teşekkür ederim anne beni çok sevdiğini biliyorum ve benimde seni çok sevdiğimi unutma emiii NOT: sana hayatında bu deli çocuklarla kolaylıklar diliyorum ..
kasapoglu Üye
Üyelik: 2006-07-07 Herkese açık mesaj: 251
#1376
Arkadaşlar şu anda İstanbul'da yaşayan değerli büyüğümüz Vedat ÖZELGÜN'ün babası olan rahmetli Kadir ÖZELGÜN'ün 11.07.1948 yılında yazmış olduğu Nizip ve Nizipli'lere olan sevgisini anlatan destanı sizlerle paylaşmak istedim.Umarım okuyunca sizlerinde benim kadar beğeneceğini tahmin ediyorum. NİZİP DESTANI Gaziyurdun kolu ufacık ilçe Seni tanıtayım yaşlıya gence Büyük cephe oldun vakti gelince Çok övün örneksin ey koca Nizip Daha dün köy iken tanırım seni Hızla ilerledin kalmadın geri Bağ bahçen çoğalmış herşeyin gani Serpil genç kız gibi ey koca Nizip Türklüğün ideali sensin yesil yurt Yaşın pek küçüktür geçmişi unut El'an dağlarında kokuyor barut Bekle o günlerı kahraman Nizip sana yardım eden zatları tanı Yükselki şad olsun onların canı Sende çok yetişir Türk elamanı Yetiştir her şeyi ey koca Nizip Sana yardım etti yurt büyüklerin Uğrunda kan döktü çok yiğitlerin inkârmı gayreti Nizip'li lerin Takdir edilirsin bil koca Nizip Bu yolda çalıştı Hacı Mehmet'ler Hacı Hafızlar,Oğuz İzzet'ler Ali Alkan beyler,Hacı Reşit'ler Böyle evladınla iftihar et Nizip Mahseren yıkıldı fabrika oldu Sabunluk yağların yemeklik oldu Kerbela sanardım çeşmeler doldu İçte kan kevseri ey koca Nizip Bir medresen yoktu okusun bir genç Ortaokul yarattı Nizip'de ergeç Ali Alkan yaptırdı yaşasın bu genç Kültürün artacak zamanla Nizip Verdiler Lahzada yüzdoksan bini Hoş geldi herkese bu verme günü Ant içti çalışmaya fakiri zengini Çalışkan halkın var,bil koca Nizip En aksi dağında fıstıklar biter Fabrikan çoğaldı tütünler tüter Trende gelince her işin biter Yüksel arzun kadar sen koca Nizip Yaşını sorana çekinme söyle Çamur ve tozundan irkilme öyle Lağamın da kazılır biraz sabreyle Her şeye layıksın sen koca Nizip Kadir ÖZELGÜN 11.07.1948-Nizip
alibey2727 Üye
Üyelik: 2006-01-08 Herkese açık mesaj: 328
#1606
. Acı da olsa doğruyu söyleyiniz. 2. Aç insan kolay kandırılır. 3. Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner. 4. Akıllılar istedikleri şeyi, akılsızlar başkalarının istediğini öğrenir. 5. Aklı kıt olan dilini tutamaz. 6. Allah bir kalbi, kendisinden hayâyı gidermekle cezalandırdığı kadar hiçbir şeyle cezalandırmamıştır. 7. Allah bütün insanları mesut olmaları için yaratmıştır, bedbaht oluyorlarsa kendi hataları yüzünden oluyorlardır. 8. Alnını ne kadar dik tutarsan yere o kadar sağlam basarsın. 9. Altın prangalar demir olanlarından çok daha kötüdür. 10. Ana babalarımız seçimle değil ama arkadaşlarımız seçimle kazanılır. 11. Anı yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır. 12. Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz eşit oluruz. 13. Asla her şeyi bildiğini sanma. Gerçekten çok bilgili olsan da "ben cahilim" diyebilecek cesaretin daima olsun. 14. Ayakta ölmek diz üstü yaşamaktan daha iyidir. 15. Az anlamak, ters anlamaktan iyidir. 16. Basit bir insanın elinden geleni yapabilmesi, zeki bir insanın tembelliğinden çok daha değerlidir. 17. Başkalarına karşı zafer kazanan kuvvetlidir, kendi nefsine karşı zafer kazanan ise kudretlidir. 18. Başkalarını azarlar gibi kendini azarla, kendini affeder gibi başkalarını affet. 19. Başkalarının ıstırabını unutmak kolaydır. 20. Başkalarının yolunda yürüyenler, ayak izi bırakmazlar. 21. Bazıları ışığın, bazıları gölgenin peşine düşer. 22. Bıçak kendi sapını kesmez. 23. Bilenin susması, bilmeden söylenen söz kadar çirkindir. 24. Bilgi kuvvettir. 25. Bilgili bir ahmak, cahil bir ahmaktan daha ahmaktır. 26. Bilgili olan güçlü olur. 27. Bir çiçeğin kokusu ne ise bir insanın şahsiyeti de odur. 28. Bir dostun üzüntüsüne herkes katılır, başarılarına ise ancak yüksek ruhlular sevinir. 29. Bir tehlike anında gemiden uzaklaşan fareler, geminin batmamasını bir türlü affedemezler. 30. Biraz bilmek tehlikelidir. Ya derinliklerden iç ya da bilgeliğin tadını tatmaya kalkma! Çünkü sığ sular beyni zehirler, bol sular insanı temizler. 31. Bizi esas yoran yaptığımız iş değil, yapmadan kenarda bıraktığımız işlerdir. 32. Bizzat katlanamadığınız eziyete başkasının tahammül etmesini istemeyiniz. 33. Bugün çıktığımız her basamak, yarınki hayatımızın temelidir. 34. Büyük görünen birçok adam, yakından bakılınca büyüklüklerini kaybederler. 35. Büyük işler gibi, büyük düşüncelerin de davula ihtiyaçları yoktur. 36. Cahil cesur olur. 37. Cehennemde ateş yoktur, her insan ateşini bu dünyadan götürür. 38. Cümleler doğrudur sen doğru isen, doğruluk bulunmaz sen eğri isen. 39. Çalışmak zihni yormaz, zihni dinlendirir. 40. Çalışmak, uçup gidebilecek bir alışkanlıktır; bırakması kolay, yeniden başlaması zor bir alışkanlıktır. 41. Çektiğimiz sıkıntı parasızlık sıkıntısı değil, bilgi sıkıntısıdır. 42. Çok mal haramsız, çok söz yalansız olmaz. 43. Doğruluk, hayatta, iyi bir namın en iyi dostudur. 44. Dostu severim ama düşmanı da... Dost gücümü, düşman ödevimi gösterir. 45. Dostunun alnındaki sineği baltayla kovalama... 46. Durmak ölüm, taklit uşaklıktır; çalışmak ve yetişmek ise hayat ve özgürlüktür.
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#1623
Hamallığın Öyküsü .... Hamalsan iki şey önemli oluyor senin için: Yük ve yol... Ancak sırtına aldığın yükle bu mesafeyi aşabilirsen, ücret mevzu bahis oluyor. Aksi olursa, cereme çekiyorsun! Bunu düşünüyordum. Yanımdaki hamalla yola çıktık. İhtiyardı. Kendinden büyük bir yük almıştı. Benim sırtımda ise birkaç bavul vardı sadece, onunkinin çeyreği... Diyordum ki içimden "Çok gitmeden kıvrılırsa titreyen bacakları, yüklenirim sırtındaki yükün yarısını!.." Nitekim, çok geçmeden dedi ki: "Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!... "Ne molası, dedim ona hayretle. Ben daha terlemedim!.." Sözüme aldırmadı. Durdu. Çöktü. Salarken yükünün ipini "Sen de dinlen hadi" dedi. Benim canım sıkılmıştı bu işe. Genç olduğumu, ondan kuvvetli olduğumu, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum. O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir şekilde ayakta dolanıyordum. Bir saat kadar sonra yine durdu, oturdu, dinlendi. Ben kızgınlıkla dolandım etrafında... "Yükünü indirip sen de dinlen", demesine aldırmadım, ona daha çok kızdım... Sonra yine durdu. Bana da "dinlenmemi" söyledi yine ama dinlenmedim. Yarım saat sonra "dinlenelim mi" diye sordu, aksi aksi başımı salladım... Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum, birden bire dizlerimin bağı çözüldü. Kafamın içinde uçuşan kara kara sinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan çıktı, sırtımdaki bavullar kaydı. Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim. Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı Anlamadım... Baktım kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı. Küçük tasına birazcık su koyup dudağıma dayadı, içtim. Sonra koluma girerek; "Hadi kalk, dedi. Bana yaslan. Ağır ağır gider ve birsüre sonra gene dinleniriz." Dediğini yaptım. Omzundan güç aldım, ama asıl anlattıkları iyi geldi bana. "Ben yılların hamalıyım, dedi. Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm. Çoğu, dinlenmek istemediklerinden yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda... Yolda gördüğümüz saçılmış kuru kemiklerin çoğu, anlattığım bu insanlara ait... Halbuki bir yükü "taşımak" bizim işimiz, "altındaezilmek" değil!.. Unutma ki bir yük taşıdıkça ağırlaşır. Dinlenerek sen yükünü hafifletiyorsun! Belki günün birinde hamallığın şekli değişir.Belki o günleri ben göremem. Ama sen kavuşursan o zamanlara, aman ha, kafanın içinde de sakın yük taşıma... Akşamları bırak ve hafifle... Sabah dinlenmiş olarak yeniden tekrar taşırsın yükünü. Bizim işimiz, bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil. Çünkü yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler var... Okumanız bitince işi-gücü bırakın ve 10-15 saniye düşünün; Bu kadar çırpınmanın sonunda çevremizde bir kişiyi dahi mutlu edemiyorsak Bir sorun var demektir. Bazen bize küçük gelen ayrıntılar; karşımızdakini ömrünün sonuna kadar mutlu edebiliyor....
ibrahim Üye
Üyelik: 2001-12-18 Herkese açık mesaj: 2.407
#1668
"commentBody" Uzun zaman önce,dünya yaratılmadan ve insanlar dünyaya ayak basmadan önce,iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez vaziyette dolanıyorlarmış.Bir gün toplanmışlar ve her zamankinden daha sıkkın oturuyorlarken Saflık ortaya bir fikir atmış: "Neden saklambaç oynamıyoruz?" Ve hepsi bu fikri beğenmiş,ve hemen Çılgınlık bağırmış:"Ben ebe olmak istiyorum!!!"ve başka hiç kimse Çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için,Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış...1,2,3... Ve Çılgınlık saydıkça,iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar.Şevkat Ay’ın boynuzuna asılmış,İhanet çöp yığınının içine girmiş,Sevgi bulutların arasına kıvrılmış,Yalan bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gölün dibine saklanmış.Tutku dünyanın merkezine gitmiş,Para Hırsı bir çuvalın içine ! girerken çuvalı yırtmış... Ve Çılgınlık saymaya devam etmiş,79,80,81,82,83...Aşkın dışında,bütün iyi ve kötü huylar o ana kadar zaten saklanmış.Aşk kararsız olduğu gibi,nereye saklanacağını da bilmiyormuş.Bu bizi şaşırtmamalı çünkü hepimiz Aşkı saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz.Ve Çılgınlık 95,96,97.. ye gelmiş ve 100 e vardığı an Aşk sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış.Ve Çılgınlık bağırmış"Sağım solum sobedir,geliyorum!" ve arkasına döndüğünde ilk önce Tembelliği görmüş,o ayaktaymış çünkü saklanacak enerjisi yokmuş.Sonra Şevkat’i ayın boynuzunda görmüş ve İhaneti çöplerin arasında,Sevgiyi bulutların arasında,Yalanı gölün dibinde ve Tutkuyu dünyanın merkezinde,hepsini birer birer bulmuş sadece biri hariç.Ve Çılgınlık umutsuzluğa kapılmış,en son saklı kişiyi bulamamış.Derken Haset,Aşkın bulunamamasından haset duyarak,Çılgınlığın kulağına fısıldamış:"Aşkı bulamıyorsun,o güllerin arasında.."Ve Çılgınlık çatal seklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına çılgınca saplamış,ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar.Ve haykırıştan sonra Aşk elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış,ve parmaklarının arasından iki sicim kan akıyormuş,gözlerinden.Çılgınlık Aşkı bulmak için heyecandan Aşkın gözlerini kör etmiş."Ne yaptım ben?Ne yaptım ben?"diye bağırmış."Seni kör ettim.Nasıl onarabilirim?"Ve Aşk cevap vermiş"Gözlerimi geri veremezsin ama benim kılavuzum olabilirsin" VE O GÜNDEN BERİ, ASKIN GÖZÜ KÖRDÜR VE ÇILGINLIK HER ZAMAN YANINDADIR!!!! .
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#1669
Acıdan kaçma. Bir hediyedir o. Paketi açmadan, içindekini görmeden, reddetmemen gereken bir hediye. Okumadan, nasıl hiçbir işe yaramaz diye kitabı bir kenara atabilirsin? Acıdan kaçma; acıdan geç. Etrafında dolaşıp durma; tam kalbinden geç; merkezinden geç. Yok sayarak; olanı yok edemezsin. Olmayan bir şeyi var sayarak oldurtamayacağın gibi. Acın varsa vardır; merhamete ihtiyacın yok. Acın büyükse büyüktür; yatıştırıcılardan medet umma. Geçiştirme. Acıyı senden uzağa fırlatarak ondan uzaklaşamazsın. Acıyı zamana yatırarak artık göremeyeceğin kadar küçük parçalara bölemezsin. Zamanda erittiğin acı, zamansız anlarında kaskatı karşına çıkıverir. Kaçtığın her defasında yeniden ve üstelik sen onu hiç beklemeden. Acı acıdır ve acıtır. Acın senindir ve seni acıtır. Öyleyse acının orta yerinde, zihninde dikkatini başka yöne kaçıracak tuzaklara aldanmadan içinde var olanı kabul et ve yaşa; sonuna kadar. Acının hakkını ver. Bu seni şu anın dışında yeni bir acı ve kaçış döngüsü yaratmaktan kurtaran şeydir. Çünkü sen kaçtıkça, o kaçtığın ama tam olarak ne olduğunu bilmediğin şey, en olmadık zamanlarda kafasını çıkarıp sana kendisini göstermek ve senin tarafından kucaklanılmak isteyecektir. (Senin yarattığın senin çocuğundur ve senin sevgini; en azından onun varlığını kabullenmeni ister.) Sen onu görüp varlığını kutsayana kadar acı peşinden gelir. İçinde acı oluştuğu an onu kucakladığında acın sadece tek seferliktir. Artık yarınını kirletmezsin. Bugünün ise geçmişte görmezden geldiğin acılarınla yeterince kirli zaten ve büyük bir temizlik işi seni bekliyor. Acıyı yaşarken kendini; duygularını, düşüncelerini, bedenini hisset, izle, gözlemle. Bunu yaparken bir şey fark edeceksin; sen bedenin değilsin; sen duyguların değilsin; sen düşüncelerin değilsin ve sen canı, yüreği, içi acıyan değilsin; acıyı yaratan da değilsin; sen acı da değilsin. Sen sadece onunla oynayansın. Sen sadece izleyensin. Aynen bir filmi ekrandan izler gibi kendini izlersin ve aynen bir filmin sadece bir filmden ibaret olduğunu bildiğinde artık filmdeki acının seni acıtmaması gibi senin acın da dağılır. Olsa olsa gerçekte yaşanmadığını da bilsen, filmdeki acının sende çağrıştırdıkları bir parça iç burkar, hepsi bu. Acı sana kim olmadığını göstermiştir. Acı sana özdeşleştiğin herhangi bir şey olmadığını göstermiştir. Acı sana gerçeğin olduğu yerde sadece dingin ve sınırsız bir mutluluğun hüküm sürdüğünü görme fırsatı yaratmıştır. Hangi acı? Zaten hiç olmayan ve hiç olmamış acı. Çünkü kendi filminin senaristi, yönetmeni, oyuncusu ve her şeyi olarak; sen de zihninde yazdığın senaryoyu, adına "Dünya Hayatı" dediğin toz toprak ekrana yansıtmışsındır yalnızca. Acı yoktur. İçine bakarsan göreceksin. Ya da içine gerçekten bakarsan, mutluluk dışında bir şey göremeyeceksin. İçine baktığında hala acı görüyorsan eğer, gördüğün sen, sen değilsin; o sadece kabuğun. Kabuğun; olduğunu düşündüğün ama olmadığın kişi. Kabuğun senin egon. Kendi yerinde kabuğunu gördüğün her defasında acının daima orada ve var olduğunu sanacaksın. Buna inanacaksın. Oysa acıların sana hala kendini bulamadığını hatırlatacak ve hep yanlış yerlerde aradığını. O yüzden acılarına teşekkür etmelisin. Bir fener olup seni karaya oturmaktan uzak tutacak bir hizmetkar oldukları için. Acılarına teşekkür etmelisin; yalanı gerçeğin yerine koymana izin vermedikleri için ve sahte cennetinin aslında basitçe kendi inşa ettiğin cehennemin olduğunu gösterdikleri için. Acıdan kaçma; acıdan geç. Bir hediyedir o çünkü. Etrafında dolaşıp durma; içinden geç; tam kalbinden; merkezinden
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#1698
Birinci ses “Müsaitseniz size aşık olabilir miyim?” dedi. Karşısındaki bir an onu süzdü, başını öne eğdi. Sanki “…Şimdi soruyorum büküp boynumu, daha önceleri nerelerdeydiniz?” diyen eski bir şarkıyı anımsamış gibiydi. Ama bunu karşısındakine söylese bile ne ifade edecekti ki? Hayatta her şeyin zamanlamasının tutması mümkün değildi ki zaten. Kalbinin boş olduğu zamanlarda kimse karşısına çıkıp, “ Müsaitseniz size aşık olabilir miyim ?” dememişti ki. Doğruydu işte sözler şiirler. Aşkın kapıyı ne zaman nasıl çalacağı belli olmazdı. Aşka randevu verilemezdi. O gelip bulur, ansızın “cee!” diye karşına çıkabilirdi. İkinci ses birinciye, “Senin adına çok üzgünüm , aşkına karşılık veremeyeceğim için. Çünkü hayatımda birisi var,” dedi, yürüdü gitti, ayaklarını sürükleyerek. Birinci ses, sorusunun havada asılı kaldığını hissetti. Ürperdi. Halbuki o, bir çok ikinci sesin yaptığı gibi hayatında birisi olduğunu ondan saklayabilir, yalan söyleyebilirdi. Oysa yapmamış, dürüst davranmıştı. Birinci ses düşündü “Tanrım, demek ki hala böyle birileri var hayatta. Roman kahramanları yalan değilmiş.” Olmayacaktı bu aşk, belliydi işte de hayalindeki yüz, beynindeki isim, kalbindeki çocuksu heyecan niye silinmiyordu acaba? Müsait değildi bak, söylediği gibi. Aşık olmaması gerekiyordu. Aşık olursa acı çekecekti, kavuşamayacaktı ona. İkincinin sesi, yüzü, elleri, tarzı yine de akılndan çıkmıyordu. Acaba o da hoşlanmış mıydı kendisinden? Bunu öğrenmeyi o kadar çok istiyordu ki? İyi de, hoşlansa bile bunu söylemesi neyi değiştirecekti? İkinci ses, hayatında birisi olmasına rağmen, o gün karşısına onu beğenen, hatta aşkı için izin isteyen bir Ses’in çıkmasına içten içe çok sevindi. Gidip gelip aynada kendisine göz attı gün boyu. İçini tarifsiz bir sevinç kaplamıştı. Gururu okşanmıştı. Kalbi boş olsaydı,”Evet” deyip, onunla birlikte bir aşka yelken açmaktan kaçınmazdı. Acaba, mazeretini söylerken bunları da söylese miydi birinci sese? Yoo, duygularıyla oynamak istemezdi onun. Bunca çürümüş ilişkinin arasında sevginin, aşkın adı dama atılmışken birisinin ortaya çıkıp cesurca, “Müsaitseniz size aşık olabilir miyim?” demesi, inceliğin ve karşısındakine değer vermenin eski şarkılarda, filmlerde kalmadığının kanıtıydı işte. Aşk için izin istenmezdi, biliyordu? Telefonu ara ara, bilinmeyen bir numara tarafından aranıyor, ‘Alo!’ dediğinde kapanıyordu. Son açtığında, “Sen misin?” dedi. Telefon kapanmadı. Derin bir iç çekiş duyuldu. Birinci ses konuştu: “MÜSAİT OLMASANIZDA BEN SİZE AŞIĞIM.” sessizlik,ölüm kadar kesin ve uzun sürdü. Aşk,ölümden daha çaresizdi o an..
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#1702
Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir Mevlana. . · Aşk hükmetmez;terbiye eder.. Goethe. . · Arılar bile en tatlı balın zehirli çiçeklerde olduğunu bilir.. John Keats. . · Aşkta her zaman bir öpen,bir de yanağını uzatan vardır.. Fransız atasözü. . ."dünayayı güzellik kurtaracak, bütün insalığı; sevmekle başlayacak herşey.". Dostoyevski. . ."Arzu edilenden ziyade arzu etmeye aşığız." . F.Nietzsche. . . "...Güzelliğin on para etmez Bu bendeki aşk olmazsa..." . Aşık Veysel Şatıroğlu. . . "Ölümdür tek başına yaşanan Aşk iki kişiliktir…". Ataol Behramoğlu. . · Aşka insan kendini aldatarak başlar ve başkalarını aldatarak bitirir.. Oscar Wilde. . · Aşk aklın en soylu zaafıdır.. John Dryden. . · Aşk konusunda yanlış seçimden söz etmek hatalıdır,zaten seçim varsa o yanlıştır.. Marcel Proust . . · Aşk:ciddi bir akıl hastalığı. . Platon . . · Aşık olmayı beceremeyen yağ çekmeyi öğrenmek zorundadır. . Goethe . . · Aşk melankolinin bir türüdür . Robert Burton . . .Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır. . (Bailey) . . .İnsan kalbindeki gerçek aşk dört nala giden bir at gibidir ne dizginden anlar nede söz dinler. . (Konfiçyus) . . .Aşk kadının hayatında bütün bir romandır erkekte ise yalnız bir bölümdür. . (M. Da Stael) . . .Aşk kılavuz istemez tek başına yol alır. . (M. Ikbal) . . .Ne seninle yaşayabilirim ne de sensiz. . (Ovidius) . .Aşk bir Tanrı’dır ve insanlara özgü bir şey değildir.. . Sokrates . . Balzac:İlk aşk aşı gibidir. İnsanın ikincide hastalanmasını önler.... . Rousseau:Aşk mektubuna başlarken ne söyleyeceğimizi bilemeyiz. Bitirirken de ne yazdığımızın farkında olmayız..... . Shakespeare:Sevgililerine aşklarını itiraf eden kadınlar, en az seven kadınlardır.... . Eflatun: Aşk, en tehlikeli bir ruh hastalığıdır... . . Aziz Nesin:Yenilen taraf aşık olur.... . Yakup Kadri:Hiçbir kadın yoktur ki " Seni Seviyorum " sözü karşısında hissiz kalsın.... . Katherine Hepburn :Aşkı bilenler normal kadınlardır.... . Oscar Wilde:Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlar erkeklerin son aşkı olmasını ister.... . İngiliz Atasözü:Aşk için evlenen Istırapla yaşar..... . Kontes Nathalie:Aşk, bir kişinin yararına, iki kişinin ortaklığıdır.... . Paul Geraldy:Sevmek güzeldir. Bir daha sevmemek daha güzeldir.... . Marcel Proust:Aşık olmayanlar, mükemmel bir erkeğin sıradan bir kadın yüzünden niçin ızdırap çektiğini anlayamazlar.... Estağfirullan ben üstad değilim hatta çırak bile değilim ama sözüüm üstadlara ki Aşkın Tarifi yoktur :).
arifmahircetin1 Üye
Üyelik: 2006-10-09 Herkese açık mesaj: 97
#1713
.Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapıda beliriyor. Sınıfa bir bakış atıp kürsüye geçiyor. Tebeşirle tahtaya kocaman (1) bir rakamı çiziyor. "Bakın" diyor. "Bu, kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey..." Sonra (1)birin yanına bir (0) sıfır koyuyor: "Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik (1) biri (10) on yapar". Bir (0) sıfır daha... "Bu, tecrübedir. (10) on iken (100) yüz olursunuz". Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor: Yetenek... disiplin... sevgi... Eklenen her yeni (0) sıfırın kişiliği (10) on kat zenginleştirdiğini anlatıyor hoca... Sonra eline silgiyi alıp en baştaki (1) biri siliyor. Geriye bir sürü sıfır kalıyor. Ve Hoca yorumu patlatıyor: "Kişiliğiniz yoksa, öbürleri hiçtir". Sınıf, mesajı alıp sessizliğe gömülür...
semay Üye
Üyelik: 2006-09-14 Herkese açık mesaj: 32
#1722
Uzakta Aramayın Birbirlerini severek evlenmişlerdi. Altı yıllık birliktelikleri evlilikle noktalanmıştı.yedi yıldır da evli idiler.. 2 yaşında ki kızları ile mutlu idiler.. Aslında kadın mutluluk rolünü oynuyordu.yaşadığı hayat onu boğuyordu, sanki içinde bir saatli bomba vardı ve patlasa herkesi yakacaktı, mutsuzdu ama nedenini bir türlü bilemiyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre çalışmış ama kocasının farklı yerlere çıkan tayinleri yüzünden sürekli bir işi olmamıştı..mimardı..ama 3 yıldır evde oturuyor. evde geçen her günü hayatından koparılmış bir boş sayfa olarak görüyor ve yaşadığı hiçbir şey onu mutlu edemiyordu.. kocası dersen bir dediğini iki etmiyordu hayatta isteyebileceği herşey onunken kısacası mutlu olması gerek her şeye sahipken , O mutsuzdu. Yağmurlu boğucu bir gün de elinden okuduğu kitabı bıraktı. gidip kendine bir kahve yaptı ve Gözü o anda kocasının işi için kullandığı bilgisayara erişti. geçen gün okuduğu köşe yazısını hatırladı internette chat, yanlızdı.. yeni taşındıkları bu şehirde üniversite den tanıdığı eski bir dostundan başka kimseyi tanımıyordu. Sohbet edecek birkaç kişiyi bulabilirdi belki. Bilgisayarın başına oturdu.kahvesini ağır ağır yudumlarken ,internette gezinmeye başladi, arada havadan sudan muhabbetlerde yapıyordu chat odalarında ,zamanın nasıl geçtiğinin farkına bile varamıyordu, sonra gelen bir mesajı açti,, mesajda hayatın ucundan tutmayın ,tam boğazına yapışın yazıyordu.. ! Dondü kaldı kadın... hayatın ucundan çok kuvvetsizce,ve isteksiz ve ne kadar kolay kaybedecek şekilde tuttuğunu o an fark etti, hayatın ümüğüne yapışacak gücü yoktu ki..... Altan la o gün tanıştılar.Altanda onun gibi evli idi ve bir kızı vardı. Kadın Altan la konuşurken dünyayı unutuyor Altan la uyuyor, Altanla uyanıyor, hiç tanımadığı bu adami bir dakika bile aklından çıkaramıyordu.. Bir adam nasıl bu kadar zarif olabilirdi her seferinde bilgisayarını açtığında bir demek gül buluyordu yollanmış, ve günaydın mutlu bir gün olsun güneş senin için doğsun yazıyordu güllerin arasına sıkıştırılmış kartla. Altan ne yaş gününü unutuyordu ,ne yılbaşında kart atmayı, zaten her sabah kadın değişik bir kartı görme coşkusu ile koşuyordu bilgisayarına, artık Altan soluyor,Altan yudumluyordu.. Yüzünü hiç görmediği bu adama delicesine aşık olmuştu ! Ne yapıyordu bu kadın Med Cezir gibi ne yaptığını sorgulayan duygularla bir gidip bir geliyordu.. Adam evli idi, kadında..birer çocuklari vardı.. üstelik kadin büyük bir aşkla olmasa da büyük bir sadakatla kocasını seviyordu.. iki kişi sevilebiliyormuş demek birbirine benzer ama bir o kadar farklı duygularla diye düşündü bir an.. sonra toparladı kendini. Açmamalıydı artık bilgisayarını. Bu şekilde noktalanmalıydı bu aşk doğru olan bu idi.. açıklayacaktı bunu Altana ve hoşçakal diyecekti . kocamı seviyorum bu peri masalı bitmeli yoksa biz biteceğiz diyecekti.. Altan gene bir demet kırmızı gül yollamıştı üzerinede.. yarın sevgililer günü, seni yakomazda bir demet gerçek gülle bekleyeceğim..saat 13.30 da sevgilim yazmıstı.. Kadın uzun süre dondu kaldı ve bilgisayar ekranına öylece baktı.sonra yazmaya başladı.. gözlerinden akan yaşlar sel olmuştu.. Sevgili Altan..yarın ne yakamozda olacağım nede senin güllerini alacağım.. biz yıllar önce yaptığımız seçimleri yaşıyoruz.. seni sevmedim diyemem..ama 13 yılımı verdiğim sevgimide bitiremem.. aradığımız bir heyecandı..bunu yaşadık aşk adı altında... herşey çok güzeldi..ama bir sonu vardı bitti...hoşçakal... gitmeden önce söz veriyorum..ucundan tutmayacağım hayatın tam boğazına sarılacağım... hoşçakal canım......... Bütün gece uyumadı kadın..kocasıda onda ki bu garipliği fark ediyordu. Sevgililer gününü evde geçirelim demişti kocasına ama kocası ısrarla dışarı çıkmak istiyordu.. Direnecek gücü yoktu kadının ,gidip giyindi,kızlarını bir arkadaşlarına bırakıp yemeğe çıktılar... Yol boyunca pek konuşmadılar..zaten son 3 aydır çok az konuşuyorlardı.. Altanla tanışalı 3 ay olmuştu demek.. Gidip deniz kenarında bir balık restoranına oturdular. Yemeklerini ısmarladılar.şaraplarını yudumlarken adam, sevgililerin en güzeline..diyerek bir küçük kutu uzattı.. Kadın çok şaşırmıştı kocası uzun zamandır hediye almayı bırak önemli günleri bile hatırlamıyordu oysa.. şaşkınlıkla kutuyu açtı içinden çıkan yüzüğü parmağına geçirdiğinde gözleri dolmustu.. Tam o sırada garsonun uzattığı kırmızı bir demet gülle irkildi.. Kartın üzerinde boğazına yapıştığımız bu hayatı sonsuza kadar birlikte geçirelim sevgilim. Seni yakomoza getiremedim ama 13 yıl sonra gene kendime aşık ettim......... Altan yani kocan Turgay...... Kadın gözlerinden süzülen yaşlarına engel olamadı bu sefer..artık hüzünden değil mutluluktan ağlıyordu... 13 yıl sonra kocasına tekrar aşık olmuştu.. Sevgiyi lütfen uzaklarda aramayın. !!!!!! SEVGİ İLE KALIN. Sevgi yanınızda görmek isterseniz eğer........?
alibey2727 Üye
Üyelik: 2006-01-08 Herkese açık mesaj: 328
#1735
Öyle anlar vardırki bıkarsınız; Dünyaya resdinizi cekmek istersiniz, başınız egik hiçbir şeyi görmek, duyak istemessiniz, kendinizin sürgünü olursunuz, artık hiç bir kusurun anlamı kalmamıştır. . Hep bagazınıza takılır bişeyler, söylemek istersiniz - evet şimdi- ama imkansızdır, artık sitem etmessiniz haklıya-haksıza, kimsenin göz yaşlarınızını silmesini istemezsiniz, bagırmak istersiniz dünyaya ama kimse duymaz sesinizi. . Acaba aşacakmıssınız kendi açtıgınız yolu, öyle geçip atamassınız bişeyleri, bir umut beklersiniz etrafına bakarsınız ama yanlızsınızdır.. Aglamak gecer içinizden; kimisi aglar kimiside gururuna yediremez aglamayı, her tafar bahar iken, siz kışın o keskinn soguguyla baş başasınızdır. . Kimisine sevda batmıştır, yüreginiz kanar care arasınız ama tek careniz... ama o cokdan cekip gitmiştir. Hüzünlerini alıp gitmiştir nekadar sevinciniz olsada, kimisi yaşamak ister, kimiside çoktan yıkılmıştır.içinizde yılgın rüzgarların ayak sesleri hakimdir. . Zaman olur Ay’a bakarken yanlız olmak istersiz; görmek, duymak, hissetmek istediginizi Ayın o pırıldısında hayel edersizin. Kimisi dünyayı yakmak ister, kimiside bir köşede kıvrılıp seni kimsenin görmesini, dokunmasını istemessiniz. . Siz hiç dünyayı cırıl cıplak soyup şiire hapsetdinizmi, hissetdinizmi akmayan göz yaşlarınızı, harcamak istersiniz şiirinizide dünyayıda. . Varmak istemessiziz gideceginiz yere, ama yürüyorsunuzdur kendinizden haberiniz yok, gözünüz acıldıgınızda cokdan varmışsınız, geri dönüşü yoktur artık, mantıgınız gitme demişti ama duydular hakimdi bikere.. Ben bunların hepsini yaşadm . Benim var olan ömrümü Ali’nin ömrünü yok eden, hice sayan, işinizdeki yalışı yapan/yaptıran neydi,nerde yanlış yapmıştınız, hayatınızdaki solucan neydi; sorarsınız kendinize ama cevabı yokturrrrrrrrrr! Hesapsızca-saygısızca küfür edersiniz ama nafile, ihtiyacınız vardır bişeylere. . İşte yıkılmışsınızızdır; yorulmuşsınızdur; bitmişsinizdir, ama coktannnnnn hayat siz unutmuştur, işte o zaman hayat sizi yormuşdur... . -------. Bunlar ’’Ama; sahiplenin ’benim’ deyin vazgecmeyin kihayat sizi degil siz hayatıcoktan işten kovmuş olun, tekmeyi siz vurun...’’ boş laflardı, gemi böyle yürümüyor; Birilerine ihtiyacınız var; Bir dost eline ihtiyacınız var... Dağların zirvesindeki yanlız başına olan kardeleni yeşerten, büyüten koruyan kim? O ’Kim’ ise, unutmayın dag başındaki kardeleni unutmayan, sizide unutmaz.... Siz siz olun dostlarınıza,yardım edin, insan sevgisini mantıgınızın tam ortasına koyun ve beyin cekirdeginiz o olsun ki birgün sizinde yardıma ihtiyacınız oldugunda sizinde elinizden tutan birileri olsun.... ---. Siz ne zaman yoruldunuz? ne zeman yoruldunuzu anladınız? sizi yoran şeyler nelerdi?. Gelin tercübelerimiz söyleyelim Nizip.com ailesi olarak birbirimize yardım edelim.... En önemlisi hayatı sevmeyi, severek aşmayı ögrenelim.... https://www.cileforum.net/resim/Yorgun [Eksik eski medya kaydı] . Edited by - alibey2727 on 26.11.2006 01:57:27 Edited by - alibey2727 on 26.11.2006 02:36:10
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#1763
Hayat doğru bir çizgi üzerinde yürümüyor. Varlık âleminin başlangıcından beri hep devirler var. Her bitiş aynı zamanda yeni bir başlangıç. Her inişin bir çıkışı, her gecenin bir sabahı, her kışın bir baharı olduğuna hep inanıyor ve gelecek ile ilgili planlarımızı bu beklentilerle yapıyoruz. . Zaman zaman günlük yaşantıda, hizmetlerimizde bu iniş ve çıkış dönemlerini yaşarız. Hayatın ve varlık âleminin bu dalgalanmaları karşısında kopmamak, yok olmamak için özü hep korumak, özden ayrılmamak ve iç enerjiyi hiç kaybetmemek lazım. Cevherin muhafaza edildiği her durumda kışırın değişimleri sadece dışa yansıyan boyutla olacaktır. Sürekli yıkılan ve yeniden yapılan bedende ruhun varlığı ile bu yıkımların farkedilmemesi gibi. Bu anlamda Kaknüs’ün hikayesi çok ibretli olmalı: "Yüz binlerce yıl önce Hindistan Ormanları’ndan çıkmış Kaknüs; gagasındaki 365 delikle... Bu deliklermiş, onun diğer canlılar üzerindeki büyüleyici etkisi olan sesleri çıkarmasını sağlayan. Bin yıllık ömrünü sadece büyüleyici sesler çıkarmakla kalmayıp, çevresindeki diğer canlılara gözyaşları ile şifa dağıtarak geçirmiş Kaknüs. Bin yılın sonunda bir çalı çırpı yığınının üzerine tünemiş ve muhteşem nağmelerle oradaki tüm kuşları etrafına toplamış. Binlerce kuşun büyülenmiş bakışları arasında, bedenindeki son güçle kanatlarını çırpmaya başlamış. Çırpmış, çırpmış, çırpmış... Bir kıvılcımla kendini tutuşturuvermiş. Üzerine tünediği çalı çırpı ile birlikte etraftakileri eritecek güçte alev topuna dönüşmüş. Ateş; ta ki korlar ortaya çıkıncaya kadar, tüm görkemi ile yanmış. En sonunda korlar kül olduğunda; tüm kuşlar Kaknüs’e ağlarken, yavru bir Kaknüs başını çıkarıvermiş küllerin arasından tüm masumiyetiyle. Yüz binlerce yıllık efsanesini, her bin yıllık ömrünün sonunda kendi küllerinden yeniden doğarak günümüze taşımış Kaknüs." . Devirler şeklinde sürüp giden ve her an tazelenen mülk âleminde zaman zaman yenilenmek, tazelenmek, saflaşmak, temizlenmek gibi maksatlarla bitişler gerekli oluyor. Yeni bir başlangıç için. Bu bitişler bazı anlar yanmayı ve kül olmayı gerekli kılabilir. Karanlıkların aydınlıklara çıkması için hayat, Kaknüs cevherli, gözyaşlarında şifa olan ruhların yanmasını gerekli kılabilir. Bütün bu yanmalar ve kül oluşlar arasında öz ve cevher muhafaza edildikçe bütün küller yeni Kaknüs’lere gebe olacaktır. Her şeyin asıl güzellik kaynağı olan esma her yanış, kül oluş, yeniden doğuş ve tazelenmeler içinde her şeye ruh vermeye her güzelliğin asıl kaynağı olmaya devam edecektir. Bu kül oluşlar ve tazelenmeler varlığın fenasına ve Asıl Var Olan’ın bekasına, her şeyin cevherinin ve özünün ondan olduğuna işaret edecektir. . Bu yanmalar, gözyaşları ortasında beden ve kışırın tazelenmesi ruhlarda da bir tasaffi ve mülkün, kesretin ağırlıklarından kurtularak bir berat anlamına gelecektir. Bütün yıkılışların ve yok oluş gibi gözlenen dağılmaların ortasında saflaşmış ve berat etmiş ruhlarla yeni bir başlangıç taze bir açlım ve bir gül goncasına dönüşmüş esma ile açılan günler temennisi ile. . Alında hayat sürekli bir tazelenme ve yenilenme alanı. Bu da sonsuz ve sınırsız esmanın sınırlı bir alana sığması için gerekli. Baki-i Zül’cemal, Şemsi Ezeli değişmez ve başkalaşma hep var ve farklı yönleri ile varlıklar üzerinde güzelliklerini yansıtıyor. Bu sebeplere her farklı yansıma şeklini farklı farklı yansıtıcılarda tezahür edebilmesi için sık sık yenilenme ve tazelenme gerekiyor. Bu esnada tek özden ve farklı farklı yapılardan yeni şekiller ve her şeyin aslını yansıtan çeşitlenmeler ortaya çıkabiliyor. Bütün basit ve kompleks yapılar fani ve geçici tek kalıcı ve hep var olan bütün renklerin ve renklerle ortaya çıkan her şeklin kaynağı olan Ezeli Güneş. Nefis olan her şey ölümü tadacak ve bu esnada belki yeni doğumlara zemin hazırlayacak. O ezeli Zat ise bir nefis değil, Vacibü’l Vücut olduğundan, doğmamış ve doğurulmamış olduğundan hep var olacak. . Mana-i Harfi. üstad.
demet Üye
Üyelik: 2006-07-27 Herkese açık mesaj: 49
#1764
Bir su bardağı gülümseme ile başlayın Bir kap dolusu dostluk ilave edin Bir tutam dolusu yumuşaklık, birazda nezaket tozu ile kabartın Bir kaşık ümit , bir büyük porsiyon yardımlaşma, Çok miktarda ılımı ,bir tutam alçak gönüllülükle çırpın. Kuvvetlendirmek için bir çorba kaşığı güvene ihtiyacınız olacak Bir sadakat kasesi içinde bir ölçü inanç, iki ölçü aklıselim ve birkaç damla hoşgörüyü azar azar ilave ederek sevgi ile karıştırın. İki kaşık gülücük , bir kaşık sabır ve bir tutam övgü ilave edin. Şevk ile durmadan karıştırın ve şükran ile tatlandırın. Yemeğin adı mı? : İNSANLIK
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#1787
Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız. . Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca? . Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine. . Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim. . Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum. . Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün. . Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım. . "Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da. . Neler yazmışım diye merakımdan. . Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende. . Can DÜNDAR .
oktay.cankesen Üye
Üyelik: 2006-03-08 Herkese açık mesaj: 488
#1821
Resim kaynağı
. her kahve aynı tadı tşımaz. nerede içiyorsan kiminle içiyorsan ona göre deyişir. bir pazar ögle sonrası annenin hani bir kahve yapıp içelim dedigi kahve huzurludur. köpükler annenin göz bebeklerine yansır. dudagın kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir. dostlarla içilen kahve neşedir . kahkahalar köpüklerinde yüzer. tek başına gecevakti balkonda içtigin kahve yalnızlıktır ...acıdır tadı. beklemedigin bir anda sana uzatılan kahvebaşkadır ısıtır insanın içini. yorgun oldugundaiçtigin kahve hafifletirseni kendine getirir. kahve aynıkahvedir belki . köpügüyle rengiyle dumanıyla aynı kahvedir. AMA İÇİLEN KAHVELER RUHUN SÜZGECİNDEN GEÇER VE . TATLARI DEYİŞİR. HER KAHVE AYNI DEYİLDİR BU YÜZDEN. . . . . Edited by - oktay.cankesen on 12/3/2006 11:42:00 AM
cengizkrbck Üye
Üyelik: 2005-11-22 Herkese açık mesaj: 583
#1847
Yil 2050 . AB Komisyonu Baskani odasinda otururken, yardimcisi iceriye heyecanla girer: -Efendim, Turkiye tum isteklerimizi yerine getirdi. Onlari AB’ye alacak mıyız? AB Baskanı: -Yok canim, henuz olmaz. Git, duyur, Tum Turkiye Ingilizce konusacak, Türkce’yi yasakliyorum. -Efendim onu 5 sene once yaptilar. Hatirlamiyor musunuz? -O zaman soyle Kıbrıs’ı versinler.. -Efendim onu da 40 sene once verdiler zaten... -O zaman soyle guneydoguya ozerklik versinler. -Aman efendim, Turkiyede guneydogu mu kaldi, 2020’de bagimsiz devlet oldu ya orası zaten. -O zaman soyle (sozde)ermeni soykirimini tanisinlar. -Efendim, sadece ermeni degil, Pontus, Yunan, Bulgar, Rus, Ukrayna, Moldova soykirimini bile tanidilar, hatta Canakkale savasindan dolayi Ingiliz, Avustralya, Yeni Zelanda soykirimini bile tanidilar ya.. nasil unuttunuz. -Hmm. O zaman soyle, kokorec yasaklansin. -Aman efendim, onu yemeyi 2007’te biraktilar. -Isa askina, ya ne bileyim? Kinayi yasaklayin, yakamasinlar. -Ooooo. Beyefendi.Onu da coktan biraktilar. AB Baskani düşünüp taşınır ve; -EEEE...DAGITIN O ZAMAN AVRUPA Birliğini.. . "postbOdy" NOT:alıntıdır sizinle paylaşmak istedim. https://www.cyber-security.org/CW/Forum/smileys/e05 [Eksik eski medya kaydı]
Burak Üye
Üyelik: 2006-11-30 Herkese açık mesaj: 14
#1883
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. Ikisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... Senin için ölürüm derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma Hayır, ben senin için ölürüm diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak.... Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten.... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde satılık levhası asılı olan. Ne dersin, bu evi alalım mı? dedi adama. Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı... Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim? diye yanıt verdi adam. Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık.... Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut... Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım diye sözünü kesti arkadaşı. O, seni aldatıyor. Iş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya.... Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. Inkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, son bir kez kucaklamak isterim seni diyecek oldu ama kadın, defol dedi nefretle... Ilk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. Sen, buraya ne yüzle geliyorsun diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor. dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi... Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. Itinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. Ilk kağıtta, Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem diyordu... Sırayla okudu; Seni çok sevdim, Seni sevmekten hiç vazgeçmedim, Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim. Fakat benim için ölmeni istemedim Şimdi bana söz vermeni istiyorum. Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı? son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı: Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım....
arifmahircetin1 Üye
Üyelik: 2006-10-09 Herkese açık mesaj: 97
#2060
Haftanın beş günü işe otobüs ile gidip geldiğinizi varsayalım. Her sefer bir milyonluk bir biletle yapılıyor. On milyon tutarında on tane bilet aldınız. Hergün gidiş geliş kullandıkça iki tanesi eksiliyor. Bunun eşitlikteki yeri (-2) dir. Siz bu işi beş gün süresince yani 5 kez yaparsanız (-2)x(+5)= 10 olur. Diyelim ki bayram tatilinin iki günü o haftanın Perşembe ve Cuma günlerine geldi ve tatil. Bu kez yapmanız gerekeni yapmıyorsunuz. İki günlük 4 bileti kullanmıyorsunuz. Bu hareket, yapmanız gerekene göre negatif yani ters yönde bir harekettir. Hergün bilet almak yerine iki gün süresince hiç bilet kullanmıyorsunuz.İki kere negatif hareketi "-2" bilet üzerinde yapınca o hafta elinizde (-2)x(-2) =(+4) bilet kalıyor.
coskun Üye
Üyelik: 2005-08-18 Herkese açık mesaj: 1.551
#2082
Bir Saatiniz Kaldı - Dr. Nazım İntepe . Acil servisteydim. Mesleğe yeni başlamanın heyecan ve zevkini yaşıyor, ’doktor bey’ hitabına alışmaya çalışıyordum. Her büyük hastahanenin acil servisinde olduğu gibi, burada da nöbet hareketli geçiyordu. Tecrübeli uzman hekimlerin yanında, bana pek sorumluluk düşmüyordu. Ben sadece olup bitenleri dikkatlice izleyerek tecrübe kazanmaya çalışıyordum. . Saat gecenin bir buçuğuydu. İki bayan, kollarından tuttukları, 16-17 yaşlarında, esmer, topluca bir delikanlıyı hastahaneye getiriyordu. Delikanlının babası olduğu anlaşılan bir bey arkalarından soluk soluğa geliyor, bir yandan da şöyle sesleniyordu: . -Kurtarın yavrumu, kurtarın çocuğumu! . Nöbetçi doktor, gecenin yorgunluğuyla gömüldüğü koltuğundan doğruldu. Bu arada hemşireler yeni gelenleri karşılıyordu. Ben doktorun yanında ayakta bekliyordum. Adam konuşmaya devam ediyordu: . -Doktor bey, oğlum intihar niyetiyle ilâç içmiş. Annesi fark edince, hemen getirdik. . -Aldığı ilâçlar yanınızda mı? Adam, ceketinin ceplerinden hap kutularını çıkarıp doktora gösterdi. . -Şu haptan on beş-yirmi tane, şundan on kadar, şundan da üç-beş tane içmiş. . -Ne zaman içtiğini biliyor musunuz? . -İki saat kadar olmuş. . Doktor hap kutularını uzun uzun inceledikten sonra, bir delikanlıya, bir de kutulara baktı. Ardından kafasını sağa sola sallayıp yüzünü buruşturarak: . -Hımm! Yazık, çok yazık! . Aile endişe ve merak içinde, doktorun bir şeyler söylemesini bekliyor, ama doktordan ses çıkmıyordu. Bense, gencin midesini yıkayacağımızı düşünüyordum. Kısa süren bir sessizlik, babanın sorusuyla bozuldu: . -Ne yapacağız doktor bey? . Doktorun yüzü gerginleşti. Bakışlarını ümitsizce kaldırdı. Dudaklarını ısırdı. Başını çaresizce sağa sola salladı. Elleriyle de çaresizlik işareti yaptı. Ağzından dökülen son sözler, hasta ve yakınları için kurşun gibiydi. . -Üzgünüm! Yapılacak bir şey yok. Hem bu ilâçlar... Üstelik de geç kalmışsınız. . Ben göz ucuyla aileye baktım. Hepsinin gözleri fal taşı gibi açılmış, beti benzi atmıştı. Delikanlının yüzü korkuyla gerilmişti. Annesi ve kız kardeşinin desteğiyle ayakta zor duran delikanlı, birden doğrulup pür dikkat doktora baktı. Doktorun ifadelerindeki kesinliği ve yüzündeki ciddiyeti görünce sarsıldı. Dizlerinin bağı çözülmüşçesine kendini yere bıraktı. Aile fertlerinin ayakta duracak mecalleri kalmamış olacak ki, her biri bir kenara çöktü. Baba ve anne, bir şeyler mırıldanıyorlardı. Uzun süren bir suskunluk ve şaşkınlıktan sonra: . -Ne olacak doktor bey? Hiçbir şey yapamaz mısınız? . -Artık çok geç. Bu durumda maalesef bir şey yapamayız. Yapsak da yararı olmaz. Herhalde bir saate kadar hastayı kaybederiz. Gene de hastayı müşahede altına alalım. . Ben de en az aile kadar şaşırmıştım. Delikanlının yüzüne bakıyordum. Ölüm endişesi ve ümitsizlik, iliklerine kadar işlemiş gibiydi. Kendimce neler hissettiğini düşündüm. Ölüme bu kadar yaklaşmak, gerçekten zor bir durum olmalıydı. Hem, insan bir saat sonra öleceğini bilse neler düşünür, neler hisseder, neler yapardı? Aslında her birimizin, ölüme bir saat yaklaşacağı an gelmeyecek miydi? Hayatın karmaşa ve med-cezirleri arasında, ölüm gerçeğini nasıl da atlıyor veya kendimize uzak görüyorduk. Şimdi bu delikanlı, geçmişini, arkadaşlarını, ailesini düşünüyor olmalıydı. Veya ölümden sonraki hayatı; yani bir saat sonrasını... Belki de arkasından neler düşünüleceğini, konuşulacağını... Halbuki ne kadar çok plânı vardı. Şimdi ise, o plânları düşünmek bir yana, son saatini nasıl geçireceğine dair doğru düşünme melekesini bile kaybetmiş gibiydi. . Diğer taraftan, hayat devam ediyordu. İçeride yatmakta olan bir hastanın yakınları doktora bir şeyler sorarken, sedye ile bir hasta daha getiriliyordu. O ara başka bir doktor kapıdan içeri giriyordu. Biliyorum, sohbet için geliyor. Az ötede, hemşirelerin küçük teybinden, bir arabesk parça yükseliyor: Batsın bu dünya! ’Hayatla ölümün iç içeliği galiba bu.’ diyorum kendi kendime. Baba toparlandı. Yalvaran bir eda ile sorusunu tekrarladı: . -Hiçbir şey yapamaz mısınız doktor bey? Hiç mi ümit yok? . İçeri yeni giren doktor, kaş-göz işaretiyle ne olduğunu sordu. Doktor ayağa kalkıp kesin bir ifade ile cevap verdi: . -İntihar girişimi doktor bey. Geç kalmışlar maalesef. Durum da ciddi. Yapılacak bir şey kalmamış. Sonra raporunu tanzim ederiz. . Söylenenleri dikkatle dinleyen delikanlıyı ölüm gerçeği ile yüzleşmek ürkütmüştü. Pişmanlık duygusu içerisinde ve titrek bir sesle doktora; ’Kurtulmak için ne yapmak gerekiyorsa yapmaya hazırım. Ne olur doktor! Beni kurtarın, ölmek istemiyorum!" dedi. Doktor oralı bile olmadı. Ölüme bu kadar yakın bir kimseyi daha önce hiç görmemiştim. Üstelik çok da gençti. Hayalen morga gidip, gencin otopsisini düşünüyorum. Demek, karşımda duran bu diri beden birazdan ölecek, otopsi için açılacak ve biz bir rapor tanzim edip bırakacağız! Hayat ve ölüm... Yaşamak ve ölmek... Genç olmak, yaşlı olmak, hayatı anlamak, ölümü benimsemek... Hayatı ölüme bir girizgah olarak değerlendirebilmek... Ölüme her an hazır olmak... Veya kendini hazır hissetmek... Kısacası ölümü kuşanmak... Hayata ve ölüme anlam kazandırmak... Bir sürü düşünce beynime doluşuyor. . Doktor oradan uzaklaştı. Ben de peşinden gittim. Biraz acemilik kokan bir tavırla sordum: . -Doktor bey! Serumla bol mayi verip, bir yandan da idrar söktürücülerle kanını temizleyemez miydik? . Doktor dönüp, gözlerimin içine baktı: . -Kardeşim görüyorsun, burada ayakta zor duran yaşlılar bile biraz daha hayatta kalmak için mücadele ederken, bu delikanlı daha on yedi yaşında ve intihara kalkışıyor. Ölmek istiyorsa, neden ona mâni olalım? Biraz isteği ile baş başa kalsın bakalım. Ölüm ne imiş, hayat ne imiş düşünsün! Yaşamanın değerini, ailesine ne kadar acı çektirdiğini fark etsin! Dahası Allah’ı hatırlasın; kul olmayı... Ölümü ve sonrasını da tabii ki... . Arkasından, beni bir kez daha şaşırtan bir kahkaha atıp şöyle dedi: . -Yoksa, sende mi inandın öleceğine? . -Ne yani, delikanlı ölmeyecek mi? . Gülerek, ilaç kutularını gösterdi. Elindekiler, vitamin hapı, öksürük kesici ve balgam sökücülerdi. . Yaşanmış bir hâdisedir.
hazal1 Üye
Üyelik: 2005-09-13 Herkese açık mesaj: 86
#2084
Her sabah ilk işim gazete sayfalarını taramaktır.Eskiden olduğu gibi artık gazete satın alma devride bitti.Elimin altında internet gibi bir nimet varken tüm gazete ve köşe yazarlarını istedigim anda rahatça okuyabiliyorum.Biraz da meslek icabı bu işlerden zevk alıyorum.2 gün gündemden uzak kaldığımda kendimi uzay boşluğunda gibi hissediyorum.Onun için güncel yazı ve haberler bana vitamin gibi gelir.Birçok begenmedigim yazarın bile bazen çok anlamlı hoş yazılarına rastladığım da olur.İşte bunlardan birisi de Hıncal Uluç’tur.Ama bu sefer yazdığı yazıyı gerçekten çok begendim.Sizinle de paylaşmak istedim.Herkes kendisine bir pay çıkartsın.Doğrular her zaman paylaşmak ve hayata çekidüzen vermek için vardır.Yazıyı okuduğumda Nizip’tekisabah kalkışlarının birçok yerden daha farklı olduğunu hissetim birden.Acaba bana mı öyle geldi.Yoksa heryerde aynı mı? “Yarın sabah saat yedi buçukta kalkacağım”dedi genç kız… sonra ertesi günün programını yaptı.”Duş…Kahvaltı…Evden cıkış…”diye baslayarak.Önemli bazı ihtiyaçlarını karşılamak üzere alışveriş merkezine gidecekti sonra öğle yemeğinde uzun zamandır görmediği bir arkadaşı ile buluşacaktı.öğleden sonra bir iş randevusu vardı.Saati sabah 07:30’da çalarken “Duş yapmasam da olur” diye düşündü”…yarım saat daha kestireyim …”Bir yarım saat daha için kahvaltıdan da vazgeçti…Alışveriş mi?...o kadar da önemli değildi canım…ertesi güne kalabilirdi.Öğleye kadar uyusa ne kadar iyi olacaktı.O kadar sıcak ve çekici idi ki yatak…Öğle yemeğinde arkadaşla buluşmak mı?..Bunca zamandır görüşmemişlerdi de ne olmuştu yani…Birkaç gün sonra yeseler ne olurdu ki?Bir telefon eder,yok canım,yüz yüze konuşmak zor ,bir mesaj çeker ertelerdi yemeği…oh be …Artık canının çektiği kadar uyuyabilirdi.Uyudu …İş randevusunda aç biilaç, alelacele yapılmış bir makyaj, iki fırça ile düzeltilmiş saçlar ve şişmiş gözlerle giderken, aynaya bakmadığı için neden başarılı olamadığını da anlayamadı.O gece yatarken gene plan yaptı…07:30 kalkış..Duş..kahvaltı.. gazetelere bakma..09:00 alışveriş merkezine gidiş.11:30 Arkadaşlarla buluşma …14:00 İş randevusu ..…Ve sabah saat 07:30 da çaldığında “canım kahvaltı çekmiyor,duşu da dün gece aldım..”diye mırıldandı,yastığı kafasının üstüne koyup öbür tarafa döndü.Kim mi anlattığım …Siz..İçinizden biri …Kim bilir kaç kişisiniz orda…Kaç yüz..Bin Başarı yataktan kalkma ile başlar…Bu kadar basit …Ama o kadar da zor…Bir araştırma yapın çevrenizde:Başarılı olanlar , yataktan kalkmayı bilenlerdir.Nedir yataktan kalkmayı bilmek…karar vediğin saatte gözünü açtığın anda fırlayıp yataktan çıkmak..Bir dakika bile gecikmeden , bir dakika bile yatak miskinliği yapmadan.Uçak kaçacaksa yaparız bunu…Ama hayat kaçarken yapmayız.Kaçan uçağın yenisi vardır oysa, ama kaçan hayatın saniyesi geri gelmez.Yataktan kalkmayı öğrenmek, kendini tanımakla başlar.Kendinizi iyi tanırsanız,kalkacağınız saati doğru belirler, güne doğru ,yapabileceğiniz başarabileceğiniz planla başlarsınız.Saat 07:30’da yataktan çıkmadığınızı bile bile her gece”07:30’da kalkış”diye yattınız mı,kendi kendinizi aldatır,daha kötüsü giderek aşağılık kompleksine düşersiniz…”Ben ne berbat bir insanım verdiğim en basit kararları bile uygulamıyorum “diye.Bakın …hayali değil rahatça gerçekçi planlar yapın.“10:00’da kalkacağım”deyin ama kalkın.Geceden verdiğiniz kararları ertesi gün uyguladığınız ölçüde kendinize güveniniz artmaya,kişiliğiniz oturmaya başlar.O zaman 07:30’da rahatça kalkabilecek güce ulaşırsınız.Yapamayacağınızı ezbere bildiğiniz planları her gece yatarken yapmak sizi yaşarken öldürür.Durmadan plan yapıp ertelemek hiç plan yapmamaktan çok daha hızlı çürütür insanı.Yataktan kalkacağınız zamana doğru karar verinve kalkın , hayatınızın nasıl hızla olumlu gelişmeye başladığını göreceksiniz.HINCAL ULUÇ .
OsMaN_27 Arşiv üyesi
Herkese açık mesaj: 3.828
#2092
Seni asil insanların basit sevgileriyle değil, basit insanların asil sevgileriyle sevdim. * Bir gülün peşinde koşan insanlar, ezdikleri binlerce kırçiçeğinin farkına bile varmazlar. * Gözlerin güzel ama bakmasını bilmiyorsun. * Senin gözlerin varsa, benim sözlerim var. * Dünya delikanlı olsaydı yuvarlak olmazdı. * Yaşamak güzel olsaydı, insanlar doğarken ağlamazlardı. * Bu dünyada 2 kör tanıdım: Biri beni görmeyen sen, ikincisi ise senden başkasını görmeyen ben. * Seni sevdiğim günlerde ayrılığı düşünseydim, içtiğim gecelerde intikam düşünürdüm. * Bu dünyada sakın sevme, seversen ihanet etme, ihanet edenleri ise asla affetme! * Unutma, unuttum demekte bir hatırlamadır. * Bana unut beni diyorsun. Mademki unutmak o kadar kolay, sen onu unut ve bana dön. * Dünyanın en yorgun insanıyım. 24 saat seni düşünüyorum. * Geceler seni düşündüğüm kadar uzun olsaydı dünya bir daha güneş yüzü görmezdi. * Aşka hürmet et fakat eğilme. * En asil intikam affetmektir. * Sana bensiz yaşamak ne kadar zor geliyorsa, bana da o kadar zevk veriyor. * Seni seviyorum diyen dillere değil, senin için ağlayan gözlere inan. * Aşk uçurum kenarındaki bir güle benzer. Ya koparırsın ya da... * Seni ne zaman unutacağımı sorma, ne zaman öleceğimi bilmiyorum. * Öyle bir gecede gel ki unutmak ve unutulmak mümkün olmasın. * Seni kaçtığın yere kadar kovalayacağım. Bir gün tükenen sabrınla birlikte bana döneceksin. * Vur kalbime hançeri, yüreğim parçalansın. Fazla derine inme, çünkü orda sen varsın. * Seviyorum, sanma ki aşkım yetimdir. Yalvarmam asla, aşkım asaletimdir. * Sahip olduğum herşeydin, herşeyimi alıp gittin. * Rampaların ustasıyım, gözlerinin hastasıyım. * Şeker tatlı olabilir, senin kadar değil. Herkes seni sevebilir, benim kadar değil. * Bu dünyayı güzel olduğu için değil, içinde sen olduğun için seviyorum. * Sevenler ölmez. * Unutmak zor, anlatmak ise imkansız. Çünkü sen unutuldukça hatırlanan, anlattıkça bitmeyensin..
Resim kaynağı
.

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim