BİRLİK
Bilmeyen öğrensin, duymayan duysun!
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.
Bölücü sapıklar aklına koysun
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.
Dünün insan yiyen kanlı çarkı yok!
Yüzlerde gam, gönüllerde korku yok...
Çerkez'i yok, Kürdü yoktur, Türkü yok...
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.
Allah bir, vatan bir, bayrak bir beden
Yanlış yola sapmayalım bilmeden!
Doğu, batı diye ayırmak neden?
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.
Yırtılıp atılmaz tarih sepete!
Birlik oldu camide ve cephede;
Kore'de, Kıbrıs'ta, Kocatepe'de
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.
Nineler, dedeler, masum bebekler,
Bizlerden Huzurlu Türkiye bekler;
Tutuşsun el- ele kızlar erkekler:
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.
Kalacak adımız, kaldığı gibi,
Aleme velvele saldığı gibi
Tıpkı Sakarya'da olduğu gibi
Kardeşiz, tek vucut, tek bir milletiz.
Ne zulmü severiz, ne kinimiz var!
Hayrı emreyleyen hak dinimiz var;
Dağlar, çağlar boyu yeminimiz var:
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.
Abdurrahim KARAKOÇ
Genç Muhabbet
#138976
#138977
#138978
#139078
#139087
#139088
#139098
#139164
#139206
CAN KURBAN
Bizim kapı dost kapısı
Girene canımız kurban.
Selâm muhabbet tapusu
Verene canımız kurban.
Nefisten soyunduk tül tül
Gitti beden, kaldı gönül
Özümüz bağ, sözümüz gül
Derene canımız kurban.
Uzadıkça hasret demi
Şefkat atı çiğner gem’i
Yaramıza sabır em’i
Sürene canımız kurban.
Hayat kilim, çile nakış
Dokuyoruz iniş, yokuş
Marifet mânâya bakış
Görene canımız kurban.
Kin marazdır, sevgi sanat
Yürekte kaynar her saat
Kimsesizlere kol, kanat
Gerene canımız kurban.
#139628
#139654
#139827
#140115
#140471
#140776
#140851
İNCİTME
Gölgesinde otur amma
Yaprak senden incinmesin.
Temizlen de gir mezara
Toprak senden incinmesin.
Yollar uzun, yollar ince
Yol kısalır aşk gelince
Yat kurban ol İsmail’ce
Bıçak senden incinmesin.
Burdayım de ararlarsa
Doğru söyle sorarlarsa
Tabutuna sararlarsa
Bayrak senden incinmesin.
İl göçsün göçtüğün vakit
Yol yansın geçtiğin vakit
Suyundan içtiğin vakit
Kaynak senden incinmesin.
Toz konmasın sakın sana
Hakkı geçer halkın sana
Gücenmesin yakın sana
Uzak senden incinmesin
#140926
#140938
#140939
#140940
Erdem Bayazıt( 1939)
Sebeb Ey şairi vefat etti
Erdem Bayazıt, sanat hayatının 50. yılında yakalandığı akciğer kanserine yenik düşerek vefat etti.
1939’da Maraş’ta doğdu. İlkokul ve Lise öğrenimini burada tamamladı. Yüksek öğrenimine 1959 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde başladı. Geçim zorluğu yüzünden 1961’de öğrenimini devam mecburiyeti olmayan Ankara Hukuk Fakültesine naklederek askere gitti. Askerliğini yedek subay öğretmen olarak Burdur İli, Yeşilova İlçesi, Çuvallı köyünde yaptı. Askerlik dönüşü fakülte değiştirerek yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi DTCF Türk Dili ve Edebıyatı Bölümünde tamamladı. Edebiyat öğretmenliği, kütüphane müdürlüğü yaptı. İstanbul Türk Musikîsi Devlet Konservatuarı’nın kuruluşu sırasında genel sekreter olarak çalıştı. Daha sonra, Sanayi Bakanlığı İnsan Gücü Eğitim Dairesi Başkan Yardımcısı iken bu görevinden istifa suretiyle ayrılarak Akabe Yayınları’nın ve Mavera dergisinin yönetimini üstlendi. 1984’te Akabe A.Ş.’nin İstanbul’a taşınması kararı ile bu görevini devrederek yeniden memurluğa döndü. DPT’de sözleşmeli personel olarak çalışırken, 1987 Milletvekili seçimlerinde Anavatan Partisi’nden aday oldu. Kahramanmaraş’tan milletvekili seçildi. TBMM’nin 18. Dönem çalışmaları süresince Milli Eğitim ve Çevre Komisyonlarında görev aldı. 1991 seçimlerinde adaylığını koymadı, İstanbul’a yerleşti. Evli ve dört çocuk babasıdır. Tok, kavgacı, destana yatkın bir üslûpta söylenmiş olan şiirlerinde ayrıca ince duyarlılıklar işlenmiştir. İslâmî ton bir “leit-motiv” halinde bütün şiirlerine yayılmıştır. Şiirleri Açı (K. Maraş), Çıkış (Ankara), Yeni İstiklâl, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera ve Yedi İklim dergilerinde yayınlanmıştır.
Aldığı Ödüller: Risaleler; Türkiye Yazarlar Birliği 1988 Şiir Ödülü. İpek Yolundan Afganistan’a; TYB 1983 Gazetecilik Ödülü.
#140941
#140949
#141090
#141283
#141342
ŞİİR SEVER NİZİPLİLER BURAYA...
BenBen, kimsesiz seyyahı, mechuller caddesinin;
Ben, yankısından kaçan çoçuk, kendi sesinin.
Ben, sırtında taşıyan işlenmedik günahı;
Allah'ın körebesi, cinlerin padişahı.
Ben, usanmaz bekçisi, yolcu inmez hanların;
Ben, tükenmez ormanı, ısınmaz külhanların.
Ben kutup yelkenlisi, buz tutmuş kayalarda;
Öksüzün altın bahtı, yıldızdan mahyalarda.
Ben başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir;
Benliğin dolabında, kör ve çilekeş beygir.
Ben, Allah diyenlerin boyunlarında vebal;
Ben bugünküne mazi, yarınkine istikbal.
Ben, ben, ben; haritada deniz görmüş, boğulmuş;
Dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş.
Hep ben, ayna ve hayal; hep ben, pervane ve mum;
Ölü ve Münker-Nekir; baş dönmesi uçurum...
Necip Fazıl Kısakürek
GeçilmezBu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;
Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez.
İçeride bir has oda, yeri samur döşeli;
Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.
Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada,
Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.
Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne topyekün?
Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez.
Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi;
Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.
Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berhava;
Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez.
Geçitlerin, kilitlerin yalnız O'nda şifresi;
İşte, işte o eteğe sarılmadan geçilmez!
Necip Fazıl Kısakürek
Adresim Hüzün
bugün günlerden hüzün
yer hüzün ülkesi
intiharda bileniyor duygular hüzünlü bir karanlığa
dolaşıyorum gelişigüzel
ayağımın altında dallar eziliyor
hüzün kırılıyor yalnızca
hüzün alıp hüzün satıyorum
kazancım hüzün
kaybım da
gül uzatıyor küçük bir kız :
“al bunlar en güzelleri
adları hüzün çiçeği
hüzün kokarlar aynen hüzünlü gönlün gibi...”
ağaç olsam hüzün dökülüyor yapraklarımdan
yağmura koşsam hüzün boşanıyor üstüme
bıraksam kendimi kaçsam oradan
yok olası hüzün koşuyor ardımdan!
ben: hüzün
ikametgah: hüzün sokağı
adresim bu işte!
beni ararsan eğer hüzn'ü sorman yeter
bir köpek uluyor sokakta
hüzünlü bir ölümdür buralar!
(2 Haziran 2003)
Naime Erlaçin
Ey Dost!
Efsunlara bürünüp kayboldun gözlerimden
hicranlara boğulma çekilme sözlerimden
ey dost...yıldızların istediği kadarsın
bulutlardan silinen aydınlığın adısın
umutsuzluk yakışmaz hayatın heybetine
şerefsizlik karışmaz adamın gölgesine
maveraya ulaşan yalansız sölerine
varamadan nefesim saikalar patladı
her infilak diriliş her ölümse son değil
ezgilere gizlenen nameler tadındasın
farkında olmadığın mutluluktur dert değil
soyluluğun en yüce en derin katındasın...
cezamıyım dertmiyim yoksa sefaletmiyim?
sözlerinden utanan saklı bir afetmiyim
belki biraz çaresizim ufukların ardında
belkide yalanların en güzel gerçeğiyim....
sana olan sözlerimi sakladım gecelere
utanıp bakamadım hayatta gerçeklere
serseriyim avare saklamadım bilirsin
sende en az benim kadar karanlığı seversin
zavallının tekiyim şiirlere sığınan
kan gölünde damlayım kutlu günü bekleyen
gökyüzünde yıldızım karanlığa saklanan
menziline gizlendim doruklardan geçerken
Dost dediğin
Dostun yüreğinden geçeni bilmeli
Dost dediğin
Dostunu karşılıksız sevmeli
Dost dediğin
Verecekse almadan vermeli
Dost dediğin
Yüreği kan ağlarken, dost için gülmeli
Dost dediğin
Kara toprak gibi sadık kalabilmeli
Dost dediğin
Sığınacak yerin yoksa kucağını açabilmeli
Dost dediğin
Güne sıcak bir güneş olup doğabilmeli
Dost dediğin
Geceye parlayan yıldız olabilmeli
Dost dediğin
Sırtını yasladığın asırlık bir çınar
Dost dediğin
Gerektiğinde bir kalkan olabilmeli
Dost dediğin
Kahpe kurşuna göğsünü siper yapabilmeli
Dost dediğin
Velhasıl dost olduğunu bilmeli
Dost dediğin
İki yüreği bir beden sayabilmeli
Ben herkese dost demem
Benim dostum
Yüreğimin sesini uzaklardan duyabilmeli
Dost o zaman dosttur
Dost dediğin
Bir batında doğan kardeş olabilmeli
Hiçbir Kadın Beni Böyle Yakmadı
[sıze=2]ne Acılar çektim Ne Günler Gördüm
Gözlerimden Yaşlar Böyle Akmadı
Ne Aşklar Yaşadım Ne Zor Sevdalar
Hiçbir Kadın Beni Böyle Yakmadı
O Zümrüt Bakışlı Siyah Saçlıydı
Bu Aşkta O Değil Gönlüm Suçluydu
Belli Ki Vefasız Ateş Burçluydu
Hiçbir Kadın Beni Böyle Yakmadı
Gönül Ocağımı Küle çevirdi
Sevda Denizimi çöle çevirdi
Içimde Koskoca Dağlar Devirdi
Hiçbir Kadın Beni Böyle Yakmadı
Gizli Bir Ceza Mı Bilmem Bahtıma?
Mutluluk Ararken çıktı Karşıma
Kimleri Koydum Da Gönül Tahtıma
Hiçbir Kadın Beni Böyle Yakmadı
ömrümü Ateşe Verse Yanmazdım
Benden çok Sevene Gitse Yanmazdım
Mutlu Olduğunu Bilsem Yanmazdım
Hiçbir Kadın Beni Böyle Yakmadı[/sıze]
ahmet Selçuk Ilkan
Ebruli
sen geçtin
duruldu şiirim
şimdi hasretin ince yeli
ölümseyen yüzünde o solgun
ırmağın
sönmüş kır ateşleri
savrulan kül, neyi söyler
zaman, kırgın düşlerle yaralı
aşkın kayıp baharında
kış izleri
önünden geçtiğimiz aynalar
gizlese de karanlığımızı
yollarımız karla kaplı
sessizlik sınır tanımıyor
mavi bir damar
usulca mora eğiliyor
sonra her şey ebruli
Efsane
görününce Uzaktan O Cennet Vadi
bir Başka Gülümser Gözbebeklerin
bu Diyar Bir Masal Hazine Adasında
aramak Apansız Bastıran Yağmurları
ergenlik çağında Kız Edasında
beyaz Gelinlikli O Rüyaları
serpişir En Safı O Gülüşlerin
bir Dua Misali Nur Ziyasında
el Edip,hasretle Süzüp Gözleri
bir Sevi'nin Ardından Kalmak Yasında
hasretle Kavrulup Yanmak Ne Güzel;
kavuşmak ümit Edip Göz Yaşı Aynasında
ince,narin,billur;kırılmış Zaman
her Gece ışıldar Her Bir Parçası
bak;ne Ay Var Gökte Ne Vakit Gündüz
bu Aydınlık Gözlerinin Parlak Sırçası
bir Efsane Bu,bin Yıllardan Rivayet
kaç Kez çizdi Resmini Asırların Fırçası
cengiz Kılıçparlar
Gece Nağmeleri
Gece yazılır en içli şarkılar
Gece yapılır en samimi tövbeler
Gece ıslatılır seccadeler
Gece kabul görür yakarışlar
Gece varılır ulu huzura
Savaştır gece orduları olmayan
Kendi kavgamız gece
Kendi sevdamız gece
Kendi özlemimiz gece
Kendi mazimiz
Kendi geleceğimiz
Bir çığlık
Bir çılgınlık
Bir karanlık
Gülün adı
Bülbülün kanı gece
Semaya yazılan
Alna kazılan gece
Kulağa fısıldanan sır
Bir yar omuzuna yaslanılan....
Gülün koynunda yaralı koku
Bülbülün hazin sesi
Eylül aşkları
Hazan yaprakları
Dudaklardaki fısıltı
Sevdalıların yanılgısı
Yare yazılan süslü name
Yardan gelen name
Umutsuz baş eğiş
Harfler adedince acı
Bir kalem
Bir kağıt gece
Duaya varış gece
Tövbelere dalış gece
Gönüllerde ses
Ruhlarda tatlı esinti
Gece benim
Ben gece.....
YALNIZLIKLA MUHABBET
Zamansız gelir yalnızlığım yanıma,
Bazen bir gecede bazen daha ötede
Bazen ak sakallı nur yüzlü bir ihtiyar
Bazen gül benizli bir sevgili olur
Yaslarım başımı dizlerinin üstüne,
Konuşur,hüzünlerimin dili olur.
Zamansız gelir yalnızlığım yanıma
Solar bazen çiçekler bahar ortası
Bazen kış içinde nergisler açar
Dört mevsim birbirine girer,karışır
Deli yalnızlığım döner dolaşır
Son hazan bahçenin gülü olur...
Cengiz Kılıçparlar
Düslerimizde Kaldi Sevdamiz ...
Gök yüzü zifiri karanlikken , pembe bir dünyada el ele bu sevdanin
içineydik dünyada el ele bu sevdanin içindeydik biz seninle ve hep
birlikte olmakti temennimiz. Pembe düslerimiz vardi, içinde sadece
ikimizin bulundugu. Bu kisacik askimizda en güzel aksamlari en güzel
sevinçleri paylastik. Sevmeyi ögretin sen bana. Yüzün gülerken, içinde
mutlu olabilecegini ögrettin sen bana. Yüzün gülerken, içinde mutlu
olabilecegini ögrettin. Yasamanin seninle güzel oldugunu gösterdin.
Sevdim ben seni , kimsenin sevemeyecegi , can verip kan dahi
olamayacak kadar çok. Uykularimizi paylastik. Bir gece degil gecelerce
uykusuz kaldik sevdamiz için. Ben seni düsledim hep isil isil
gözlerinle yanimda. Dünyalara sigmayacak askimizi küçük yüreklerimize
sigdirdik. Ayri geçen dünümüze yasanmamis saydik. Hep birlikte
olmaliydik biz , öyle güzel oluyordu hayat. Sözler verdik birbirimize
, tutamayacagimizi bile bile. Bir sen söz vermedin sigarayi
burkamayacagina. Oysa her eline alisinda yüregim hançerlendi benim.
Çiçegimdin sen , incinirsin boyun bükülür diye dokunmaya dahi
kiyamazken ben , o seni zehirliyordu. Bir bunu anlatamadim sana.
Ayirmaya kalktilar bizi.kimse benim yüregimi yakan sevdami düsünmedi.
Sensiz hayat yoktu, söz vermistim sevdama , daha önemlisi sana.
Yasayamazdim , ikimizi içime gömüp seni birakamazdim. Aldiris etmedim
kimseye , ayrilmadim senden. Çünkü yasarsam , senin için yasarsam
,sevdam için yasayacaktim.
Ama sonra sen beni istemedin bana sevdamin tasiyamayacagi seyler
söyledin. Yüregimi hançerledin. Benim kadar düsüp “sevdigim
ne yapar?” demedin. Simdi ise ayrildigin ikinci yilinda kara
sevda oldu askimiz. Sen beni unutmadin, benim seni unutma gibi bir
çabam olmadi zaten .
Ama birlikte olmamiz için çaba sarf etmemiz , dünyayi hiçe saymamiz ,
bosuna. Düslerimizde kaldi bizim sevdamiz. Sözümüzü tutamadik.
Sevdamiz ve bir birimiz için yasamadik.
Simdi ikimizde baskalari için yasiyoruz , sevdamiz da sadece içimizde
yasiyor.
Ben sana söz vermistim , sevdamla ve seninle yasayacagima. Sen kendi
çiktin hayatimdan. Sevdam hala yasiyor. Bir gün üzerine çimenler
bitiginde yine yasiyor olacak sevdam. Beni öldürdügün gibi onu
öldürmedin. Sevdayi öldürmek kolay degil. Hiç öldüremezsin ki zaten ..
ACABA
Uyuyan göllere ay ışığında
Sevginin resmini çizsem kim anlar?
Tomurcuk ayrılıp, gül açtığında
Yağmurun saçını çözsem kim anlar?
Bir mekan kaplamış ne varsa nerde
Kendi ötesini saklar her perde
Sonsuzluğun sona erdiği yerde
Huduttan bir kulaç kazsam kim anlar?
Aşk, kömür beyazı; kin, süt karası
Eklenir yarama her dost yarası
Et oldum bıçakla kemik arası
Cellatla ahdimi bozsam kim anlar?
Doğumda yalan var, ölümde gerçek
Bir şeyler anlatır balık, kuş, çiçek
Kırık gönülleri toplayıp tek tek
Toplayıp göğsüme dizsem kim anlar?
Gün geldi zamanı gömdüm kabire
Dağ oldu aklımın verdiği fire
Bağlasam telaşı çelik zincire
Sabrın derisini yüzsem kim anlar?
İçte deprem olur dışın düğümü
İhlâssız çözülmez işin düğümü
Aklımdan geçeni, düşündüğümü
Okusam kim dinler, yazsam kim anlar?
Tüm Aşıklara armağanım olsun :)
vE ELAZİZLİ YARİME...
AH AMAN AMAN
VAY AMAN AMAN
BÜLBÜL KONUŞANIYAM
AŞIĞAM NizipLiYAM
ÖLÜREM AYRILAMAM
DÜŞTÜM KARA SEVDAYA
ELAZİZLİ GÜZEL YARİM
İNAN SANA HAYRANIM
UĞRUNA FEDA OLSUN
VARIM YOKUM BU CANIM
GÖRÜNCE AŞIK OLDUM
GÖZLERİNE TUTULDUM
ALEM NE DERSE DESİN
KIZ BEN SANA VURULDUM
BİR GÖRDÜM AŞIK OLDUM
GÖZLERİNE TUTULDUM
Nizip NE DERSE DESİN
LE BEN SİYE VURULDUM
ELAZİZLİ GÜZEL YARİM
İNAN SANA HAYRANIM
UĞRUNA FEDA OLSUN
VARIM YOKUM BU CANIM
EVLERİ TETİRBELİ
CEYLAN GÖZLER SÜRMELİ
DÜNYA GÜZELİ YARİM
ElAZİZ GÜZELİ
ELAZİZLİ GÜZEL YARİM
İNAN SANA HAYRANIM
UĞRUNA FEDA OLSUN
VARIM YOKUM BU CANIM
AH AMAN AMAAAN
Orjinali için tıklayın
BEKLEMEK
Sarıcadüzü'nde bir yığın toprak
Sulanır her sabah gözyaşlarımla
Mihriban, Mihriban uyan da bir bak!
Hasret düğüm düğüm ak saçlarımda...
Ardıçlı ağaçlarda gene ay doğar
Akasya gölgeleri delik - deşik...
Bir pınar ağlar sabahtan akşama dek
Yapraklar sallanır, ışıklar söner...
Büyüdükçe büyür içimde bir dert,
BEKLEMEK...
Evrenin Efendisine
Dünyanin agirligina eklesek yildizlari ayi günesi
Gene de agir basarsin ey kalbim ey kalbimin günesi
Erdem Beyazit
(Geçtiğimiz günlerde kaybettik. Mekanı cennet olsun...)
Ölü Vakitleri Yaşamak İhtiyar Evlerde
Duvarları çatlak
Tavanı dökülmeye hazır
Temelinde bitlerin karıncaların ince bacaklı böceklerin gezindiği
İhtiyar evlerde
Zamanı çekip üstümüze
Örtüyoruz kirli ve açık yerlerimizi.
Bir şey mi var
Sandık diplerinde saklanan merdiven altlarında unutulan
Ahır köşelerine atılmış paslı çivilerine asılmış duvarların
Nedir bizi bağlayan bütün bunlara ve geçen zamana.
Siz oturdunuz mu hiç kıldan ince uçurumlarda
Biz yatıyoruz her gün beli bükülmüş duvar diplerinde
Uykumuz ürkek ceylanlara benziyor
Bazan yorgun taylara.
Biz sessiz ve kaygan zaman üstünde
Unutmuş ve aldırmaz görünüyoruz
Gıcırtılı merdivenlerden çıkan ölümü.
Biliyoruz işliyor saat tıkır tıkır
Her yerde ve her şeyde
Sesini çizerek sonsuzluğa
Tıkırtıların kımıltıların ve uzayan ağaçların.
Ve aklın dar yalnızlığında
1958
Maraş
Erdem Beyazit
ESERLERİ:
*Sebeb Ey İlk şiir kitabı 1972’de Edebiyat Dergisi Yayınları (2. baskısı Akabe Yayınları, 1979)
*Risaleler son şiirleri adı altında Akabe Yayınları arasında 1987 yılında çıktı (2. baskı 1989).
*Şiirler (Sebep Ey ve Risaleler iki kitap bir arada) İz Yayıncılık tarafından 1992 yılında basıldı (4. baskı 1998).
*İpek Yolundan Afganistan’a:1981’de İran, Pakistan, Afganistan ve Hindistan’ı içeren iki aylık gezi ile ilgili izlenimlerini kitaplaştırdı (Akabe Yayınları 1982).
Allah rahmet eylesin.
Bende güzel bir şiirini buldum üstadın buyrun;
AŞK RİSALESİ
Dirilmek yeniden
Yerin uyanması gibi kımıldaması gibi toprağın
Bulutları yarması gibi gün ışığının
Yağmurun ansızın boşanması
Binlerce kuşun bir anda parlaması havalanması
Erimesi gibi karların ve buzulların
Patlaması gibi dal uçlarında tomurcukların
Dirilmek yeniden
Yüzyıl süren bir berzahtan geçmişiz gibi
Kandan kinden öfkeden
Üstümüze bir sağnak boşanmış gibi
Sürekli lekelendiğimiz çözülmeye terkedildiğimiz
Bir bataktan çıkar gibi.
Yürürken otururken yatarken
Hep çürümek durumunda kalmış
Duyduklarımızdan dolayı kulaklarımız
Gördüklerimizden ötürü gözlerimiz
Dokunduklarımız için ellerimiz.
Belli bir bozgun yaşamışız
Her şeye ölüm dadanmış sanki
Kadınlar ki anne olmamak için direniyorlar
Erkekler ki savaşmayı tümden unutmuşlar
Çocuklar zaten hiç çocuk olmuyorlar
Çocukluk kalkmış dünyadan gibi
Her çocuk antik çağ filozoflarından bir kalıntı sanki.
Aşkın son saltanatını yaşamak içinmi ey kalbim
Ruhun serüvenine bir kale olmak için mi?
Bu başkaldırma kanatlanma.
Durmadan geçiyordu o zamanlar
Üstümüzden tanklar toplar binler tonluk arabalar
Boğuk bir ses madeni bir böğürme
Bir metropol devinin içimiz titreten iniltisi
Ta uzaklarda şehirlerin üstünde kımıldayan
Bir korkunun yüreğimizde biriken tedirginliği
Bir sam yeli gibi bedenimizi yüzümüzü saçlarımızı
Yalayarak
Çekiyordu bizi ve herkesi.
Ama sen uzaklardaydın ey kalbim
Uzaklardaydın, sevdiğim uzaklardaydı
Ayın ve yıldızların çağlayarak
Berrak şelaleler yaparak
Coşku içinde aktığı
Bir yerlerdeydi.
Hani bir gün bir çobana rastlamıştık
Kavalıyla bir sümbülü emziriyordu
Adı ferhat mıydı neydi
Koyunların kurtların böceklerin ve çiçeklerin
Sadakatten mest oldukları
Her birinin gözlerinde
Kaybolur gibi kayar gibi
Dalıp gittiğimiz o saadet evreni
Kayaların yüzlerinden okuduğumuz o ebedi bilinç
Bizi çekip almıştı kılcal damarlarımızdan.
Yaslan göğsüme sevdiğim
Benim gönlüm gök gibidir açık deniz gibidir
Pas tutmaz benim içim yeryüzü gibidir toprak gibidir
Sen ki bulut gibisin
Ay gibisin güneş gibisin bazan.
Usul usul inen
Yağmur tıpırtılarını
Dinler gibi
Dalıp gitmiştik
Sen konuşuyordun
İpil ipil yağan bir yağmur gibi konuşuyordun
Onlar ki konuklarımızdı
Adları Keremdi Yusuftu Kaystı
Hepsi de ezelden tanıdıktı dosttu.
( Ara Çağrı )
Sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım
Her gelişin bir taze haberdi unutmadım
Aşktı alıp verilen altın bir vakitti yaşadığımız
Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki
unutmadım
Can oynanırdı evlerde yollarda meydanlarda
Can alınıp can verilirdi hiç unutmadım
Sen uyurdun uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi
Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki unutmadım
Ah sevgili ! Hayat görünürdü kapından, bir çırpınış
yüreklerimizde
Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde
unutmadım
Toprağa düşen tohum onda gizlenen renk şekil koku
Senin için biçimlenirdi renklenirdi kokardı senin için
unutmadım
Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri
İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah
unutmadım
O dirildi O dirildi diye birden çalkalanan sokaklar
Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı hiç unutmadım
Ey aşk ey dirilik soluğu ey evrenin hareket kaynağı
Nasıl unuturum nasıl unuturum hiç unutmadım.
Haydi gel sevgilim
Uzanalım toprağın altına
Çiçekler mayalansın göğsümüzde
Bu akıp giden bu kör gidip yol giden
Kalabalıkları bu insanları
Ezen çiçekleri, bir kere bile farkına varmayan
Dökülen bu yıldızları yağmur birikintilerine
Çiğneyerek geçen bu adamları ve kadınları
Uyarmak için bir an durdurmak için
Bu bizi terkeden, bacaları öksüz ve boynu bükük
İçimizde sonsuzluk kavislerinden izlerini taşıdığımız
Ama şimdi kendimizi zorlasak da
anımsayamadığımız tasarlayamadığımız o kırlangıçları
Ah tekrar dönülebilir mi? yaşayabilirmiyiz ?
Uzansak yerin altına ve toprak olsak.
Haydi gel sevgilim
Bir daha deneyelim
Bir kere daha kesmek için yolunu kalabalıkların
Yüreğimizden gönlümüzün derinliğinden
Vermek hep vermek için
Çünkü dağıttıkça çoğalır bizim zenginliğimiz
Aşkın bir adı da berekettir
En iyi anlatandır o
Hirada bir mağarada
Gözden döküleni
Gönülden geçeni.
Ah hep o kelimeyi bulmak için bütün bu
Çabalarım
Seni çağıracak olan.
Nasıl da unuttuk
Oysa daha anar anmaz adını
Ansızın patlayan bahara bir pencere açmışız gibi
Kış ortasında çıkıveren güneş gibi
Birden sıyrılıverip bulutlardan
Üryan görülen can gibi
Doldururdun içimizi
Ve eviçlerimizi.
Ah oruçlu bir ağustos vaktinde
Bir kayanın dibinden kaynayan
Soğuk ve berrak sulara
Uzanıp kana kana
Avuç avuç alıp
Yüzümüzde içimizde
Duyduğumuz
Gibi
Aşk.
Ah bir yalnızlık vaktinde
Herkesle birlikte olduğumuz
Gene de yalnız olduğumuz
Bir parkta
Ta uzaklardan gelir gibi
Bir tamburdan bir ezginin
Bizi bizden ve herşeyden
Alıp götürdüğü gibi
Aşk.
Haydi gel sevgilim gene arayalım
Makam-ı İbrahimde rastlanan ayak izlerini
Dedesinin elinden tutup Kubays dağına götürdüğü
Yüzüsuyu hürmetine yağmur istediği
Yeryüzünün bereketlenip çiçeklerle bezendiği
Develerin coşarak çöllerde
Ayak sesleriyle şiirler bestelediği
O vakitleri.
Haydi gel bir daha bir daha
Arayalım
Herkesin ve herşeyin uykuya vardığı
Bir vakitte
Gürül gürül
Bardaktan boşanır gibi
Yeryüzünü ve gökyüzünü
Dünyanın bu yüzünü ve öbür yüzünü
Geceyi ve gündüzü
Dolduran
Yüreğimizi kuşatan
O kitaptan
Okunanı.
Yaşamak, avını gözleyen
Sessiz gergin
Soluk soluğa
Bir atmaca
Sağ elimin
Parmakları ucunda.
Ve ölüm
Bir güvercin
Beyaz
Süzülen masmavi gökten
Berrak sulara.
Bir yıldız kayıyor kayıyor kayıyor
Bir dal uzuyor uzuyor
Bir gül kanıyor bir seher vaktinde
Yanıyor bir ateş için için
İçimde içimin de içinde
Bir ezgi dönüyor dönüyor dönüyor
Bir ney eriyor dudaklarımda
Aşkın bir adı da yorulmamaktır.
DÜŞ ÖLÜMLERİ
O limanlı şehir,o şen gemiler ve gündönümleri
Sonsuz bir sis içinde kaybolup gitti
İçinde bıraktığım mutlu günleri
Aramıyorum,anımsadığım sadece düş ölümleri
Elimde bir şişe yüzümde gamzelerim
Yitik yarı sarhoş geceler orda
Orada parçalarım orada sevdiklerim
Orada düşlerim,düşzedelerim
O şehirde sen de vardın hatırlasana
Sisli soğuk geceleri ve yarı mahçup
Anlatamadığım şeyleri sana
Korkularım zaferde düşlerim mağlup
Şimdi başka şehirlerin başka sokaklarında
Aşina karabasanlar görmekteyim ben
Ve sen sevdiğim ve sen en iyi dostum
Kayıp düşlerimi sormaktayım ben
O limanlı şehir,geceler yarı sarhoş
İçmişiz,çakırkeyif,hafiften üşüyoruz
Dalmışız,aşığız,hepimiz seviyoruz
Dalmışız masmavi bir rüyaya hep
Bir düş'ün içine düştükçe düşüyoruz...
CENGİZ KILIÇPARLAR
İTİRAF
İster ağla, ister uyu bebeğim
Yüreğime kundakladım ben seni
Yakacaksan, yak ta kurtul; ne deyim
Ateş diye kucakladım ben seni.
Bilemezsin.. can yakmaz ki bilesin
Ağrı, sızı bırakmaz ki bilesin
Yara açmaz, kan akmaz ki bilesin
Gözlerimle bıçakladım ben seni.
Mektup yazdım baharına, yazına
Gölgeden çık, güneş doysun hazzına
Kilit vurdum gecelerin ağzına
Rüyalara yasakladım ben seni.
Gönlümü vermişim, güle ne hacet
Daha başka bir gönüle ne hacet
Altına, elmasa, tüle ne hacet
Şefkatimle duvakladım ben seni
KAHRAMANLIK MARŞI
Çekin kılıçları oklar gerilsin
Yürüyün yarenler cenge gidelim
Satuk Buğra han gelsin,gökler yarılsın
Yürüyün yarenler cenge gidelim
Belki tarih kadar eskidir yaşım
Çekin kalkanları,atları koşun
En mutlu gün bu gün vallah sarhoşum
Yürüyün yarenler cenge gidelim
Gürani rüyada zaferi saydı
Kadırgalar tepelerden haliç'e kaydı
Haydi yiğitlerim,erlerim haydi
Yürüyün yarenler cenge gidelim
Öncümüz on sekiz bin alemin efendisi
Ardında Fatih Sultanın ta kendisi
Ya ALLAH BİSMİLLAH,hep zafer sesi
Yürüyün yarenler cenge gidelim
Çalınsın kösler mehter çalınsın
Gittiğimiz her il fetih olunsun
Abdulhamit,Kanuni,Yavuz bulunsun
Cedlerimin ruhunu şad edelim
Yürüyün yarenler cenge gidelim
Cengiz KILIÇPARLAR
Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.