Ama şunu belirtmekte fayda görüyorum. Paylaştığınız şiirlerin şairlerini belirtirseniz emeğe saygı göstermiş olursunuz. En azından aldığımız kaynağı belirtelim. Şimdiden teşekkürler...
secretgarden;169112 wrote:bencede illa söyle olsun diye bi kural olmasın dileyen kopyala yapıstır yapsın dileyen kendi siirini yazıp altına adını düssün herkes nasıl mutlu olucaksa yani:)
Arkadaşlar mahsunsiirler.blogcu.com sitede naçizane benim yazdığım ve diğer şairlerimizin kaleme aldıkları güzel şiirler var. Okursanız sevinirim. Mesela birini burada aktaralım.
MUHTACIM SANAKüçük bir çocuk düşünAnnesinden ayrı düşmüşAnne sevgisine muhtaçİşte, işte öyle muhtacım sanaGece vakti soğukta dışarıda gezenGencecik, gencecik bir ayyaşı düşünYanan sıcak bir sobaya muhtaçİşte öyle; öyle muhtacım sanaRamazan ayında oruçluKüçücük bir çocuğu, çocuğu düşünBir tabak sıcak çorbaya muhtaçİşte öyle; öyle muhtacım sanaÇocuğuna ekmek götüremeyenKırk yaşında bir işçi babayı düşünDört tane bayat ekmeğe muhtaçİşte öyle; öyle muhtacım sanaHayatında Allah nedir bilmemişSığınacak bir liman arayan ateisti düşünİşte öyle muhtacım ki sana Allah kadar olmasa da… MAHSÛN (27 Kasım 2007 Salı)
Aşk ve katiluzaklık avutur ve sessizlik başlar acıtmaya ihanet, ayrılığa borçlanmaktır bilinmez, kimden akar en çok kan orda her aşk bir gün, kendi katilini bulur silah çeker biri, öteki ortak olur suça mecalim yok yeni cinayetlere, körelmiş maharetim bir kurbanım var ki, öldüm ölesi bende yaşar şifrelerimi çözdüm, buydu son ustalığım gönlüm dehlizimde beni boş yere arar bütün yakınlarımı buluşturdu vicdanım benden eksilen hakikat, fazlaymış artık hayata tek mülküm kaderimdi, vedalaştım unutulur emanette zaten, ruhum da görgü tanıkları, posta güvercinleri, akbabalar aşk çekişen biri var olay yerinde, belki o aklar kundakladım gövdemi, enkazdan ibaretti o da parola sordu birbirine dağılmış parçalarım yüzüme sürmek için sakil sözler aradım iyice sürttüm çehremi toprağa, rengim atsın, aşınsın harflerim bir parem düşman olsun kırkına ücramla çarpıştım yetmedi omuzbaşımla barıştım dinmedi kapattım sesimi, ışığımı söndürdüm yaktım, benden kalan ne varsa küllerimi bulduğum bu kuyu köşede bir hava kabarcığı altında GÖRDÜM: beni uzaklık avutmuş sessizlik acıtmış seni
Askerde Şimdi
Sevdamın güneşi gözümün nuru
Her şeyim bir tanem askerde şimdi
Gözümün bebeği canımın içi
Her şeyim bir tanem askerde şimdi
Ağlama ne olur döner diyorlar
O da senin için ağlar diyorlar
Ecel vursa bile şehit diyorlar
Her şeyim bir tanem askerde şimdi
O benim sevdalım nöbette şimdi…
Bu sevda yüzünden yandım kül gibi
Anam babam bile oldu el gibi
Gözlerimde yaşlar akar sel gibi
O benim sevdalım askerde şimdi.
Ağlama ne olur döner diyorlar
O da senin için ağlar diyorlar
Ecel vursa bile şehit diyorlar
Her şeyim bir tanem askerde şimdi
O benim sevdalım nöbette şimdi…
Yeter ki GelÜzülme her hafta gelemem diye
Haftada olmazsa ayda gel canım.
Üç yüz altmış beş'i böl on iki'ye
Sırala otuz'u say da gel canım.
Bekletme geciken müddet ziyandır
Güzele kin,öfke,hiddet ziyandır
Varsa gurur,kibir,şiddet ziyandır
Onları orada koy da gel canım.
Kitap 'aşk masal' der,yıkar bırakmaz
Akıl 'tedbir al'der çöker, bırakmaz
Korku 'gitme kal'der çeker, bırakmaz
Sen gönül sözüne uy da gel canım.
Yazı,güzü,kışı bahar zamanı
Yaşadın bilirsin ki her zamanı
Dinle rüzgârları seher zamanı
Uzaktan sesimi duy da gel canım.
KOŞMAMevlâ-yı seversen dergâh-ı yâre,Arz et ahvâlimi bir beyânnâmeGizli sırlarım var şâh-ı dildâre,Açılma ağyâre el-aman nâme.Hasretin sînemde mihmân ettiğim,Her gece gamlarla dîvân ettiğim.Hicr ile subha dek vîrân ettiğimAşkına yandığım her zaman nâme.Zihnî’yem sen teki çiğer dağlıyam,Sevdâ esîriyem kolu bağlıyam,Kime derdim yanam kime ağlıyam,Bildir ahvâlimi perîşân nâme.Yârsız gurbet elde garîb serimeDâr oldu zemîn ü âsumân,nâme !Bir bir ahvâlimi söyle yârime,Dil bilmez garîbe tercümân, nâme.Diz çöküp elinden ayağından öp,Yine gerdânından dudağından öp,Evvel bukağından yanağından öp,Sonra sergüzeştim kıl beyân,nâme.İmtisâl eyleyip fermân-ı aşka,Tîr olup atıldım kemân-ı aşka,Zihnî çıktım hezâr dîvân-ı aşka,Sevdâ ile oldum imtihân nâme.ZİHNİ
Koşma, Türk Halk edebiyatında doğa, aşk, ölüm, ayrılık, yiğitlik, toplumsal olaylar gibi konuların işlendiği en sık kullanılan şiir türü.
Dörder dizelik bendlerden oluşur. Bend sayısı genellikle 3, 5 arasındadır. Hece ölçüsünün 6+5 veya 4+4+3 duraklı 11’li kalıbıyla yazılır. Şair koşmanın son bendinde ismini ya da mahlasını söyler. Koşmalar dile gitirilen duygular ve söylenişlerine göre koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt gibi isimler alır. Karşılıklı konuşma şeklinde yani "dedim" "dedi" diye başlayan dizelerle de söylenebilir. Bu tür koşmalara "mürâcaa" ismi verilir. Bütün kafiyeleri cinaslı olan koşmalara "tecnis" denir.
Koçaklama, konusu savaş, yiğitlik, kahramanlık olan halk edebiyatı şiirlerine denir. Çoşkun ve yüksek tempolu söyleyişleri vardır. Halk edebiyatında bu türün en güzel örneklerini Köroğlu ile Dadaloğlu vermiştir.
Koçak, yürekli yiğit demektir. Âşıkının en meşhur koçaklama şairi Köroğlu'dur. Köroğlu fakirleri koruyan, yardım eden; padişaha saygılı, onun için savaşan; vali, vezir, bezirgan, sancakbeyi, yeniçerilerin ise düşmanıdır. Aşağıdaki koçaklamada Köroğlu, Bolu beyini dağlara çağırır. Ancak karşısına büyük bir ordu çıkar, bunların tüfeği de vardır. Yine de Köroğlu savaştan kaçacak değildir, bildik usulüyle saldırır. Yiğit, dönemini onurla kapatır. Aslında Köroğlu ölmemiş, kırklara karışmıştır.
[url]http://www.eklavye.org/kosma-turleri-edb-t-15022.html[/URL]
Bilmek istersen seni
Can içre ara canıGeç canından bul anı
Sen seni bil sen seniKim bildi efalini
Ol bildi sıfatınıAnda gördü Zatını
Sen seni bil seniGörünen sıfatındır
Anı gören ZatındırGayrı ne hacetindir
Sen seni bil sen seniBayram özüni bildi
Bileni anda bulduBulan ol kendi oldu
Sen seni bil sen seni Hacı Bayranı Veli (k.s.a)
Gönül Şakasıdokunaklı bir sezondu,av mevsiminde av, avcıydım av yasağında
huylandım,karmaştım ama,bu koruda gece gönüllü silahlanır
sokaklar kapandır,odalar pusu,ruhunu burkar aldanış
neden herkes GÖNLÜNÜ DEĞİL de, TUZAĞINI KORUR
UNUTMA ki, YARASALAR DA BİLİR KÖREBE OYNAMASINI
GÖNLÜNÜ BULAMAZ DA, çarpar kanatlarını duvara, kendi kanını sorar
PLANLAR HAZIR, kaçış yolu tamam, ustalaştın bu soygunda
yine de ÇIRAK ÇIKAR BİRİNİN GÖNLÜ, her şakada vurulur
muhbir kim,ilk kurşun neremi çeldi, KİMSE SUSMASIN
BİR TEK GÖNÜL, bu görüşmeye GİZLİLİK KAYDI koyar
KIRILACAĞIN ŞEYLERİ SORMA HAYATA, YANITI YOK aldatmanın
çünkü her şakada oyunbozandır gönül
ve herkesin ASLINDA KENDİ GÖNLÜNE bir borcu KALIR
Neredesin Sen?Şu garip halimden bilen işveli nazlı Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen Datlı dillim güler yüzlüm ey ceylan gözlüm Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen Ben ağlarsam ağlayıp gülersem gülen Bütün dertlerim anlayıp gönlümü bilen Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyo Hiç bir tabip bu yarama melhem olmuyo Boynu bükük bir Garibim yüzüm gülmüyo Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
RicaÇileyi koklayıp gül niyetine
Zindana girersen, beni de çağır.
Sabrı, kanaatı bal niyetine
Ekmeğe dürersen, beni de çağır.
Bazen iki dünya sığar içime
Bazen iki güneş doğar içime
Bazen gam yağmuru yağar içime
Sen beni ararsan, beni de çağır.
Dostların var ise divanelerden
Göz yaşın aktıysa minarelerden
Binlerce senelik viranelerden
Birşeyler sorarsan, beni de çağır
Ezelin ezelden öncesi vardı,
Yine sonsuzluktur sonsuzun ardı.
Zaman yumağına bizi kim sardı?
Aklını yorarsan beni de çağır.
Dışarda göz yanar, içerde yürek,
Taahhüt ehline tahammül gerek.
Mazlum yarasına merhem diyerek
Göz yaşı sürersen beni de çağır.
O tebessüm o tavırlar , o levendane hıram*Bir nazarda etti zalim bana dünyayı haramO tavırlar ne idi , neydi gülüşlerde meramBir nazarda etti zalim bana dünyayı haramO ne serkeş** , o ne mağrur , o ne zalimdir amanYan bakışlar , göz süzüşler , ne yamandır ne yamanBu temayül kimedir , anlamaz değil ah o civanBir nazarda etti zalim bana dünyayı haram* levendane hıram : Yakışıklı gibi naz ederek yürüyen**serkeş : inatçı , isyan edenBeste: İ. Baha SürelsanGüfte: Bedri Ziyâ AktunaAcem Aşiran şarkı(Tavsiye; Umut Akyürek'ten dinleyiniz... Subutay)
Ben Mevlana'nın ney'i,bilinmezin nefesiBen,zalime bir kırbaç,mazlumun haklı sesiBen manadan feyz alan, halka satan bir memurBen 'gedalar sultanı',var mı daha ötesi?Ben şerha şerha yanan gönüller meşalesi....alıntıdır...
Hakim BeğGene tehir etme üç ay öteye
Bu dava dedemden kaldı hâkim beğ.
Otuz yıl da babam düştü ardına
Siz sağ olun, o da öldü hâkim beğ.
Kırk yıl önce; yani babam ölünce
Kadılıklar hâkimliğe dönünce
Mirasçılar tarla, takım bölünce
İrezillik beni buldu hâkim beğ.
Yaşım yetmiş iki, usandım gel-git
Bini buldu burda yediğim zılgıt
Eğer diyeceksen: 'bana ne, öl git!
Oğlumun bir oğlu oldu hâkim beğ.
Sekiz evlek tarla, bir geverlik su
Yüz yılda höküme bağlanmaz mı bu?
Kazanmasam da hu, kazansam da hu!
Canım ta burnuma geldi hâkim beğ.
Keşife-meşife, damgaya, harc'a
Kanımız kurudu harca da, harca..
Sayenizde avukatlar yıllarca,
Fakiri yoldu da yoldu hâkim beğ.
Mübaşir itekler, kâtip zavırlar
Değişti bizde de göya devirler
Yüz yıl önce adam yiyen gâvurlar
Tapucuyu aya saldı hâkim beğ.
Kabahat sizde mi, kanunlarda mı?
Şaşırdım billâhi yolu yordamı..
Kızma sözlerime alam kadanı
Sıkıntıdan içim doldu hâkim beğ.
Mülkün temeliydi adalet hani? ...
Bizim hak temelde saklı mı yani?
Çıkartıp ta versen kim olur mâni?
Yoksa hırsızlar mı çaldı hâkim beğ? !
Hem davacı pişman, hem de davalı..
Bu yolda tükettik çulu, çuvalı.
'Sabret makamı'ndan çalma kavalı,
Sürüler ekine daldı hâkim beğ.
Vur Emri(sh.247)
Göz Dostu/Gönül MisafiriOrmanlarda yuvasını yitiren
Bir kuş görsem, sen gelirsin aklıma.
Beni alıp uzaklara götüren
Bir düş görsem, sen gelirsin aklıma.
Gönlüm viranedir yıkılmış, yanmış
Hayâl mermerinde hatıram donmuş
Asırlar öncesi duvara konmuş
Bir taş görsem, sen gelirsin aklıma.
Toprakta ağacın her hâli güzel
Gölgesi, meyvesi, hem dalı güzel
Nerede ne zaman faydalı, güzel
Bir iş görsem, sen gelirsin aklıma.
Açılmış çiçektir her gülen dudak
Kılıfta tomurcuk zor gülen dudak
Bir dostluk bakışı, bir gülen dudak
Bir diş görsem, sen gelirsin aklıma.
Yüreğinde deli taylar eşinen
Gam ilinden dert iline taşınan
Altmış yıl yaşayıp, bin yıl düşünen
Bir baş görsem, sen gelirsin aklıma.
Beşinci Mevsim(sh.86)
düşün!bitecek ansızın
nefes alıp verişin.
tövbelerin için kalmıyacak
bir ikinci seferin.
gelmez mi samıştın ki
ölüm?
gelipte gitmeyeni mi
gördün?
yaşadığın yıllara sor
nasıl geçmişler.
uzuvlarına güvenme
doğruyu söyleyecekler.
dünya’da her ağladığında koştuğun anan
kaçacak senden
sen de ondan.
şaka yaptım
çalmadı, henüz kapını
sadece düşün
acı çektirdiğin insanları.
ALLAH’ın affetmediği kul hâkkını
alıpta, verme, kıyamet günü
sevaplarını!
Misafir / Asaf Halet Çelebisana bakarak
bütün yüzleri unutmak
kendimden
ve arap saçı olmuş
bir sürü
hikayelerden bıkarak
sana misafir geliyorum
denizlerin sesi içinde
ve gündüz güneşlerinde
şaşırmış
sana misafir geliyorum
biraz daha uykuya yakın
biraz daha dalgın
biraz daha başka şeylerden uzak
SAKIN TERK-İ EDEBDEN
Nâbî, 1678 senesinde sultandan izin alarak, hacca gitmek için yola çıktı. Hac kâfilesi Osmanlı devlet ricâlinden meydana geliyordu. Hicaz yollarında, Peygamber efendimizin aşkından dolayı, Yûsuf Nâbî hiç uyumadı. Medîne'ye yaklaştıkları bir gece, kâfiledeki bir devlet büyüğünün ayaklarını kıbleye doğru uzatarak uyuduğunu gören Nâbî, yetkiliyi uyandıracak bir sesle şu nâtı söyledi.Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ'dır bu!Nazargâh-i ilâhîdir, Makâm-ı Mustafâ'dır bu.Habîb-i Kibriyânın hâb-gâhıdır fazîletde,Tefevvuk-kerde-i arş-ı cenâb-ı Kibriyâ'dır bu.Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i âdem zâil,İmâdın açdı mevcûdât dü çeşmin tûtiyâdır bu.Felekde mâh-ı nev Bâb'üs-Selâmın sîne-çâkidir,Bunun kandîli cevzâ Matla-ı nûr-i ziyâdır bu.Mürâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha,Metâf-ı kudsiyâdır bûse-gâh-ı enbiyâdır bu.Nâtın açıklaması şöyledir: "Edebi terketmekten sakın! Zîrâ burası Allahü teâlânın sevgilisi olan Peygamber efendimizin bulunduğu yerdir. Bu yer, Hak teâlânın nazar evi, Resûl-i ekremin makâmıdır. Burası Cenâb-ı Hakk'ın sevgilisinin istirahat ettikleri yerdir. Fazîlet yönünden düşünülürse, Allahü teâlânın arşının en üstündedir. Bu mübârek yerin mukaddes toprağının parlaklığından yokluk karanlıkları sona erdi. Yaradılmışlar, iki gözünü körlükten açtı. Zîrâ burası kör gözlere şifâ veren sürmedir. Gökyüzündeki yeni ay, O'nun kapısının yüreği yaralı âşığıdır. Gökyüzündeki oğlak yıldızı bile O peygamberin nûrundan doğmaktadır. Ey Nâbî, bu dergâha edebin şartlarına riâyet ederek gir. Zîrâ burası, büyük meleklerin etrâfında pervâne olduğu ve peygamberlerin hürmetle eğilerek öptüğü tavaf yeridir."O yüksek rütbeli kişi, bu mısrâların ne mânâya geldiğini anladı. Hemen ayaklarını toplayarak doğruldu ve; "Ne zaman yazdın bunu? Senden ve benden başka duyan oldu mu?" dedi. Yûsuf Nâbî de; "Daha önceden söylememiştim. Şu anda sizi bu durumda uzanmış görünce elimde olmayarak yüksek sesle söylemeye başladım. İkimizden başka bilen yok." dedi. Bu sözler üzerine o kişi, rahat bir nefes alarak; "Mâdem ki bu şiiri burada söyledin, burada kalsın. İkimizden başkası duyarsa, senin için iyi olmaz." diye ikâz etti. Yûsuf Nâbî hiç ses çıkarmadı. Kâfile yoluna devâm ederek sabah ezânına yakın Mescid-i Nebî'ye vardı. Mescid-i Nebî'deki minârelerden müezzinler Ezân-ı Muhammedî'den evvel Nâbî'nin, "Sakın terk-i edebden..." diye başlayan nâtını okuyorlardı. Nâbî ve o yüksek rütbeli kişi hayretten dona kaldılar. Sabah namazını kıldıktan sonra, Nâbî ve öbür zât namaz kıldıkları câminin müezzinini buldular. Nâbî, müezzine; "Allah aşkına,Peygamber aşkına ne olursun söyle! Ezândan önce okuduğun nâtı kimden, nereden ve nasıl öğrendin?" diye sordu. Müezzin gâyet sâkin bir şekilde şu cevâbı verdi: "Resûl-i ekrem bu geceMescid-i Nebî'deki bütün müezzinlerin rüyâsını şereflendirerek buyurdu ki: "Ümmetimden Nâbî isimli biri beni ziyârete geliyor. Bana olan aşkı her şeyin üstündedir. Bugün sabah ezânından önce, onun benim için söylediği bu şiiri okuyarak, Medîne'ye girişini kutlayın." Biz de Resûlullah efendimizin emirlerini yerine getirdik." Nâbî ağlayarak; "Sâhiden Nâbî mi dedi? O iki cihânın Peygamberi, Nâbî gibi bir zavallıyı ve günahkârı, ümmetinden saymak lütfunu gösterdi mi?" dedi. "Evet" cevâbını alınca da, sevincinden kendinden geçti.
deli dolu geçtik ateş hatlarından
sevgim korkuyla beraber büyüdü içimde
sevdikçe korktum
korktukça daha çok sevdim
er geç birbirini boğacaktı bu duygular biliyordum
neden sonra farkına varıyor insan
ayağına takılan bütün taşları
yoluna kendi döşediğininsenin yarınlara inancın benden yüklüydü
daha cesaretliydin
planı çatılmamış yarınlara ektiğin umutlar
er geç açacaktı biliyordun
deli sevdalı çocuk ruhumun
nicelerinin uğruna kıyametler kopardığı
değersiz değerlere sırt dönmüş güvenli saflığında
bir sonsuzluk buldun kendine
ve hayatımızın resimlerini çizdin duvarlarımıza
sonra birden
yeşil bir kentte
ılık bir yaz gecesine astın benisevdalı ömrümün dakikası beş para etmedi
ödedim
cümlelerim seni taşımaktan yorgun düştü
son sözün
ve son anın efendisi olmaya bilenmiş yüreğine yenildim
geçmişten nefes alıp geçmişe nefes verdim
anılar kemirdi yüreğimi
felç oldu hislerim
zamanın çoktan dibe çöktüğü kum saatimin belinden
tek bir saniye bile süzülmüyordu
ters çevirmeye cesaretim yoktu
çünkü yeniden başlayacak bir hayatın
korkağı olmuştumaşkların sonrasında hüzün vardır
ya sen hüznü boğarsın
ya da hüzün seni boğar
ama birisi kanatlarını kırarsa eğer
yaralı kuş rolüne soyunacağına
yürümeyi denemelisin
hayata dönmelisinbunları düşünebilmek bile kendime dönüşümdü
ve sonunu infaz ediyordu içimde
o gece yüreğimden sağ çıksaydın eğer
ölen ben olurdum
o gece
hayatın lekesiz bir anında
seni intihar ettim
şimdi katil benimartık güncemde bir boşluksun
yavaş yavaş taze anıların altına gömülüyorsun
ve sana ait sandığım her şeyin
aslında benim olduğunu öğreniyorum
hiçbir duygunun tek ilhamı değilsin
kendimi keşfettikçe
seni kaybediyorum
ve ufkuma sensizliği
korkusuzca geriyorumK.Tazeoğlu
Köroğlu'na MektupBenden selâm olsun Koç Köroğlu’na
Şimdi devir başka, zaman değişti.
Karga konar kır atların beline
Arpa bulunmuyor, saman değişti.
Gayri ne Kenan var, ne Demircioğlu
Tarihe karıştı, Ayvaz’la Hoylu
Herkes Bolu Beyi, her taraf Bolu
Yiğitlik kalmadı, insan değişti.
Sır tutmuyor suya giden testiler
Kılınçları müzelere astılar
Çamlıbel’in çamlarını kestiler
Dağlar çıplak kaldı, orman değişti.
Kale yoktur, ok atılmaz burçlardan
İnsanoğlu yüksek uçar kuşlardan
Boz tavşanlar haraç alır kurtlardan
Erlik başkalaştı, meydan değişti.
Kervan geçmez, uçurdular hanları
Hile satar asrın bezirgânları
Banka kurup biriktirdik kanları
Dertler yenilendi, derman değişti.
Günden güne küçülüyor Arz'ımız
Şimdi ise Ay'a gitmek arzumuz
Feza elbisesi diker terzimiz
Gökleri fethettik, mekan değişti.
Tad bozuldu, küp, kokutur turşular
Haydutlara yatak oldu çarşılar
Şişkin cüzdan bin belâyı karşılar
Boynuzlar gürz oldu, kalkan değişti.